.
.

Tebliğ Yöntemleri

“İşte onun için sen davet et ve emrolunduğun gibi doğru ol! Onların heveslerine uyma! De ki: Ben Allah’ın indirdiği (her) kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimizdir; sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir...” [1]

“Biz her ümmete, uygulamakta oldukları bir ibadet tarzı gösterdik. Öyle ise onlar (kitap ehli) bu işte seninle çekişmesinler! Sen Rabbine davet et! Şüphesiz ki sen doğru bir hidayet üzeresin.” [2]

“Ve Allah'ın, âyetleri sana indirildikten sonra sakın seni onlardan alıkoymasınlar. Rabbine davet et, ortak koşanlardan olma.” [3]

1. Yüce Allah’ın Adıyla Başlamak

Her işte gerçek etken yüce Allah’tır ve her harekette başarı, tam olarak O’nun isteğine bağlıdır, o hâlde söze yüce Allah’ın adıyla başlanmalıdır. Böylece söz, ilâhî destek bulacaktır.

Hz. Peygamber’in (s.a.a) yüce Allah’tan aldığı ilk emir, mesajına ve sözüne yüce Allah’ın adıyla başlaması idi. “Yaratan Rabbin adıyla oku.” [4]

Hz. Süleyman (a.s), Sebe melikesi Belkıs’ı bir tek olan yüce Allah’a tapmaya davet etmek için, kendisine Hudhud aracılığıyla yüce Allah’ın adıyla başlayan bir mektup yolladı.

“Gerçek şu ki bu, Süleymân’dandır. Ve şüphesiz Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla (başlamakta)dır.” [5]

2. İlâhî Vahiye Dayanmak

İnsanın sözleri ilâhî vahiye dayanmanın haricinde hiçbir zaman hatadan yoksun olmaz. Vahiy kaynağına dayanan bir söz, heva ve hevesten uzaktır.

“Şu hâlde sana vahyedilene sımsıkı-tutun; çünkü sen dosdoğru bir yol üzerindesin.” [6]

“O hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.” [7]

“Ben Müslümanlardan olmakla ve Kur’ân-ı (ümmetime) okumakla emrolundum.” [8]

3. Arı ve Beğenilir Olmak

Tebliğ edenin sözü, arı (temiz, güzel) ve beğenilir olmalıdır, çünkü yüce Allah'ın yolu güzellikler yoludur ve yüce Allah'ın yoluna yönelmiş olanlar, temiz ve güzel söz dışında bir söz söylemezler. “Güzel söz O’na yükselir.” [9]

İnsanın sözü, tıpkı tohum gibi büyümekte ve ağaca dönüşmektedir; arı söz, sağlam bir kökü olan, dallarının göğe uzandığı ve yüce Allah'ın izniyle her zaman ürün veren tertemiz bir ağaca dönüşür. Ancak kötü söz ise, yararsız ot gibi topraktan biter ve hiçbir şeye yaramaz. “Görmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir. Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Allah insanlar için örnekler verir; umulur ki onlar öğüt alır-düşünürler. Kötü sözün durumu da gövdesi yerin üstünden koparılmış, sabit olmayan kötü bir ağaca benzer.” [10]

4. Delilli ve Mantıklı Olmak

İslam'ın delil istemesi, onun öneminin göstergesidir. Kur’ân’ın yüce âyetlerinde, çeşitli konulara yönelik, değişik derecelerde mantıki ispatlar ve ilmi kanıtlar oldukça göze çarpmaktadır. “De ki: Ben, gerçekten Rabbimden kesin belli beyan delil üzerindeyim.” [11]

“… Delilinizi getirin. İşte benimle beraber olanların da öğütü ve benden öncekilerin de öğüdü budur…" [12]

“Yoksa ‘Onu uydurdu’ mu diyorlar? De ki: Eğer doğru iseniz haydi onun benzeri bir sûre getirin ve Allah'tan başka çağırabildiklerinizi de çağırın!" [13]

“Biz bu Kur'ân'ı bir dağa indirseydik, Allah korkusundan onu, baş eğmiş, çatlamış, yarılmış, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri, düşünmeleri için insanlara anlatıyoruz.” [14]

5. Sade ve Kolay Konuşmak

Yüce Allah, insanların Kur’ân’ın hakikatlerine yönelmesi için onu kutlu Resûlü’nün diliyle kolaylaştırdı/sadeleştirdi.

