.
.

Bismillahirrahmanirrahim

Kur’ân-ı Kerîm - 2

Sûreleri

Sözlükte sıçramak, duvara tırmanmak anlamındaki sevr kökünden türeyen sûre kelimesi (çoğulu sûver) yüksek rütbe, yüce mertebe, şan ve şeref, alâmet ve nişan, bir yer etrafına çevrilmiş sur/hisar, binânın kısmı veya katları manalarına gelir. [1]

Terim olarak Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinin bir araya getirilmesi sonucunda oluşan, sınırları vahiy doğrultusunda Resûl-i Ekrem (s.a.a) tarafından belirlenen bölüm demektir.

Sûreler, Mekkî ve Medenî olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Konuyla ilgili görüşler arasında en fazla kabul göreni hicretten önce nâzil olan âyet ve sûrelerin Mekkî, sonra nâzil olanların Medenî olduğu şeklindedir. Hicretten sonra inen bir âyetin Mekke’de veya Arafat’ta inmesi onun Mekkî sayılmasını gerektirmeyeceği gibi hicretten önce Mekke dışında nâzil olan âyet veya sûre de Medenî olmaz. [2]

Yaygın telâkkiye göre, sûrelerin seksen altısı Mekkî, yirmi sekizi Medenî’dir.

Kur’ân’da, yüz on dört sûre vardır. Sûrelerin seksen beşi Mekkî, yirmi dokuzu Medenî’dir. [3]

Kur’an’da, yüz on iki sûre mevcuttur. [4]

Kur’ân’da, yüz on altı sûre mevcuttur. [5]

Mekkî bir sûre içinde Medenî âyetlerin, Medenî sûreler içinde Mekkî olanların bulunması mümkündür. Mekke döneminde indirilen sûre ve âyetlerde daha çok inanç konularından, müşriklerin içine düştüğü çelişkilerden, geçmiş peygamberlerin çağrılarına olumlu karşılık vermeyen ümmetlerin başına gelen ibret verici olaylardan, ahlâkî ve insanî değerlerden bahsedilmiş olup bu sûrelerde âyetler çoğunlukla kısa ve mensûr şiir biçimindedir, âyet sonları (fâsıla) arasında büyük çapta benzerlik vardır. Ancak bazı Medenî sûrelerin Mekkî sûrelerdeki üslûbu taşıdığı görülmektedir. [6]

Mekkî sûreler, 12 sene, 5 ay ve 13 günde ve Medenî sûreler, 9 sene, 9 ay ve 9 günde nâzil olmuştur. Kur’ân’ın en uzun sûresi 286 âyetli olan Bakara sûresi’dir. En kısa sûre ise 3 âyetli olan Kevser sûresi’dir.

Mekke’de ilk nâzil olan sûre, Alâk sûresi’dir. Son nâzil olan sûre ise Mü’minûn sûresi’dir. Medine’de ilk inen sûre Mutaffifîn sûresi’dir. Son nâzil olan sûre ise Tevbe sûresi’dir. [7]

Kur’ân-ı Kerim, 30 cüz’e bölünmüştür. Her cüz 20 sayfadan ibarettir. Her bir cüz, 4 hizb’e bölünür. Hizipler de âşır’lara ayrılır. Kur’ân-ı Kerîm’de âyet sayısı en fazla olan cüz 37 sûre olan ve 564 âyet havî olan 30. cüzdür. Sayfa sayısı en fazla olan sûre 48 sayfalık Bakara sûresi’dir.

* * *

Mekkî ve Medenî Sûrelerin Ayrışması

1. Mekkî sûrelerin üslûbunda şiddet, tehdit ve saldırı dili kullanılmaktadır. Medenî sûrelerin üslubu ise barışçıldır. Çünkü Mekke halkının tutumu ve davranışı devamlı sert ve şiddetli olmuştur. Medine halkının sergilediği tavır ise yumuşak, barışçıl ve mesaj kabul yönünde olmuştur. Bunun için Kur’ân-ı Kerîm bu farklı iki yaklaşıma karşı farklı iki tavır sergilemiştir.

