.
.
Bismillahirrahmanirrahim
Fahrettin Güngör
Câriyesi
Hz. Mâriye
Mâriye el-Kıptıyye diye adı geçer. Asıl adı, Mâriye bint Şem‘ûn el-Kıbtiyye’dir (ö. 16/637). Hz. Peygamber’in (s.a.a) câriyesidir, Mısırlıdır. Hz. Mâriye’nin babası Mısır’ın Saîd bölgesinden ve Kıbtî denilen yerli halkındandır. Ancak onun aslen İranlı veya Rûm olabileceği de kaydedilmiş, annesinin Hristiyan bir Rûm olduğu belirtilmiştir. Bizans’ın İskenderiye valisi ve Mısır mukavkısı olan Cüreyc b. Mînâ’nın, Resûl-i Ekrem’e (s.a.a) gönderdiği hediyeler arasında bulunan Hristiyan bir câriye idi.
Hz. Hatice dışında hiçbir hanımından çocuğu olmayan Resûl-i Ekrem’in (s.a.a) 8 yılının Zilhicce ayında (630) Hz. Mâriye’den bir erkek çocuğu (İbrâhîm) dünyaya gelince Hz. Mâriye, ümmüveled statüsüne geçti. Hz. Mâriye, (16/637) tarihinde Medine’de vefat etti, Cennetü’l-bakî’a defnedildi. [1]
Sütanneleri
Süveybe Hatûn
Hz. Peygamber’in (s.a.a) amcası ve en azılı düşmanlarından olan Ebû Utbe (Ebû Leheb) Abdü’l-uzzâ b. Abdilmuttâlib b. Hâşim’in (ö. 2/624) câriyesi olup, Medine çevresinde yaşayan Eslem kâbilesindendi. Hz. Peygamber’in (s.a.a) ilk süt annesidir. [2]
Halîme Hatûn
Ümmü Kebşe Halîme bint Ebî Züeyb Abdillâh b. el-Hâris es-Sa‘diyye. Hevâzin kabilesinin Sa‘d b. Bekir koluna mensuptur. Ümmü Kebşe künyesiyle ve Halîme es-Sa‘diyye olarak anılmaktadır. Halîme Hatûn’nun kocası, Hâris b. Abdüluzzâ’dır. Hz. Peygamber (s.a.a) beş yaşına gelince Halîme Hatûn onu ailesine teslim etti. [3]
Dadısı
Ümmü Eymen Hatûn
Ümmü Eymen Bereke bint Sa‘lebe b. Amr el-Habeşiyye (ö. 24/645). İlk oğlu Eymen’e nisbetle Ümmü Eymen, bazen de Ümmü’z-Zabâ veya Ümmü Üsâme künyeleriyle anılır. Habeş asıllı olup Hz. Peygamber’in (s.a.a) dedesi Abdülmuttalib’in kölesi iken, miras yoluyla babası Hz. Abdullah’a veya annesi Âmine Hatûn’a, onlardan da kendisine intikal etti.
Ümmü Eymen’in doğumundan itibaren Hz. Muhammed’in (s.a.a) dadılığını yaptığı, annesiyle birlikte Medine’ye dayılarını ziyarete gidip dönerken Ebvâ’da Âmine Hatûn vefat ettiğinde onun yanında bulunduğu, kendisini Mekke’ye getirdiği ve büyüyünceye kadar dadılığına devam ettiği rivâyetine bakılırsa Resûl-i Ekrem’e (s.a.a) miras yoluyla intikal ettiği görüşü daha doğru olmalıdır.
Hz. Muhammed (s.a.a), Hz. Hatice (s.a) ile evlenince Ümmü Eymen’i âzat etti. O da Ubeyd b. Zeyd el-Hazrecî ile evlendi, bu evlilikten Eymen doğdu. Kocası ölünce, peygamberlikten kısa bir süre sonra Resûlullah’ın (s.a.a) evlâtlığı ve âzatlı kölesi olan Ebû Üsâme Zeyd b. Hârise b. Şerâhîl el-Kelbî (ö. 8/629) ile evlendi, bu evlilikten de Üsâme b. Zeyd dünyaya geldi.
