.
.

Tefrikanın Çözümü İçin Üç Noktaya Dikkat!

1-İhlaslı Ol!

Allah’ın Elçisi şöyle buyurdu:

“Çünkü O benden, ben de O’ndanım. O, ilmimin varisi, borcumu ödeyen, vaatlerimi yerine getiren ve benden sonraki vasidir. Eğer O olmasaydı, benden sonra halis mümin tanınmazdı. O’nunla savaşmak benimle savaşmak, benimle savaşmak ise Allah’la savaşmak sayılır. O’nunla barış içinde olmak benimle barışmak, benimle barışmak ise Allah’la barış içinde olmak sayılır. Bil ki O, iki torunumun ve benden sonraki İmamların babasıdır. Ulu ve Yüce Allah O’nun soyundan raşit İmamlar çıkaracaktır ki, bu ümmetin Mehdi’si de Onlardandır.”[1]

2- İmama Yardım Et!

«Kişi (kul) Allah'ı, Resulünü, bütün imamları ve zamanının imamını tanımadan, meselelerini zamanın imamına götürme­den ve verdiği karara teslim olmadan gerçek mü'min olamaz.»

Ardından İmam şöy­le buyurdu: «Bir insan ilk imamı tanımadan son imamı tanıyabilir mi?»[2]

Hz. Muhammed (saa) şöyle buyurmuştur;

“Hiçbir ümmet içlerinde daha bilgin biri olduğu halde işlerini bir başkasına bırakmazlar. Aksi halde terk ettikleri şeye dönene kadar işleri alçaklığa doğru gider.”[3]

 

3- Cemaatten Ayrılma!

İmam Ali b. Ebu Talib (as) şöyle buyurmaktadır;

“Müslüman kişinin kalbi üç şeye ihanet etmez. Allah için yaptıklarını halis kılmak, dinlemek, itaat etmek, Veliy-i Emirlerinin iyiliğini istemek ve topluluktan ayrılmamak.”[4]

Tefsir-ul Ayyâşî'de İmam Bâkır'dan (as) şöyle rivayet edilir:

"Hz. Muhammed'in (saa) Ehl-i Beyt'i, Allah'ın sımsıkı sarılmasına emrettiği ipidir. Nitekim buyurmuştur: "Ve topluca Allah'ın ipine sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın."[5]

Ed-Dürr-ül Mensûr adlı eserde, ibn-i Mace, İbn-i Cerir ve İbn-i Ebu Hatem, Enes'ten şöyle rivayet ederler: "Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: "İsrailoğulları yetmiş bir fırkaya ayrıldı. Benim ümmetimse yetmiş iki fırkaya ayrılacak, biri hariç bunların tümü ateşe girecektir." Orada bulunanlar dediler ki: "Ya Resulallah, o biri hangisidir?" Buyurdu ki: "Cemaat." Sonra şöyle dedi: "Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın."[6]

Ed-Dürr-ül Mensûr adlı eserde, Hâkim -sahih olduğunu belirterek İbn-i Ömer'den şöyle rivayet eder: "Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: "Kim bir karış kadar cemaat dışına çıkarsa, o geri dönünceye kadar İslam bağı onun boynundan çözülür. Kim cemaatin imamına biat etmeden ölürse, o bir tür cahiliye ölümüyle ölmüştür."[7]

...Muhammed el-Halebî, Ebu Abdullah (Cafer-i Sadık aleyhisselâm)'dan şöyle rivayet etmiştir:

«Kim bir karış kadar Müslümanların cemaatinden ayrılırsa, İs­lâm bağını boynundan çıkarmış olur.»[8]

Müellif aynı rivayet zinciriyle Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisse­lâm)’dan şöyle rivayet etmiştir:

«Kim Müslümanların cemaatinden ayrılırsa ve ima­ma yaptığı biati bozarsa, Allah Azze ve Celle'nin huzuruna eli kesik gelir.»[9]

...Hakem b. Miskin, Mekkeli Kureyş kabilesine mensup bir adamdan şöyle rivayet etmiştir:

Süfyan es-Sevrî dedi ki: "Bizi Cafer b. Muhammed'in yanına götür."

Onunla birlikte Cafer'in yanına gittik. O sırada bineğine binip bir yere hareket etmek üzere olduğunu gördük.

Süfyan ona dedi ki: "Ey Ebu Abdullah! (Cafer Sadık aleyhisselâm) bize Resûlullah (sallallahu aleyhi ve âlihi)’nin el-Hayf mescidinde irâd ettiği hutbeyi anlat."

Dedi ki: «Bırak beni. Bir ihtiyacımı gidermek için gitmem gerekmektedir. Çünkü şu anda bineğime binmiş bulunuyorum. Geldiğimde sana anlatırım.»

Süfyan dedi ki: "Resûlullah'a olan akrabalığın hakkı için, bu hutbeyi bana an­latmanı istiyorum." Bunun üzerine Cafer b. Muhammed (aleyhisselâm) indi.

Süfyan ona dedi ki: Benim için mürekkep ve kâğıt getirilmesini emret ki, söz­lerini kaydedeyim.

Cafer b. Muhammed istediklerinin getirilmesini emretti, sonra şunları söyledi:

«Yaz. Bismillahirrahmanirrahim. Bu Resûlullah (sallallahu aleyhi ve âlihi)’nin el-Hayf mescidinde irade ettiği hutbesidir.

«Allah, bu sözlerimi dinleyen, onları anlayan, bu sözleri duymayan kimselere tebliğ eden kulu şad etsin, bahtiyar kılsın. Ey İnsanlar! Burada hazır bulunan, bulun­mayana bu sözlerimi tebliğ etsin. Çünkü nice fıkıh bilgisi hamalı vardır ki, bunları anlamamıştır ve nice fıkıh taşıyıcısı vardır ki, bu bilgileri taşıdığı kimse, kendisin den daha fakih olur. Şu üç haslete karşı hiçbir Müslümanın kalbinde kin duygusu oluşmaz:

1) Allah için ihlâsla amel etmek.

