.
.

Yengesi (Fâtıma binti Esed)

Hz. Peygamber’imizin (s.a.a) yengesinin adı, Fâtıma bint Esed b. Hâşim b. Abdimenâf el-Kureşiyye el-Hâşimiyye’dir.

Yengesi Fâtıma, Mekke’de dünyaya geldi.

Annesinin adı, Âmir b. Lueyy oğullarından Hubey bint Herem b. Revâha el-Kureşiyye’dir.

Kocasının adı, Ebû Tâlib Abdimenâf b. Abdilmuttâlib b. Hâşim el-Kureşî el-Hâşimî’dir. Kocası Ebû Tâlib, amcasının oğludur. Fâtıma bint Esed, İmam Ali’nin (a.s) annesidir. O, Fâtıma bint Muhammed’in (s.a.a) kayınvalidesidir.

Çocukları, Tâlib, Akîl, Câ‘fer ve Ali adında dört oğlu ve Ümmü Hânî, Cumâne adında iki kızı, bazı siyer âlimlerine göre ise Rebte (Reytâ) ve Esmâ ile birlikte dört kızı vardır.

Fâtıma bint Esed, Hatice bint Huveylid’den sonra Müslüman olan ilk kadındır. [1]

Fâtıma bint Esed, yaya olarak Mekke’den Medine’ye ilk hicret eden kadındır. [2]

Fâtıma bint Esed, Sahâbî’dir. Hz. Resûl-i Ekrem’den (s.a.a) kırk altı hadis rivâyet etmiştir. [3]

Hz. Peygamber (s.a.a), dedesinin ölümünden sonra amcası Ebû Tâlib tarafından himâye edilince eşi Fâtıma bint Esed, Hz. Muhammed’e (s.a.a) sekiz yaşından itibaren annelik yapmıştır.

Hz. Resûl-i Ekrem (s.a.a), yengesinin Medine’deki evini zaman zaman ziyaret eder ve orada öğle uykusuna yatardı. Ona, “annemden sonra annem” dediği Fâtıma bint Esed, hicretin ilk yıllarında bazı tarihçilere göre dördüncü yılda Medine’de vefat etti ve Bakî Mezarlığı Cennetu’l-Muallâ’daki Hacûn Kabristanı defnedildi.

Hz. Resûl-i Ekrem (s.a.a), Fâtıma bint Esed’in ölümünü haber alınca: “Bugün annemi kaybettim” dedi ve gömleklerinden birini Fâtıma’ya kefen yapılması için gönderdi. Cenazesini Bakî Mezarlığı’na kadar taşıdı. Cenaze namazını kıldıktan sonra, kabre bir miktar toprak serpti ve "Allah’ım! Ben, onu sana emanet ediyorum." dedi.

Ammâr b. Yâsir, Peygamber’e (s.a.a) bu husus hakkında sorduğunda, Hz. Resûl-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdu: "O, gerçekten de benim annemdi; kendi çocuklarını aç bırakır, beni doyururdu; onları tozlu bırakır, beni yıkardı. Ebû Tâlib'den sonra bana, ondan daha çok iyilik eden birisi olmamıştır." [4]

* * *

Eşleri

Resûl-i Ekrem’in (s.a.a) eşlerine Ümmehâtü’l-mü’minîn “mü’minlerin anneleri” denir. Bu tâbir, “Peygamber mü’minlere kendi nefislerinden daha evlâdır (daha yakındır ve önceliklidir) ve onun hanımları da onların (bütün inananların) anneleridir” [5] âyetine dayanmaktadır. Ümmehâtü’l-mü’minîn yanında “ezvâc-ı tâhirât” tabiri de kullanılır.

Ümmehâtü’l-mü’minîn’e hâs hükümler söz konusudur. [6] Kur’ân-ı Kerîm’de onların diğer kadınlardan farklı olduğu belirtilerek [7] konumlarına uygun biçimde davranmaları emredilmiş, günahlarına ve sevaplarına iki kat karşılık verileceği bildirilmiştir. [8]

Mü’minlerin anneleri konumundaki eşlerini boşandıkları takdirde başkaları ile evlenmeleri Kur’ân’ın hükmüyle yasaklanmıştır. [9]

Resûl-i Ekrem’in (s.a.a) yaşadığı dönemde çok evlilik olağan bir durumdu. Kur’ân aynı anda çok kadınla evliliğe de sınırlama getirmiştir. [10] Bununla beraber Resûl-i Ekrem’in (s.a.a) Mekke dönemi boyunca tek eşi olmuştur. Medine devrinde birden fazla hanımla evlenmesinin çeşitli sebepleri vardır:

