.
.

Bismillahirrahmanirrahim

"Kul, iyiliklerden kendisi için sevdiğini insanlar için sevmedikçe iman etmiş olmaz.”

Hz. Resulullah (s.a.a)

Günlük yaşantımızda ne kadar çok iyilik ve kötülük kelimesini kullanıyoruz değil mi? İyi olmak, iyilik etmek, zulümden ve kötülükten uzak durmak, insan olabilmenin temel ilkelerinden biridir. Ve eğer iyilikte bulunmak, kötülükten sakınmak, zulme karşı durmak sadece ve sadece Allah’ın rızasını gözeterek yapılırsa o zaman “Kul” unvanını da kazanmış olur insan…

İnsan, insani terbiyeye ilk önce kendisinden başlamalı; niyetini, yüreğini temiz tutmalı sonra diğerlerinin içindeki iyiliği görebilmek için çaba harcamalıdır.

İyiliğe özendirmeli...

Zulme, kötülüğe karşı durmalı…

Sadece çok okumakla değil doğru okumakla, uzun yaşamakla değil iyi ve güzel yaşamakla öğrenir İnsan denilen mahlûk. İyi insan olabilmenin kurallarından biri de okuduğundan ve yaşadığından çıkarılan derslerdir. Çıkarılan bu dersler, hayatın geri kalan kısmında kullanmalı ve yaşantıya uyarlanmalıdır.

Tabi işin içinde iyi niyetin sonrasında bir de suiistimal boyutu vardır ki, o başlı başına ayrı bir konudur. Hayatı iyi okuyabilen insan elbette kötü niyetli ve samimi olmayan davranışların da farkına varacaktır.

Kısacık olan insan hayatı olumsuz düşüncelerle ve kötülüklerle harcanmamalı, iyilik ve güzellikleri büyüterek doya doya yaşanmalıdır. İyilik bulaşıcıdır, dünyanın buna çok ihtiyacı var, güzellikleri konuşmalı, yaymalı ve herkese bulaştırmalıyız.

* * *

Üç kardeş, adamın birini Hz. Ali’nin (a.s) yanına getirdiler ve “Bu adam bizim babamızı öldürdü” diye arz ettiler…

İmam Ali (a.s), adama dönüp “Niçin babalarını öldürdün?” diye sordu.

Adam: “Ben deve, keçi vb. hayvanları çobanıyım. Develerimden biri öldürdüğüm adamın bağında bulunan ağacın yapraklarını yemişti ve bunların babası olan adam da devemi taşla vurarak öldürdü. Ben de o taşı alıp adama vurdum ve o da öldü.”

İmam Ali (a.s): “Dinin buyruğu üzere kısas uygulanmalıdır” dedi.

Adam, “Bana üç gün mühlet verin. Benim de babam ölmüş ama babam ölmeden önce ben ve küçük kardeşim için bir yere hazine gömmüş. Eğer beni şimdi kısas ederseniz küçük kardeşim o hazineyi asla bulamaz ve böylelikle o hazine de kaybolup gider.” dedi.

İmam Ali (a.s): “Sana kim kefil olur?” diye sorunda adam da orada bulunan halka doğru bakmaya başladı. Halkın arasından bir kişiyi gösterip “bu adam bana kefil olur” dedi.

İmam Ali (a.s): “Ey Ebuzer! Sen bu adama kefil oluyor musun?” sen bu adama kefil oluyor musun?

Ebuzer: “Evet, ya Müminlerin Emiri” dedi.

İmam Ali (a.s): “Sen bu adamı tanımıyorsun ve kefil olduğun takdirde o firar ederse had/kısas sana uygulanacaktır.”

Ebuzer: “Ben bu adama vekil oluyorum Ey Müminlerin Emiri” dedi.

Adam gitti. Birinci gün, ikinci gün üçüncü gün geçti. Halk, Ebuzer için iyice endişelenmeye başladı. Çünkü o adam gelmezse Ebuzer kısas olacaktı.
Akşam ezanına çok az kalmıştı ki günün sonunda adam çok yorgun bir halde İmam Ali’nin (a.s) huzuruna çıkıp geldi.
Adam “Hazineyi bulup küçük kardeşime verdim ve şimdi de sizin emrinize amadeyim, kısası uygulayabilirsiniz.” dedi

İmam Ali (a.s): “Senin geri dönmene ne sebep oldu? Oysa kaçıp gitmen için eline güzel fırsat geçmişti?”
Adam: “Vefa ve sözün halk arasında kaybolup gitmesinden korktum.”
İmam Ali (a.s), Ebuzer’e “Niçin bu adama kefil oldun?” diye sordu.
Ebuzer: “İyiliğin ve güzel işin halk arasından kaybolup gitmesinden korktum diye.” dedi.
Öldürülen adamın çocukları bu sahneden etkilendiler ve “Biz bu adamı kısas etmekten vazgeçtik.” dediler.
İmam Ali (a.s): “Niçin vazgeçtiniz?” diye sordu.
Onlar da “Bağışlamak ve affetmenin halk arasında kaybolmasından korktuk.” dediler.