2) Müslümanların imamlarına (hayrını istemek) nasihat etmek.

3) Müslümanların cemaatlerinden ayrılmamak. Çünkü davetleri onları kuşat­mıştır. Mü'minler kardeştir. Kanlan birbirine eşittir. Müslümanların en aşağı bireyi dahi onların güvencelerini yerine getirme çabasını sarf eder.»

Süfyan bunları yazdı, sonra ona okudu. Ebu Abdullah (aleyhisselâm) tekrar bi­neğine bindi, ben ve Süfyan'da geldik.

Yolun bir yarısında bana şunları söyledi: "Bekle! Şu hadise bir bakayım."

Dedim ki: "Allah'a yemin ederim ki, Ebu Abdullah omuzlarına öyle bir yü­kümlülük koydu ki, hiçbir zaman bu yükümlülüğün gereklerini yerine getiremezsin.

- "Nedir bu?" diye sordu.

Dedim ki: "Şu üç haslete karşı hiçbir Müslüman’ın kalbinde kin duygusu oluş­maz: 

1) Allah için ihlâsla amel etmek. Bunun ne olduğunu biliyoruz.

2) Müslümanların imamlarına nasihat (yardım) etmek.

Kimdir nasihat edilmesi zorunlu olan Müslümanların imamları? Muaviye b. Ebu Süfyan mı, Yezid b. Muaviye mi, Mervan b. Hakem mi? Yoksa bize göre şahit­likleri caiz olmayan ve arkasında namaz kılınmayan daha başkaları mı?

3) Müslümanların cemaatlerinden ayrılmamak.

-Hangi cemaat? "Namaz kılmayan, oruç tutmayan, gusül abdesti almayan, Kâbe’yi yıkan ve annesiyle zina eden bir kimse, Cebrail'in ve Mikail'in imanı üzere­dir diyen Mürcie mi? Allah Azze ve Celle'nin dilediği olmaz, İblisin dilediği olur, diyen Kaderiyye mi? Ali b. Ebu Talib'den teberri eden, onun kâfir olduğuna şahitlik eden Haruriyye (Hariciler) mi? Yoksa iman sadece Allah-ı bilmektir, başka bir şey gerekmez, diyen Cehmiyye mi?"

Dedi ki: Yazıklar olsun sana, meğer neler söylüyorlarmış?

Dedim ki: Diyorlar ki: "Allah'a yemin ederiz ki, nasihat etmekle (hayrını iste­mekle) yükümlü olduğumuz İmam Ali b. Ebu Tâlib (alevhisselâm)’dır. Ayrılmamamız gereken cemaat, onun Ehl-i Beyt'idir."

Bunun üzerine Süfyan yazıyı aldı ve yırttı. Ardından şunları söyledi: "Bunu kimseye söyleme."[10]

...İbn Ebu Yafur, Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)'dan şöyle rivayet etmiştir:

«Resûlullah (sallallahu aleyhi ve âlihi), Hayf mescidinde insanlara hitab etti ve dedi ki: «Benim sözlerime kulak veren, onları anlayıp ezberleyen, sonra da bunları duymayanlara tebliğ eden kimseyi, Allah şad etsin, bahtiyar kılsın. Nice fıkıh hamalı vardır ki, kendisi fakih değildir ve bu fıkhi bilgileri taşıdığı kimse ken­disinden daha fâkih olur.

Şu üç haslete karşı, hiç bir Müslüman’ın kalbinde kin duygusu oluşmaz:

1) Allah için ihlâsla amel etmek.

2) Müslümanların imamlarına nasihat(yardım) etmek.

3) Müslümanların cemaatlerinden ayrılmamak. Çünkü davetleri onları kuşat­mıştır. Müslümanlar kardeştir. Kanları birbirine eşittir. Müslümanların en aşağı bire­yi dahi, onların güvencelerini yerine getirme çabasını sarf eder.»

Müellif bu hadisi, Hammad b. Osman'dan, o Eban'dan, o ibn Ebu Ya'fur'dan benzeri ifadelerle rivayet etmiştir. Ancak rivayetin bu versiyonunda, fazladan şu ifa­de vardır:

«Onlar, başkalarına karşı tek bir el gibi davranırlar.»[11]

ed-Dürr-ül Mensûr adlı eserde, Hâkim -sahih olduğunu belirterek İbn-i Ömer'den şöyle rivayet eder: "Resulullah (s.a.a) buyurdu ki:

"Kim bir karış kadar cemaat dışına çıkarsa, o geri dönünceye kadar İslam bağı onun boynundan çözülür. Kim cemaatin imamına biat etmeden ölürse, o bir tür cahiliye ölümüyle ölmüştür."[12]

- - - - - - - - -


[1] On İki İmam’ın İmametinin Delilleri, El Kummi Er Razi, s. 92
[2] Usul-i Kâfi, c.1, h.462
[3] Ehl-i Beyt’in sırları, s. 143
[4] Ehl-i Beyt’in sırlarrı, s. 105
[5] Tefsir-ul Ayyâşî, c.1, s.194, h:122
[6] Ed-Dürr-ül Mensûr, c.2, s.60-61
[7] Ed-Dürr-ül Mensûr, c.2, s.61
[8] Usul-i Kâfi, c.1, 1054
[9] Usul-i Kâfi, c.1, 1055
[10] Usul-i Kâfi, c.1, h. 1052
[11] Usul-i Kâfi, c.1, h. 1051
[12]  Ed-Dürr-ül Mensûr, c.2, s.61