.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Zeydiyye’nin Ortaya Çıkışı ve Zeyd bin Ali’nin İtikadı

Zeydiyye mezhebinin ortaya çıkış tarihi Hicrî ikinci asra dayanmaktadır. Onlar İmam Hüseyin’in (a.s.) şehadetinden sonra, İmam Zeynu’l-Âbidîn’in (a.s.) şehid oğlu Zeyd’in imametine inanmaktadırlar. İmam Zeynu’l-Âbidîn’i (a.s.) sadece ilim ve maarifette rehber olarak saymaktadırlar. Onu, siyasî bir önder ve İslâm’ın öncüsü olarak görmemektedirler. Nitekim ileride de açıklanacağı üzere, onlar açısından imametin şartlarından birisi, zalimlere karşı silahlı kıyam etmektir. Zeydî yazarlarından birçoğu, İmam Zeynu’l-Âbidîn’i (a.s.) kendi İmamlarından saymamış ve onun yerine İmam Hasan Mücteba’nın oğlu Hasan Müsenna’yı İmam olarak bilmektedir. Biz, birkaç derste, tarihsel araştırma yöntemi ve akaid boyutundan Şehid Zeyd’in kişiliği, kıyamı ve kelâmdaki akaidini, Zeydiyye fırkaları, siyasî önderleri, ilim adamları, Zeydiyye hükümetleri, kelâmdaki yöntemleri ve Zeydiyye’nin dinî inançlarını ele alacağız.

* * *

Zeyd b. Ali’nin Hayatı ve Kişiliğinin Tarihi

Tarihçiler, Zeyd b. Ali’nin doğum ve şehadet tarihi hususunda ihtilaf etmişlerdir. Doğumu Hicrî 75, 78 ve 80 yılı olarak beyan edilmiş ve şehadeti ise 120, 121 ve 122 yılları olarak açıklanmıştır. Fakat meşhur görüşe göre o, 42 yıl yaşamıştır. Bu görüş, onun doğum ve şehadetiyle ilgili iki görüşle örtüşmektedir; bunlardan ilki 78-120, diğeri ise 80-122 yıllarıdır ve son görüş daha meşhurdur.[1]

İmamiyye âlimleri Zeyd’in kişiliğini övmüş ve onun ilim, bilim, teheccüd, takva sahibi, kahraman ve aynı zamanda zulme karşı direnen bir şahsiyet olarak vasıflandırmışlardır. Merhum Şeyh Müfîd, onun hakkında şöyle demiştir:

“Zeyd b. Ali b. Hüseyin, Hz. İmam Muhammed Bâkır’dan (a.s.) sonra kardeşleri arasında seçkin bir kişiliğe sahipti. Âbid, takvalı, fakîh, cömert ve yiğit biriydi. İyiliği emredip, kötülükten sakındırmak ve ceddi İmam Hüseyin’in (a.s.) kanının intikamını almak için kıyam etti.”[2] Onun çok Kur’ân-ı Kerim okuması, “Halîfu’l-Kur’ân” (Kur’ân ile antlaşmış) vasfını almasına neden olmuştur.[3]

Şia’nın Zeyd hakkındaki bu övgü dolu sözleri, Ehlibeyt İmamları’nın (a.s.) onun hakkındaki görüş ve ihtiramlarından kaynaklanmaktadır. Nitekim Şeyh Bahaî şöyle demiştir:

“Biz Zeyd’i iyilikten başka bir şeyle hatırlamayız. Bizim önderlerimizden onun saygınlık ve hürmeti hakkında birçok rivayetler nakledilmiştir.” İmam Sâdık (a.s.) sürekli şöyle buyuruyordu:

“Allah, amcama rahmet etsin”[4]

Şeyh Sadûk“U’yunu’l-Ahbari’r-Rıza” kitabının bir faslını, Ehlibeyt İmamları’ndan (a.s.) Zeyd’in hakkındaki övgü ve üstün sıfatlarına ayırmıştır. Rivayetlerden birisinin içeriği şöyledir:

“Bir gün Me’mun İmam Rıza’nın (a.s.) yanında Zeydu’n-Nâr’ın (İmam Rıza’nın (a.s.) kardeşi), Abbasîler aleyhine yapmış olduğu kıyamdan söz etti ve onu, Zeyd’in Emevîler aleyhine yapmış olduğu kıyamla mukayese ederek, şöyle dedi: “Eğer sizin ihtiramınız olmasaydı, onu öldürürdüm.” İmam Rıza (a.s.) Me’mun’a cevap olarak şöyle buyurdu: “Kardeşim Zeyd’i, Zeyd b. Ali ile mukayese etme. Zeyd b. Ali, Âl-i Muhammed’in (a.s.) bilginlerinden idi; o, Allah rızası için gazaplandı ve Allah’ın düşmanlarıyla cihad ederek, şehid oldu.”