1. Bir kâbileden veya aileden kız alarak bu yolla İslâm toplumunun kaynaşıp bütünleşmesini sağlamak,

2. Kâbileler veya aileler arasında bozulan ilişkileri evlilik bağı yoluyla düzeltmek,

3. Savaşlarda mağlûp edilen düşmanların kızlarıyla evlenip onları İslâm’a girişini kolaylaştırmak,

4. Dine son derece bağlı bazı müslüman hanımları kocaları ölüp dul kalmaları üzerine korumasız kalan hanımları himâye etmek,

5. Araplar arasında evlilik konusunda yerleşmiş yanlış bazı âdetleri fiilî örnekle değiştirmek ve kadınları ilgilendiren bazı özel bilgileri hanımları vasıtasıyla diğer Müslüman hanımlara öğretmekti. [11]

Resûl-i Ekrem’in (s.a.a) değişik zamanlarda on iki hanımı ve bir câriyesi (Mâriye) oldu. Eşleri Hz. Hatice (s.a), Hz. Zeyneb bint Huzeyme ve Hz. Reyhâne kendisinden önce vefat etti.

Hz. Hatice yirmi beş yıl ile en uzun süreli, Hz. Zeyneb ise birkaç ayla en kısa süreli hanımı olmuştur. Evliliği, sırasına göre şöylece sıralanabilir:

* * *

Hz. Hatice

Hadîce bint Huveylid b. Esed b. Abdiluzzâ Kusay el-Kureşiyye (ö. 620). Hz. Hatice, Resûlullah’ın (s.a.a) ilk eşi ve ilk inanan kadındır. İslâmiyet uğrunda bütün servetini ortaya koyarak yüce Allah’ın elçisini (s.a.a) desteklemesi onun en önde gelen özellikleridir.

Resûl-i Ekrem (s.a.a), Hz. Hatice (s.a) ile evli iken başka bir kadınla evlenmedi. Hz. Hatice’nin (s.a) üstün iffeti sebebiyle İslâmiyet’ten önce Tâhire lakabıyla anıldığı bilinmektedir. Kübrâ sıfatı ise Hz. Resûl-i Ekrem’in (s.a.a) en büyük hanımı olması sebebiyle daha sonraki dönemlerden itibaren kullanılmıştır.

Hz. Hatice (s.a), yirmi beş yıl kadar süren mutlu bir evlilik hayatından sonra hicretten üç yıl kadar önce 10 Ramazan’da (620) vefat etti ve Hacûn Kabristanı’na defnedildi. [12]

* * *

Hz. Sevde

Ümmü’l-Esved Sevde bint Zem‘a b. Kays el-Kureşiyye (ö. 23/644). Mekke’de doğdu. Babası, Kureyş’in Âmir b. Lüey oğulları boyundan Zem‘a b. Kays ve annesi, Medine asıllı Neccâroğulları’ndan Şemûs bint Kays’tır. Soyu, baba tarafından dedesi Âmir b. Lüey’de Resûl-i Ekrem’in (s.a.a) soyu ile birleşir.

Peygamberliğin 10. (620) yılında Hz. Hatice’nin vefatının ardından Havle bint Hakîm’in tavsiyesiyle Resûl-i Ekrem (s.a.a), beş çocuklu Hz. Sevde’ye evlenme teklif etti. Hz. Sevde çocuklarının kendisini rahatsız edebileceği endişesini dile getirdiyse de Hz. Peygamber (s.a.a) bunda bir sakınca bulunmadığını söyledi ve Hz. Sevde’yi 400 dirhem mehirle nikâhladı. Resûl-i Ekrem (s.a.a) Medine’ye hicret edip orada Hz. Âişe ile evleninceye kadar Hz. Sevde, onun üç yıl boyunca tek eşi oldu. Hz. Hatice vefat ettiğinde yaşları küçük olan Ümmü Gülsûm ile Hz. Fâtıma’ya (s.a) annelik etti. Hz. Âişe ile evleninceye kadar Resûl-i Ekrem’in (s.a.a) tek eşi olarak kaldı. 23 (644) yılında Medine’de vefat etti. [13]

* * *

Hz. Âişe

Âişe bint Ebî Bekr el-Kureşiyye (ö. 58/678). Babası, Ebû Bekir b. Ebû Kuhâfe’dir. Annesi, Kinâne kâbilesinden Ümmü Rûmân bint Âmir b. Uveymir’dir. Bi‘setin 4. yılında (614) Mekke’de doğdu. Çocukluğu hakkında fazla bilgi yoktur.

Resûlullah’ın (s.a.a) bâkire olarak aldığı tek eşi Hz. Âişe, hicretin 2. yılı Şevval ayında (624) Hz. Peygamber’le (s.a.a) evlendi.

