.
.
Bismillahirrahmanirrahim
.
1- Kurban bayramlarında en çok hatırlanması ve ders alınması gereken konulardan birisi Hz. İbrahim (a.s), Hz. Hacer (s.a) ve Hz. İsmail’in (a.s) Allah’a karşı teslimiyetleri idi.
Evet, onlar tevhidi bir mücadelenin kahramanları ve hac amellerini bize yadigâr bırakan kimselerdir.
وَاِذِ ابْتَلٰٓى اِبْرٰهٖيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّۜ قَالَ اِنّٖى جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَامًاۜ قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّتٖىۜ قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِى الظَّالِمٖينَ ﴿١٢٤﴾
“Hani Rabbi İbrahim'i birtakım kelimelerle denemiş, o da tam olarak onları yerine getirmişti. (İşte o zaman Allah,) "Ben seni insanlara imam (önder) kılacağım." dedi. (İbrahim,) "Benim soyumdan da." dedi. (Allah,) "Benim ahdim (imamet makamı) zalimlere erişmez." dedi.”
(Bakara, 124)
* Uzun zaman evlat hasreti çeken bir kimseye eşiyle birlikte ıssız bir çöle götürülüp sahipsiz bırakılması, Hz. İbrahim için bir türlü imtihan idi, eşi ve evladı için başka türlü. O olayda Hz. Hacer’in çocuğuyla birlikte yaşadıklarını Rabbimiz kitabında ebedileştirmiş ve bizim için ibadet aracına dönüştürmüştür. İşte bu onlardaki ihlas ve teslimiyetin sonucudur.
Bununla ilgili ayetleri her fırsatta okuyup, üzerinde tefekkür etmeli ve kendimize dersler çıkarmalıyız, özellikle Kurban Bayramlarında. İşte ilgili ayetler:
فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ (101) فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَىٰ فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي إِن شَاءَ اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ (102 (فَلَمَّا أَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبِينِ (103) وَنَادَيْنَاهُ أَن يَا إِبْرَاهِيمُ (104) قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ (105) إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ الْبَلَاءُ الْمُبِينُ (106) وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ (107) وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ (108) سَلَامٌ عَلَىٰ إِبْرَاهِيمَ (109) كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ (110) إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ (111)
101. Biz de ona sabırlı bir erkek çocuğu vermeyi müjdeledik.
102. Kendisiyle beraber yürüyecek yaşa gelince, (İbrahim,) "Ey yavrucuğum! Ben rüyamda seni kestiğimi görüyorum. Bir bak, sen ne dersin?" dedi. O, "Babacığım! Emredileni yap, Allah'ın izni ile beni sabredenlerden bulacaksın." dedi.
103. İkisi de teslim olup, onu alnı üzere yere yatırınca,
104. Biz "Ey İbrahim!" diye seslendik.
105. Gerçekten rüyayı doğruladın. Biz iyileri işte böyle mükâfatlandırırız.
106. Kuşkusuz, bu apaçık bir imtihandı.
107. Büyük bir kurbanlığı ona fidye olarak verdik.
108. Kendisine, sonrakiler içinde de güzel bir nam bıraktık.
109. İbrahim'e selam olsun.
110. İşte iyileri böyle mükâfatlandırırız.
111. Kuşkusuz o, bizim mümin kullarımızdandır.
(Saffat, 101-111)
2- Hacca giderken veya kurban bayramlarını idrak ederken asıl bu dersleri almalı, hayatımıza yansıtmaya çalışmalıyız.