2. Mekkî sûre ve âyetlerin kısa oluşu ve Medenî sûre ve âyetlerin uzun oluşu, Mekke ve Medine toplumlarının farklılığını yansıtmaktadır. Mekke toplumunun çoğunluğu cahil, kültürsüz, kaba ve medeniyetten uzak insanlardı. Bunun için o toplum ve muhite münasip olan beyan tarzının kısa, öz ve açık olması icap ediyordu. Medine toplumu ise, nispeten kültürlü, okur-yazar ve medeniyete aşina insanlardan oluşuyordu. Bu toplumda nâzil olan âyetler hâl ve şartlara münasip olarak, ayrıntılı bir mahiyet arz etmektedir.

3. İstisnasına rağmen çoğunlukla Ey insanlar! Ey Âdemoğulları! diye başlayan âyetler, Mekkî’dir. Bunun aksine Ey inananlar! diye hitap âyetler, Medenî’dir.

4. Farzlara ve ahkâma dair olan âyetlerin ekserisi Medenî’dir. Mekkî sûreler ise, din usulüne ve tevhide davet eder.

5. İçinde secde âyeti bulunan her sûre Mekkî’dir.

6. Râ’d sûresi hariç, Bakara ve Âl-i İmrân sûreleri dışında, başında hece harfleri bulunan sûreler Mekkî’dir.

7. Mekkî sûreler kısa ve vecîzdir. Çetin bir üslûpla mücadele ruhunu taşır. Kellâ=Hayır gibi zorba harflerle başlar. Azılı düşmanlara dehşetle hitap eder. Medenî âyetler uzundur ve üslûp sakindir.

8. Mekkî sûrelerde cihad yoktur. Davet ve tebliğ, inzâr ve tehdîd vardır. Medenî sûrelerde cihad ve kıtâl vardır.

9. Mekkî sûrelerde Yahûdî ve Hristiyanlardan bahis yoktur. Oradaki mücadele Müşriklerle idi. Medenî sûrelerde ise, Yahûdî ve Hristiyan ile Münâfıklardan bahsolunur.

10. Bakara sûresi hariç, içinde nebî ve resûllerin, geçmiş milletlerin, Âdem (a.s) ve İblis’in kıssasını ihtiva eden her sûre, Mekkî’dir.

11. Mekke devrinde inen sûrelerin genel muhtevasını, İlâhî iradeye dayalı yeni bir toplum kurmanın inanç ve ahlâk temelini oluşturacak ilkeler şeklinde özetlemek mümkündür.

12. Mekkî sûrelerdeki elfâzda, azamet ve ihtişam vardır. Çoğunlukla kısa hacimli olan sûrelerin âyetleri secî’li, muhtevasının gerektirdiği durumlarda sert ve doludur. Fesahat ve belâgat değeri yüksektir. Medenî sûrelerde daha ziyade dinî elfâz ve ahkâm ıstılâhları bulunur. Kanun dili gibi dolgundur. [8]

* * *

Âyetleri

E-y-e kökünden kelimeler Kur’ân-ı Kerîm’de, seksen dört yerde âyeh ve iki yerde âyetuke olmak üzere seksen altı yerde müfred, âyeteynî olarak bir yerde tesniye, yüz kırk sekiz yerde âyât/el-âyât, üç yerde âyâtike, doksan iki yerde âyâtenâ/âyâtinâ, otuz yedi yerde âyâtuhu, bir yerde âyâtiha ve on dört yerde âyâtiy olmak üzere iki yüz doksan beş yerde çoğul olarak toplam üç yüz seksen iki yerde yedi anlamda kullanılmıştır.

Âyeh kelimesi sözlükte vahiy cümleciği [9], alâmet (deliller) [10], ibret (dersler) [11], mûcize [12], sembol [13], İlâhî yasa [14], risâlet [15] anlamındaki e-y-e kökünden türemiştir. Çoğulu âyy, âyay ve âyât gelir. [16]

Âyetler inişlerine göre Mekkî ve Medenî diye bir taksime uğradığı gibi Muhkemât ve Müteşebihât diye bizzat Kur’ân-ı Kerîm tarafından ikiye ayrılmıştır. [17]

