.
.
Bismillahirrahmanirrahim
Ehl-i Beyt (sa) çeşitli rivayetlerde gaybet döneminde takva sahibi olmanın çok zor bir iş olduğunu vurgulamış ve Şialerı bu konuda uyarmıştır.
Dini kaynaklarımızda, din ilkesine ve dinin insan yaşamındaki merkezi rolüne büyük önem verilmektedir. Bu dinin merkezi rolünü antropolojik bir bakış açısıyla da ele alabiliriz. İnsanlar ve diğer canlılar arasındaki fark ne olursa olsun, bir sonuçu olmalıdır. Bu sonuç, bir çerçeveye sahip olmak anlamına gelir. Bu çerçeve dindir, çünkü diğer yaratıkların böyle bir çerçevesi yoktur. Şimdi, bu din ya Allah’u Tebareke ve Tealaya atfedilen gerçek dindir ya da insanların icat ettiği sahte ve batıl bir din (sistem)dir.
İmam Ali (as) şöyle buyuruyor: ‘’insanoğlu erdemlerin bir araya gelmesiyle oluşan bir değerdir, ancak bazen birçok erdemi bir arada toplamayabilir, eğer bunlardan birine sahipse, diğerlerinin eksikliğini hoş görür ve diğerlerinin yanlışlarını görmezden gelebilir, tek bir istisna dışında.
Örneğin, bizim bin erdemimizin olduğunu varsayalım. İmam şöyle buyuruyor: "Eğer bunlardan birine sahipseniz, 999'una sahip olmamanıza katlanırım; fakat öyle bir erdem vardır ki, ona sahip değilseniz, diğerlerine sahip olmanızın hiçbir faydası yoktur." Bu rivayet, dinin önemini vurgulamaktadır. İmam şöyle buyuruyor:
Bir kişide tek bir iyi özellik olup diğerlerinden yoksunsa, ona müsamaha gösterir ve affederim; ancak iki özelliğin birden yokluğunu asla kabul etmem. Bunlar din ve akıldır. Bir insanda akıl tam etkili olmayabilir, ama dinin en büyük özelliği insanın hayatına huzur vermesdir.’’
Dinin getirdiği ikinci özellik, dinin gizli ve açık alanda saldırganlık ve zulmün meydana gelmesini engellemesidir. kanunun nihai görevi ise, açık alanda saldırganlık ve zulmün meydana gelmesini engellemektir. Allah'ın gördüğünü bilmiyormusun? O yeterlidir, bu dinin alanı ve görevidir. Bu nedenle İmam şöyle buyuruyor: Eğer O (din) yoksa, ben hiçbir etkileşimde bulunamam. Bu, dindarlık ve takvanın gerekliliğidir.
Din, gerekli ve önemli bir alandır. Önemini göstermek için, İmam Ali'den (as) bir rivayet aktardık ve din hakkındaki iki sözünü kullandık:
1- Din insana huzur verir;
2- Din, gizli ve açık saldırganlık ve zulmü engeller. Böylesine bir faydası varken, bu çerçeveyi aşmamak için dine dikkat etmemiz ve onu korumamız akılcı bir gerekliliktir.
Emiri'l Mümin’in İmam Ali (as) şöyle buyuruyor:
‘’Ey insanlar, dininiz!, dininiz!, dininize dikkat edin. Ona sarılın, dininizi yaşayın ve ona bağlı kalın. Sadece ben dindar olduğum için değil, sizin hayatınızda bu din nerede? Dindar olduğunuzu nereden biliyorsunuz? Namaz ve oruç mu? Bunlar dinin gerçekliğinden yoksun ritüellerdir. Diğer itikat, Şeriatlarda da Pazar ve Cumartesi günleri aynı ritüelleri yerine getirirler. Sorun bunlar değildir. Sonra İmam şöyle buyuruyor: Dininize sarılın, onu yaşayın, kimsenin sizi ondan uzaklaştırmasına veya geri çevirmesine müsade etmeyin, böyleki tehlikelere dikkat edin.’’
* * *
İmam Ali’nin (as) nazarında dinin neden bu kadar önemli olduğunu anlayabiliriz.?
Bu, İmam Ali’den (as) insanlara açık bir uyarıdır: Dikkatli olun, bazı insanlar dininizi elinizden almak isterler. Dininize sahip olun, basiretli olun ki sizi farklı entrika şeylerle dininizi elinizden almasınlar, alırlarsa sizi yozlaştırırlar.
