.
.
Zalime Karşı, Mazluma Ve Haklıya Destek: Direniş
.
Elinizden bir şey gelmiyorsa, bari bırakın da onlar sizin onurunuz ve şerefiniz olsun. “Suriye’de, Irak’ta katliam yaptılar” diye tutturmuşsunuz. Allah aşkına, Suriye’de ve Irak’ta kime karşı savaşıyorlardı, biliyor musunuz?
Tekfirci ve DEAŞ savunuculuğunu daha ne zamana kadar sürdüreceksiniz?
Kendini aydın, ümmetçi ya da akıl hocası olarak gösteren bazı kişiler, fitne ve nifak peşinde koşarak algı oluşturmaya çalışıyor. Ne yazık ki bu kişiler, yanılmaya müsait insanları etkileyebiliyor. Tekfirciler, dünyanın her yerinde fırsat bulduklarında halkları kana bulayarak irticai hareketleri yaygınlaştırmaya çalışmaktadır.
Pakistan’da camileri ve pazarları patlatan, Afganistan’da ilkel yöntemlere başvuran, Irak’ta çarşı ve pazarları ateşe veren; Musul’u işgal edip köle pazarları kuran; Suriye’de Halep, Nubbul ve ez-Zehra şehirlerini ele geçirerek benzeri katliamlar yapan; hatta bazı Avrupa ülkelerinde silahlı eylemler gerçekleştiren bu kanlı ve cani çete grubuyla mücadele ne zamandan beri “Sünni katliamı” olarak adlandırılmaktadır?
Biz bu terörist grubun hiçbir ferdini Müslüman olarak adlandırmıyoruz ve kabul etmiyoruz. Bırakın İslamı, insani değerlere sahip olmayan canilerden bahsediyoruz.
Tekfirciler ve DEAŞ gerçekten Sünni midir?
Onlar bu ümmetin Siyonistleri değil midir?
İran ve Hizbullah neden Suriye’de var oldular ve devlete arka çıktılar?
22 Arap ülkesi içerisinde Suriye devleti tek başına işgalci İsrail ile asla barış müzakerelerine yanaşmamış ve başta Hamas, İslâmî Cihad, İzzettin el-Kassam Tugayları olmak üzere Filistinli silahlı örgütlere ev sahipliği yapıp İran’dan gelen silah sevkiyatına lojistik destek sağlıyordu.
İran’ın başından beri iç ve dış politikası daima anti-emperyalizm olmuştur ve devlet adamları bunu sarahaten dile getirmişlerdir.
İslam İnkılabı lideri İmam Humeyni 1980’de yayımlanan bir konuşmasında şöyle demiştir:
“Amerika bütün dünyadaki zulmün başıdır. Biz emperyalizme ve Amerika’nın tahakkümüne karşıyız.”
“İslam, emperyalizme karşı mücadele edenlerin okuludur. Biz dünyanın zorba güçlerine boyun eğmeyeceğiz.”
İran İslam Cumhuriyeti 47 yıllık sürede bu çizgiden asla şaşmamıştır.
* * *
Bunun ilk örneği; İran’ın kilometrelerce uzakta, Avrupa kıtasında bulunan Bosnalı mücahitlere yardım etmesidir. 1992–1995 yılları arasında Sırplar tarafından on binlerce Bosnalı hunharca katledilmiş, bir soykırım yapılmıştı. O gün İran dışında tüm dünya ülkeleri sessizdi. Merhum Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç 1999 yılında yaptığı açıklamada, “Bosna halkı İran’a büyük saygı duymaktadır ve savaş sırasında yaptığı hayati yardımları asla unutmayacaktır.” demişti.
İran, Suriye’de yine aynı hedef için bulunmuştur. Onlarca yıldır İsrail’in topraklarını işgal ettiği, ambargo uyguladığı Filistin’e maddi ve manevi destek olup, siyonizmin gücünü kırmak için!
Lakin İran’ın gücünden, yardımlarından rahatsız olan Amerika ve İsrail yine kirli ve şeytani oyunlarını devreye sokmuşlardır.
