.
.

Bismillahirrahmanirrahim

Kur’an-ı Kerim bir toplumun sağlıklı, özgür, bağımsız ve kula kul değil sadece yaratıcı olan Allah’a kul olabilmesi için iki kelimelik kavrama çok önem veriyor; önem verdiği gibi bu iki kelimelik kavram çerçevesinde yaşaması o toplumun gerçek benliğini ortaya koyuyor. O iki kelimelik kavram ‘’İstikamet’’ Direniş ve ‘’Hayy, Canlı’’ Diriliş’’tir.

Bir toplumun yaşam felsefesinde bu iki kelimelik kavram olur ve toplum bu mihverde yaşarsa, o toplum için kurtuluş ve aydınlık vardır. Ama eğer bundan ayrı bir hayatı tercih ederse o toplum zillet ve geleceği herdaim karanlık olur. Böyle bir toplumun ne özgürlük ve baımsızlık, nede canlı ve onurlu bir hayatı olur. Kur’an-ı Kerim toplum hayatının ‘’Dirilişi’’ için ‘’Direnişi’’ gerekli ve zorunlu kılıyor. Bir toplum direniş ve diriliş felsefesiyle ancak birlik kimliğini yakalarsa ayakta kalmayı başarır.

Birlik sadece ahlaki bir tavsiye değil; aynı zamanda dini ve akılcı bir yükümlülük ve toplumun kimliğini şekillendiren ilahi bir gelenektir.

Kur'an-ı Kerim perspektifinde İslam ümmetinin birleşme geleneğinde, Direniş ve Diriliş sadece savaş alanında durmak veya düşmanla siyasi çatışmaya indirgenme değildir. Bunu yapmak, direniş ve diriliş anlamsal çemberini sınırlandırır. Kur'an-ı Kerim bağlamında direniş ve diriliş, bölgesel bir eylem değil, küresel, inanç, toplum ve medeniyet eylem halidir.

"İslam ümmetini tehditler, zulüm ve saldırganlık karşısında daha umutlu, daha istikrarlı ve daha birleşik kılan her faktör, direniş ve diriliş mantığının bir parçası olarak kabul edilir. Ümmetin birliği, yakınlaşması ve dayanışması, direnişin ve dirilişin en önemli faktörleri arasındadır. Bu nedenle, bu faktörler sadece ahlaki bir tavsiye değil, aynı zamanda dini ve akılcı bir yükümlülük ve ilahi bir gelenektir."

Kur'an-ı Kerim mantığında ümmet inşasının temelinde, müminleri dağınık bir grup birey olarak değil, aksine tutarlı bir ümmet olarak görür. Bu ümmet, yalnızca Allah'a ibadet eden "ümmetin tek vücut ve bir" olarak adlandırılır. Yani, ümmetin birliği tevhid’de velayet inancına dayanmaktadır. Buna göre, İslam ümmetinin dayanışmasının ve bağımlılığının en önemli özelliği tevhid’de velayet inancıdır. ümmet, tek bir ilahi Rabbe olan imanın doğal meyvesidir.

Bir toplumun ruhunda tevhitte velayet inancı nerede canlıysa, ortak kader, kardeşlik ve bir olma arzusu orada daha büyük olur. Dolayısıyla, bir toplumun kimliği tevhitte velayet inancı aracılığıyla şekillenir. Etnik köken, çatışan kimlikler ve önyargılar dini kimliğin önüne geçtiği her yerde, ümmet arasında aşınma meydana getirir. Kur'an perspektifinden bakıldığında, ümmet inşası olmadan direniş ve diriliş oluşturulamaz ve sürdürülebilirliğide olamaz. Önemli olan nokta, Kur'an-ı Kerim direnişi ve dirilişi birolma, uyumlu bir ümmet yaratma ışığında tanımlamış ve açıklamış olmasıdır.

Bir olmuş bir ümmet inanç ve tevhid’de velayet ekseninde direnişi ve dirilişi şekillendirebilir. Bugün İslam ümmeti arasında inanç ekseni etrafında yaratılan yakınlaşma ve bir olma, ümmet inşasını güçlendiren bu tevhid’de velayet ruhunun sonucudur.

Birliğin ilahi bir emir ve otorite için bir şarttır. Kuran-ı Kerim “Allah'ın ipine (bu ip velayet nurudur) sımsıkı tutunmayı” öğütlemiştir. Kur'an-ı Kerim birliği yani bir olmayı 'hepimiz' terimiyle tanıtmıştır. Dolayısıyla birlik, mezhep, parti veya farklı inanç grupları tanımaz. Hangi grupta veya ülkede olursak olalım, tek bir ümmet oluşturmalıyız. Bugün yaklaşık iki milyar Müslümanın birleşmesi gerekiyor, ancak ne yazık ki bazı İslam ülkelerinin yöneticileri bu birlik ve dayanışmayı engelliyor ve İslam'ın ve Müslümanların düşmanlarının eline düşüyorlar.