İmam Muhammed Bâkır (a.s.), Zeyd’i çok övüyordu. Nitekim Şeyh Sadûk, Ebu’l-Cârûd’un şöyle dediğini nakletmektedir:

Ben İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s.) yanındaydım, Zeyd geldi. İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s.) gözü ona iliştiğinde, şöyle buyurdu: “O, kendi hanedanının büyüğü ve onların kanının intikamını alandır.” O sırada Zeyd’e hitaben şöyle buyurdu: “Elbette seni dünyaya getiren anne çok seçkin birisidir ey Zeyd!...”[5]

Cabir b. Yezîd’den, onun şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s.) kardeşinin Zeyd’i gördüğünde şu ayeti okuduğuna şahit oldum:

 فَالَّذِينَ هَاجَرُوا وَ أُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَ أُوذُوا فِي سَبِيلِي وَ قَاتَلُوا وَ قُتِلُوا لَأُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ و لَأُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ثَوَابًا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ 

Şüphesiz hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, benim yolumda kendilerine eziyet edilenlerin, savaşanların ve öldürülenlerin kötülüklerini örtecek ve kendilerini, altından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. Bu, Allah katından bir mükâfattır. Mükâfatın en güzel olanı, Allah katındadır.[6]

Daha sonra İmam Muhammed Bâkır (a.s.), Zeyd’e işaret ederek, şöyle buyurdu: “Allah’a and olsun ki, o, bu ayetin mısdaklarındandır.”[7]

Ebu’l-Ferec İsfahanî, Abdullah b. Cerir’den şöyle nakletmiştir; Cafer b. Muhammed’in, Zeyd’in bineğinin yularını tuttuğunu ve onun, bineğine bindiği sırada elbiselerini düzenlendiğini görmüştür.[8]

Eğer bu sözler doğru kabul edilecek olursa, İmam Cafer-i Sâdık’ın (a.s.), kendi amcasına saygı ve ihtiramda bulunduğunun bir göstergesidir. O, yaş olarak İmam Cafer-i Sâdık’dan (a.s.) büyük olan amcasına, babası gibi saygı ve ihtiramda bulunuyordu.[9]

Bazı rivayetlerden elde edilenlere göre, Zeyd’in kıyamı, İmam Cafer-i Sâdık’ın (a.s.) razı olduğu ve onayladığı konulardandı. Nitekim Zeyd, kendi kıyamı hakkında İmam Cafer-i Sâdık (a.s.) ile istişarede bulunduğunda, İmam (a.s.) ona şöyle buyurdu:

“Ey amca! Eğer öldürülmeye ve bedenini darağacına çekmeye razıysan bu işi yap.” Zeyd onun yanından gittiği sırada ise, İmam Cafer-i Sâdık (a.s.) şöyle buyurdular: “Vay olsun o kimseye ki, onun yardım talebini duyup da ona yardım etmeyene!”[10]

Şia kaynaklarında her ne kadar Zeyd’i kınayan hadisler bulunsa da bu hadisler, sened yönünden sıkıntılı ve güvenilir değildir. Sayı bakımından da yine övgüde bulunan rivayetler, kınayıcı hadislerden çok daha fazladır. Bu nedenle araştırmacılar kınayıcı hadisleri geçersiz saymışlardır.

Şirk Dininin Kurucuları
Şirk Dininin Kurucuları
İçeriği Görüntüle

* * *

Zeyd’in Üstad ve Öğrencileri

Nitekim daha önce de değindiğimiz üzere, Zeyd herkesten önce babası İmam Zeynu’l-Âbidîn’den (a.s.) dinî ilimleri öğrendi. Ondan sonra da kardeşi İmam Muhammed Bâkır’dan (a.s.) ilim aldı. Ayrıca bunlarla birlikte Âbân b. Osman, Übeydullah b. Ebi Râfi’ ve Urve b. Zübeyr gibi kimselerden de bilgi kazanmıştır. Ahmed Emin Mısrî ve diğerlerinin; Vâsıl b. Atâ’dan ilim öğrendiği gibi ortaya atmış olduğu görüşler uzak bir ihtimaldir. Çünkü Vâsıl, yaş olarak Zeyd’ten daha küçük yahut aynı yaştaydı.