Kurban Bayramı’ndan sadece kavurma şölenini anlamak ne kurbanı anlamaktır ne de bayramı. Kurban gününde asıl muhtaç olanları, yıl içerisinde çok fazla et alma imkânı bulunmayanları hatırlamak gerekir. Bu yüzden kesilen kurbanın üçe bölünmesi, bir kısmını muhtaçlara vermek, bir kısmını konu komşuya hediye etmek, bir kısmını da kendi aile fertlerine ayırmak tavsiye edilmiştir. Birkaç yıldır yardım kuruluşlarımız özellikle Filistin, Yemen ve Lübnan’daki savaş nedeniyle zor durumda bulunan kardeşlerimize kurbanları ulaştırma hareketi başlatmışlardır. Bugün en müstahak yerler hiç şüphesiz buralardır.
Böyle olursa şu ayetin mazharı olmuş oluruz inşaallah:
لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَٓاؤُ۬هَا وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْؕ كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْؕ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنٖينَ ﴿٣٧﴾
“Allah’a kurbanlarınızın eti veya kanı değil, sizin takvanız ulaşır…”
(Hac, 37)
3- Uyunu Ahbari’r-Rıza kitabında nakledilen bir hadiste geçtiği üzere Mina’da kurban edilen kurbanların hepsi Hz. İsmail’in fidyesidir; onun gösterdiği teslimiyet ve fedakârlıktan dolayı. Dolayısıyla bütün kurbanlarda onun da sevap payı vardır.
4- Kurban Bayramı’nın özel amellerinden birisi de İmam Hüseyin’i (a.s) ziyaret etmektir. Zira kurban görevine en iyi amel eden İmam Hüseyin’dir (a.s).
5- Kurbanla İlgili Bazı Önemli Hadisler:
1- İmam Muhammed Bâkır (a.s):
"Şüphesiz ki Allah (kurban keserek) kan akıtmayı ve (fakirlere, müminlere) yemek vermeyi sever!"[1]
2- İmam Cafer Sâdık’ın (a.s), babasından, o da atalarından (a.s) naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Bu Kurban Bayramı, yoksullarınızın etle doyurulması için (Allah tarafından) kararlaştırılmıştır. Öyleyse onlara et yedirin."[2]
3- Ebu Basir’den şöyle nakledilmiştir: İmam Cafer Sâdık’a (a.s) ‘Kurban kesmenin hikmeti?’ nedir diye sordum. Şöyle cevap verdi:
"Hayvanın kanının ilk damlası yere düştüğünde, sahibinin günahları bağışlanır. Böylece Allah, gayb âleminde kendisinden sakınanları ayırt etmiş olur. Nitekim Yüce Allah buyurmuştur: 'Onların ne etleri Allah’a ulaşır, ne de kanları; Allah’a ulaşan sadece sizin takvanız/sakınmanızdır.'"[3] (Hac, 37)
4- İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
"İnsanlar kurbanın ne kadar faziletli olduğunu bilselerdi, borçlanarak da olsa kurban keserlerdi. Zira, hayvanın kanı yere düştüğü ilk anda sahibinin günahları bağışlanır."[4]
5- Ümmü Seleme annemiz (r.a), Resûlullah’a (s.a.a) gelerek şöyle dedi:
"Ey Allah’ın Resûlü! Kurban Bayramı geldi ama kurban alacak param yok. Borç alıp kurban keseyim mi?"
Resûlullah (s.a.a) şöyle buyurdu:
"Borç al, çünkü o ödenmiş bir borçtur (ödeneceğine Allah kefildir)!"[5]
6- Abdullah b. Sinan, İmam Cafer Sâdık’tan (a.s) şöyle nakletmiştir: Ona, kurbanın, kişinin kendisi ve ailesi için vacip olup olmadığını sordular. Şöyle cevap verdi:
"Kendi nefsi için (kurban) kesmeyi bırakmasın. Ama ailesi için dilerse terk edebilir."[6]
7- Muhammed b. Müslim’in, İmam Muhammed Bâkır’dan (a.s) rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:
"Kurban, küçük veya büyük, eli geniş olan herkes için vaciptir. Bu bir sünnettir." (Diğer hadislerden de anlaşıldığı üzere buradaki vacipten maksat Sünnet-i müekkededir.[7]
8- Ali b. Cafer, kardeşi İmam Musa b. Cafer’e (a.s) sormuştur: "Mina’da kurban ne kadar gün kesilir?"
