.
.
Bismillahirrahmanirrahim
“Ramazan ayı, bir aydır ki insanlara doğruyu bildiren, doğruluğa ait apaçık delillerden ibaret olan, hakla batılı ayırt eden Kur'an, bu ayda indirildi. Sizden kim, bu aya erişirse orucunu tutsun. Hasta olan ve yolcu bulunan, hastalığında, yolculuğunda orucunu yer, sonra yediği günler kadar tutar. Allah sizin için kolaylık diler, güçlük değil. Bu da sayıyı tamamlamanız, Allah'ın size doğru yolu göstermesine karşılık onu ululamanız içindir, böylece de ona şükretmiş olabilirsiniz.”
Bakara / 185
Mübarek Recep ayında Hz. Ali (a.s) dünyaya geldi. Mübarek Şaban ayında da Hz. Mehdi (a.f) dünyaya geldi. Yani Ehl-i Beyt İmamları’nın birincisi ve sonuncusu bu iki ayda dünyamızı nurlandırdılar. Recep ve Şaban, ardı ardına. Sonraki ay Ramazan, rahmet ve mağfiret ayı, meleklerin yeryüzüne inip çıktığı, Kur’an’ın normalden daha çok okunup tefekkür edildiği, şeytanın zincirlenip, cehennem kapılarının kapandığı, içerisinde bin aydan daha üstün bir gece olan bir aydır. Evet, Ramazan ayı, gecelerinin güzelliği ayrı gündüzlerinin güzelliği ayrı olan ay. Gündüzleri uykunun bile ibadet sayıldığı, gecelerinde ise ibadetin lezzetinin zirveye çıktığı ve o gecelerden birinde Kur’an’ın nazil olduğu bir an.
Hz. Resulullah (s.a.a): “Ramazan ayının ilk gecesinde göklerin kapıları açılır ve son gecesine kadar da kapanmaz.”
Gıybetin, dedikodunun, yalanın, iftiranın, kötü sözlerin kullanılmasının en düşük seviyede olduğu bir aydır Ramazan ayı. Aslında insanın kendini hem kontrol hem de “yapılabilirmiş” dediği günler bu günler. Bir nevi eğitim ayı. Melekut alemine ulaşabilmenin simülasyonudur bu ay.
Kendi öz ailesini, akrabalarını, komşularını ve arkadaşlarını gözetip yardım etme ayıdır bu ay. Ve tüm bunlara ilk kendisinden başlayarak yapabileceğinin farkına vardığı günlerdir bu günler.
Ramazan ayı insanın kendini düzeltip, yaratılış hedefinde var olan “Kul” olma ayıdır. Dünyanın keşmekeşliğinden kopup, içine dönme, kendini yetiştirme ayıdır Ramazan.
* * *
Adam, işten eve yorgun bir vaziyette geldi. Küçük oğlu babasını kapıda karşılayarak “baba ne olur biraz dışarı çıkıp gezelim” diye yalvardı.
Baba çok yorgun olduğu için evde biraz uzanıp dinlemek istiyordu ama oğlunu da kırmamak için “hayır” demek istemiyordu.
“Ne yapsam da oğlumu kırmadan bu işten sıyrılsam” diye düşünürken, oradaki masanın üzerinde bir dünya haritası gözüne ilişti. Bunun üzerine baba, oğluna dönerek.
- Tamam, oğlum söz, birlikte dışarı çıkıp gezeceğiz ama bir şartım var, dedi ve haritayı alıp onu oğlunun gözü önünde yırtarak bir tomar kâğıt haline getirdi. Ve dedi ki:
- Oğlum, eğer bu dünya haritasını düzeltip eski haline getirirsen, söz veriyorum birlikte çıkacağız…
Tabi çocuk sevinçle harita parçalarını alarak masaya oturdu. Babası da gayet memnun bir şekilde “oğlum bununla meşgul olurken, ben de istirahat ederim” düşüncesiyle kıyafetini değiştirip kanepeye uzandı. Fakat kısa bir zaman sonra çocuk yanına geldi ve:
- Baba dünyayı düzelttim! diye sevinçle bağırdı.
Adam çok şaşırdı, tabi oğlunun sözüne de pek inanamadı. Gidip baktığında, gerçekten de parçalanmış dünya haritasının düzeltildiğini görünce hayret etti. Merakla oğluna sordu:
- Yavrum bu kadar kısa zamanda bunu ben bile yapamazdım, sen nasıl yaptın?
- Baba, bu haritanın arka yüzünde insan resmi vardı. Düzeltmeye insandan başladım. İnsan düzelince dünya da düzeldi.
* * *
Hz. Resulullah (s.a.a): Tövbe eden kimsenin dört alâmeti vardır:
“Amelinde Allah için hayır dilemesi, (ihlaslı olması), batılı terk etmesi, hakka bağlı bulunması ve hayır işlere ihtiraslı olması.”