Hz. Peygamber’den sonra kırk altı (veya yedi) yıl daha yaşadı ve altmış dört (veya beş) yaşında iken 17 Ramazan 58 (678) Medine’de vefat etti.

Rivâyet ettiği hâdislerin sayısı 2.210’dur. Bunlardan Buhârî ve Müslim’in Sahîh’lerinde rivâyet ettikleri 297 hadisin 174’ü her iki eserde, elli dördü yalnız Buhârî’de, altmış dokuzu yalnız Müslim’de yer almaktadır. Binden fazla hâdis rivâyet eden ve müksirûn diye adlandırılan sahâbîdir. [14]

* * *

Hz. Hafsa

Hafsa bint Ömer b. el-Hattâb el-Adeviyye (ö. 45/665). Hz. Hafsa, 605 yılında Mekke’de doğdu. Annesi, Zeyneb bint Maz‘ûn el-Cumahiyye’dir.

Kocası, Ebû Huzâfe (Ebû’l-Ahnes) Huneys b. Huzâfe b. Kays el-Kureşî es-Sehmî (ö. 3/624)’nin Bedir Gazvesi’nden dönüşte hastalanıp Medine’de vefat etmesinden sonra Resûlullah (s.a.a), 3. yılın Şâban ayında (625) dördüncü eşi olarak 400 dirhem mehir karşılığında Hz. Hafsa ile evlendi.

Okuma yazma bilen çok az sayıdaki hanımlardan biriydi. 45 yaşında 665 yılı civarında Medine’de vefat etti ve Bakî Mezarlığı’na defnedildi.

Hz. Hafsa, Resûl-i Ekrem’den (s.a.a) altmış hâdis rivâyet etmiştir. Bunların dördü hem Sahîh-i Buhârî hem de Sahîh-i Müslim’de, altısı sadece Sahîh-i Müslim’de bulunmakta, rivâyetlerinden kırk dördü Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde yer almaktadır. [15]

* * *

Hz. Zeyneb bint Huzeyme

Zeyneb bint Huzeyme b. el-Hâris el-Hilâliyye (ö. 4/625). Hem Câhiliye devrinde hem İslâm döneminde cömertliği, muhtaçlara düşkünlüğü ve yardım severliği ile tanındığından Ümmü’l-mesâkîn (muhtaçların annesi, hâmisi) lakabıyla anılmıştır. Benî Âmir b. Sa‘saa kâbilesinin Hilâl koluna mensuptur. Annesi, Hind (Havle) bint Avf’tır.

Âmir b. Sa‘saa kâbilesiyle Müslümanlar arasında bozulan ilişkileri düzeltmek isteyen Hz. Peygamber (s.a.a), bu kâbileden olan ve ikinci eşi Bedir Gazvesi’nde şehid düşen Hz. Zeyneb bint Huzeyme ile Uhud Gazvesi’nden hemen önce Ramazan 3 (625) tarihinde 400 dirhem mehir ile evlendi; ancak Hz. Zeyneb, bu evlilikten sekiz ay sonra Rebîülâhir 4 (625) tarihinde otuz yaşında vefat etti. Resûlullah’ın (s.a.a) zevceleri içinde Hz. Hatice’den sonra ilk vefat eden hanım Hz. Zeyneb bint Huzeyme’dir.

Hz. Zeyneb, Resûlullah’ın (s.a.a) kıldırdığı cenaze namazının ardından Bakî Mezarlığı’na defnedildi. Hz. Peygamber’in (s.a.a) eşleri arasında Bakî Mezarlığı’na ilk defnedilen de odur ve hiç hâdis rivâyet etmemiştir. [16]

* * *

Hz. Ümmü Seleme

Ümmü Seleme Hind bint Ebî Ümeyye Süheyl (Huzeyfe) b. Muğîre el-Kureşiyye el-Mahzûmiyye (ö. 62/681). Hind isminden çok Ümmü Seleme künyesiyle tanınır. Kureyş kâbilesinin Benî Mahzûm koluna mensuptur.

Soyu, Resûl-i Ekrem’in (s.a.a) soyu ile yedinci dedeleri Mürre’de birleşir. Babası, Ebû Ümeyye cömert olduğu ve birlikte seyahat ettiği yolcuların yiyeceklerini karşıladığı için Zâdü’r-rekb (kâfilenin azığı) unvanıyla anılırdı. Annesi, Firâsoğulları’ndan Âtike bint Âmir el-Kinâniyye’dir.

