.
.
Bismillahirrahmanirrahim
20. ve 21. Yüzyılın büyük âlimlerinin içerisinde seçkin, arif, bilge ve ahlak abidesi bir özelliğe sahip olan merhum imam Humeyni‘nin (ra) vefatının 37, yıl dönümü münasebetiyle, aziz imamın temiz ruhunu saygı ve hürmetle ve Allah’ın engin ve sonsuz rahmetiyle yâd eder, a’li olan makamını Mutaali ve ceddi Muhammed ve al-i Muhammed (saa) ile haşretmesini niyaz ederim.
İmam Humeyni'nin (ra) günümüz çağında İslam dünyasının âlimleri arasında özel ve seçkin bir konumuna sahip olduğu tartışılmazdır: İmam (ra), İslam Devrimi'ne önderlik etmesi ve İran'da İslam Cumhuriyeti'ni kurmasıyla Şia dünyasının tüm dini otoriteleri ve âlimleri arasında eşsiz ve hatta emsalsiz bir kişiliğe sahipti. İmam, İmam Mehdi’nin (af) gaybet döneminden günümüze kadar, İslam dünyasında ilk kez onun önderliğinde İran‘da, Şia mektebinin öğretileri, ritüelleri ve siyasi düşüncesine dayalı tam anlamıyla İslami bir devlet kuruldu.
İmam (ra) siyasi düşüncesinin esas özü masum İmam Mehdi’nin (af) gaybet döneminde Velayet teorisine dayandığıdır. "Velayet-i Fakih sisteminin Şia mektebinde uzun bir geçmişi olmasına rağmen, İmam Humeyni'nin (ra) düşünce sisteminde bu kadar geniş bir ölçüde genişletilmiş ve tutarlı bir siyasi-dini model olarak siyasi ve sosyal eylem alanında gelişmiş ve İran'ın İnkılaplı toplumunda uygulanmıştır.
Elbette, eserlerinin ve açıklamalarının, en azından 1920'lerin başlarından itibaren Velayet-i Fakih fikrinin, İslam Devrimi'nin büyük liderinin siyasi düşünce sisteminde yerleşik bir gerçek olarak kabul edildiğinin kanıtı olduğunu belirtmek gerekir. Ancak, 15 Hordad 1942 (İran şemsi takvimi) ayaklanmasından sonra, Velayet-i Fakih'in daha tutarlı ve sistematik bir düşüncesini önererek, İran Müslüman toplumunun gelecekteki siyasi ve sosyal yaşamı için yeni bir çerçeve sunmaya ciddi olarak başlamıştı.
Bu nedenle, Şubat 1948'de, merhum Şeyh Ensari'nin (ra) Necef-i Eşref camisinde öğrencilerine Velayet-i Fakih sisteminin siyasi teorisini anlatımla işlemeye başlamıştır; bu fikir hızla derlenip kitap haline getirildi ve çeşitli yollarla ülke içinde ve dışında geniş kitlelere ulaştırıldı.
Merhum İmam, verdiği İnkılabı mücadele sırasında ve siyasi pratik alanında Velayet-i Fakih teorisini genişletmek için güncel bir çözüm sunma amacıyla, devrim sonrası İran İslam sisteminin içeriği bakımından İslami niteliği ve yöntemi bakımından İslami özgürlüğü garanti altına alacak bir "İslam Cumhuriyeti" devleti kurulmasını önerdi.
Aslında, İslam Devrimi'nin zaferini takip eden yıllarda Velayet-i Fakih sistemine dayalı siyasi düşüncenin genişletilmesinde ve güncellenmesinde belirleyici bir rol oynayan bu yüce şahsiyet, ülkenin ve Müslüman toplumunun yönetimi ve idaresi konusunda teorik ve ideolojik engelleri ortadan kaldırarak mutlak velayet-i fakih sistemini önererek temel bir dönüşüm yaratmıştır.
İmam‘ın (ra) düşüncesinde İslam'da din ve siyaset arasında bir ayrım yoktur; zira o, talimatlarında defalarca İslam'ın tamamen siyasetle ilgili olduğunu ve siyasetin İslam dininden çıkarılması durumunda İslam'dan hiçbir şey kalmayacağını belirtmiştir. ‘‘Bu anlamda şunu buyuruyordu, bizim dinimiz siyasetimiz ve siyasetimizde dinimizdir‘‘ Bu bağlamda, özellikle Peygamber Efendimiz (saa) ve masum İmamların (sa) yönetim, siyaset ve Müslüman toplumunun işlerinin yönetimiyle birlikte giden yolunu örnek göstermiştir.