Cevap: "Dört gün."
"Diğer yerlerde ne kadar?"
Cevap: "Üç gün."[8]
9- Ammar es-Sabati, İmam Cafer Sâdık’tan (a.s) rivayet eder:
"Mina’da kurban dört gün, diğer şehirlerde ise üç gündür."[9]
10- Gıyas b. İbrahim, İmam Cafer Sâdık’tan (a.s), o da babası İmam Bâkır’dan (a.s), o da İmam Ali’den (a.s) şöyle nakleder:
"Kurban süresi üç gündür ve en faziletlisi ilk gündür."[10]
11- Semaa'dan rivayetle, İmam Cafer Sâdık’a (a.s) sordum:
"Kurban ne zaman kesilir?"
Şöyle buyurdu:
"İmam namazdan döndükten sonra."
Dedim ki: "İmam olmayan bir yerde olursam ve onlara cemaatle namaz kıldırırsam?"
Buyurdu:
"Güneş yükselince kes. Tek başına kılmanda sakınca yoktur..."
(Âmili, el-Vesâil, c. 7, s. 422)
12- Yunus b. Yakub, İmam Cafer Sâdık’a (a.s) bir ineğin kurban olarak kesilip kesilemeyeceğini sordu.
Cevap: "Yedi kişi adına yeterlidir."
(Âmili, el-Vesâil, c. 14, s. 117)
13- İmam Cafer Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur:
"İnek ya da deve şehirlerde yedi kişi için yeterlidir, ancak Mina’da sadece bir kişi adına geçerlidir."
(Âmili, el-Vesâil, c. 14, s. 118)
14- Ebu Basir, İmam Cafer Sâdık’tan (a.s):
"Deve ve inek, ister aynı evden, ister farklı kişilerden olsun, yedi kişi için yeterlidir."
(Âmili, el-Vesâil, c. 14, s. 118)
15- İmam Rıza’dan (a.s) rivayet edildiğine göre:
Ona şöyle soruldu: "Mekke’de (elbette hac dışında) kurbanlık bulmak zorlaştı. İki kişi bir koyunu ortak kesebilir mi?"
Cevap: "Evet, hatta yetmiş kişi de olabilir."
(Âmili, el-Vesâil, c. 14, s. 119)
Not: Bu farklı rakamlar kurbanın fazilet derecesiyle alakalıdır.
16- el-Fakih’te rivayet edilir:
Resûlullah (s.a.a) iki koç kurban etti. Birini kendi eliyle keserek şöyle dedi:
"Allah’ım, bu benim ve ailemden kurban kesemeyenler içindir."
