.
.
Bismillahirrahmanirrahim
Kur'an-ı Kerim buyuruyor: "Şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin" buyurduğunda, ahlaki değerleri tutarlı bir bütünlük oluşturan bir kişiliğe işaret eder.
Kur'an-ı Kerim’de, İslam Peygamberi (saa); rahmet, şefkat, nezaket (hoşgörü), bağışlayıcı, sabır, adalet, istişare, hikmet, zayıfları gözetme, öğretme, eğitme, arındırma, ibadet ve tevekkül gibi bir dizi ahlaki nitelik ve davranışla tanıtılmaktadır.
* * *
Kur'an-ı Kerim’de Hz. Muhammed’in (saa) Ahlak Sistemi
Bu sistemin ilk katmanı rahmettir. Kur'an-ı Kerim, Hz. Resulüllah'ın misyonunun felsefesine dair şöyle buyuruyor:
"Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik"[1]
Bu rahmet, toplumsal davranışlara da yansır; nitekim Kur'an, Peygamber'i "son derece merhametli" olarak tanıtır ve insanların çektiği sıkıntıların ve karşılaştığı zorlukların ona ağır geldiğini belirtiyor.
''Gerçekten kendinizden olan öyle bir peygamber size geldi ki, sıkıntınız ona ağır gelir, size düşkündür ve müminlere karşı şefkatlı ve merhametlidir''[2]
Bu rahmet, nezaketi, hoşgörüyü ve bağışlayıcılığı da kapsar. Kur'an-ı Kerim, Peygamber'e "Onlara karşı yumuşak, hoşgörü ile davrandın" der ve hemen ardından "Öyleyse onları bağışla" buyuruyor.[3] Buradaki önemli husus, Kur'an'da nezaketin, hoşgörünün zayıflık anlamına gelmemesidir. Peygamber (saa) toplumda liderlik konumunda bulunabilir, kararlar alabilir ve kararlı bir şekilde hareket edebilir; ancak bu güce şiddet ve insanları aşağılama ile değil, onlara saygı, sevgi, nezaket ve hoşgörü ile uygulayabilir, Allah Resulü (saa) bunu insanlara rahmet, saygı, sevgi, nezaket ve hoşgörü ile uygulayarak, insanları kendi davasına cezbediyor ve bu güzel ahlak yaklaşımıyla başarılı oluyordu.
Bu ahlakın en güzel tezahürlerinden biri istişaredir. Liderlik konumuna ve vahiy alıyor olmasına rağmen, istişareyi hiçbir zaman eksik etmiyordu, insanlar, Peygamberin bu davranışını kendileri için büyük bir saygı ve değer olarak görüyorlardı, insanlar da Allah Resulü’nün istişarede sunduğu fikirlere büyük saygı göstererek, Resulüllah’ın önerilerini kabul ediyor ve çok zaman fikir dahi sunmuyorlar ve Allah Resulü nasıl uygun görüyorsa bizim kabulümüzdür diye cevap veriyorlardı. Allah, Resulü'ne (saa) insanlarla istişare etmesi için emredilmişti. ''ve iş konusunda onlarla istişare et”.[4] Ardından, bir karar verildiğinde tevekkül içinde hareket etmek gerekir. Dolayısıyla Kur’an mantığında ahlaki liderlik; dinlemek, istişare etmek, karar vermek ve sonrasında sorumluluk bilinciyle hareket etmektir.
Rahmetin yanı sıra adalet de yer alır. Peygamber'e, insanlar arasında hüküm vermesi ve bu hüküm sırasında hainlerin safında yer almaması emredilmiştir:
"Şüphesiz biz sana Kitab'ı hak ile indirdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiğiyle hüküm veresin; sakın hainlerin savunucusu olma."[5]
Bu durum, Hz. Muhammed'in (saa) ahlakının yalnızca dostane ve duygusal ilişkilerde anlamlı olmadığını; aynı zamanda zorlu karar verme ve hüküm verme durumlarında da ortaya konulması gerektiğini göstermektedir.
Öte yandan, Hz. Peygamber’in (saa) ahlakı aynı zamanda bir diyalog ahlakıdır. Kur’an, insanları Allah’a davet etmek için üç yöntem önerir: hikmet, güzel öğüt ve en güzel şekilde diyalog:
“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde tartış”[6]
Yani, fikri bir anlaşmazlık durumunda bile amaç karşı tarafı küçük düşürmek ya da ne pahasına olursa olsun galip gelmek değil; aksine, hakikati nezaketli ve insani bir üslupla ortaya koymaktır.