Zeyd’in meşhur öğrencilerinden bazıları şöyledir:

1- Mansur b. Muteber b. Abdullah Selmî-i Kufî (ö. 132 h.k.)

2- Harun b. Saîd İclî veya Cufî olup, meşhur Sahih-i Müslim kitabı yazarının üstadlarındandır.

3- Muaviye b. İshak b. Zeyd b. Hârise Ensarî. Bu öğrencisi, Zeyd ile birlikte şehadete ulaştı.

4- Ebu’l-Cârûd Ziyad b. Munzir Hemdânî. O, Zeydiyye fırkalarından olan Cârûdiyye’nin lideridir.

5- Hasan b. Salih.

6- Ali b. Sâlih ve kardeşi Hasan Sâlih.

7- Muhammed b. Abdurrahman Ebu Leyla. O aynı zamanda İmam Cafer-i Sâdık’ın (a.s.) da öğrencilerindendir.

8- Amr b. Hâlid Vâsitî, Müsned-i Zeyd’in rivayetçisidir.

9- İsmail b. Adurrahman Suddî, Kufe âlimlerinin büyüklerindendir (ö. 127 h.k.).

10- Süleyman b. Mehrân Â’meş, Kufe âlimlerinin büyüklerindendir (ö. 148 h.k.).[11]

* * *

Şehid Zeyd’in İlmi Eserleri

Zeyd’ten geriye kalan ve ona mensup olan ilmî eserler şöyledir:

1- Tefsiru Garîbu’l-Kur’ân: Nitekim isminden de anlaşılacağı üzere, müşkil ayetleri ele almıştır.

2- es-Safve: Bu kitapta Kur’ân-ı Kerim’in ayetlerine dayanılarak, Hz. Peygamber (s.a.a.) ve onun Ehlibeyt’inin faziletleri ve diğerlerinden üstün olduğu ele alınmıştır.

3- Risaletun ilâ Ulemai’l-Ümme: Bu kitapta İslâm ümmetinin âlimlerine hitaben, onda kendi kıyamının hedefleri beyan edilmiştir.

4- Menâsiku’l-Hacc: Nitekim isminden de anlaşılacağı üzere, Hacc amelleri hakkındadır.

5- Müsned-i İmam Zeyd adıyla bilinen fıkıh ve hadis mecmuası: Zeydî âlimler bu kitabın Zeyd’e mensup olduğunu kabul etmiş ve onun Fıkıh ve hadis konularında yazılmış ilk kitap olduğunu söylemişlerdir. Bazı Zeydî âlimler onu şerh etmiştir ve bunların en geniş ve kapsamlısı “er-Ravzu’n Nazîr Fî Şerh-i Mecmai’l-Fıkhi’l-Kebîr” ismiyle Kadı Şerefeddîn Hüseyin b. Ahmed Siyağî Yemenî’ye (v. 1221 h.k.) aittir.

Her ne kadar şerh veren, kendi işini Zeyd’in müsnedi olarak görse de, onun konularının isbatı hususunda Ehl-i Sünnet’in kabul görmüş olduğu yöntemle delil getirmiştir. Yani mürseller, sahabenin mevkufları ve yine kıyas gibi yöntemlere başvurmuştur. Bu nedenle Ehl-i Sünnet fıkhına çok fazla benzemektedir. Bu nedenle, Şeyh Muhammed Buhayt Mutiî-i Hanefî-i Mısrî, yukarıdaki kitaba yazmış olduğu önsözde şöyle demiştir:

“Bu kitap, genel hükümleriyle, İmam Ebu Hanife’nin mezhebiyle muvafıktır.”[12]

* * *

Şehid Zeyd ve Mutezile

Nitekim daha öncede değindiğimiz üzere, bazı yazarlar, Zeyd bin Ali’nin kelâmî itikadını, Mutezile mezhebinin kurucusu Vâsıl b. Atâ’dan aldığına, bu yüzden de Zeydiyye kelâmının Mutezile kelâmıyla uyum içinde olduğuna inanmaktadırlar. Bu nedenle Zeydiyye, akaidde Mutezile ile aynı ve hemfikirdir. Bu faraziye tarihî boyutuyla Şehristanî’den kaynaklanmaktadır. Nitekim şöyle demiştir;

