.
.

Ehla-Der Genel Başkanı Kadir Akaras'ın Tahran Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde yaptığı sunumun özeti...

* * *

Çağdaş dünya, bir yandan ulus ötesi etkileşimlerin hızla arttığı bir dönemi yaşarken, diğer yandan yerel, bölgesel ve küresel ölçekte şiddet içeren çatışmaların sürekliliğine tanıklık ediyor. Bitmeyen savaşlar, derinleşen kimlik temelli ayrışmalar ve giderek görünmez olan yapısal şiddet biçimleri, barış kavramını yeniden düşünmeyi zorunlu kılıyor.

Bugün barış, yalnızca silahların susması anlamına gelmiyor. Aksine, adalet, eşitlik, kültürel tanınma ve birlikte yaşama iradesini içeren çok katmanlı bir süreci ifade ediyor. Özellikle asimetrik ve kimlik temelli çatışmalar karşısında klasik uluslararası hukuk mekanizmalarının ve kolektif güvenlik düzenlemelerinin yetersiz kalması, barışın toplumsal ve kültürel boyutlarını daha görünür hâle getiriyor.

* * *

Değişen Savaşlar, Değişen Barış Anlayışı

21. Yüzyılda çatışmalar artık yalnızca devletler arasında yürütülen klasik savaşlarla sınırlı değil. İç savaşlar, terörizm, zorunlu göçler, dijital alanlarda üretilen nefret söylemleri ve medya üzerinden yürütülen algı mücadeleleri, günümüzün yeni çatışma biçimlerini oluşturuyor. Bu tablo, “savaş” ile “barış” arasındaki geleneksel sınırları bulanıklaştırıyor.

Bu nedenle barış, artık bir son durum değil; süreklilik gerektiren, sosyal adaletle ve kültürel uyumla beslenen bir süreç olarak ele alınıyor.

* * *

Kültürlerarası Barış: Çatışmanın Panzehri mi?

Kültürlerarası barış yaklaşımı, farklı kültürler ve kimlikler arasındaki etkileşimi bir tehdit değil, bir imkân olarak görür. Kültürü kaçınılmaz bir çatışma kaynağı olarak değil; empati, diyalog ve karşılıklı anlayışın zemini olarak ele alır.

Bu yaklaşım;

  • “Biz ve onlar” ayrımını zayıflatmayı,

  • Ötekileştirici dili sorgulamayı,

  • Kalıp yargıların yeniden üretilmesini engellemeyi amaçlar.

Kimlik ve algı temelli çatışmaların yaygınlaştığı bir dünyada, kültürlerarası barış; barış çalışmaları, uluslararası ilişkiler ve kültürel diplomasi alanlarında giderek daha merkezi bir konuma yerleşiyor.

* * *

Şiddetin Yeni Yüzleri ve Şiddetsizlik Seçeneği

Günümüzde şiddet yalnızca fiziksel biçimlerde karşımıza çıkmıyor. Yapısal şiddet; eşitsizlikler, yoksulluk ve ayrımcılık yoluyla toplumsal dokuyu zedelerken, kültürel şiddet bu eşitsizlikleri “doğal” ve “kaçınılmaz” göstererek meşrulaştırıyor.

Buna karşılık şiddetsizlik yaklaşımı, çatışmayı inkâr etmeyen; onu dönüştürmeyi hedefleyen aktif bir strateji sunuyor. Bu perspektife göre:

  • Askerî çözümler kısa vadeli olabilir, ancak kalıcı değildir.

  • Çatışma yönetilebilir bir toplumsal olgudur.

  • Kalıcı barış, katılım, adalet ve diyalogla mümkündür.

Şiddetsizlik, bir zayıflık değil; bilinçli, rasyonel ve dönüştürücü bir tercihtir.

* * *

Kültürlerarası Barış Projeleri Neyi Değiştiriyor?

Dünyanın farklı bölgelerinde hayata geçirilen kültürlerarası barış projeleri, barışın yalnızca masa başında imzalanan anlaşmalardan ibaret olmadığını gösteriyor. Barış eğitimi programları, kültürel ve akademik değişimler, sanatsal üretimler ve mülteci uyum projeleri; toplumsal güveni yeniden inşa eden önemli araçlar olarak öne çıkıyor.

Bu projeler, güvenlik merkezli barış yaklaşımlarının eksik bıraktığı alanları tamamlayarak, toplumsal düzeyde kalıcı dönüşümler yaratıyor.

* * *

Şiddetten Arınmış Bir Dünya: Hayal mi, Hedef mi?

Kısa vadede tamamen şiddetsiz bir dünyanın mümkün olduğu söylenemez. Ancak barış literatüründe bu fikir, ulaşılması gereken bir normatif hedef olarak kabul ediliyor. Bu hedef;

  • Yapısal eşitsizliklerin önlenmesini,

  • Kültürlerarası diyaloğun kurumsallaşmasını,

  • İnsan haklarının güvence altına alınmasını,

  • Küresel dayanışmanın güçlendirilmesini gerektiriyor.

Kültürlerarası barış projeleri, bu hedefe bir anda değil; kademeli ve kalıcı adımlarla yaklaşma imkânı sunuyor.

* * *

Anlatılar Çağında Barışın Sorumluluğu

Bugünün savaşları yalnızca cephelerde değil; anlatılar, medya temsilleri ve toplumsal algılar üzerinden de yürütülüyor. Sosyal medya ve dijital platformlar, düşmanlaştırıcı dili güçlendirebildiği gibi, barışı besleyen insani anlatılar için de bir alan yaratabiliyor.

Bu nedenle kültürlerarası barış, yalnızca sahada değil; dilde, söylemde ve anlatılarda da inşa edilmek zorunda. Medya okuryazarlığını güçlendiren ve şiddet üreten anlatıları sorgulayan yaklaşımlar, barış sürecinin ayrılmaz bir parçası hâline geliyor.

* * *

Sonuç: Barış Bir Tercihtir

Sonuç olarak barış, yalnızca siyasal kararlarla sağlanabilecek bir durum değil; kültür, eğitim ve toplumsal bilinçle beslenen uzun soluklu bir süreçtir. Şiddetten arınmış bir dünyaya ulaşmak, çatışmayı tamamen yok etmekten ziyade; onu adil, rasyonel ve insani biçimde yönetebilme kapasitesiyle mümkündür.

Kültürlerarası barış, tam da bu noktada, çağımızın en güçlü imkânlarından biri olarak karşımızda duruyor.