.
.
Zemherinin en amansız, en karanlık vaktinde, kışın göğsünü yararak toprağın bağrından doğan bir mucizedir kardelen. Herkesin soğuktan çekildiği, karın her şeyi susturduğu o ağır vakitte, beyaz bir vakarla karı delip göğe uzanır. Ne gürültüyle, ne iddiayla… Sadece varlığıyla karanlığa meydan okur.
Şehadet de böyledir; insanlığın en sert kışında filizlenen bir direniş, en koyu suskunlukta açan bir beyazlıktır. Zulmün donduğu, kalplerin buz kestiği çağlarda bazı insanlar vardır ki varlıklarıyla kışı yarar, gidişleriyle bir baharın ihtimalini taşırlar. Kardelen gibi… Sessiz ama sarsılmaz.
Şimdi ümmet, kendi içinden çıkan en asil kardelenini, rehberini, canını uğurlamanın eşiğindedir. Onun ardından söylenen her söz, aslında kelimenin yetmediği bir suskunluğa yaslanır. Çünkü bazı ayrılıklar anlatılmaz; sadece taşınır.
Biz senin önderliğinde canımızdan geçmeyi arzularken, sen gidişinle bizim canımızdan geçtin, ey Şehit Seyyid Ali Hamanei!.. Yeryüzünde bir ömür boyu şehadeti kuşanarak yaşamış, nefesi ümmete siper olan o aziz ruh, nihayet arzuladığı o ebedi vuslat rütbesine erişti. Bu ayrılık, zamana ve mekâna sığmayacak kadar ağır, insan kalbinin taşıyabileceğinden çok daha büyüktür.
Fakat bu gidiş, bir son değil; çağın asırlık uykusunu sonlandıran mukaddes bir şafaktır. Siyonizmin karanlık gölgesi altında ezilen mahzun vicdanlar, bu hakikatin sarsıntısıyla silkindi. Parçalanmış kalpler, aynı acının etrafında birleşti. Dilleri, renkleri, coğrafyaları farklı olan insanlar, aynı sükûtta buluştu.
Sen kanınla bütün yapay sınırları kaldırdın; bu darmadağın ümmeti tek bir yürek, tek bir ses haline getirdin. Şehadetin, zifiri karanlığa karşı bir meşaledir artık. Ardından öyle bir ruh, öyle bir iz bıraktın ki, bugün insanlık kendi içindeki uyanışı yeniden hatırlıyor.
Yine de sakinleşmiyor kalp atışlarımız. Gençler öz babalarını kaybetmiş gibi yetim, anneler bağırlarına taş basmış, evlatlarını yitirmiş gibi mahzun… Bir insan, ancak ilahi bir takdirle bu kadar kalpte bu kadar derin bir yer edinebilir.
İşte bu yüzden, arkanda kalan bir şehit annesi feryat ederken tüm dünyaya şu şuurla haykırıyor:
“Ben şehit edilen oğlumun, eşimin intikamını değil, Aziz Rehberimizin intikamını istiyorum! Çünkü eşim ve oğlum bugün dirilseler, Rehberimizin kanının intikamını almak için gözlerini kırpmadan yeniden şehit olurlardı…”
Bu, senin irfan meclisinde yoğrulan o asil ruhun yeryüzündeki yankısıdır. Kalbimiz kemikten ibaret olsaydı, o azizin yüzümüzü aydınlatan sesi ve içimizi ısıtan tebessümünün karşısında çoktan paramparça olurdu. Şimdi içimizde öyle bir ağlayış var ki, gözyaşlarımızdan deryalar oluşsa yine de bu yangın dinmez, bu sızı eksilmez.
Ateşi İbrahim’e serin ve selamet kılan Allah’ım, içimizdeki bu ateşi, Mevlamızın gelişiyle serin kıl!..