İmam Humeyni (ra), Peygamber-i Ekrem (saa) ve pak İmamların (sa) hayatlarına ve sayısız rivayet ve entelektüel gerekçeye dayanarak, İmam Mehdi’nin (af) gaybet döneminde Müslüman toplumunda devlet ve siyasetin devamlılığını gerekli ve tartışılmaz bir mesele olarak değerlendirmiş ve gaybet döneminde İslam toplumunda kapsamlı Velayet-i Fakih’in siyasi düşüncesini vurgulamış ve açıklığa kavuşturmuştur. Aslında, İmam Humeyni'nin (ra) görüş ve düşüncelerinde Velayet-i Fakih teorisinin önerisi ve daha sonraki genişlemesi, öncelikle onun entelektüel sisteminde din ve siyaset arasındaki ayrılmaz ilişkiden kaynaklanmıştır.
Şu da göz ardı edilmemeli ki, her halükarda, İnkılap döneminde ki mücadelede ve İslami devrimin zaferinin arifesinde, iç ve dış ilişkilerdeki birçok gözlemci ve uzman, İslam İnkılabı toplumundaki yürütme mekanizması ve sosyo-politik faaliyetinin kapsamı konusunda hala net bir fikre sahip değildi. Bununla birlikte, İslam Devrimi'nin başlangıcından, gelişiminden ve nihayetinde zaferinden itibaren, İmam (ra), aklındaki İslam Cumhuriyeti devletinin, Velayet-i Fakih fikrine dayalı ve sosyo-politik faaliyet alanındaki yürütme mekanizmasının, İslami (içerik olarak) ve cumhuriyetçiliğin (yöntem olarak) dengeli bir birleşimi olduğundan ve dünyanın çeşitli yerlerindeki daha bilinen siyasi ve entelektüel sistem ve mekteplerden daha etkili olduğundan hiç şüphe duymadı.
Öte yandan, İmam'ın (ra) dinamik siyasi düşüncesi olmasaydı, İnkılap sisteminin çalışmalarının en başından itibaren erken ve belki de çözümsüz siyasi- düşünce ve teorik çıkmazlarla karşılaşacağına dair birçok delil ve kanıt bulunmaktadır. Pehlevi Rejimi’nin yıkılmasından sonra ortaya çıkan özel durumda, İmam'ın (ra) çeşitli siyasi, ekonomik ve sosyal alanlardaki bu genişleyen siyasi-düşünce görüşleri, kademeli ancak sürekli bir süreçle, İslam Cumhuriyeti sisteminin konumunun kurulması, güçlendirilmesi ve istikrara kavuşturulması sürecini, sürekli artan bir kapasite yelpazesiyle kolaylaştırmıştır.
İmam'ın (ra) bilgeliği ve zekâsıyla, İslam Cumhuriyeti sisteminin kurulması dünya toplumuna yeni bir siyaset ve yönetim modeli sunacak ve dünya sisteminin karşı karşıya kalacağı olası siyasi çıkmazların üstesinden gelmenin yolunu bulacak şekilde, kendi ülkesinde uygulamaya koyduğu Velayet-i Fakih siyasi sistemle dünyaya yeni bir siyasi model oluşturacak kapıyı açacaktı.
1979'da İran İslam Cumhuriyeti Anayasası'nın derlenmesi, düzenlenmesi ve nihai olarak onaylanması, oluşan siyasi sistemin İslam ve cumhuriyetçilik arasında bir denge kurdu ve ülkenin çeşitli alanlardaki yürütme ve yönetim yapılarının oluşturulmasına ve kurumsal yapılanmasına zemin hazırladı.
Öte yandan, Haziran 1989'da millet İmamının vefatına kadar geçen 10 yılda, İmam'ın (ra) pratik ve siyasi çözümleri, İslam Cumhuriyeti sisteminin çeşitli siyasi, sosyal ve ekonomik alanlardaki sorunlarının çözülmesinde ve düşünce ve ideolojik çıkmazlarının aşılmasında belirleyici ve öncelikli bir rol oynamıştır. Bu amaç doğrultusunda, İmamın önerisiyle, ülkenin güçleri arasındaki anlaşmazlıkları çözmenin yanı sıra, toplumu ve sistemi etkileyen konularda İnkılap Lideri danışma organı olarak hizmet etmek üzere, 1988 yılında, vefatından bir yıl önce Pratik Danışma Kurulu kurularak kurumlar arasında oluşabilecek boşluklarda denge unsuru olarak sağlatmıştır.
İmam (ra) beşeri sistemlere karşı Velayetullah, yani Allah’ın mutlak tasarruf hakkı olduğu bir siyasi sistem olan masum İmam’ın gaybet döneminde olması hasebiyle onun siyasi velayetinin temsilcisi olan, Velayet-i Fakih sistem anlayışıyla dünya halklarıyla tanıştırmıştır.