ABD’de İran savaşını protesto ederek istifa eden Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent şunları itiraf etmiştir: “...Ve Şam’da o hilali, o kara köprüsünü, İran kaynaklarını oluşturarak doğrudan İsrail’in arka bahçesine gidiyorlardı. İsrailliler Irak Savaşı’nın sonunda şuna karar verdiler: ‘Bunu parçalamalıyız! Suriye’de savaşa girmeliyiz! Esad’ı devirmeliyiz!’ Ve kısa süre içinde biz devreye girdik ve dedik ki: ‘İsraillilerle çalışacağız ama aynı zamanda Suriye’deki Sünni nüfusla da yoğun bir şekilde çalışmamız gerekecek, bir isyan yaratmak için. İşte IŞİD buradan çıktı. Doğrudan El Kaide ile çalıştık. Hillary Clinton’ın e-postaları bunu doğruluyor..."
IŞİD, Amerika’nın maddi destekleriyle Suriye’de çağımızın en hunharca katliamlarından birine imza attı. Şehit Nasrallah bir konuşmasında şöyle söylüyor: “Biz Suriye’de sadece silahlı tekfirci gruplarla savaştık ve asla sivilleri öldürmedik. Bu tekfircilerin ne dini, mezhebi ne de milleti, vatanı var. Bunlar, öldürme fikrinden doğan katiller sürüsüdür...Şii ve Hristiyandan fazla Sünni öldürdüler!!”
Yine emperyalist güçlerin yönlendirmesi ve iftiralarıyla yapılan tüm cinayetlerin ve kıyımların faturası İran’a kesildi. IŞİD yaptı, lakin “İran yaptı.” denildi. En büyük hedefleri mazlum Filistin halkına yapılan desteğin durdurulması ve İran'ın oluşturduğu yardım koridorunun kapanmasaydı.
Yahya Sinvar, 2023 Kudüs Günü konuşmasında Filistin direnişinin bugünlere İran’ın desteğiyle geldiğini belirterek şu ifadelere yer vermişti:
“Biz Gazze’de direniş gücü inşa ediyoruz, önce Allah’ın fazlı, sonra İran’ın mali, silah, lojistik ve bilimsel, teknik desteğiyle bu büyük aşamaya geldik... İran İslam Cumhuriyeti İmam Humeyni’nin ahdini ve vasiyetini yıllar boyu en güzel şekilde yerine getirdi. Başta devrim rehberi genel mürşid (Seyyid Ali Hamenei) Allah onu muhafaza buyursun; Kudüs, Aksa ve direniş güçlerinin desteklenmesinde her zaman ihtimam gösterdi. Ve Mescid-i Aksa’nın özgürleşmesi yolunda büyük uğraşlar verdi. Hayrı isteyen herkes buna şahitlik etmektedir.”
Bugünkü savaşın bir başka adı da Filistin savaşıdır. Filistin davasına ve Sünni Gazze halkına destek olmanın sonucu olarak kabullenilen bir savaştır. Aslında neyin ne olduğunu sahadaki insanlara sormak gerekir. İranlıları ve mağdur Sünni Gazzelileri dinlemek gerekir. “At çamuru, kalsın izi” politikasına artık son verelim. Enerjimizi düşmana karşı kullanalım. Kardeşler arasında enerji tüketmenin ne bir anlamı ne de bir faydası vardır.
Ayrıca halkların ve ülkelerin tutumlarını Amerika perspektifinden değerlendirmek gerekir. Emperyalist Amerika ve Siyonist İsrail bir işten memnunsa, o işte mutlaka bir eksiklik vardır. Onların istemediği ve onları rahatsız eden şeyler ise çoğu zaman doğru ve tutarlı olan şeylerdir.
Hangi gelişme nerede olursa olsun, Amerika’nın o konuda razı olup olmadığına bakmak gerekir. Amerika ve İsrail; kan, sömürü ve hegemonya üzerine kurulmuş düzenlerdir.
Siz olun, emperyalist Amerika ve Siyonist İsrail’in oyununa gelmeyin.
Birliğinizi ve dirliğinizi koruyun.
Mezhep ve etnik çatışmalar sadece onlara yarar.