“Biz o(Kur'â)nı senin diline kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.” [15]

“Andolsun biz, Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?” [16]

Ağır kelimeler ve karışık cümleler kullanmanın tesiri azalttığı oldukça açıktır. Çünkü halkın birçoğu bu kelimelere yabancıdır. Halkın diliyle ve tam bir sadelik ile konuşmak, ilâhî önderlerin halkı yüce Allah’ın dinine yöneltebilmelerindeki başarının sırrıdır. “Elçiye düşen ise, yalnızca açık bir tebliğdir.” [17]

Elbette sade konuşmanın gevşek ve muhtevasız konuşmaktan ayrı olduğuna dikkat edilmelidir. Tebliğ eden, Rabbinden dilinden düğümü çözmesini ve kendisini sade konuşmada güçlü kılmasını istemelidir. Aynen tebliğe başlarken Hz. Mûsâ’nın (a.s) yüce Allah’tan şöyle istekte bulunması gibi. “… Rabbim! Benim için yüreğime genişlik ver! İşimi bana kolaylaştır! Dilimden düğümü çöz ki sözümü anlasınlar.” [18]

6. Yavaş Konuşmak

Tebliğcinin sözleri, hidayet ve uyarı ümidi bulunan yerde yumuşak olmalıdır. Çünkü azarlamak, muhatabı inatçılığa mecbur kılmakta ve onun hidayete erme ümidinin de yok etmektedir. Yüce Allah, Hz. Mûsâ (a.s) ve kardeşi Hz. Harûn’un (a.s) Firavûn’un yanına gitme esnasında onlardan Firavûn ile yumuşak bir şekilde konuşmalarını ve azarlamaktan kaçınmalarını istemektedir. “İkiniz Firavûn’a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor. Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki, öğüt alıp- düşünür veya içi titrer-korkar.” [19] Hz. Mûsâ (a.s) ve Hz. Harûn’un (a.s) yumuşak sözlerinden başka bir âyet ise şöyledir. “… Sana Rabbinden bir âyetle geldik…” [20]

7. İlim ve Amel Ehli Olmak

Davetçi, yüce Allah’ın mesajını ulaştırmalı, onunla bizzat amel etmeli ve pratikte onu ciddi bir şekilde uygulamalıdır.

"Şu hâlde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et. Ve yalnızca Rabbine rağbet et.” [21]

Davetçinin ciddiyeti, dini tebliğ etmeye hâs değildir, aksine o, ilim ve bilincini artırma noktasında da çabalamalıdır. Çünkü her bir zamanın yeni bilgilere ihtiyacı vardır, fakat önceki bilgilere dayanmak yeterli değildir. Bunun için Hz. Peygamber (s.a.a), yüce Allah’ın emriyle, kendisinden ilmini artırmasını istemektedir. “Rabbim! İlmimi artır.” [22]

Bu da sadece teori bazındaki değil, amel ve tecrübe ile birlikte olan ilim ve yakindir. Tıpkı Hz. İbrâhîm (a.s)’ın mutmain olmak için böyle bir ilmi yüce Allah'tan istemesi gibi. “Hani İbrâhîm ‘Rabbim! Ölüyü nasıl diriltmekte olduğunu bana göster.” demişti. (Rabbi ona) “İnanmadın mı?” diye sorunca (Hz. İbrâhîm) “Hayır (elbette inandım) fakat kalbimin tatmin olması için (görmek istedim)” demişti. Bunun üzerine (yüce Allah) şöyle seslendi. “Dört tane kuş alıp onları kendine alıştır; sonra her dağa onlardan birer parça koy! Ardından onları çağır; koşarak (uçarak) sana gelirler.” [23]

8. Alçakgönüllü Olmak

Yüce Allah peygamberine şöyle emrediyor. “Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir! [24]

Ve bütün insanlara şöyle buyuruyor. “Yeryüzünde kibirlenerek yürüme! Şüphesiz ki sen asla yeri yaramazsın; boyun da asla dağlara ulaşamaz.” [25]

Hz. Lokmân, oğluna davranışlarında mutedil olmasını, yavaşça konuşmasını ve sesini yükseltmemesini tavsiye etmektedir. “Yürüyüşünde orta hâlli ol, sesini de alçalt! Şüphesiz ki seslerin en çirkini eşeklerin sesidir.” [26]

