.
.
Ehlader Araştırma Bölümü
Tenbîhü’l-Havâtır: Adamın biri Lokman’a sordu: “Sen falan kabilenin kölesi değil misin?”
Lokman, “Evet.” dedi.
Adam, “Öyleyse sana bu saygınlığı kazandıran şey nedir?” diye sordu.
Lokman şöyle cevap verdi:
“Doğru sözlü olmam, emaneti korumam, beni ilgilendirmeyen şeylerden yüz çevirmem, namahreme bakmamak için gözlerimi kapatmam, dilimi korumam ve helal yiyecekler yemem bana bu saygınlığı kazandırmıştır. Her kim bunlardan azını yaparsa benden aşağı, fazlasını yaparsa benden üstün ve aynını da yaparsa benimle eşittir.”
* * *
“Ey oğul! Tövbe etmeyi geciktirme, zira ölüm aniden çıkagelmektedir.”
“Ey oğul! Ateş ateşle söndürülemeyeceği gibi, kötülük de kötülükle yatıştırılamaz. Kötülük iyilikle yatıştırılır, ateş ise suyla söndürülür.”
“Ey oğul! Ölümü basite alma, ihtiyacı olan kimseyi maskara etme ve iyiliğe daveti de terk etme.”
“Ey oğul! Takvayı kendine kılavuz edin ki yararı kendiliğinden seni bulsun. Günah işlediğinde, hemen sadaka ver ki bağışlanasın.”
“Ey oğul! Yükseğe tırmanmak yaşlı kimseye nasıl zor geliyorsa, nasihati kabul etmek de sefih kimseye zor gelmektedir.”
“Ey oğul! Zulme uğradığında sessiz kaldığın kimseye ağlama; asıl sessiz kalmakla kendine yaptığın kötülük için ağla. Elindeki gücün seni halka zulüm yapmaya iterse Allah’ın gücünü hatırla.”
“Ey oğul! Âlimlerden bilmediklerini öğren, öğrendiklerini de halka öğret.”[1]
* * *
İhyâu Ulûmi’d-Din: Oğlu, babası Lokman’a sordu: “Babacığım! İnsanda hangi özelliğin belirgin ve baskın olması daha iyidir?”
Lokman: “Din.” dedi.
Oğlu babasına sordu: “Eğer iki tane olursa hangileri olmalıdır?”
Lokman, “Din ve mal olmalıdır.” dedi.
Oğlu babasına sordu: “Eğer üç tane olursa hangileri olmalıdır?”
Lokman: “Din, mal ve hayâ.” dedi.
Oğlu babasına sordu: “Eğer dört tane olursa hangileri olmalıdır?”
Lokman: “Din, mal, hayâ ve iyi huy.” dedi.
Oğlu babasına sordu: “Eğer beş tane olursa hangileri olmalıdır?”
Lokman: “Din, mal, hayâ, iyi huy ve cömertlik.” dedi.
Oğlu babasına sordu: “Eğer altı tane olursa hangileri olmalıdır?”
Lokman: “Ey oğul! Eğer bu beş özellik bir insanda bir araya gelirse, o kimse kötülüklerden sakınmış, temizlenmiş, Allah’a dost olmuş ve şeytandan uzaklaşmıştır, altıncıya ne gerek.” dedi.[2]
* * *
Ravzatu’l-Ukalâ ve Nüzhetü’l-Fuzelâ: Mecae b. Zübeyir’den naklettiğine göre Lokman, oğluna: “Ey oğul! En az bulunan şey nedir? Ve en çok olan şey nedir? Ve en şirin olan şey nedir? Ve en sevimli olan şey nedir? Ve en nefis olan şey nedir? Ve en korkunç olan şey nedir? Ve en yakın olan şey nedir? Ve en uzak olan şey nedir?” diye sordu. Ardından şöyle cevapladı:
“En az bulunan şey yakindir. En çok olan şey şüphedir. En şirin olan şey Allah’ın rahmet esintisinin insanlar arasında olmasıdır ki onunla birbirlerini severler. En nefis olan şey, Allah’ın kullarını affetmesi ve insanların birbirlerinin hatalarını bağışlamasıdır. En sevimli olan şey dosttur. En korkunç olan şey ölünün bedenidir ki ondan daha korkunç bir şey yoktur. En yakın olan şey dünyaya oranla ahiretin insanlara yakınlığıdır. En uzak olan şey ise ahirete oranla dünyanın insanlara uzaklığıdır.”[3]
* * *
İhyâu Ulûmi’d-Din: Lokman, oğluna şöyle tavsiye etti: “Ey oğul! Her kim başkasına rahmederse, merhamet görür; her kim susar ve dilini korursa selamet bulur; her kim iyiliği söylerse yararını görür, her kim kötülüğü söylerse kötülük görür ve her kim de dilini korumazsa pişman olur.”[4]
* * *
ed-Dürrü’l-Mansûr: Şurahbil b. Müslim’den naklettiğine göre Lokman şöyle dedi: “Ben, kimseyle herhangi bir konuda inatlaşmıyorum, beni ilgilendirmeyen hususlarda konuşmuyorum, çok komik olmadıkça gülmüyorum ve gayem olmaksızın da yola çıkmıyorum.”[5]
Feyzu’l-Kadîr: Lokman, oğluna şöyle tavsiye etti: “Ey oğul! Komik olmadıkça çok gülme; gayen olmadıkça yola çıkma ve seni ilgilendirmeyen şey hakkında kimseye soru sorma.”[6]
- - - - - - - - - - - - - - -
[1]- Tenbîhü’l-Havâtır, c. 2, s. 230. Bihâru’l-Envâr, c. 13, s. 426,h.21.
[2]- İhyâu Ulûmi’d-Din, c. 3, s. 82. Nüzhetü’l-Mecâlis, c. 2, s. 82.
[3]- Ravzatu’l-Ukalâ ve Nüzhetü’l-Fuzelâ, s. 342.
[4]- İhyâu Ulûmi’d-Din, c. 4, s. 80.
[5]- ed-Dürrü’l-Mansûr, c. 6, s. 518.
[6]- Feyzü’l-Kadîr, c. 1, s. 162. İhyâu Ulûmi’d-Din, c. 4, s. 80.