“Zeyd temel inançlarda Mutezile mezhebinin kurucusu Vâsıl b. Atâ’nın yanında öğrencilik yapmıştır.”[13]

Şehristanî’den sonra bazı Ehl-i Sünnet ve Zeydiyye yazarları da bu görüşü kabul etmiş ve nakletmişlerdir. Ancak bu faraziyenin -nitekim daha önce de değindiğimiz üzere- kabul edilebilinir muteber ve sağlam bir dayanağı yoktur. Burada günümüz Zeydiyye âlimlerinden bazılarının bu görüş hususundaki eleştirilerini gözden geçireceğiz.

Yaygın ve meşhur yanlışlardan birisi, temel inançlarda Zeydiyye mezhebinin Mutezile’ye nisbet verilmesi ve İmam Zeyd’in Vâsıl b. Atâ’nın öğrencisi olmasıdır. Muhtemelen bu yanlış sözü ilk nakleden yazar Şehristanî olup, diğerleri de ondan almışlardır. Elbette Şehristanî kendi görüşüne bir delil getirmemiştir. Belki de Şehristanî’nin bu düşünceye kapılmasındaki ana unsur, Zeydiyye ile Mutezile’nin temel inançların birçoğunda ortak yönlerinin bulunmasıdır. Fakat bu delil, bir fırkanın bir diğer fırkaya nisbet verilmesi için yeterli bir kanıt değildir.

Bütün tarihçiler açısından o zamanda Medine şehrinin ilim ve öğrenme merkezi olduğu açıkça ortadadır. Nitekim Ebu Hanife’ye ilminizi kimden aldınız diye soru yöneltildiğinde, şöyle cevaplamıştır:

“Ben, ilim merkezinin madenin kaynağındayım ve oradaki fakihlerden birisinden ilim öğrendim.”

Onun, birisi kelimesinden maksadı, İmam Cafer-i Sâdık’dır (a.s.). Öyle ki, iki yıl onun huzurunda ilim öğrenmiştir. Nitekim kendisi bu hususta şöyle demiştir:

“Eğer o iki yıl olmasaydı, Numan helak olurdu.”[14]

Böyle bir durumda acaba Zeyd’in ilim ve irfan merkezi olan Medine’yi terk ederek, Basra’ya gitmesi ve dinî temel bilgi ve diğer hususlarda başkalarından ders alması, böylelikle de kendisini bilgilendirerek, ilimle süslemesi doğru mudur?

Nitekim bu durum, tarihçiler tarafından şu şekilde isbatlanmıştır; Vâsıl b. Atâ ilim ve bilgisini ilim ve irfanın merkezi, yani Hz. Peygamber’in (s.a.a.) Ehlibeyt’inden (a.s.) öğrenmiştir. Zira o, Ali b. Ebi Tâlib’in oğlu Muhammed Hanefiyye’nin taraftarlarındandı ve ilmi ve öğrenimini Muhammed’in oğlu, yani Ebu Hâşim, Abdullah b. Hanefiyye’den öğrenmiştir. Hicrî 101 yılında 21 yaşındayken Basra’ya gitti ve orada Hasan Basrî’nin öğrencilerinden olan Amr b. Ubeyid ile arkadaş oldu. Onunla birlikte Hasan Basrî’nin derslerine katılıyordu. Sonunda büyük günaha mürtekip olma hususunda onunla ihtilafa düşerek, ondan ayrıldı. Amr b. Ubeyid de onunla aynı görüşte idi. Daha sonraları o ikisi, Mutezile’nin önderlerinden sayıldılar.

Eğer kelâmda Zeydiyye mezhebini, kelâmî fırkalardan birisine nisbet verecek olursak, Adliyye olarak adlandırılması daha yerinde olur. Nitekim bu isim, Tevhîd ve adalete inanan bütün herkes için kullanılmaktadır. İşte bu nedenle, Mutezilî olan Kadı Abdulcebbar ve Ahmed b. Yahya El-Murtaza Allah’ın adaletine inanan ve cebri inkâr eden Hülefa-yi Râşidîn ve diğer sahabeyi, Adliyye fırkasının birinci tabakasının zümresinden bilmişlerdir. İmam Zeyd b. Ali ve Vâsıl b. Atâ’nın üstadı Ebu Haşim Abdullah b. Muhammed Hanefiyye’yi Adliyye’nin üçüncü tabakasından bilmişlerdir. Vâsıl b. Atâ ve Amr b. Ubeyid’i ise Adliyye’nin dördüncü tabakasından bilmişlerdir.

