.
.

Bismillahirrahmanirrahim

Müstekbir (Emperyalizm)’e Karşı Mücadele İslam'ın Emridir. Dünya Sevgisi Mücadeleye engeldir.

Ey Peygamber! Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı sert davran. Onların barınağı cehennemdir. Orası ne kötü bir dönüş yeridir.”

Tevbe/73

Kur'an'da Müstekbir (Emperyalizm) kavramı

Kur'an-ı Kerim, Allah'ın emrine boyun eğmeyen ve (Hz.) Adem'e secde etmeyen şeytan hakkında şöyle buyuruyor:

"Hani meleklere, (Âdem’e secde edin) demiştirk. İblis’ten başka hepsi sede etti, (ama) o kabul etmedi, büyüklük tasladı ve inkâr edenlerden oldu"[1]

Buradaki istikbar kelimesi tekile ait olsa dahi, Şeytan çoğul özelliklerini kendinde barındıran bir varlık olduğu için dünyadaki bütün birey, kurum ve sistem ve onu yöneten yöneticilerin taşıdıkları sıfatları hasabiyle kibir anlamının ötesinde müstekbir (emperyalizm) anlamında kullanılır. Müstekbirlik, hakka boyun eğmemek, hakka ve hakikate itaat etmemek ve başkalarından üstünlük taslamak demektir. Ayette Şeytan kendi ve özelliklerini okadar ayrıcalıklı görerek şöyle diyor:

"(Allah,) ‘’Sana emrettiğimde seni secde etmekten ne alıkoydu?’’ dedi. O, Ben ondan daha iyiyim; beni ateşten yarattın, onu ise çamur( toprak)dan yarattın.’’[2]; işte bu itaatsizlik ve itiraz, bu diklenme ve kibirlenme müstekbir (emperlalist)lik ruhudur.

Müstekbir (Emperyalizim)le mücadele etmek İslam'ın emridir.

Küresel Müstekbirler, kibir ve bencillik kendilerini öyle kapsamış ki onunla yetinmeyip, aynı zamanda kendilerini dünyanın efendisi olarak görürler. Kendilerinin çok yönlü olmaları gerektiğini, dünyanın efendisi biziz, dünyanın sadece bir köyden ibaret olduğunu ve herkesin ise biz ne dersek dinlemesi gerektiğini söylerler. Eğer bizi duyup dinlerlerse, sorun yok, eğer dinlemzlerse onları yok ederiz. İşte tam bu noktada İslam'ın en önemli emirlerinden biri de bu kibirli müstekbirlerle mücadele etme emri ortaya çıkıyor.

Allah'ın bütün peygamberleri kibirli müstekbirlere karşı durmuştur.

Hz. Resulü Ekrem (saa), Emire’l Müminin, İmam Ali (as) ve onlardan önceki bütün ilahi peygamberler müstekbir ve zalimlere karşı durdular. Hz. Musa Firavun'a karşı durdu, Hz. İbrahim Nemrut ve Karun'a karşı durdu. Müstekbirlerle mücadele ilahi bir görevdir. Bedir, Uhud ve Hendek gibi savaşlar İslam'ın şirk anlayışına sahip müstekbirlere karşı mücadelesidir. Arap Yarımadası'nı Ebu Leheb, Ebu Cehil, Ebu Süfyan ve kibirli müstekbirlerin pençesinden kurtaran da bu müstekbirle mücadeleydi. 20. yüzyılın sonlarında Merhum İmam Humeyni (ra) bu yolu, İslami İran'da yeniden canlandırdı ve şöyle buyurdu:

“Hem zamanın en büyük Şeytanı küresel emperyalizm ve siyonizme ve hem onların mustazaf toplumlara dayattığı zulüm ve baskıya karşı durmalıyız.” Hamd olsun, velayet nuruyla yoğurtulan direniş ekseni küresel emperyalist, siyonist ve onların kukla yöneticilerine karşı durmakta ve canlarıyla kanlarıyla mücadele etmekteler.

Müstekbirlere karşı mücadele tek bir liderlik tarafından yönlendirilmelidir.

Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor:

"Ey peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı sert davran. Onların barınağı cehennemdir. Orası ne kötü bir dönüş yeridir."[3]

Biz bu müstekbirlere karşı mücadele ruhunu canlı tutmalı ve sonuç almak için gayret ve sebatla göstermeliğiz. Şimdi bölgemizde ve dünyanın farklı yerlerindeki durumlara bakmak ve değerlendirmek gerekiyor. Elhamdülillah, bugün İslami direniş global emperyal ve siyon müstekbirlerine karşı Allah’ın yardımıyla gereken adımları atmakta ve mücadelesini vermektedir.

Elbette, Allah'ın izniyle, İmam-ı Zaman İmam Mehdi (af) gelene kadar, bu müstekbirlere (emperyal ve siyona) karşı mücadele, velayet makamı liderinin belirlediği şekilde yürütülmeye devam etmektedir. Her toplum ve grubun kendi başına müstekbir karşıtlığı yol izlemesi müslümanların ve özellikle İslam'ın çıkarına değildir. Müstekbirlik karşıtlığı, tek bir liderin rehberliğinde olmalıdır. Kur'an şöyle buyuruyor:

"Hep birlikte Allah'ın ipine sarılın; parçalanmayın Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani birbirinize düşmandınız; O, kalplerinizi birbirinize kaynaştırdı da O,nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz ve bir ateş uçurumunun kenarındaydınız; O, sizi oradan kurtardı. Allah, hidayet bulasınız diye işte böyle ayetlerini size açıklıyor."[4]

Bu ayet bütün Müslümanları küresel müstekbirlere karşı tek vucut olunması ve tek bir önderin liderliğinde hareket edilmesine işaret etmektedir. Masumlar zamanında masum imamlara, gaybet döneminde ise Velayet-i Fakih rehberliğine uyulmalıdır.

Kur'an'ın zalimlere güvenmeme ve onlara itimat etmeme emri.

Kuran-ı Kerim zalimlere güven ve itimat etmeme hususunda şöyle buyuruyor:

“Zulmeden (zalim)lere yaslanmayın, (güvenmeyin) yoksa ateş size de dokunur; sizin Allah’tan başka (veliniz) dostlarınız yoktur; sonra size yardım da edilmez.[5]

“Rokn” güvenmek, itimad etmek ve dayanmak anlamındadır. Kur’an buyuruyor: Zalimlere güvenmeyin ve onlara itimad edip sırtınızı onlara dayamayın. Yanlız Allah'a güvenin ve O’na itimat edin. Eğer insanlar zalimlere güveniyorsa, bu onların çok zayıf oluşunun işaretidir. Böylelerinin umutları kendilğinden yok olup gider. Kur’an şöyle buyuruyor:

“(Allah’tan) korkan kimselerden Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki kişi, Üstlerine yürüyerek kapıdan girin; oradan girerseniz, kuşkusuz galip olursunuz. Eğer iman sahibiyseniz, sadece Allah’a tevekkül edin.’’ dediler.”[6]

Güvenip ömrünüz doluncaya kadar sabrederseniz, Yüce Allah'ın yardım edeceği kesindir buyurmaktadır. Bunun anlamı, yol ayrımlarında ilahi görevin ne olduğunu ve liderin ne belirlediğini görmeniz gerektiğidir. Bugün dünya müstekbir zalimlerin hiçbirinin bir diğerinden hiç bir farkı olmadığı bilinmelidir, müstekbir zalimler başlarını taşa vurana kadar, rüsvay olana kadar, yenilene kadar kurdukları fitne şeytani planlarından asla vazgeçmiyecekler. Müstekbir zalimler insanoğlunun yaratılışından bugüne kadar aynı şeytani amellerini sahnelemiş ve sahnelemeyede devam etmekteler, onlar sürekli bu yoldalar ve bir işe yaramadığını bilmelerine rağmen vazgeçmiyorlar. İşte bunların düşünce tarzının ne olduğu belli. Düşünce tarzları zulüm etmek, bu zalim düşünceye karşı azim, cihat, şehadet ve metanetle durmak gerekiyor. Çünkü zalime rahmetmek ve müsamaha göstermek hakka ve mazluma ihanet ve zulümdür.