İlk müslümanlardan ve Habeşistan muhacirlerindendir. Kocası Ebû Seleme, Uhud Gazvesi’nde aldığı yara sebebiyle öldükten sonra Resûl-i Ekrem (s.a.a) kendisini Şevval 4 (626) nikâhladı. Resûl-i Ekrem (s.a.a) ile Hayber ve Tâif seferlerine iştirak etti. Hz. Ümmü Seleme onun en son ölen eşi olarak 62’de (681) seksen dört yaşında iken Medine’de vefat etti.

Ümmü Seleme, Resûlullah’ın (s.a.a) eşleri arasında 378 hâdis rivâyet etmiştir. Rivâyetlerinden on üçü Sahîh-i Buhârî ve Sahîh-i Müslim’de, üçü yalnız Sahîh-i Buhârî’de, üçü de yalnız Sahîh-i Müslim’de yer alır. [17]

* * *

Hz. Cüveyriye

Cüveyriye bint el-Hâris b. Ebî Zırâr (ö. 56/676). Hz. Cüveyriye, 607 yılı civarında doğdu. Huzâa kâbilesinin Benî Mustalik kolunun reisi Hâris b. Ebû Zırâr’ın kızıdır. Hz. Cüveyriye, müslüman olmadan önceki adı sâliha, hayırlı kadın anlamında Berre idi. Böyle adlar almayı insanın kendi kendini temize çıkarması olarak değerlendiren ve bunu hoş karşılamayan Hz. Peygamber (s.a.a) ona küçük kız anlamında Cüveyriye adını verdi.

Resûl-i Ekrem (s.a.a), hicretin 5. yılın Şâban ayında (627) yapılan Benî Mustalik Gazvesi’nde esir düşen ve savaşta kocası ölen Hz. Cüveyriye bint Hâris’in fidyesini ödedikten sonra, ona evlenme teklifi üzerine onunla evlendi (5/627). Hz. Cüveyriye, 56 yılı Rebîülevvelinde (676) Medine’de vefat etmiştir. Bazı kaynaklarda 50’de (670) vefat ettiği kaydedilmektedir.

Hz. Cüveyriye, Hz. Peygamber’den (s.a.a) yedi hâdis rivâyet etmiştir. Bunlardan biri Sahîh-i Buhârî’de, biri Sahîh-i Müslim’dedir. [18]

* * *

Hz. Zeyneb

Zeyneb bint Cahş b. Riâb el-Esediyye (ö. 20/641). Baba tarafından, Kureyş’in Esed b. Huzeyme kâbilesine mensuptur. Annesi, Resûl-i Ekrem’in (s.a.a) halası Ümeyme bint Abdülmuttâlib’dir.

Resûlullah’ın (s.a.a) evlâtlığı ve âzatlısı olan Ebû Üsâme Zeyd b. Hârise b. Şerâhîl (Şürahbîl) el-Kelbî (ö. 8/629)’den boşanan halasının kızı Hz. Zeyneb bint Cahş ile 5 Zilkade (627) tarihinde “Onu sana nikâhladık” âyetinin [19] işaretiyle 400 dirhem mehirle evlendi.

Hz. Zeyneb bint Cahş, 20 (641) yılında vefat ettiğinde cenazesi Habeşliler’in kullandığı bir nevi tabutla taşındı ve mezara indirilirken başkalarının görmemesi için üzerine bir örtü çekildi. Resûl-i Ekrem’den (s.a.a) sonra ölen ilk hanımıdır.

Resûl-i Ekrem’den (s.a.a) sonra kendisine tahsis edilen yıllık 12.000 dirhem’e elini bile sürmeden fakirlere dağıtmıştı. Hâdis kitaplarında yirmi rivâyeti bulunan Zeyneb bint Cahş hakkında çeşitli eserler kaleme alınmıştır. [20]

* * *

Hz. Reyhâne

Reyhâne bint Şem‘ûn b. Zeyd el-Ezdî (ö. 10/632). 5. yılın sonlarında (627 başları) Hendek Gazvesi’nin ardından Resûl-i Ekrem’le (s.a.a) yaptıkları antlaşmayı bozan Benî Kurayza muhasara edilmiş, savaşabilecek yaşta olan erkekleri öldürülmüş, kadın ve çocuklarına esir muamelesi yapılmış, malları müslümanlar arasında paylaştırılmıştı. Bu olayda kocası öldürülen Hz. Reyhâne de esirler arasında bulunuyordu.

