.
.
İran’da ve dünya kamuoyunda “Amerika ile barış olur mu, müzakere olur mu, anlaşma sağlanır mı?” tartışmaları sürerken, aracı ülkelerin girişimleriyle iki ülke heyetlerinin buluşma ve görüşme planları yapılırken, Amerika’nın gerçekleştirdiği kalleşçe suikast zinciri bir kez daha dünyayı şaşırtmadı. Beklenen alçakça, sinsi ve saldırgan yüzünü herkese açıkça göstermiş oldu.
Süreci, bitmek bilmeyen bir düşmanlığa ve kan davasına dönüştüren bu saldırı ve suikastleri Ramazan ayında gerçekleştirmeleri, İslam dünyasına ayrıca bir “ayar verme” ve kutsalları hiçe sayma mesajı da taşıyordu. Çünkü bu süreci yalnızca bir ülke ABD değil, şantaj ve tehditlerle hareket eden Batılı Haçlı-Siyonist ittifak yürütüyordu. Bilinçli biçimde ortalığa saçılan Epstein skandalı, aslında bu uğurda kullanılacak bütün ülkelere ve piyonlara “vaziyet alın” mesajıydı. Bu nedenle bazı dünya ülkelerinin, sermaye çevrelerinin ve siyasetçilerin halklara rağmen ittifak içinde yer almaları, duyarsız kalmaları, sessiz kalmaları ya da tarafsız görünmeleri anlaşılır bir durumdur.
Ancak İran ve Direniş Cephesi’nin dengeleri altüst eden gücü, çağın firavunlarının planlarını bozuyor. Az gidiyorlar, uz gidiyorlar; bir arpa boyu yol bile kat edemiyorlar. İran’ı, Yemen’i, Hürmüz’ü, Kızıldeniz’i, Babülmendep’i, isabetli füzelerini ve hepsinden önemlisi çelik iradeli, korkusuz, tehditlere boyun eğmeyen halklarını yan yana koyun: Konu kapanmıştır, sonuç alınmıştır. Batılı koalisyon ve ABD yenilmiştir.
CNN International duyurdu, Axios duyurdu ve bütün haber ajansları aktardı: Trump, savaşı ve saldırıları askıya aldığını açıkladı. Gerekçe olarak da Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanlarının endişelerini gösterdi; “Amerika askeri stoklar tükeniyor, var olanlarla bu savaşın sürdürülmesi imkansızdır”
ABD-İran arasındaki savaşın iki ülke savaşı olmadığını dünya gördü; bu savaşın cepheler ve sistemler savaşı olduğunu hepimiz anlamış olduk. Bu savaşta Direniş’in ve Aksa Tufanı Cephesi’nin baş aktörü ve güçlü ülkesi olan İran’ın aslında 2023’te Aksa Tufanı ile “kalemi kırıldı” ve İşgalci İsrail’in güvenliği için ortadan kaldırılmasına topyekûn karar verildi.
Beş ay önce savaşa şu stratejik hedeflerle başlayan bir Amerika vardı:
· İslam Cumhuriyeti rejimi gidecek, Pehlevi rejimi gelecek.
· Füze kabiliyeti yok edilecek.
· Nükleer kabiliyet yok edilecek, hatta zenginleştirilmiş uranyum da elinden alınacak.
· “Vekil güçlere” (kendi deyimleriyle) yardım etme imkânı ortadan kaldırılacak.
Gelinen noktada ise köprüleri, otoyolları ve su kaynaklarını vurmakla tehdit eden bir ABD ile karşı karşıyayız. Stratejik hedefleri vurmaya giderken kendisi stratejik darbeler almaktan kaçamadı. Sonuç: “Ava giderken avlandı” tablosu ortaya çıktı.
Arap ülkelerinde ABD’nin 30 yıllık yatırımıyla inşa ettiği askeri altyapı kullanılamaz hale geldi. Bütün silah, teçhizat ve savaş araçlarını vurulan üslerden çıkarıp İsrail’e taşıdı ve orada topladı. Özellikle yakıt ikmal uçaklarını oradan çıkarmaya çalışan Amerika’ya İsrail’in engel çıkardığına dair haberler de geliyor.
Onlara sorarsanız; İran İslam Cumhuriyeti’nin dini lideri Ayetullah Hamaney ile üst düzey komutanlarının suikast yoluyla ortadan kaldırılması her şeyi halledecek, bütün hedeflere giden yolları açacaktı. “Rejim çökecek, böylece hem rejimden hem de bölgedeki uzantılarından kurtulmuş olacağız” diyorlardı. Peki ne oldu? Nasıl oldu?
Rejim dedikleri Devrim ve onun inşa ettiği devlet daha da güçlenerek, halkla kenetlenmiş biçimde varlığını sürdürdü. Çünkü Amerika ve İsrail’in şehit ettiği lider sıradan biri değildi. Şehit İmam’ın en belirgin özelliklerinden biri, İmam Humeyni’den sonraki liderliği döneminde emperyalizme karşı Direniş Cephesi’ni sistemleştirmesiydi. Bu cephenin sistemleştiği günden sonra Ortadoğu’nun tamamını Siyonist işgalcilere ve Amerikalılara dar ettiğini görüyoruz.
Tarih boyunca hep Nil’den Fırat’a kadar genişleme hayallerini kuran ve dile getiren Siyonist varlık, Aksa Tufanı’ndan sonra ilk kez “varlık savaşı veriyoruz” söylemleriyle güvenliklerinin kalmadığını itiraf etmiş oldu.
Sonuç olarak beş ay önce stratejik ve büyük ideal ve iddialarla yola çıkan Amerika ve müttefikleri, kendi kurdukları tuzaklara düşmüş; İran’ın sarsılmaz iradesi ve Direniş Cephesi’nin sistemli gücü karşısında stratejik hedeflerinin tamamını yitirmiştir. Rejim değişikliği hayali suya düşmüş, füze ve nükleer kapasite yok edilememiş, İran dışı cepheler ve güçler etkisizleştirilememiş; aksine Direniş daha da güçlenerek sahada hâkimiyetini sürdürmüştür.
Ava giden avlanmış, Firavunların planı bozulmuş, İran Etkisini artırmış, Direniş Cephesi zaferini tarihe yazdırmıştır.