.
.

Bazı yollar vardır; ayaklarla değil, yürekle yürünür.

Bazı yolculuklar vardır; bir şehre değil, insanın kendi vicdanına çıkar.

Ve bazı isimler vardır ki, üzerinden asırlar geçse de, bütün insanlığın ortak hafızasında yaşamaya devam eder.

Hüseyin işte böyle bir isimdir.

Kerbelâ'nın üzerinden on dört asır geçti. Kumlar değişti, şehirler büyüdü, imparatorluklar kuruldu ve yıkıldı. Nice zalimler tarihin karanlık sayfalarında kayboldu. Fakat Kerbelâ'nın çölünde yükselen o ses hâlâ duyuluyor:

"Zillet bizden uzaktır."

Çünkü Kerbelâ hak ile bâtılın, adalet ile zorbalığın, onur ile teslimiyetin birbirine baktığı en büyük aynalardan biriydi. O aynaya bakan herkes, aslında kendi vicdanını görür.

İmam Hüseyin'in kıyamı, tarihin belli bir dönemine ait siyasî bir hadise olarak okunamaz. O kıyam, insanın zalim karşısındaki duruşunun adıdır. Hangi çağda yaşanırsa yaşansın, hangi coğrafyada olursa olsun, zulüm aynı karanlığı taşır; Hüseyin ise aynı aydınlığı...

İmam Hüseyin'in kıyamı, zulme karşı verilen en büyük ahlâk derslerinden biridir. O, sadece kendi çağının zalimine karşı ayağa kalkmadı; kıyamıyla bütün çağların zalimlerine meydan okudu. Bu yüzden Kerbelâ'nın mesajı eskimez. Çünkü zulüm eskimez; adalet ihtiyacı da...

İşte Erbain yürüyüşü, bu hakikatin canlı hafızasıdır.

Her yıl milyonlarca insan hiçbir zorunluluk olmadan yüzlerce kilometre yürüyorsa, burada açıklanması gereken şey yorgunluk değil, sevgidir.

Çünkü sevgi yürütür.

İnanç yürütür.

Vefa yürütür.

Hakikat yürütür.

Yol boyunca yaşanan manzara ise başlı başına bir medeniyet tasavvurudur.

Evini hiç tanımadığı insanlara açan aileler…

Elindeki son lokmayı yolcuya ikram eden yaşlılar…

Günlerce ayakta bekleyerek yalnızca su dağıtmayı ibadet bilen gençler…

Yorulanın yükünü omuzlayan eller…

Kaybolanı ailesine ulaştırmaya çalışan çocuklar…

Bütün bunlar bize şunu söylüyor:

İnsanlık burada capcanlı yaşamaktadır.

Modern dünyanın bireyciliği insanı yalnızlaştırırken, Erbain paylaşmanın unutulmuş dilini yeniden öğretiyor.

Tüketimin kutsandığı çağda ikramı…

Rekabetin yüceltildiği çağda kardeşliği…

Çıkarın egemen olduğu çağda fedakârlığı sessizce yeniden inşa ediyor.

Belki de bu yüzden Erbain, yalnızca Şiî dünyanın değil; zulme karşı onurlu duruşu önemseyen bütün insanların dikkatini çeken evrensel bir vicdan yürüyüşüne dönüşmüştür.

Çünkü Hüseyin'in adı belirli bir coğrafyanın sınırlarına sığmayacak kadar büyüktür.

O, mazlumun umudu, zalimin korkusu ve insan vicdanının diri kalabilme ihtimalidir.

İşte bu yüzden Erbain yalnızca bir matem günü değildir.

Erbain, hatırlamanın adıdır.

Unutmamaya verilen sözdür.

Vicdanın yeniden ayağa kalktığı gündür.