Allah-u Tebareke ve Teâla’nın ayetine göre, birlik, velayet ve iman eksenli, ilahi değerler ve adalet üzerine kurulmalıdır. Kur'an sadece birliği emretmekle kalmamış, aynı zamanda bölünmeden kaçınmanın gerekliliğini de vurgulamıştır. Yani, ayrılığa karşı durulmalı ve insanlar arasında bölünmeden, fitneden, ayrıştırmadan ve komplodan sakınılmalıdır. Bugün düşmanlar, ümmette halklar arasında ayrılık yaratmak için büyük çaba sarf etmektedirler. Bölünme, gerilemenin ve başarısızlığın kaynağıdır. Kur'an-ı Kerim “aranızda çekişmeyin ve tartışmayın, aksi takdirde egemenliğiniz çöker” diye vurgulamıştır.

Kur'an-ı Kerim, ümmet arasındaki iç çatışmayı yenilgi ve Müslümanların birliğinin ise zaferin bir öncüsü olarak görür. "Ve ruhunuz gidecek" ifadesi çok silkeyicidir; bölünmenin yenilgiye yol açacağı anlamına gelir. Kur'an-ı Kerim sisteminde, bir ümmet Allah’a itaatte bir olduğu gibi sosyal,siyasi anlamda bir olunur doğru ilerlediğinde izzet, zafer ve üstünlük kesinlikle kendilerinin olacağı ve bölünmeye doğru ilerlediğinde ise zillet ve yenilgi kaçınılmaz olacaktır.

Kur'an-ı Kerim, müminleri birbirlerinin kardeşleri olarak tanıtmıştır. Kardeşlik bir kimlik tanımıdır, bir simgesel anlam değildir. Kur'an-ı Kerim müminleri kardeş diye çağırdığında, tek bir kimliğe sahip olduklarını ve bir ümmetin bir kesiminin çektiği acının diğer bir kesiminin de acı çekmesine neden olduğunu kasteder. ümmetin bir kesimine yönelik tehditler, diğer bir kesimin kayıtsız kalmasına neden olamaz. Bu nedenle bütün coğrafiyalarda, özellikle İran, Filistin, Lübnan, Suriye, Yemen ve islam ülkelerinin bir çok bölgelerinde halkların çektiği acılara kayıtsız kalınmamalıdır.

12 günlük İsrail-İran ve 40 günlük ABD&İsrail-İran Ramazan Ayı Savaşı’ndan sonra, dünyanın dört bir yanında direniş hareketleri ortaya çıktı. Dünya ülke halkları, hatta ABD’de 9-10 milyonluk halk kitleleri sokaklara dökülerek savaşı kınarlarken. Aynı zamanda bu kısa süreç içerisinde İsrail ve ABD’ye karşı birçok kitap yazıldı ve İran ve direniş yanlısı duyguların arttığı gözlemlendi. Tevhitte velayet eksenli birlik olunması halinde, İslam ümmetinin daha büyük bir yakınlaşmasına yol açacaktır.

İslam ümmetin birlik ve yakınlaşmasında, Arapları ve ırkı, milliyeti, ülkesi, mezhebi, meşrebi ve coğrafiyası ne olursa olsun Arap olmayan Acemleri ayırt etmez, çünkü hepsi tek bir ümmettir. Bu nedenle, ırksal, etnik vb. farklılıklar bir kenara bırakılmalı ve içsel olarak daha büyük bir yakınlaşma için zemin hazırlanmalıdır. Bu iki dayatılan savaş, İslam ümmeti için, sen şu mezhepten ben bu mezhepten meselesinin ötesinde Tevhitte velayet ekseninde daha büyük bir yakınlaşmaya zemin hazırlamalıdır.

Eğer direnişin ve diirilişin ilahi bir gelenek olduğunu kabul edersek, gerçekleşmesi için gereken şartların neler olduğunu sormalıyız. Bunun için birkaç şart var: Birincisi, Kur'an-ı Kerim’in sunduğu hayat felsefesine geri dönmek ve Muhammedi (saa) İslam’ı yaşmalıyız. Kur'an-ı Kerim ve Muhammedi İslam sadece bir slogan, okumaktan, isimlendirmeden ve görünüşten ibaret kaldığı sürece, birlik de bir slogan olarak kalacaktır. Ümmetin hayatından uzak tuttuğu Kur'an-ı Kerim ve Muhammedi İslam kendi hayatına geri getirmelidir.

Bir diğer şart ise kardeşlik kültürünü ve farklılıkların ortadan kaldırılmasını güçlendirmektir. İran ile diğer İslam ülkeleri arasında farklılıklar vardır. Evet, bu farklılık mezhebi farklılıktır, ancak bu farklılıklar inanç kültürü kabul edilirse, birbirimizi anlar ve bu kesinlikle diyaloğun yolunu açar.

İslam ümmeti ana düşmanı tanımalı ve ona karşı birleşmelidir. Adalet odaklı olmak, birliği güçlendirmede bir diğer faktördür. Ayrıca, Müslümanlar arasında düşünce ve bilimsel kurumların güçlendirilmesi zaruriyet bir hal almıştır.

Hayat ve küresel gelişmelere Direniş ve diriliş eksenli bir Tevhid, Muhammedi risalet ve Velayet tefekkür ve basiret ile bakar ve bu mihverde iman ile bir olma sağlanırsa gelecek kesinlikle ümmetin olacaktır.