Bu ahlaki sistem, zayıf ve savunmasız insanlarla olan ilişkilerde de kendini gösterir. Duha Suresi’nde, Peygamber’in yetimlik ve ihtiyaç hali tecrübesi hatırlatıldıktan sonra açık talimatlar verilir: “Öyleyse yetimi ezme, dilenciği azarlama, Rabbinin (sana verdiği) nimetlerinden (sürekli) söz et’’[7]; ayetlerden anlaşılan yokluğun ve ihtiyacın verdiği sıkıntıyı bizzat yaşamış olan birinin, başkalarının çektiği sıkıntılara karşı daha duyarlı olması beklenmektedir.
Ancak Peygamberimiz sadece bir rol model değil, aynı zamanda insanlığın bir öğretmenidir. Kur'an, onun misyonunu üç önemli kavramla açıklar:
‘’Nitekim (nimetimi size tamamalamak için) ayetlerimizi okuyan, sizi arıtan, size kitabı ve hikmeti öğreten ve yine size bilmediklerinizi öğreten, kendinizden bir peygamber de gönderdik’’.[8]
‘’Gerçekten Allah, ayetlerini onlara okuması, onları arıtması ve onlara kitabı ve hikmeti öğretmesi için, kendilerinden olan bir peygamber göndermekle müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa önceden açık bir sapıklık içindeydiler’’[9]
Ayetleri okumak, insanları her türlü şirkten, tağuttan, fesattan ve günahtan arındırmak (tezkiye etmek) ve öğretip eğitmek; yani insanları ilahi ayetlerle buluşturmak, onların gelişim ve arınması için çaba göstermek ve onlara Kitap ile hikmeti öğretme yoluyla eğitmek için gönderilmiştir. Bu açıdan bakıldığında, Peygamber’in ahlakı sadece "iyi davranmak"tan ibaret olmadığı oysa o, insanı öğretip eğiterek inşa etmeye yönelik yüce bir şahsiyettir.
Tüm bu özelliklerin altında daha derin bir temel yatar: Peygamber’in (saa) Allah ile olan ilişkisi. Kur’an onu, diğer tüm unvanlardan önce Allah’ın kulu olduğunu ifade eden “abd” sıfatıyla takdim eder:
“Böylece O, kuluna vahyetti”[10]
‘’Ey örtünüp bürünen! Birazı hariç geceleri (ibadet ve namaz için) kalk (gecenin) yarısını veya ondan biraz azalt ya da ona (biraz) artır ve Kur’an’ı ağır ağır oku’’.[11]
Dolayısıyla, onun merhameti gelip geçici bir duygudan kaynaklanmaz; adaleti yalnızca toplumsal bir uzlaşıdan ibaret değildir; sabrı da sadece zorluklara katlanmaktan ibaret sayılmaz. Bunların hepsi, ibadet, tevekkül ve Allah’a kullukla olan bağları sayesinde anlam kazandırmıştır.
Bu açıdan bakıldığında, "yüce bir ahlak"ın bir erdemler bütünü olduğunu söyleyebiliriz: Merhamet şefkate, şefkat nezakete, nezaket ise bağışlama ve diyaloğa kapı aralar; istişare sorumluluk bilinciyle karar almaya, adalet gücü dizginlemeye, zayıfları gözetmek ise ahlakı bir slogandan eyleme dönüştürmeye vesile olur; eğitim ve arınma ahlakı insan yetiştirme süreciyle ilişkilendirirken, ibadet ve tevekkül tüm bunları Allah ile kurulan bir bağa bağlar. Belki de Kur'an'ın Peygamberimiz (saa) hakkında sadece "güzel bir ahlaka sahipsin" demekle kalmayıp, "Şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin" buyurmasının sebebi budur.
Bu yüce şahsiyet ve hidayet meşalesinden ümmet olarak ne gibi dersler alınmalıdır? Her akıl ve tefekkür sahibi insan bunun üzerinde düşünmelidir ki, Hz. Resulüllah’ın (saa) Tevhid, Risalet ve Velayet bayrağı altında onurlu ve izzetli yaşayarak nasıl gerçek bir ümmeti olabilirim.
- - - - - - - - - - - -
[1] (Enbiyâ, 107)
[2] (Tevbe, 128)
[3] (Âl-i İmrân, 159)
[4] (Âl-i İmrân, 159)
[5] (Nisâ, 105)
[6] (en-Nahl, 125)
[7] (Zuha/ 9-11)
[8] (Bakara/151)
[9] (Al-i İmran/164)
[10] (İsrâ, 1; Necm, 10)
[11] (Müzzemmil, 1-4; İsrâ, 79)