.
.

Bismillahirrahmanirrahim

Gadir-i Hum sadece tarihi bir olay değil, aynı zamanda bir Mektep ve İslam toplumunu hidayet eden ve hak ve doğru yol gösteren nurlu bir İlahi mekanizmadır.

Gadir-i Hum Bayramı'nın dinin tamamlanması için İmamet ve Velayet’in mutlak tesis edilmesi açısından stratejik önemini çok büyüktür. Bu gün, Mümin ve Muvahhitler Emir-il müminin, İmam Ali (as) nezdine, 12 İmam, özellikle bugün zamanın imam-ı, İmam Mehdi (af) ile olan ahdi yenileme, adaleti arzulama ve isteme, zalime karşı direniş gösterme ve diriliş hayatını yakalama, mazluma yardım etme, tağut ve şeytani sistemlerin yok oluşuna ve Evrensel İalhi adalet devletinin tesisi için zamanın imam-ı, İmam Mehdi’nin (af) zuhurunun zeminini oluşturma, kendi yiyeceğini bir muhtaca verme, ahlaki kültürünü geliştirme ve İslam toplumunda doğruluk yolunu geliştirme ve güçlendirmek için bir fırsat olarak değerlendirmelidir.

Gadir-i Hum, bayram olarak, en büyük İslami bayramlardan biridir. Din tarihi öğretilerinde özel bir yere sahiptir. Bu büyük günde, İslam dini mükemmelliğe ulaşmış ve kullar üzerindeki ilahi nimet tamamlanmıştır. Yüce Allah Kuran-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:

"Bugün kâfirler, dininizden (dininizi ortadan kaldırmak istemelerinden) ümitlerini kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, bugün dininizi size kâmil kıldım ve nimetimi tamamladım ve din olarak İslam’ı seçtim.’’

(Maide/3)

Bu ayet, Gadir-i Hum olayının önemini ve Müminlerin Emiri İmam Ali'nin (as) ve 11 İmam'ın velayetinin ilanıdır.

Gadir-i Hum da, Hz. Resulullah (saa), ilahi emirle İmam Ali'nin (as) velayetini ve halifeliğini Müslümanlara duyurmakla görevlendirilmişti. "Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni (halka) ilet. Eğer bunu yapmazsan, O’nun mesajını iletmemiş olursun (elçilik görevini yerine getirmemiş olursun). Allh seni insanlardan korur. Kuşkusuz, Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.’’ ( Maide/67) ayet-i kerime, bu önemli görevi vurgulamaktadır ve İslam Peygamberi, Hacdan dönüş yolunda ve hâlihazırda bulunan 120.000. erkek ve kadın Müslüman hacılara hitaben şöyle buyurdular: "Ben kimin mevlası isem, bu Ali de onun (mevlası) velisidir’’. Bu ifade, Müminlerin Emiri'nin (as) yüksek konumunu ve Ehl-i Beyt'in (sa) velayeti ışığında İslam ümmetine hidayet etme yolunun devamıdır.

Gadir-i Hum kültürünün yaşatılması hayatı önem taşımaktadır. Çünkü Gadir-i Hum sadece tarihi bir olay değil, aynı zamanda İslam toplumuna hidayet yolu gösteren açık bir sistem ve bir mekteptir. Müslümanlar bu büyük günde velayetle olan ahitlerini yenilemeli ve bu büyük olayı hatırlamakla velayet doktrinin hayatın tüm alanlarına yansımasını sağlamalı, adaleti arzu etme ve benimseme yolunu güçlendirmeli ve küresel anlamda zalimlere karşı bütün toplumlarda ki ezilen mustazaf hakları savunmalıdır.

Bu günde, insanların bu büyük bayramı yoksullara ve muhtaçlara yardım ederek, ailelerini, arkadaşlarını ve komşularını doyurarak ve toplumda empati ve sevgi ruhunu yayarak kutlamaları uygun olmalı, büyük törenler düzenlemek de Ehl-i Beyt'e (sa) karşı velayete bağlılık kültürünü geliştirmede önemli bir rol oynanmalıdır.

Müminlerin gayesi, İmam Ali’nin (as), mazlumlara destek ve zulme karşı koyma, Ehl-i Beyt imamlarının (sa) velayetine bağlı kalma, İslam toplumunun tefekkür anlamında şirk ve tağutlardan arınmış temiz, maneviyat, birlik ve adaletin tesisi doğrultusunda, Hz. Resulullah’ın (saa) Ehl-i Beyt'inin İmamet ve velayet bayrağını tüm dünya da dalgalanmasını sağlamak olmalıdır.

