.
.

Bismillahirrahmanirrahim

Çocukluğu

Abdulmuttâlib en çok sevdiği oğlu Abdullah'ı genç yaşta kaybetmişti. En öncelikli meşguliyet konusu Hz. Peygamber (s.a.a) olmuştu. Bu yüzden emzirilmesi işinin çözüme bağlanmasını Ebû Leheb'in câriyesi olan Süveybe Hatûna havale etti. Ondan, Hz. Peygamber'i (s.a.a) çölde yaşayan Benî Sa'd kâbilesine göndermeyi sağlamasını istedi.

Bununla, Hz. Peygamber'in (s.a.a) orada bir sütanneden süt emerek Mekke'nin çocukları tehdit eden olumsuz ortamının uzağında temiz bir ortamda kırsal kesimin çocukları arasında yetişmesini amaçlıyordu.

Mekke eşrafının âdeti böyle idi. Yeni doğan çocuklarını sütannelerine verirlerdi. Benî Sa'd kâbilesinin sütanneleri ise bu işte şöhret kazanmışlardı. Mekke yakınlarında, Hârem-i Şerif civarında yaşayan bu kâbilenin kadınları her yılın belirli bir döneminde Mekke'ye gelerek emzirilecek çocuk ararlardı.

Süt çocuğu bulamayan tek kadın Ebû Zueyb es-Sa'diyye kızı Hâlîme Hatûn idi. Bu kadın da diğer sütannesi adayları gibi ilk başta Hz. Peygamber'i (s.a.a) emzirmeye almak istememişti. Fakat emzirecek çocuk bulamayınca kocasına: "Vallahi o yetime gidip onu emzirmeye alacağım." dedi. Kocasının da kabul etmesi üzerine Hâlîme Hatûn, bu yetim çocuk sebebi ile hayrı ve bereketi bulacağını ümit ederek Hz. Peygamber'e (s.a.a) dönüp onu bağrına bastı, bakımını üstlendi. [1]

Rivâyette Hz. Peygamber'in (s.a.a) Hâlîme Hatûn'dan başka hiçbir kadının göğsünü emmeyi kabul etmediği belirtiliyor. [2]

Hâlîme diyor ki:

Abdulmuttâlip beni karşıladı ve bana: "Kimsin?" diye sordu. "Benî Sa'd kâbilesinden bir kadın." karşılığını verdim. Bana: "Adın nedir?" diye sordu. "Hâlîme’dir." dedim. Bunun üzerine: "Ne güzel ne güzel; saadet ve hilim! Bu iki karekterde bütün zamanların iyiliği ve ebedî onur vardır." dedi. [3]

Abdulmuttâlib'in yetimini emzirmeye almakla berekete ve hayır artışına kavuşacağını uman Hâlîme Hatûn'un bu beklentisi boşa çıkmadı. Rivâyet edildiğine göre göğsü boştu, süt akıtmıyordu. Fakat Hz. Peygamber'i (s.a.a) emzirir emzirmez göğsü doldu ve süt akıtmaya başladı.

Hâlîme diyor ki:

Resulullah'ı (s.a.a) yanımıza alınca, geçimimizde ve malımızda bolluk ve hayır bulduk. Öyle ki, kıtlıktan ve geçim sıkıntısından sonra varlıklı hâle geldik. [4]

Abdulmuttâlib'in torunu, Hâlîme'nin ve kocasının himayesinde Benî Sa'd kâbilesinin kırlarında yaklaşık beş yıl geçirdi.

Rivâyet edildiğine göre sütannesi Hâlîme Hatûn, beş yaşındayken Hz. Peygamber'i (s.a.a) ailesinin yanına getirdi. Annesi Âmine Hatûn o sırada Hz. Peygamber'i (s.a.a) yanına alıp sevgili eşinin mezarını ziyarete gitmek istedi. Bu vesile ile Hz. Peygamber de (s.a.a) Yesribli (Medineli) Benî Neccâr kâbilesinden olan dayılarını görebilecek, bu yolculuk sırasında onlarla tanışabilecekti.

Fakat bu yolculuk Hz. Peygamber (s.a.a) için başka bir üzüntü kaynağı oldu. Çünkü babasının ölüp defnedildiği evi ziyaret ettikten sonra geri dönüş yolunda Ebvâ denen yerde annesini kaybetti.

Âmine Hatûn'un ölümünden sonra Ümmü Eymen, geriye kalan mallarını ve devesini de yanına alarak Hz. Peygamber (s.a.a) ile birlikte Mekke'ye doğru yolculuğuna devam etti. Amacı onu, torununa çok düşkün olan dedesi Abdulmuttâlib'e teslim etmekti. [5]

Hz. Peygamber (s.a.a) sekiz yaşına bastığında, üçüncü bir acı ile sarsıldı. Bu acı, dedesi Abdulmuttâlib'in ölümü idi. Dedesinin cenazesini son istirahatgâhı olan mezarına kadar izlerken hüngür hüngür ağlamıştı. Dedesinin hatırası hiçbir zaman aklından çıkmadı. Çünkü ona iyi bakmıştı. [6]

Devam Edecek…

- - - - - - - - - - -

------------

[1]- es-Siretü'l-Halebiyye, c. 1, s. 146.

[2]- Biharu'l-Envâr, c. 15, s. 342.

[3]- es-Siretü'l-Halebiyye, c. 1, s. 147.

[4]- Biharu'l-Envâr, c. 15, s. 345; el-Menâkıb, c. 1, s. 24; es-Siretü'l-Halebiyye, c. 1, s. 149.

[5]- es-Siretü'l-Halebiyye, c. 1, s. 105.

[6]- Komisyon, Hidayet Önderleri, Yayın no: 95, s. 70-77.