Alçakgönüllülüğün göstergelerinden biri de diğer insanların yetkinliklerini itiraf etmektir; Hz. Mûsâ (a.s), bu yöntem ile bize alçak gönüllülük dersi vermektir. “Kardeşim Harûn, o, dil bakımından benden daha güzel konuşur. Onu da benimle beraber, beni doğrulayan bir yardımcı olarak gönder. Zira ben, beni yalanlayacaklarından korkuyorum.” [27]

Allah Resûlü (s.a.a), Kureyşlilerden çektiği onca işkence ve eziyetin ardından, onları cezalandırabileceği bir zamanda buyurdu ki: “Bugün size bir azarlama ve kınama yoktur; gidiniz, sizler özgürsünüz.” [28]

9. Kıssa Anlatmak

Diğer bir yöntem de kıssadan yararlanmaktır. Kur’ân buna önem vermekte ve kendisinde birçok kıssa bulunmaktadır. “Peygamberlerin haberlerinden, senin kalbini sağlamlaştıracak her şeyi sana anlatıyoruz. Bunda da sana hak ve inananlar için bir öğüt ve ibret gelmiştir.” [29]

Kur’an’daki kıssalar, en güzel kıssalardır ve onda yaklaşık iki yüz atmış sekiz kıssa bulunmaktadır. “Biz, bu Kur'ân'ı vahyetmekle sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Sen ondan önce (bunları) bilmeyenlerden idin.” [30]

Kur’ân’daki kıssalar değerlidir, çünkü bu kıssalar yalan değildir, onların çekiciliği ve çeşitliliği vardır ve içlerinde hukukî ve içtimaî konular mevcuttur. Bu kıssalar insanları düşünmeye sevk etmektedir. “Dileseydik elbette onu o âyetlerle yükseltirdik, fakat o, yere saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu, tıpkı şu köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, onu bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayanların durumu budur. Bu kıssayı anlat, belki düşünür(öğüt alır)lar.” [31] Akıl sahiplerinin ibret almalarını sağlamaktadır.

“Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır.” [32]

10. Öğüt Vermek

“… Kur’ân ile öğüt ver.” [33]

“… Sen öğüt verip-hatırlat; çünkü gerçekten öğütle-hatırlatma, mü’minlere yarar sağlar.” [34]

“Allah’tan ‘İçi titreyerek korkan’ kimse düşünüp öğüt alacaktır.” [35]

“Bırak o dinlerini oyun, eğlence yerine koyan ve dünya hayatının aldattığı kimseleri de sen o (Kur'ân) ile hatırlat…” [36]

11. Doğru Konuşmak ve Etkili Sözler Kullanmak

“Ey inananlar, Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin. Ki (Allah) işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Resûlü’ne ita'at ederse, büyük bir başarıya ermiş olur.” [37]

“Allah onların kalplerinde olanı bilir. Onlara aldırma, onlara öğüt ver ve onların içlerine işleyecek güzel söz söyle!” [38]

(Elbette) Güzel bir söz ve (kusur) bağışlama, peşinden eziyet gelen (ve minnet edilen) bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, (günahkâr kullarını erteleyip) yumuşak davranandır.” [39]

12. Sert Davranmaktan Sakınmak

“Allah'ın rahmeti sebebiyledir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden dağılır, giderlerdi. Öyleyse onlar(ın kusurların)dan geç, onlar için mağfiret dile. İşini onlara danış, karar verince de Allah'a dayan…” [40]

“Sabah akşam Rablerinin rızasını isteyerek, O'na yalvaranları kovma. Onların hesabından sana bir sorumluluk, senin hesabından da onlara bir sorumluk yok ki, onları kovup da zalimlerden olasın!” [41]

“Bundan dolayı sen (Hakka) çağır ve emrolunduğun gibi doğru ol; onların keyiflerine uyma ve de ki: Ben Allah'ın indirdiği her Kitab’a inandım ve aranızda adalet yapmakla emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız size aittir. Bizimle sizin aranızda bir tartışma nedeni yoktur.” [42]

13. Ücret Talep Etmemek

“Eğer (benim imana davetimden) yüz çeviriyorsanız (ne diyeyim), zaten ben sizden hiçbir karşılık istemedim ki! Benim mükâfatımı ancak Allah verecektir ve bana müslümanlardan olmam emredilmiştir.” [43]

“De ki: Ben sizden bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Benim ücretim yalnız Allah'a aittir… " [44]

“İşte onlar, Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Onların yoluna uy ve de ki: Ben ona karşılık sizden bir ücret istemiyorum… " [45]