Kur’ân-ı Kerîm’de hangi cümlelerin bir âyet olacağı konusunda bir ölçü veya kural yoktur. Kur’ân’ı âyetlere ayırma kesin bir kaideye tâbii değildir. Yani, âyetlerin tayini tevkîf’idir, vahye müstenîd’dir. Akıl ile bulunmaz. Nâzil olan her âyetin hangi sûrenin neresine konulacağı Hz. Resûl-i Ekrem (s.a.a) bilir ve yazılmasını vahiy kâtiplerine emrederdi. Bu hususta ittifak vardır. Burada rey veya ictihad bahis konusu değildir. Hz. Cebrâîl (a.s), Ona (s.a.a) vahiy getirdikçe her âyetin yerini de söylemiştir. [18]

Kur’ân-ı Kerîm’de Mekkî âyetler, Medenî âyetlerden daha çoktur. Mekkîler, Kur’ân’ın 19/30’unu ve Medenîler ise 11/30’n teşkil eder. Âyetlerin her biri birer Kur’ân’dır. Mevcut Kur’ân nüshalarında Kur’ân’ın âyet sayısı Besmeleler hariç- 6.236’dır; Besmeleler dâhil 6.350’dir. Fâtihâ’nın başındaki Besmele bazı âlimlerce sûrenin ilk âyeti kabul edildiği ve Tevbe sûresinin başında da Besmele bulunmadığı için, Kur’ân’daki Besmele sayı farkı sanıldığı gibi sûre sayısı kadar 114 değil, 112’dir.

Âyet sayısının 6.666 olduğu oldukça yaygın bir kabule sahiptir. Buradaki sayı farkı âyetlerin veya kelime ya da cümlelerin farklı sayıda oluşundan kaynaklanmamaktadır. Mesele bazı âlimlerin bazı uzun âyetleri birkaç âyet, bazı kısa âyetleri birleştirip tek âyet kabul etmelerinden dolayıdır. Kur’ân’da kayıp veya eksik herhangi bir âyet veya sûre yoktur.

İlk indirilen âyet veya âyetlerin Alâk sûresinin ilk üç ya beş âyeti olduğu genel kabul görse de bu noktada farklı kanaatlerin de bulunduğunu belirtmeliyiz. Buna göre ilk âyetin Besmele veya bütünüyle Fâtiha sûresi ya da Müddessir sûresinin ilk beş âyetinin olduğu da beyan edilmektedir. Son indirilen âyet ise 5/Mâide: 3. âyettir.

Peygamber’e (s.a.a) inen ilk sûre ve âyetler hakkında farklı görüşler ileri sürülür:

Kur’ân’ın ilk inen âyeti Besmele’dir. İlk sûre de Alâk sûresi (1-5 âyetleri)’dir.

* * *

Kırâat İmamları

Sözlükte kırâat, okumak, tilâvet etmek, telaffuz etmek anlamında masdar; sesli veya sessiz, nağmeli veya nağmesiz okuma, tilâvet etme anlamında isimdir. Kırâat kelimesi, Kur’ân-ı Kerîm’de yer almamaktadır.

Kırâat ilminin kârî, kurrâ, mukrî ve mübtedî gibi terimleri bu ilmi öğreten, öğrenen ve nakledenler hakkında eserlerde sıkça kullanılmaktadır. Kırâat kökünden ism-i fâil olan kârî (çoğulu kurrâ) genel anlamıyla Kur’ân tilâvet eden demektir. Kur’an’ın hem Resûlullah (s.a.a) hem de ümmeti tarafından doğru ve güzel okunması onun bir emridir. “Ağır ağır ve dikkatlice okumak” anlamına gelen tertîl kelimesinin yer aldığı âyetler (25/Furkân: 25; 73/Müzzemmil: 4) kırâat ilminin Kur’ânî temelini oluşturmaktadır. [19]

1. İbn Âmir: Abdullah b. Âmr (Ebû İmrân) b. Yezîd el-Yahsubî (ö. 118/736). Yemen asıllıdır. Şam’da ölmüştür. O, Şam kârîsiydi. Onun kırâatini nakleden iki râvi şunlardır: Birincisi Hişâm b. Ammâr olarak bilinen Hişâm b. Amr el-Fuvatî eş-Şeybânî (ö. 218/833) ve diğeri İbn Zekvân diye bilinen Ebû Amr Abdullah b. Ahmed b. Beşîr b. Zekvân ed-Dımaşkî’dir (ö. 242/857).