Hz. Reyhâne’yi, Hz. Peygamber ganimet payı olarak seçti ve Ümmü’l-Münzir Selmâ bint Kays’ın evine götürülmesini emretti. Hz. Reyhâne orada bir ay kadar kaldıktan sonra Resûlullah (s.a.a) onunla görüşmeye gitti, onu çağırdı ve müslüman olduğu takdirde kendisiyle evleneceğini söyledi. Hz. Reyhâne bu teklifi kabul edince Resûl-i Ekrem (s.a.a), onu âzat etti ve 5. yılın Zilhiccesinde (627) kendisiyle evlendi. Hz. Peygamber (s.a.a) ona mehir olarak, hürriyetini bağışladı. Hz. Reyhâne, 10. (632) yılda Resûl-i Ekrem (s.a.a) vedâ haccından döndükten bir müddet sonra, Medine’de vefat etti ve Bakî Mezarlığı’na defnedildi. [21]

* * *

Hz. Ümmü Habîbe

Ümmü Habîbe Remle bint Ebî Süfyân Sahr b. Harb el-Ümeviyye (ö. 44/664). Babası, Kureyş kâbilesinin reislerinden Ebû Süfyân Sahr b. Harb b. Ümeyye’dir (ö. 31/651-52). Annesi, Safiyye bint Ebü’l-Âs b. Ümeyye b. Abdüşems’tir. Soyu, Resûl-i Ekrem’in (s.a.a) soyu ile dedeleri Abdümenâf’ta birleşir.

Hz. Ümmü Habîbe, İslâmiyet’ten on yedi yıl önce doğdu. Habeşistan muhacirlerindendir. Kocası orada din değiştirip ölünce kendisi dul kaldı ve Resûl-i Ekrem’in (s.a.a) Habeşistan’a gönderdiği bir elçi vasıtasıyla kendisine nikâhlanıp, 7 Zilkade ayında (629) Medine’ye getirildi.

Ümmü Habîbe, Resûllulah’tan (s.a.a) sonra otuz yıl daha yaşadı. Ümmü Habîbe 44’te (664) Medine’de vefat etti, Bakî Mezarlığı’na defnedildi; bazı kaynaklarda 42 (662) veya 59 (679) yıllarında öldüğü de zikredilmiştir. O, Hz. Peygamber’den (s.a.a) altmış beş hâdis rivâyet etmiştir.

Bakî b. Mahled’in el-Müsned’inde onun altmış beş hâdis rivâyet ettiği belirtilmektedir. Ayrıca Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’inde kırk üç rivâyeti yer almaktadır. [22]

* * *

Hz. Safiyye

Safiyye bint Huyey b. Ahtab (ö. 50/670). Babası, Benî Nadîr’in reisi Huyey b. Ahtab’dır. Annesi, aynı kâbileden Berre bint Semev’el’dir.

Hz. Safiyye, önce Benî Nadîr’in ileri gelenlerinden Sellâm b. Mişkem ile ondan boşanınca bir kumandan olan Kinâne b. Rebî Ebü’l-Hukayk ile evlendi.

Hayber’in fethi sırasında kocası öldürülen Hz. Safiyye, kendisi de esir alındı ve esirlerin taksiminde Dihye b. Halîfe’ye verildi. Benî Kurayza ve Benî Nadîr’in hanımefendisi olduğu için Resûlullah’tan (s.a.a) başkasına verilmesinin uygun olmayacağı söylenince Dihye memnun edilerek Resûl-i Ekrem’in (s.a.a) hissesine ayrıldı. Hz. Peygamber (s.a.a), Hz. Safiyye’ye müslüman olması hâlinde kendisiyle evleneceğini, müslüman olmadığı takdirde serbest bırakıp ailesine göndereceğini söyledi. Hz. Safiyye’nin İslâmiyet’i kabul etmesi üzerine onu âzat etti, hürriyetine kavuşmasının da mehri olduğunu söyledi.

Hz. Safiyye, 50 yılının Ramazan ayında (670) veya 52’de (672) Medine’de vefat etti ve Bakî Mezarlığı’na defnedildi. Hz. Safiyye, on hâdis rivâyet etmiştir. [23]

* * *

Hz. Meymûne

Meymûne (Berre) bint el-Hâris b. Hazn el-Hilâliyye (ö. 51/671). Annesi, Hind (Havle) bint Avf’dir. Hz. Meymûne, Resûl-i Ekrem ile evlenmeden önce adı Berre idi. Hz. Peygamber (s.a.a), adını adını Meymûne olarak değiştirdi. Hz. Meymûne, Resûlullah’ın (s.a.a) en son evlendiği kadındır.

Resûl-i Ekrem (s.a.a), Hz. Meymûne’yi Mekke’de nikâhlamak istemiş, fakat müşrikler umre için kendilerine verilen sürenin dolduğunu söyleyerek onu şehri bir an önce terk etmeye zorlayınca bu evlilik 500 dirhem mehir ile Zilkade 7’de (629) Mekke-Medine yolu üzerinde bugün Nüveyriye diye anılan Serif mevkiinde gerçekleşmiştir.