Velayet güneşinin yedinci İmam-ı İmam Musa Kazım (as) güzel vahyi sözüyle şöyle buyuruyor: ‘’Dininize dikkat edin ve sahip olun, kimsenin sizi dininizden uzaklaştırmasına izin vermeyin.’’ Evet bu dönem bizler bugün büyük gaybet dönemindeyiz. Büyük gaybet döneminde dindar olmak zor bir iştir. İmamların (sa) uyarısı, dininize dikkat etmelisiniz. Dininizi sizden almak için bekleyenler vardır. Başka bir hadiste, İmam Ali (as) şöyle buyuruyor: ‘’Din yatağına düşmek, küfür yatağında ki iyilikten daha iyidir. Neden? Çünkü din yatağında işlenen günahlardan istiğfar edildiğinde Allah insanı bağışlar ve günahları affedilir, ama dinsizlik ve küfür yatağında iyilik ise kabul edilmez.’’ Dolayısıyla takva bağlamındaki bir hata Allah tarafından affedilir ve bağışlanır, ancak dinsizlik bağlamındaki iyi ameller hiç kabul edilmez.
Birileri sizin dininizi sizden almalaları konusunda İmamlar uyardılar. İmam Sadık (as), bu zamanımızı kapsayan Gaybet döneminde dindar olmanın zorluğu hakkında bir rivayette şöyle buyuruyor. Dikkatli olmanın zor olduğunu bilmek gerekir.
* * *
“Bu işin (İmamet ve kıyamın) sahibinin bir gaybeti vardır.
O dönemde dinine sımsıkı sarılan ve onu yaşayan kimse, sanki ‘qatad’ adlı çok dikenli bir çalıyı yontmaya çalışan biri gibidir (bu işin ne kadar zor olduğunu anlatan bir benzetmedir).
Sonra İmam eliyle işaret ederek şöyle buyurdu:
‘Hanginiz elinizle o qatad dikenini tutabilir?’
Onu tutmak bile bu kadar zorken, yontmak nasıl mümkün olsun?
Bu işin sahibinin bir gaybeti vardır;
o hâlde kul Allah’tan sakınsın (takva sahibi olsun) ve dinine sımsıkı sarılsın.
Çünkü dindar kalmak zordur.
Başka bir yerde şöyle buyurur:
Bu durum çok garip ve yalnız olacaktır.
İmam Cafer Sadık (as) öyle ifadeler kullanır ki insanın içi burkulur:
‘Oğlum Ali (İmam Hadi) şehit olduğunda, ondan sonra bir ışık belirir;
sonra o ışık da gizlenir, kaybolur (yani İmam Hasan Askerî de şehit olur).
Şüpheye düşenlerin vay hâline!
Dinini alıp koruyarak yaşayan o “garip” kimseye ne mutlu!
Peki, neden “garip”?
Çünkü toplum dindarlığı kabul etmez.
Dindar insanlara “gelenekçi”, hatta “akılsız” derler.”
* * *
İmamların (sa) uyardıkları konuların bizler bugün tam ortasındayız, gaybet dönemi dinimizde ne kadar samimi ve sadakatlıyız, dinimizi başkaları bizden ne kadar almış ve bizi tahrif edilmiş ve yozlaştırılmış din adı altında hurefalarla yoğurtmuşlar. Neden İmam Mehdi’nin (af) zuhuru için aktif olamıyoruz, İmam Mehdi (af) neden zuhur etmiyor, acaba bunun bizim dinsel hayatımızla ilgili bir bağlanıtısı varmıdır.?
Yoksa Allah kendisimi daha zamanı değil diyemi İmamın zuhurunu gerçekleştirmiyor. Bu konuyu biraz araştırdığımız zaman, neden İmam Mehdi (af) zuhur etmiyor işte tamda bu noktada toplumun din sorunu ortaya çıkıyor. İmamın zuhurunun gerçekleşmemesinin ve sürekli ertelenmesinin bir çok nedeni vardır. Ama asıl neden insanların kendisidir. Bunuda üç merhalede ele alabiliriz.
