.
.

İnsanlığa mâl olmuş büyük şahsiyet İmam Ali’nin dünyaya geldiği bu mübarek günler, bize onu ve yaşadığımız çağın dertlerini birlikte düşünme imkânı sunuyor. Yiğitliği, imanı, takvası, ibadeti ve adaletiyle İmam Ali, Müslümanlar arasında faziletinde ihtilaf edilmeyen nadir şahsiyetlerden biridir. Modern cehaletten yorulan ve evrensel adalete susamış dünya, bugün gözünü bir kez daha İslâm’a, Şia kültürüne ve Ehl-i Beyt (a.s) ekolüne çevirmiş durumdadır. Tam da bu yüzden Batı emperyalizmi, bu zemini hedef alan İslamofobi operasyonlarına her geçen gün yenilerini eklemektedir. Batı laboratuvarlarında üretilmiş sözde dinî örgütler, dünyanın muhtelif coğrafyalarında sahaya sürülmekte; masum insanların kanı İslâm sloganları ve sembolleri eşliğinde akıtılmaktadır. Amaç açıktır: İslâm’ı ve özellikle direnişin merkezi olan Şiiliği, terör ve şiddetle özdeş göstermek.

Bu örgütlerin İslâm dünyası ve özellikle Türkiye için ne denli büyük bir tehdit oluşturduğunu anlayabilmek için, Arap Baharı ile başlayan süreci ve Selefî akımların oluşturduğu zemini dikkatle incelemek gerekir. Bu tablo, bilinçli insanların sorumluluğunu artırmakta; başta Hz. Resulullah (s.a.a) olmak üzere hidayet öncüleri olan Ehl-i Beyt’in tanıtılmasının ne kadar hayati bir zorunluluk hâline geldiğini gözler önüne sermektedir. Düşmanı doğru tanımadan, İslâm’ı sahih kaynağından öğrenmeden bu tehditle mücadele etmek mümkün değildir. Ehl-i Beyt mektebinin birinci imamı ve İslâm dünyasının dördüncü halifesi olan İmam Ali’nin (a.s), özellikle ömrünün son beş yılı, bugün karşı karşıya olduğumuz sorunlar için adeta bir yol haritası, bir reçete niteliği taşımaktadır.

Hz. Peygamber (s.a.a), cahiliyenin her türlü tortusundan arınmış; iman, ihlâs ve fedakârlık bakımından en yüksek mertebeye ulaşmış bir şahsiyet olarak Ali b. Ebu Tâlib’i Gadir-i Hum’da ümmetin önüne koyarken, davetin geleceğini planlıyordu. Ancak cahiliye, Bedir ve Huneyn’le tamamen yok olmamış; İslâmî sembollerin arkasına gizlenerek nifak ve irtica DİN maskesi ile yeniden sahneye çıkması doğaldı. Sakife süreciyle birlikte nebevî plan akamete uğratılmış, ümmet siyasî ve düşünsel bir kırılma yaşamıştı. Bu noktada İmam Ali (a.s), fiilî iktidarı ele geçirme imkânı kalmayınca başka bir metodu devreye soktu: Ümmeti tam bir çöküşten korumak, geleceğe dirençli bir çekirdek kadro bırakmak ve İslâm’ın sahih çizgisini düşünce ve ahlâk düzeyinde muhafaza etmek. İmam, risaletin ruhunu ümmet içinde canlı tutmak için gerektiğinde müdahil olmuş, gerektiğinde sabırla inşa edici bir rol üstlenmiştir.

Halife Osman’ın öldürülmesinden sonra toplumun yoğun ısrarı ile halife seçilen İmam Ali (a.s), daha ilk günden itibaren çıkarları zedelenen çevrelerin sert muhalefetiyle karşılaştı. Kureyş aristokrasisinin ayrıcalıklı ve kabileci düzenini hedef alan adalet merkezli ıslahatlar, servet ve makamlarını kaybedenleri rahatsız etti. Bu muhalefetin en uç ve en tehlikeli biçimi ise dini tekfir üzerinden silaha dönüştüren Haricîler oldu. Masum insanları katleden, elçileri öldüren, vahşeti din adına meşrulaştıran bu zihniyet karşısında İmam Ali (a.s), defalarca uyarı ve nasihat yolunu denedi. Nehrevan’da onlara hakem olayının gerçek yüzünü anlattı, geri dönmeleri için kapıyı sonuna kadar açık tuttu; hatta savaş alanından çekilenlere eman verdi. Ancak “Hüküm yalnızca Allah’ındır” sloganıyla saldırıya geçtiklerinde, artık taviz vermek mümkün değildi. Kısa süren savaşta Haricîler ağır bir yenilgiye uğratıldı.

Nehrevan’da verilen bu mücadele, yalnızca tarihte kalmış bir hadise değildir. Tekfirci zihniyet, bugün farklı isim ve biçimlerle karşımıza çıkmaktadır. DEAŞ/İŞİD gibi yapılar, Haricîlerin mantığını devralmış; kendileri gibi düşünmeyeni tekfir eden, masum kanını helâl sayan bir anlayışı temsil etmektedir. Türkiye’de gerçekleştirilen tekfirci örgüt operasyonlarında şehit düşen güvenlik görevlileri, modern Haricîliğe karşı verilen mücadelenin ön safında yer almıştır. İmam Ali’nin mirası burada açık bir ölçü sunmaktadır: Nasihat kapısı sonuna kadar açık tutulur; fakat masum kanını meşru gören tekfirci şiddet karşısında adaletten ve hakikatten asla geri adım atılmaz.