.
.


Doğru ile yanlışın çok ötesinde bir bahçe var. Torosların karla örtülü yamaçlarında, kışın bütün sertliğine rağmen başını topraktan çıkaran bir kardelen gibi… Ne zaman ekildiğini bilmiyorsun. Kökünü nereye saldığını da. Sadece bir sabah, bütün “olmamalı”ların ortasında, kendini çiçek açmış buluyorsun.

Karın altında bile kendine bir yol buluyorsun. Anlıyorsun ki bazı şeylerin mevsimi yoktur. Bazı güzellikler, bütün rağmenlere rağmen var olabilir. Ve bazen tam da “artık imkânsız” dediğin o çorak toprağın ortasında, insanın göğsü hafifliyor.

İncirin kalbinde de böyle sessiz bir adanış vardır. Dışarıdan bakınca yalnızca bir meyve görürsün; oysa içinde görünmeyen bir yolculuk, küçücük bir canın bıraktığı koca bir hikâye saklıdır. İncir çiçeğini dışarıya açmaz; aşkını kendi içinde büyütür..

Çöl çiçekleri de rağmenlere rağmen açar. Uzun bir kuraklığın altında, kimsenin görmediği bir yerde baharını saklarlar. Ardından yağmurun gelişi ile çöl tebessüm eder açan çiçeğe.

Belki de mesele, yağmurun ne zaman yağacağını bilmek değildir. Mesele, yağmur gelene kadar çiçek olma ihtimalini içinde taşımaktır.

Ne kadar uzun sürerse sürsün kışınız ya da kuraklığınız, yüreğinizde sakladığınız o umut tohumu, vakti geldiğinde en çorak yerlerden bile zarafetle filizlenmeyi bilir.

Ne demişti Sohrab Sepehri:

Kuş fırtınadan korkup kanadını kapatsaydı,

gökyüzü bu kadar sonsuz olur muydu?

Taşın kalbinde saklı duran su, sertliğe boyun eğseydi,

pınarlar fışkırır mıydı topraktan?

Belki hayat da tam olarak budur. Kışa rağmen kardelen,

kuraklığa rağmen çiçek,

karanlığa rağmen ışık…