Bu delillere göre, hiçbir tereddüt ve şüphe yoktur ki, Nübüvvet Evinden hiç kimse, hiçbir surette Vâsıl b. Atâ’nın yanında öğrencilik yapmamıştır. Son olarak, Vâsıl b. Atâ ile Zeyd hususunda söylenmesi mümkün olan söz şudur; o ikisi, İslâm dünyasındaki emri bil’l-mârûf ve nehyi ani’l-münker (iyiliği emredip, kötülükten sakındırma)’nın uygulanması hususunda görüş alışverişinde bulunmuşlardır.

* * *

Şehid Zeyd’in Akaiddeki Görüşleri

Önceki konulardan Zeyd b. Ali’nin Risalet Hanedanı’nın ilim asıl kaynağından, yani babası İmam Zeynu’l-Âbidîn (a.s.) ve kardeşi İmam Bâkır’dan (a.s.) ders aldığı açıklığa kavuştu. Buna göre mebde ve kıyamet konularında İmamiyye görüşüyle ortak olması gerekir. Bu konu, ona mensup olan eserleri okuduktan sonra ele geçen şeylerdendir. Dolayısıyla Zeydiyye’nin bu husustaki kendine özel akaidi, aslında diğer Zeydiyye önderlerindendir, şehid Zeyd’ten değildir. Zeydî âlimler ve bazı Mezhepler Tarihi uzmanları, bu akaidi, Zeyd’e nisbet vermişlerdir. Ancak bu nisbetin doğruluğuna herhangi bir kanıt getirmemişlerdir. Hatta Zeydiyye rehberleri de yine kendilerine mahsus akaidlerini Zeyd’e nisbet verseler de, bu akaidin Zeyd’e nisbet verilmesinde bu delil muteber olamaz. Zira onların kendileri, görüş sahibi ve müctehid kimselerdi ve kendi içtihadları doğrultusunda bu görüşlerini Zeyd’e nisbet vermeleri muhtemeldir.

Dolayısıyla Zeyd’in Allah’ın sıfatlarında, kaza ve kaderde, büyük günahlara mürtekip olmada, bedâ’, ric’at, Mehdeviyet ve buna benzer konularda Ehlibeyt İmamları’nın (a.s.) görüşleriyle muhalif olduğuna ve Zeydîlerin inandıkları şeylerin Zeyd’ten alındığına dair bir kanıt ve delil yoktur.

Aslında Zeyd’in hayat tarihçesi gözden geçirildiğinde, şu gerçek ortaya çıkmaktadır: O, akaid ve ahkâmda imam olmaktan daha çok, zalim Emevî hükümetine karşı savaş ve direnişte öncü ve rehber bir kimseydi. Ona mensup olan eserlerin çoğu da akaid ve ahkâm yerine daha çok tefsir ve hadislerle alâkalıdır. Bu yüzden rivayette şöyle geçmektedir:

“Herkim cihada hazırsa, bana katılsın ve herkim de ilim istiyorsa, kardeşimin oğlu Cafer’e yönelsin.”[15]

* * *

Ehlibeyt İmamları (a.s.) ve Zeyd’in Kıyamı

Ehlibeyt İmamları’nın (a.s.) hayat tarihçeleri, onların asla zalimlerle barışık olmadıklarını açıkça ortaya koymaktadır. Bu yüzden zalim Emevî ve Abbasî halifeleri, onların varlıklarını kendi heva ve heveslerine karşı bir tehlike olarak algılandıklarından dolayı, onlara çeşitli şekillerde işkence ve eziyet ederek, sonunda şehadete ulaştırıyorlardı. Fakat onların zalimlere karşı muhalefet şekilleri farklı idi. Bu farklılık da toplumsal şartlar ve durumların değişkenliğinden kaynaklanmaktaydı. Bu yüzden Zeyd’in kıyam ettiği asır ve zamanda Ehlibeyt İmamları (a.s.), silahlı kıyamın Müslümanlar ve İslâm için faydalı olmayacağı tutumu içerisindeydiler. Ancak her ne zaman bir kimse veya bir topluluk zalim, fasık olan Emevî Hükümeti aleyhine kıyam edecek olsaydı, onları suçlamayıp, o işin yerinde ve Allah rızası doğrultusunda olduğunu buyuruyorlar ve o hareketi çeşitli şekillerle destekliyorlardı.