İmamet ve velayet kavramının temelden incelenmesi, bu konumun insan tercihi veya tutkusuyla belirlenmiş bir konum değil, aksine "ilahi ahdin" devamı olduğunu göstermektedir. Tevhid inancın da, Allah yeryüzünü asla İmam ‘’Hüccet’’siz bırakmaz. İmamet peygamberliğin özü ve devamıdır. İslam’ı korumak ve vahyedilen öğretileri açıklamak ve insanların hidayetiyle sorumludur. Şia’ya göre, İmamet, Risalet ve vahyin sona ermesinden sonra insanların sapmaması için Nübüvvetin mantıksal devamıdır. Bu konum, yaratıcı ile yaratılan arasında "Fazilet aracısı" olarak tanımlanır ve tüm İbrahimi inançlar da peygamberlerin vasileri şeklinde var olmuştur.

Gadir-i Hum çölünde öğlenin sıcağında, Peygamber Ekrem (saa), deve eyerleriyle oluşturulan minberde durarak Tevhid, Kıyamet ve Risalet hakkında uzun bir hutbe verdi. Hutbenin doruk noktası, unutulmaz şu sözdü: "Ben Kimin Mevlası isem, Öyleyse Bu Ali de Onun Mevlasıdır." Bu anda, Peygamber Ekrem (saa), vasiy olan şahsiyeti görsel ve manevi kimliğini herkese açıkça göstermek için İmam Ali'nin (as) elini kaldırdı. Bu hareket, yeni tesis edilen İslam toplumunun siyasi, toplumsal, kültürel, iktisadi, ahlaki ve inançsal olarak İmamet ve Velayet ekseninde ümmet şuurunun birliğini koruma ve ayrılıkların önlenmesi ihtiyacına bir cevaptı. Burada velayet, ‘’İlahi iradeye dayanan insanları kucaklayan, adil bir yönetici ve rehber olarak tefekkür ve siyasi otorite" anlamına gelen bir makam görevlendirmesidir.

Gadir-i Hum Bayramı, sadece tarihsel bağlamda değerlendirilmemelidir. Gadir-i Hum sadece bir olay değil, bir kuraldır. Bu olay bize, toplumun dizginlerini kusursuz ve masum bir insanın ellerine teslim etmenin adaleti ve insan onurunu garanti altına aldığını öğretir. İnsani mektepler insanlığın manevi ve sosyal ihtiyaçlarına cevap vermede çıkmaza girdiği günümüz dünyasında, Gadir-i Hum mantığı, "Masum İmam" modelini sunarak insan uygarlığı için üçüncü bir yol sunar; siyasetin ahlakla, gücün ise maneviyatla bağlantılı olduğu bir yol. Gadir-i Hum, küresel adaletin kurulması için bir umut bayramıdır. Çünkü İmamet ve velayet devamının sonunda Vaat Edilen Kurtarıcı İmam Mehdi’nin (af) zuhuruyla sona erecektir. Gadir-i Hum’un asli görevi evrensel ilahi adalet devletinin tesisinin oluşmasının başlangıcının temel felsefesi ve ana merkezidir.

Gadir-i Hum bayramı, aslında Hicri onuncu yılda yakılan hidayet meşalesini canlı tutmaktır. Gadir-i Hum, vahiy ile siyasi akılcılık arasındaki bağlantıdır. Günümüz araştırmacılarının temel görevi, toplumun en zayıf üyelerinin geçimini bile önemseyen adil bir yönetici modeli olarak Müminlerin Emiri, İmam Ali’nin (as) kişiliğinin çeşitli boyutlarını tanıtmaktır. Gadir-i Hum, gerçek Muhammed-i İslam ile dini sapkın yorumlar ile toplumlara tahrif edilmiş bir din inancı ve anlayışı arasındaki sınırdır, hakkı ve sünnet-i nebeviyi korumak, tevhidin hakikatini korumaktır.

Sonuç olarak, Gadir-i Hum’un her yıl kutlanması zamanın İmamının İmamet ve velayetinin tecelli tescili ve ümmetin biatıdır. Bizler velayet âşıkları olarak Gadir-i Hum bayramına önem veriyorsak bu zamanın imamı, İmam Mehdi’nin (af) imamet ve velayetinin tecellisinin tescili için Şia olarak ona biat ahdimizi yeniliyoruz anlamındadır. Burada önemli bir konuda şudur ki Gadir-i Hum İmamet ve Velayet bayramı belirli bir zümreye, inanca ve sadece İslam’a ait değildir, aksine tüm inançlar ve insanlık için bir nimettir; böylece Alevi velayeti himayesi altında tüm insanlar adaletin ve gerçek kulluğun tatlı tadını tadabilirler. Bunu yaşamak ve tadını alabilmek için Allahu Tebareke ve Teâla hadis-i kudside şöyle buyurmuştur:

"Bütün insanlık (hangi dinden, inançtan ve ideolojiden olursa olsun) Ebu Talib oğlu Ali’nin (as) velayetinin etrafında birleşselerdi izzet ve celalime andolsun ki ateşi (dünya ve ahiret musibet ve belaları) yaratmazdım.’’

Bu olay, yanılmaz masum bir İlahi liderin ortaya çıkmasıyla dinin tahribat belasından muaf kaldığı ve insanın tekamül yolunun sonsuza dek çizildiği bir mükemmellik noktasıdır.