Hz. Meymûne, 51 (671) yılında Serif’te vefat etti ve orada defnedildi; cenaze namazını Abdullah b. Abbas kıldırdı. Rivâyetleri, Kütüb-i Sitte’de yer alan Hz. Meymûne’nin, Resûl-i Ekrem’den (s.a.a) yetmiş altı hadis naklettiği kaydedilmekte, bunlardan yedisi Sahîhayn’da, biri yalnız Sahîh-i Buhârî’de, beşi yalnız Sahîh-i Müslim’de bulunmaktadır. Rivâyetlerinden altmışı Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’inde yer almaktadır. [24]

* * *

Hz. Mâriye

Mâriye el-Kıptıyye diye adı geçer. Asıl adı, Mâriye bint Şem‘ûn el-Kıbtiyye’dir (ö. 16/637). Hz. Peygamber’in (s.a.a) câriyesidir, Mısırlıdır.

Hz. Mâriye’nin babası Mısır’ın Saîd bölgesinden ve Kıbtî denilen yerli halkındandır. Ancak onun aslen İranlı veya Rûm olabileceği de kaydedilmiş, annesinin Hristiyan bir Rûm olduğu belirtilmiştir.

Bizans’ın İskenderiye valisi ve Mısır mukavkısı olan Cüreyc b. Mînâ’nın, Resûl-i Ekrem’e (s.a.a) gönderdiği hediyeler arasında bulunan Hristiyan bir câriye idi. Hz. Hatice dışında hiçbir hanımından çocuğu olmayan Resûl-i Ekrem’in (s.a.a) 8 yılının Zilhicce ayında (630) Hz. Mâriye’den bir erkek çocuğu (İbrâhîm) dünyaya gelince Hz. Mâriye, ümmüveled statüsüne geçti.

Hz. Mâriye, (16/637) tarihinde Medine’de vefat etti, Cennetü’l-Bakî’a defnedildi. [25]

Devam Edecek…

---------------

[1]- Muhammed Bâkır Meclisî, Bihâru’l-envâr, c. 35, s. 8.

[2]- İbn Cevzî, Mekâtilu’t-tâlibiyyîn, s. 27.

[3]- Ömer Rızâ Kebâle, A’lamu’n- nisâ, s.33.

[4]- İbn Abdulberr, İstîâb, c. 4, s. 381; İbn Esîr, Üsdu’l-ğâbe, c. 7, s. 217; İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 380; İbn Hudeyde, el-Misbâhu’l-mudî fî kuttâbi’n-Nebiyyi’l-ummî, c. 1, s. 70; İbn Kudâme, et-Tebyîn fî ensâbi’l-kureşiyyîn, s. 111; İbn Kuteybe, el-Maʿârif s. 71; Hâkim, el-Mustedrek, c. 3, s. 108; Heysemî, Mecmâʿu’z-zevâʾid, c. 9, s. 356; Muhammed Bâkır Meclisî, Bihâru’l-envâr, c. 35, s. 8; Muttakî el-Hindî, Kenzu’l-ummâl, c. 13, s. 636; İbn Sa‘d, Tabakât, c. 8, s. 222; Şevkânî, Derru’s-sehâbe, s. 539; Zehebî, Aʿlâmu’n-nubelâ, c. 2, s. 118; Zubeyrî, Neseb’u Kureyş, s. 39.

[5]- 33/Ahzâb: 6.

[6]- 33/Ahzâb: 28, 30, 31, 32, 33, 53, 59.

[7]- 33/Ahzâb: 32.

[8]- 33/Ahzâb: 30-31.

[9]- 33/Ahzâb: 53.

[10]- 4/Nisâ: 3.

[11]- Belâzürî, Ensâb, c. 1, s. 405; Heysemî, Mecmaʿu’z-zevâʾid, c. 8, s. 273; İbn Abdülber, el-İstîʿâb, c. 4, s. 1819; İbn Sa‘d, et-Tabakât, c.1, s. 422; c. 8, s. 52; Mizzî, Tehzîbü’l-Kemâl, c. 1, s. 191; Sâlihî, Ezvâcü’n-Nebî, s. 31; Munâvî, Feyzü’l-kadîr, c. 1, s. 429; Nevevî, es-Sîretü’n-nebeviyye, s. 28; Taberânî, el-Muʿcemü’l-kebîr, c. 22, s. 155; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 30, s. 421; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, c. 2, s. 109.