Bu nedenle, Zeyd’in kıyamı Ehlibeyt İmamları’nın (a.s.) onayladığı ve razı oldukları bir kıyamdı. Nitekim Zeyd’in şehadet haberi İmam Cafer-i Sâdık’a (a.s.) ulaştığında istirca sözcüğünü اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ (Allah’tan geldik ve ona geri döneceğiz)[16] buyurduktan sonra şöyle devam ettiler:

“Amcamın sevabını Allah’tan istiyorum. O, iyi bir amca idi. Bizim din ve dünyamızı savunan bir kimseydi. Allah’a and olsun ki, Resulullah (s.a.a.), İmam Ali (a.s.) ve İmam Hüseyin’in (a.s.) ashabının şehadete ulaştığı gibi o da şehadete ulaştı.”[17]

Yine şöyle buyurmuşlardır:

“Herkim Zeyd’e ağlayacak olursa, cennette onunla birlikte olacaktır. Herkim de onu kınayacak olursa, onun kanını dökenlerle ortak olacaktır.”[18]

Bu hususta buna benzer birçok hadisler rivayet edilmiştir.[19]

Merhum Şehid-i Evvel; “Kötülükten sakındırmak, öldürmek gibi büyük bir günaha neden olacaksa bu fiili ancak imam yapabilir. İmam dışında başka birisi bunu yapamaz. Zira bu caiz değildir” görüşünü dile getiren muhaliflerin delillerini getirerek, onlara tenkidde bulunmuştur. Onların delilleri şöyledir; Muhammed b. Eş’as’ın kendisi ve tâbiînden olan büyük bir topluluk, Haccac b. Yusuf ile savaşa kalkıştı ama İslâm âlimlerinden hiç biri bu durumu reddetmemişti. Şehid-i Evvel ise bu sözlerinin reddiyesi hakkında şöyle delil getirmektedir:

“Onların kıyamı, itaati vacib olan imamın emriyle gerçekleşmiş olabilir. Nitekim Zeyd b. Ali ve diğer Alevîlerin kıyamlarında olduğu üzere.”[20]

Bu dersin başında da Zeyd’in kıyamının İmam Cafer-i Sâdık (a.s.) tarafından onaylandığına dair hadisler nakledilmişti.

- - - - - - - - - - - - - -


[1] Allame Seyyid Muhsin Emin, A’yanu’ş-Şia, c.7, s.107; Dr. Ahmed Mahmud Subhî, ez-Zeydiyye s. 65.

[2] el-İrşad, s.171, Şeyh Müfîd’in tasnifatı, c.11.

[3] Ahmed b. Ali b. Hüseyin, (d. 288 h.k.) Umdetu’t-Tâlib, s.255.

[4] A’yanu’ş-Şia, c.7, s.108.

[5] Emali-yi Şeyh Sadûk, s. 3354, hadis, 11.

[6] Âl-i İmran, 195

[7] Buhû sün fî’l-Milel ve’n-Nihal, c.7, s.71.

[8] Mekatilu’t-Tâlibiyyin, Ebu’l-Ferec İsfahanî, s.87.

[9] Buhûsün fî’l-Milel ve’n-Nihal, c.7, s.73.

[10] Uyûnu’l-Ahbâri’r-Rıza (as), c.1, s.248.

[11] Buhûsün fî’l-Milel ve’n-Nihal, c.7, s.107-110.cu sayfalarına müracaat ediniz.

[12] Buhûsün fî’l-Milel ve’n-Nihal, c.7, s.119-125.

[13] Milel ve’n-Nihal, Şehristânî, c.1, s.1389.

[14] el-İmamu’s-Sâdık (as), Ebu Zuhre, s.28.

[15] Kifayetu’l-Eser, Hazzâz-i Kummî, s.302.

[16] Bakara, 156.

[17] Uyûnu’l-Ahbâri’r-Rıza (as) 1/252, Bâb 25. Fasıl, 6. Hadis.

[18] Bihâru’l-Envâr, c. 46, s. 193.

[19] Buhûsün fî’l-Milel ve’n-Nihal kitabının, c.7, 10. Faslına müracaat ediniz.

[20] el-Kavaid ve’l-Fevâid, c.2, s.205-207.