Birinci merhale: Gaybetin sebep ve felsefesi
İnsanlar ne yaparsa karşılarına aynı şey çıkar, her şey insanların yaptıklarıyla orantılıdır. İnsanlar genelde haksızlık, zulüm ve israf ederler, bu haksızlık, zulüm ve israf farklı alanlarda uygulanır, bazen insan kendisine, bazen arkadaşına, bazen ailesine, bazen topluma uygular ve yapar. Bu üç etkenin içinde en etkileyici unsur zulümdür. Zulüm herşeyi yok eden bir beladır, Allah’ın Gahhar sıfatının şiddetli birşekilde uygunladığı bir alandır. Hem zulüm edene hem zulmü kabul edene, Allah hem zulüm etmeyi hemde zulüme boyun eymeyi yasaklamıştır. Konu hakkında
İmam Ali (as) şöyle buyuruyor: ‘’Biliniz ki Allah Tebareke ve Teala, yeryüzünü bir an olsun hüccetsiz (Nbuvvetsiz ve İmamsız) bırakmamıştır, Allah bazen insanların bazılarının yaptıkları ve bazılarının kabul ettikleri zulümlerden ve israflardan dolayı Hüccetini (İmamın zuhurunu) onlardan saklar.’’
Kur’an-ı kerim şöyle buyuruyor:
“Bu böyledir; çünkü Allah bir topluluğa vermiş olduğu nimeti, onlar kendi durumlarını değiştirmedikçe asla değiştirmez. Allah, gerçekten işiten ve bilendir.”[1]
İmam Cafer Sadık’ın (as) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
“Babam şöyle buyuruyordu: Allah kesin hüküm vermiştir: Kuluna verdiği bir nimeti, kul bir günah işleyerek cezalandırmayı hak etmedikçe ondan almaz.”[2]
Ayetin kesin emri ve İmam Sadık’ın (as) bu ayetin tefsirindeki buyuruğu çok net belirtmektedir ki insanar yaptıkalrı zulüm ve işledikleri günahlardan dolayı kendilerine kurutluşu getirecek ve refaha çıkaracak nimet olan İmam Mehdi’nin (af) nurlu zuhurun gerçekleşmesi ellerinden kayıp eder ve Allah, yapılan bu zulüm ve işlenen günahlardan dolayı o nimeti onların ellerinden alır.
Bu birinci merhalede anlayabiliiyoruz ki imam Mehdi’nin (af) zuhurunun gerçekleşmesine ve gecikmesine engel olan birinci sebep toplumun kendi yaptıklarıdır.
İkinci Merhale: İmam-ı zaman, İmam Mehdi’nin (af) Yeterince Samimi ve Vefalı dostunun Olmayışı
Gaybet döneminin uzun olması ve gecikmesinin en önemli etkenlerinden ikinci özellik, İmam Mehdi’ye (af) yeter kadar vefalı, samimi, sadık ve itaatkar dostun olmamasıdır. Bu Şia toplumunun en zayıf noktasıdır, söylemde, ihtiyaç duyulduğu anlarda ve dualarda hep imamı sesler ve yolunun beklendiği söylenir ama amel ve bağlılık hususuna gelince Ondan çok uzak mesafede olduğumuz bir gerçektir.
Üçüncü Merhale: Toplumsal hazırlığın olmaması
Konunun kendisi hakkında İmam Mehdi (af) (global olarak insanlar için) şöyle buyuruyor: “Eğer bizim Şialarımız Allah tarafından kendilerine verilen vazifeye liyakatıyla bağlı kalsalardı, yüklendikleri sorumlulukları, yaptıkları ahdleri ve verdikleri sözleri beraber yerine getirslerdi, (Allah) bizim onlarla buluşmamızı geciktirmez ve onların mutluluk ve saadeti yakalamalarını çabuklaştırırdı. Onların bizimle buluşması, bizi gerçek bir marifetle ve hakkıyla tanımalarına ve bize olan sadakatlarına bağlı olan bir durumdur.”
Dolayısıyla İmam Mehdi’nin (af) gaybet döneminde dini korumak, dindar kalmak, takvalı yaşamak, zulüm etmemek ve zulümü kabullenmemek okadar basit bir durum olmadığıdır. Metanet, sabır, basiret, feraset, tefekkür ehli olmak, sağlıklı düşünmek ve akılı kullanarak bu etkenler neticesinde zamanın bütün küresel Emperyalist, Siyonist ve tekfirci akımlara karşı dik durmak ve İlahi Evrensel Adelet Devleti’nin kurulması için zamanın sahibi ve imamı, İmam Mehdi’nin (af) zuhurunun zeminesini oluşturmak her velayet itikatına sahip olan her bir insanın fıtratı gereği bir vazifedir.
- - - - - - - - - - - - - - -
[1] (Enfal/ 53)
[2] el-Kâfi ve Nuru’s-Sekaleyn Tefsiri