14. Sabırlı Olmak

“Onların dediklerine sabret ve onlardan güzel bir ayrılma tarzıyla (düşünce ve eylem bakımından köklü bir tutum) ile kopup-ayrıl.” [46]

“Rabbimiz! Biz inandık, bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru! diyenleri, Sabredenleri, doğru olanları, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranları, Allah için (mal) harcayanları ve seherlerde istiğfar edenleri (Allah'tan bağışlanmalarını dileyenleri Allah) görmektedir.” [47]

“… Asıl iyilik, o(kimsenin iyiliği)dir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere inandı; sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve boyunduruk altında bulunan (köle ve esir)lere verdi; namazı kıldı, zekâtı verdi. Andlaşma yaptıkları zaman andlaşmalarını yerine getirenler; sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler, işte doğru olanlar onlardır, (Allah'ın azabından) korunanlar da onlardır.” [48]

15. İnandırıcı Olmak

“Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin.” [49]

“Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt alır veya korkar.” [50]

“Hikmetle ve güzel öğütle Rabbinin yoluna çağır ve onlarla en güzel biçimde mücadele et. Kuşkusuz Rabbin, işte yolundan sapanları en iyi bilen O'dur ve O, yola gelenleri de en iyi bilendir.” [51]

“Kullarıma söyle: En güzel sözü söylesinler çünkü şeytan aralarına girer (onları tartışmaya ve kavgaya dürtükler). Doğrusu şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.” [52]

“Sonra ben onları açıkça davet ettim. Sonra onlara açıktan söyledim, gizli gizli söyledim: ‘Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O çok bağışlayandır' dedim." [53]

“Allah onların kalblerinde olanı bilir. Onlara aldırma, onlara öğüt ver ve onların içlerine işleyecek güzel söz seyle!” [54]

“Ey peygamber, kâfirlerle ve münâfıklarla cihadet, onlara sert davran; onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir gidiş yeridir o!” [55]

Devam Edecek…

---------------

[1]- 42/Şûrâ: 15.

[2]- 22/Hac: 67.

[3]- 28/Kasas: 87.

[4]- 96/Alak: 1.

[5]- 27/Neml: 30.

[6]- 43/Zuhruf: 43.

[7]- 53/Necm: 3-4.

[8]- 27/Neml: 91-92.

[9]- 35/Fâtır: 10.

[10]- 14/İbrâhîm: 24-26.

[11]- 6/ En’âm: 57.

[12]- 21/Enbiyâ: 24.

[13]- 10/Yûnus: 38.

[14]- 59/Haşr: 21.

[15]- 44/Duhan: 58.

[16]- 54/Kamer: 17, 22, 32, 40. (Bu mübarek âyet dört kez tekrarlanmıştır.)

[17]- 29/Ankebût: 18

[18]- 20/Tâ-Hâ: 25-28.

[19]- 20/Tâ-Hâ: 43-44.

[20]- 20/Tâ-Hâ: 47.

[21]- 94/İnşirâh: 7-8.

[22]- 20/Tâ-Hâ: 114.

[23]- 2/Bakara: 260.

[24]- 26/Şu’arâ: 215.

[25]- 17/İsrâ: 37.

[26]- 31/Lokmân: 19.

[27]- 28/Kasas: 34.

[28]- İbn-i Esir, el-Kâmil fî tarih, c. 2, s. 252.

[29]- 11/Hûd: 120.

[30]- 12/Yûsuf: 3.

[31]- 7/A’râf: 176.

[32]- 12/Yûsuf: 111.

[33]- 50/Kâf: 45.

[34]- 51/Zâriyât: 55.

[35]- 87/A’lâ: 10.

[36]- 6/En’âm: 70.

[37]- 33/Ahzâb: 70-71.

[38]- 4/Nisâ: 63.

[39]- 2/Bakara: 263.

[40]- 3/Âl-i İmrân: 159.

[41]- 6/En’âm: 52.

[42]- 42/Şûrâ: 15.

[43]- 10/Yûnus: 72.

[44]- 34/Sebe: 47.

[45]- 6/En’âm: 90.

[46]- 73/Müzzemmil: 10.

[47]- 3/Âl-i İmrân: 16-17.

[48]- 2/Bakara: 177.

[49]- 33/Ahzâb: 70.

[50]- 20/ Tâ-Hâ: 44.

[51]- 16/Nahl: 125.

[52]- 17/İsrâ: 53.

[53]- 71/Nûh: 8-10.

[54]- 4/Nisâ: 63.

[55]- 9/Tevbe: 73.