2. İbn Kesîr: Ebû Ma‘bed Abdullah b. Kesîr b. Amr ed-Dârî (ö. 120/738). İran asıllıdır. Mekke’de ölmüştür. O, Mekke kârîsiydi. Onun kırâatının naklinde, asırdaşı olmayan iki râvi şunlardır: Birincisi Bezzî lakabıyla bilinen Ebû’l-Hasen Ahmed b. Muhammed b. Abdillah el-Bezzî (ö. 250/864) ve diğeri Kunbul lakabıyla bilinen Ebû Ömer Muhammed b. Abdirrahmân b. Muhammed el-Mahzûmî el-Mekkî’dir (ö. 291/904). Bu iki râvi İbn Kesîr ile asla görüşmemişlerdir. İbn Kesîr, Mekke’de Mescid-i Harâm’da kırk yıl müezzinlik yapmıştır.

3. Âsım: Ebû Bekr Âsım b. Ebi'n-Necûd Behdele el-Esedî el-Kûfî (ö. 127/745). Kûfe’de yaşamış ve orada ölmüştür. Kendisi, Tâbiun’dandır. O, Kûfe kârîsiydi. Onun kırâatini nakleden iki râvi şunlardır: Birincisi Hafs b. Süleymân diye bilinen Ebû Ömer Hafs b. Süleymân b. el-Muğîre el-Esedî (ö. 180/796) ve diğeri, Ebû Bekr Şu’be diye bilinen Ebû Bekr Şu‘be b. Ayyâş b. Sâlim el-Esedî el-Kûfî’dir (ö. 193/809).

4. Ebû Amr: Ebû Amr Zebbân b. el-Âlâ b. Ammâr el-Mâzinî el-Basrî (ö. 154/771). Onun künyesi Zebbân’dır. O, Basra’lıların kırât imamıdır. Kûfe’de vefat etmiştir. Onun kırâatı, çağdaşı olmayan iki râvi tarafından aktarılmıştır: Birincisi Dûrî lakabıyla meşhur olan Ebû Ömer Hafs b. Ömer b. Abdilazîz el-Ezdî ed-Dûrî el-Bağdâdî (ö. 248/862) ve diğeri Sûsî lakabıyla meşhur olan Ebû Şuayb Sâlih b. Ziyâd b. Abdillâh es-Sûsî’dir (ö. 261/874).

5. Hamza: Hamza b. Habîb b. Umâre ez-Zeyyât et-Teymî el-Kûfî (ö. 156/773). Kırâtta, Kûfe’lilerin imamıydı. Irak’ta öldü. Onun kırâatı kendisine yetişmemiş olan iki râvi şunlardır: Birincisi Halef b. Hişâm olarak bilinen Ebû Muhammed Halef b. Hişâm b. Sa‘leb el-Esedî el-Bağdâdî el-Bezzâr (ö. 229/844) ve diğeri Hallâd b. Hâlid olarak bilinen Ebû Îsâ Hallâd b. Hâlid eş-Şeybânî’dir (ö. 220/835).

6. Nâfi: Nâfi (Ebû Ruveym Nâfi) b. Abdirrahmân b. Ebî Nuaym el-Medenî (ö. 169/785). Aslen İsfahan’lıdır. Medine’de vefat etti. Medine’lilerin kırâat imamıdır. Onun kırâatini nakleden iki râvi şunlardır: Birincisi Kâlûn diye meşhur olan Ebû Mûsâ Îsâ b. Mînâ b. Verdân el-Medenî (ö. 220/835) ve diğeri Verş diye meşhur olan Ebû Saîd Osmân b. Saîd b. Abdillâh el-Kıbtî (ö. 197/812).

7. Kisâî: Ali b. Hamza b. Abdillah el-Kisâî el-Kûfî (ö. 189/805). Aslen İran’lıdır. O, Kûfe kârîsiydi. Onun kırâatini nakleden iki râvi şunlardır: Birincisi Ebû’l-Hâris diye bilinen Ebû’l-Hâris el-Leys b. Hâlid el-Bağdâdî (ö. 240/854) ve diğeri Dûrî lakabıyla meşhur olan Ebû Ömer Hafs b. Ömer b. Abdilazîz el-Ezdî ed-Dûrî el-Bağdâdî (ö. 248/862).