Bugün dünyanın dört bir yanından milyonlarca insanın Necef'ten Kerbelâ'ya doğru yürüyüşe geçmesi, sıradan bir toplumsal hareket olarak açıklanamaz. İnsanlık tarihinde benzeri çok az görülen bu büyük buluşma, görünmeyen bir çağrının cevabıdır. Hiçbir davet mektubu gönderilmez. Hiçbir organizasyon milyonlarca insanı tek tek çağırmaz. Fakat her yıl aynı günlerde milyonlarca kalp aynı yöne dönmeye başlar.

Çünkü bazen çağrıyı kulaklar değil, vicdan duyar.

Yüzlerce kilometreyi yürüyen yaşlılar…

Omzunda çocuğunu taşıyan babalar…

Tekerlekli sandalyesiyle yol alan engelliler…

Yol boyunca hizmet etmeyi ibadet bilen insanlar…

Bir tas çorbayı ikram ederken kendisini misafir değil, hizmetkâr sayan gönüllüler…

Bütün bunlar yalnızca bir yürüyüşün görüntüleri değildir.

Bunlar, insanlığın hâlâ ölmediğinin işaretleridir.

Modern dünyanın insanı yalnızlaştırdığı, çıkarın kardeşliğin önüne geçtiği, savaşların ve tüketim kültürünün merhameti yorduğu bir çağda Erbain, bambaşka bir medeniyet dili kuruyor.

Orada zengin ile fakirin arasında mesafe yoktur.

Irklar birbirine üstünlük taslamaz.

Milliyetler duvar örmez.

Diller farklı olsa da gözyaşının dili ortaktır.

Bir bardak su uzatan el, hangi milletten olduğunu sormaz.

Çünkü Kerbelâ mektebinde insan olmak yeterlidir.

Belki de Erbain yürüyüşünü anlamakta zorlananların en büyük yanılgısı buradadır.

Onlar milyonları görüyor; fakat o milyonların yürüttüğü ortak vicdanı göremiyor.

Oysa bu yürüyüşün asıl gücü sayılarda değil, anlamındadır.

Her adım, zulme karşı atılmış sessiz bir itirazdır.

Her kilometre, adalet uğruna verilmiş bir sözdür.

Her yorgunluk, insan onurunun satın alınamayacağını ilan eden bir bildiridir.

Dünyada nice meydanlar, kalabalıkların öfkeyle toplanıp sonra sessizce dağılmasına şahit olabilir ancak Erbain, sloganın değil, sadakatin yürüyüşü olarak onlardan çok farklıdır.

Erbain öfkenin değil, bilinçli direnişin yürüyüşüdür.

Çünkü Hüseyin'in mirası, nefret üretmek değil; zulme boyun eğmeyen bir insan inşa etmektir.

Bugün İran’da Gazze'de, Yemen'de, Lübnan’da ve dünyanın unutulmuş köşelerinde, mazlum coğrafyaların sessiz sokaklarında yankılanan direniş ruhu da aynı kaynaktan beslenmektedir. Adaletin uğruna bedel ödemeyi göze alan her insan, farkında olsun ya da olmasın, Kerbelâ'nın açtığı yolda yürümektedir.

Bu yüzden Erbain yalnızca geçmişi anmak değildir.

Geleceğe ahlâk taşımaktır.

İnsanlığa umut aşılamaktır.

Vicdanı diri tutmaktır.

Belki de milyonlarca insanı aynı yolda buluşturan sır, tam da burada gizlidir.

Çünkü insan ruhu, hakikati unutsa bile onu özlemeyi bırakmaz.

Kerbelâ o özlemin adıdır.

Erbain ise o özlemin yürüyüşüdür.

Ve dünya ne kadar değişirse değişsin, zulüm hangi elbiseyi giyerse giysin, Hüseyin'in sesi insanlığın vicdanında yankılanmaya devam edecektir.

Çünkü bazı insanlar ölmez; onlar yürüyen bir hakikate dönüşürler.

Ve bazı yollar hiçbir zaman bitmez.

Necef'ten Kerbelâ'ya uzanan yol da işte böyledir.

O yol aslında şehirler arasında değil; kalpten hakikate uzanan en uzun ve en aydınlık yoldur.