[12]- Abdürrezzâk es-San‘ânî, el-Muaannef, c. 5, s. 320; Belâzürî, Ensâb, c. 1, s. 97; Dûlâbî, ez-Zürriyyetü’t-Tâhire, s. 42; Heysemî, Mecmaʿu’z-zevâʾid, c. 9, s. 350; İbn Abdülber, İstîʿâb, c. 4, s. 1817; İbnû’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, c. 7, s. 78; İbn Habîb, el-Mubabber, s. 9; İbn Hacer, el-İsâbe, c. 7, s. 600; İbn Hişâm, es-Sîre, c. 1, s. 198; İbn İshak, es-Sîre, s. 59; İbn Sa‘d, et-Tabakât, c. 8, s. 14; İbn Hazm, Cemhere, s. 171; Kehhâle, Aʿlâmü’n-nisâʾ, c. 1, s. 326; c. 5, s. 86; Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl, c. 1, s. 191; Müberred, el-Kâmil, c. 3, s. 1362; Nüveyrî, Nihâyetü’l-ereb, c. 16, s. 279; c. 18, s. 170; Şevkânî, Derrü’s-sehâbe, s. 313; Şâmî, Sübülü’l-hüdâ, c. 2, s. 214; Taberânî, el-Muʿcemü’l-kebîr, c. 22, s. 444; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 16, s. 465; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, c. 1, s. 463; c. 2, s.109.

[13]- Belâzürî, Ensâb, c. 1, s. 407; İbnû’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, c. 7, s. 157; İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 286; İbn Hazm, Esmâʾü’s-sahâbeti’r-ruvât, s. 222; İbn Sa‘d, et-Tabakât, c. 8, s. 52; Şevkânî, Derrü’s-sehâbe s. 325; Taberânî, el-Muʿcemü’l-kebîr, c. 24, s. 29; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 36, s. 584; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, c. 2, s. 265.

[14]- Âmirî, er-Riyâżü’l-müstetâbe, s. 310; Belâzürî, Ensâb, 1, s. 167; Câhiz, el-Beyân ve’t-tebyîn, c.2I, s. 295; Fesevî, el-Maʿrife ve’t-târîh, c. 1, s. 446; Ebû Nuaym, Hilye, c. 2, s. 43; İbn Abdülberr, İstîʿâb, c. 4, s. 1881; İbnû’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, c. 5, s. 501; İbn İshak, es-Sîre, s. 239; İbn Hişâm, es-Sîre, c. 1, s. 57; İbn Sa‘d, et-Tabakât, c. 8, s. 58; İbn Şebbe, Târîhu’l-Medîneti’l-münevvere, c. 1, s. 311; İbn Kuteybe, el-Maʿârif, s. 134; İbnû’n-Nedîm, el-Fihrist, s. 86; İbn Kesîr, el-Bidâye, c. 3, s. 127;İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb, c. 12, s. 433; İbnû’l-İmâd, Şezerât, c. 1, s. 61; Kehhâle, Aʿlâmü’n-nisâʾ, c. 3, s. 9; Taberî, Târîh, c. 1, s. 1261; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 2, s. 201; Vâkıdî, el-Meğâzî, c.1, s. 249; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, c. 2, s. 135.

[15]- Belâzürî, Ensâb, c. 1, s. 422; Hâkim, el-Müstedrek, c. 4, s. 14; Heysemî, Mecmaʿu’z-zevâʾid, c. 9, s. 391; İbn Abdülber, el-İstîʿâb, c. 4, s. 268; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, c. 7, s. 65; İbn Habîb, el-Muhabber, s. 83; İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 345; c. 7, s. 581; İbn Hişâm, es-Sîre, c. 4, s. 293; İbn Kuteybe, el-Maʿârif, s. 135; İbn Sa‘d, et-Tabakât, c. 8, s. 81; Kehhâle, Aʿlâmü’n-nisâʾ, c. 1, s. 274; Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-ʿummâl, c. 16, s. 576; Nevevî, Tehzîb, c. 2, s. 338; Nüveyrî, Nihâyetü’l-ereb, c. 18, s. 176; Sââtî, el-Fethu’r-rabbânî, c. 17, s. 179; Taberî, Târîh, c. 2, s. 499; c. 3, s. 164; c. 4, s. 451; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 15, s. 119; Vâkıdî, el-Meğâzî, c. 2, s.709; c. 3, s. 1092; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, c. 2, s. 227.