8. Ebû Ca’fer el-Kârî: Ebû Ca‘fer Yezîd b. el-Ka‘kâ el-Mahzûmî el-Medenî (ö. 130/748). Adının Fîrûz veya Cündeb olduğu ileri sürülmüşse de doğrusu Yezîd’dir. Medine’de öldü. Medine’lilerin kırâat imamlarından idi. Onun kırâatini nakleden iki râvi şunlardır: Birincisi Ebü’l-Hâris Îsâ b. Verdân el-Medenî (ö. 160/777) ve diğeri Ebü’r-Rebî Süleymân b. Müslim b. Cemmâz ez-Zührî (ö. 170/786).

9. Ya’kûb: Ebû Muhammed Ya‘kûb b. İshâk b. Zeyd b. Abdillâh el-Hazramî (ö. 205/821). Basra’da yaşadı ve orada öldü. O, Basra kârîsiydi. Onun kırâatini nakleden iki râvi şunlardır: Birincisi Ebû Abdillâh Muhammed b. el-Mütevekkil el-Lü’lüî el-Basrî (ö. 238/852) ve diğeri Ebü’l-Hasen Ravh b. Abdilmü’min b. Abde (Kurre) el-Basrî (ö. 233/848).

10. Halef: Ebû Muhammed Halef b. Hişâm b. Sa‘leb el-Esedî el-Bağdâdî el-Bezzâr (ö. 229/844). Aslen Vâsıt’la Cebbül arasındaki Femüssılh’tan olduğu için Sılhî, Bağdat’a yerleştiği için Bağdâdî nisbesiyle tanınır. “Bezzâr” (tahıl, hububat ve diğer tüketim maddelerini satan kimse) lakabıyla anılır. Bağdat’ta vefat etti ve Künâse Kabristanı’na defnedildi. Onun kırâatini nakleden iki râvi şunlardır: Birincisi Ebû Ya‘kûb İshâk b. İbrâhîm b. Osmân el-Verrâk el-Mervezî (ö. 286/899) ve diğeri Ebü’l-Hasen İdrîs b. Abdilkerîm el-Haddâd el-Bağdâdî (ö. 292/905).

Devam Edecek…

- - - - - - - - - - -

[1]- Lisanu’l-Arab, s-v-r md.

[2]- TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 37, s. 538.

[3]- Bedruddin Muhammed b. Abdullah er-Zerkeşî (ö. 794/1392).

[4]- Abdullah b. Mes‘ûd b. Gâfil el-Hüzelî (ö. 32/652-53).

[5]- Ebû’l-Münzir Übey b. Kâ‘b b. Kays el-Ensârî (ö. 33/654).

[6]- TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 37, s. 538.

[7]- Suyûtî, el-İtkân fî ulûm’il- Kur’ân, c. 1, s. 49.

[8]- Zürkânî, Menâhilü’l-irfân fî ulûmi’l Kur’ân, c. 1, s.189.

[9]- 3/Âl-i İmran: 108; 11/Hûd: 59; 17/İsrâ: 98; 24/Nûr: 18; 38/Sâd: 29; 68/Kalem: 15.

[10]- 17/İsrâ: 12; 27/Neml: 13; 30/Rûm: 20-25; 36/Yâsin: 33, 36, 41; 42/Şûrâ: 29.

[11]- 10/Yûnus: 5, 67, 92, 101; 29/Ankebût: 15, 35, 44; 39/Zümer: 42, 52.

[12]- 2/Bakara: 118, 211; 7/A’râf: 133, 146, 203; 10/Yûnus: 20, 75, 97; 54Kamer: 2.

[13]- 7/A’râf: 73; 11/Hûd: 64.

[14]- 27/Nem: 92; 41/Fussilet: 53.

[15]- 2/Bakara: 105-106; 6/En’âm: 124.

[16]- Lisanu’l-Arab, e-y-e md.

[17]- 3/Âl-i İmrân: 7.

[18]- İbn Manzûr, Lisanu’l-Arab, c. 14, s. 61.

[19]- TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 25, s. 425.