Bazıları sözde Allah ve O’nun velilerine itaat ettiklerini iddia etseler de pratikte Allah ve O’nun velilerinin dışındakiler “Şeytan ve onun yönlendirdiği sözde lider kisveli sapkın insan müsveddelerine sırtlarını dayandırarak onlara itimat etmekte ve onlara güvenmekteler” güvenip itimat ederek sırtlarını onlara dayamaya çalışıyorlar. Bunuda eylemleri açık şekilde göstermektedir. Yukarıda açıkladığımız bu ayet "Zulmeden (zalim) lere yaslanmayın, (güvenmeyin) yoksa ateş size de dokunur; sizin Allah’tan başka (veliniz) dostlarınız yoktur; sonra size yardım da edilmez.’’[7]

Eğer insanın kalbinde Allah’tan başkasının sevgisi kök salıp muhabbeti kuvvetlenirse, ilahî muhabbet insan kalbinde zayıflar. Bu konu hassas bir konu olduğu için bu meselenin üzerinde durulması ve düşünülmesi gerekiyor. İslam'ın ilk zamanlarından beri aynı durum söz konusudur. Ne oldu da Emirel-i Müminin İmam Ali'yi (as) bir kenara ittiler? 25 yıl sonra, refah, dünya işleri ve servet biriktirme ruhu hâkim olunca, devrimin yanında olanlar, yani Hz. Peygamber (saa) zamanında canlarını feda eden Talha ve Zübeyr ve emsal bunlar, harekete geçerek Emire’l Müminin'e karşı durdular ve onu zayıflatmak için her yolu denediler ve ellerinden gelen çabayı gösterdiler. Ama Cemel Savaşı'nda yenildikleri veya Nehrevan ve Sıffin Savaşları'nda istediklerini elde edemedikleri halde, hep birlikte Emirel-i Müminin İmam Ali'yi (as) ve ashabını zayıflattılar ve faaliyetlerini aşındırdılar.

Düna sevgisi ve özentisi: Müstekbir (emperyalizm) karşıtı ruhun devamlılığına engel teşkil eder.

Müstekbir karşıtı ruhun devamlığına engel teşkil etme hususu gerçekten büyük bir sorun, bu sorun her zaman vardı ve hala da var ve devam etmektedir. Bu tür insanlar çıkarlarının diğer tarafta olduğunu gördüklerinde, çıkarlarının peşinden koşarlar ve bunların hayat felsefesi müstekbir karşıtı değil, kendi çıkarlarının peşinden koşarlar. Eğer sadece birgünlüğüne dahi olsa Allah için müstekbir cephe karşıtı olsalardı, dünya müstekbir şeytan cephesi bu denli azgınlaşamazdı. Ancak malesef birçok ülke, kurum ve toplum bu yolda kendi çıkarlarını gördü. Yani gerçekte kendi çıkarlarını istediler. Elbette, azda olsa bazıları da sadakatle İslam'a hizmet etmektedir. Söylediğimiz gibi bir çokları herşeyin dünya çıkarının kurtuluş olduğunu varsayarak, Fıtri değerleri olan ruhlarını, onurlarını ve insanlıklarını bir hiç uğruna müstekbirlere sattılar. Dünya, makam, şan ve şöhret için her şeylerini feda ve zilleti seçerek bu onursuz yaşamayı kabul ettiler ve etmekteler. Gençlerimiz Kur'an'dan, İmamlar'dan, İmam Humeyni'den ve aziz Rehber’den ders almalıdır, aksi takdirde doğru yol Sıratel Müstekim’den sapılır ve sapkın delalet içinde felaketi getiren zillet hayata mahkûm olunur.

Günümüz müstekbir firavunlara karşı mücadelenin yolu bellidir.

- - - - - - - - - - - - - - - -


[1] (Bakara/ 34)

[2] (A’raf/ 12)

[3] (Tevbe/73)

[4] (Al-İmran/ 103)

[5] (Hud/113)

[6] (Maide/23)

[7] (Hud/113)