[16]- İbn Abdülber, el-İstîʿâb, c. 4, s. 1853; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, c. 5, s. 297; İbn Hacer el-Askalânî, el-İsâbe, c. 8, s. 157; İbn Hişâm, es-Sîretü’n-nebeviyye, c. 4, s. 262; İbn Kesîr, es-Sîre, c. 3, s. 173; c. 4, s. 584; İbn Sa‘d, et-Tabakâtü’l-kebîr, c. 10, s. 111; Taberânî, el-Muʿcemü’l-kebîr, c. 24, s. 57; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 44, s. 361; Süheylî, er-Ravzü’l-unuf, c. 7, s. 538.

[17]- Hâkim, el-Müstedrek, c. 4, s. 17; İbn Sa‘d, et-Tabakât, c. 8I, s. 86; İbn Hacer, el-İsâbe, c. 8, s. 150; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 42, s. 328; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, c. 1, s. 150.

[18]- Belâzürî, Ensâb, c. 1, s. 441; İbn Asâkir, Kitâbü’l-Erbaʿîn, s. 94; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, c. 7, s. 56; İbn Habîb, el-Muhabber, s. 89; İbn Hacer, el-İsâbe, c. 7, s. 565; İbn Hazm, Cemhere, s. 239; İbn Hişâm, es-Sîre, c. 3, s. 302; İbn İshak, es-Sîre, s. 245; İbn Sa‘d, et-Tabakât, c. 2, s. 63; c. 8, s. 116; Taberî, Târîh, c. 2, s. 604; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 8, s. 146; Vâkıdî, el-Meğâzî, c. 1, s. 406; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, c. 2, s. 261; Zübeyr b. Bekkâr, el-Müntehab, s. 45.

[19]- 33/Ahzâb: 37.

[20]- Belâzürî, Ensâb, c. 1, s. 433; Hâkim, el-Müstedrek, c. 4, s. 24; İbn Abdülber, el-İstîʿâb, c. 4, s. 313; İbn Habîb, el-Muhabber, s. 85; İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 313; İbn Sa‘d, et-Tabakât, c. 8, s. 101; Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-ʿummâl, c. 10, s. 364; Taberî, Câmiʿu’l-beyân, c. 20, s. 271; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 44, s. 357; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, c. 2, s. 211.

[21]- Belâzürî, Ensâb, s. 453; Hâkim, el-Müstedrek, c. 4, s. 45; İbn Abdülber, el-İstîʿâb, c. 4, s. 309; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, c. 7, s. 120; İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 309; İbn Hişâm, es-Sîre, c. 3, s. 256; İbn Sa‘d, et-Tabakât, c. 8, s. 129; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 35, s. 41.

[22]- Hâkim, el-Müstedrek, c. 4, c. 20; İbn Abdülber, el-İstîʿâb, c. 4, s. 303; İbn Asâkir, Târîhu Dımaşk, c. 6, s. 70; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, c. 7, c. 115; İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 305; İbn Sa‘d, et-Tabakât, c. 8, s. 96; Şâfiî, el-Ümm, c. 5, s. 8; Şevkânî, Fethu’l-kadîr, c. 5, s. 214; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 42, s. 318; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, c. 2, s. 218.

[23]- Belâzürî, Ensâb, c. 1, s. 442; İbn Abdülber, el-İstîʿâb, c. 4, s. 346; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, c. 7, s. 169; İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 346; İbn Hişâm, es-Sîre, c. 3, s. 344; c. 4, s. 296; İbn Sa‘d, et-Tabakât, c. 8, s. 120; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 35, s. 474; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, c. 2, s. 231.

[24]- Belâzürî, Ensâb, c. 1, c. 444; Hazrecî, Hulâsatü Tezhîb, s. 496; İbn Abdülber, el-İstîʿâb, c. 4, s. 404; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, c. 7, s. 272; İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 411; İbn Sa‘d, et-Tabakât, c. 8, s. 132; Kehhâle, Aʿlâmü’n-nisâʾ, c. 5, s. 138; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, s. 506; Vâkıdî, el-Meğâzî, c. 2, s. 738; c. 3, s. 1, s. 1101; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, c. 2, s. 238.

[25]- Belâzürî, Ensâb, c. 1, s. 448; Dârekutnî, es-Sunen, c. 1, s. 144; c. 4, s. 41; Hâkim, el-Müstedrek, c. 4, s. 41; İbn Abdülber, el-İstîʿâb, c. 4, s. 410; İbn Hacer, el-İsâbe, c. 8, s. 111; İbn Hazm, el-Muhallâ, c. 9, s. 18; İbn Sa‘d, et-Tabakât, c. 1, s. 134; c. 8, s. 212; Taberî, Târîh, c. 2, s. 128; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 28, s. 63; Yâkût, Muʿcemü’l-büldân, c. 1, s. 249; c. 2, s. 276; c. 5, s. 138.