Diğerini keserken dedi ki:
"Allah’ım, bu da benim ve ümmetimden kurban kesemeyenler içindir."[11]
17- Şeyh Sadûk rivayet eder:
"Resûlullah (s.a.a), hanımları adına bir inek kurban etti."[12]
18- Sadûk’un rivayetiyle:
"İmam Ali (a.s), her yıl Resûlullah (s.a.a) adına bir koç kurban ederdi; bir koçu da kendi adına keserdi."[13]
19- Ali b. Cafer, kardeşi İmam Musa b. Cafer’den (a.s) şöyle rivayet etmiştir:
İmam Ali (a.s) şöyle derdi: İki yaşını doldurmuş (dişleri çıkmış) bir hayvan kurban et. Kulakları ve gözleri sağlam olsun. Sonra ondan ye ve insanlara da yedir."[14]
20- Ebu’s-Sabâh el-Kenânî dedi ki: İmam Cafer Sâdık’a (a.s) kurban etleri hakkında sordum. Şöyle dedi:
"İmam Ali b. Hüseyin (Zeynelâbidin) ve İmam Muhammed Bâkır (a.s), kurban etinin üçte birini komşulara, üçte birini yoksullara verir, üçte birini de ev halkı için ayırırlardı."[15]
21- Semâa’dan rivayet:
Bir kimse babası tarafından akika kesilmeden büyür ve genç bir adam olur. İmam’a (a.s) bu durumu sordum. Buyurdu:
"Onun adına (Kurban Bayramı’nda) kurban kesilmişse ya da kendisi kesmişse bu akika yerine geçmiştir."[16]
22- Aynı şekilde, Ammar es-Sâbâti'nin İmam Cafer Sâdık’tan (a.s) rivayetinde:
"Kendisi için akika kesilmeden, onun adına kurban kesilmişse, bu yeterlidir." buyrulmaktadır.[17]
23- İmam Muhammed Taki’den (a.s) nakledilen bir hadiste İmam (a.s) Kurban Bayramı gününde en faziletli amelleri sayarken ezcümle: Fakirlere kurbanın en iyi yerinden vermeyi, anne babaya iyilik etmek için yola koyulmayı ve ilişkisini kesen akrabayla ilişki kurup ona selam verip iyilik etmeyi sayıyor.[18]
24- Hz. Emirü'l-Müminin Ali (a.s):
"Dikkat edin! Bugün, büyük saygınlığa sahip bir gündür; bereketi arzulanan bir gündür; bu günde (günahlardan) bağışlanma umulur. O halde Allah'ı çokça anın ve O'nun mükâfatına erişmek için tövbe, dönüş, alçakgönüllülük ve yalvarış ile O'na yönelin. Çünkü O, kullarından tövbeyi kabul eder, günahları bağışlar ve O, merhameti ve sevgisi bol olandır."[19]
Not: Kurbanla ilgili hadislerin hepsini bir arada değerlendiren müçtehitlerimiz, hacda olanlar için kurban kesmenin farz ve hacda olmayanlar için ise sünnet-i müekkede (üstelenen önemli sünnet) olduğu sonucunu çıkarmışlardır.
Yine Hacda kurbanda ortaklığın olamayacağını, ama diğer yerlerde sakıncasız olduğu yönünde fetva vermişlerdir.
- - - - - - - - - - - - - - - -
[1] (Berkî, el-Mehâsin, c. 2, s. 143)
[2] (Sadûk, İlelü’ş-Şerâyi, c. 2, s. 437)
[3] (Âmili, el-Vesâil, c. 14, s. 207)
[4] (Sadûk, İlelü’ş-Şerâyi, c. 2, s. 440)
[5] (Sadûk, Men Lâ Yahzuruhü’l-Fakih, c. 2, s. 213)
[6] (Kuleyni, el-Kâfi, c. 4, s. 488)
[7] (Sadûk, Men Lâ Yahzuruhü’l-Fakih, c. 2, s. 488)
[8] (Âmili, el-Vesâil, c. 14, s. 92)
[9] (Âmili, el-Vesâil, c. 14, s. 92)
[10] (Âmili, el-Vesâil, c. 14, s. 92)
[11] (Sadûk, Men Lâ Yahzuruhü’l-Fakih, c. 2, s. 489)
[12] (Sadûk, Men Lâ Yahzuruhü’l-Fakih, c. 2, s. 495)
[13] (Sadûk, Men Lâ Yahzuruhü’l-Fakih, c. 2, s. 489)
[14] (Âmili, el-Vesâil, c. 14, s. 207)
[15] (Kuleyni, el-Kâfi, c. 4, s. 499)
[16] (Âmili, el-Vesâil, c. 21, s. 449)
[17] (Âmili, el-Vesâil, c. 21, s. 449)
[18] (Saduk, el-Hisâl, c. 1, s.298)
[19] (Sadûk, Men La Yahzuruhü'l-Fakih, c. 1, s. 518)