.
.
İnsan Erbain yoluna adım attığında, aslında Fâtiha’da yıllardır fısıldadığı bir ayetin canlı tefsirine girdiğini fark ediyor.
Necef’ten Kerbelâ’ya uzanan o uzun hatta bakıyorsun…
Farklı diller, farklı yüzler, farklı dualar…
Ama tek bir yön, tek bir istikamet.
Ve adımların ritminde Fâtiha’nın o köklü niyazı yankılanıyor:
«اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ»
“Bizi dosdoğru yola ilet.”
İşte o an anlıyorsun: Bazı yollar haritalarda gösterilmez, mesafelerle ölçülmez.
Kerbelâ böyle bir yoldur; Hüseyin (a.s.) orada bir ayetin istikametini kanıyla çizmiştir.
Sen burada yalnızca bir şehre yürümüyorsun; bir ayetin tefsirinin içinde adımlıyorsun.
Dildeki o dua, burada kelimelerini kaybedip tozlu yollarda ayak izlerine dönüşüyor.
Milyonlarca insan aynı hizada, aynı niyazla yürüyor.
Çünkü sırât-ı müstakîm sadece okunan bir kelime değil; bedenle tutulan bir duruştur.
İşte Erbain’in sırrı buradadır:
Fâtiha’da dille istenen o dosdoğru yol, Kerbelâ’da adımlarla somutlaşır.
Bir ayet.
Bir istikamet.
Bir yol.
Ya Rabbi bize yalnızca o ayetin peşinden giden ayaklar verme.
Döndüğümüzde de kalbimizi o dosdoğru yolun istikametinden ayırma.