Resûl-i Ekrem (s.a.a), İslâmiyet’in ilk günlerinde kendi ev halkıyla birlikte Müslüman olan Ümmü Eymen’i dedesinden ve babasından kalma bir yâdigâr kabul eder, onu “annemden sonra annem” diye sever, zaman zaman kendisini ziyaret ederdi. Hz. Peygamber’in (s.a.a) hicretten sonra Zeyd b. Hârise ile Ebû Râfi‘e, Mekke’den Medine’ye getirttiği ailesi ve yakınları arasında Ümmü Eymen ve oğlu Üsâme de vardı.
Ümmü Eymen, Resûlullah (s.a.a) ile birlikte Uhud Gazvesi’ne katıldı, orada askere su dağıttı, yaralıları tedavi etti, bozguna uğradıkları zaman askeri savaşa teşvik etti. Bir grup kadınla birlikte Hayber Gazvesi’ne iştirak ettiği için ganimetlerden kendisine pay verildi. Oğulları Eymen ve Üsâme ile birlikte Huneyn Gazvesi’ne de katıldı. Bu savaşta Hz. Peygamber’in (s.a.a) yakın çevresinde bulunup, onu koruyanlardan biri olan oğlu Eymen Huneyn Gazvesi’nde, Mûte Savaşı’nın (8/629) kumandanlarından olan eşi Zeyd b. Hârise de bu savaşta şehid düştü.
Kaynaklar, Ümmü Eymen’in Resûl-i Ekrem’in vefatından (11/632) beş ay sonra vefat ettiğini zikretmiş ve Bakî Mezarlığı’na gömüldüğünü belirtmiştir. [4]
- - - - - - - - - - - -
[1]- Belâzürî, Ensâb, c. 1, s. 448; Dârekutnî, es-Sunen, c. 1, s. 144; c. 4, s. 41; Hâkim, el-Müstedrek, c. 4, s. 41; İbn Abdülber, el-İstîʿâb, c. 4, s. 410; İbn Hacer, el-İsâbe, c. 8, s. 111; İbn Hazm, el-Muhallâ, c. 9, s. 18; İbn Sa‘d, et-Tabakât, c. 1, s. 134; c. 8, s. 212; Taberî, Târîh, c. 2, s. 128; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 28, s. 63; Yâkût, Muʿcemü’l-büldân, c. 1, s. 249; c. 2, s. 276; c. 5, s. 138.
[2]- Belâzürî, Ensâb, c. 1, s. 87; c. 4, s. 383; Beyhakî, Delâʾilü’n-nübüvve, c. 1, s. 148; c. 2, s. 183; İbn Abdülber, el-İstîʿâb, c. 1, s. 28; c. 3, s. 940; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, c. 7, s. 46; İbn Ebû Şeybe, el-Musannef, c. 3, s. 386; İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 121; c. 6, s. 92; c. 7, s. 532; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-nihâye, c. 3, s. 406; c. 5, s. 426; c. 8, s. 226; c. 19, s. 515; İbn Sa‘d, et-Tabakât, c. 1, s. 108; c. 3, s. 11; Ta-berî, Târîh, c. 2, s. 158; Taberânî, el-Muʿcemü’l-kebîr, c. 3, s. 137; c. 23, s. 222, 381; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 38, s. 183.
[3]- Belâzürî, Ensâb, c. 1, s. 93; Beyhakî, Delâʾilü’n-nübüvve, c. 1, s. 132; İbn Abdülber, el-İstîʿâb, c. 4, s. 270; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, c. 1, s. 459; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, c.7, s. 67; İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 274; İbn Hişâm, es-Sîre, c. 1, s. 160; İbn İshak, es-Sîre, s. 25; İbn Sa‘d, et-Tabakât, c. 1, s. 110; İbn Kesîr, el-Bidâye, c. 2, s. 273; Ta-berî, Târîh, c. 2, s. 157; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 15, s. 338.
[4]- Hâkim, el-Müstedrek, c. 4, s. 70; İbn Abdülber, el-İstîʿâb, c. 4, s. 250, 431; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, c. 7, s. 303; İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 249, 432; İbn Ebû Hâtim, el-Cerh ve’t-taʿdîl, c. 9, s. 461; İbn Kuteybe, el-Maʿârif, s. 144, 150, 164; İbn Sa‘d, et-Tabakât, c. 8, s. 223; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 42, s. 317; Vâkıdî, el-Meğâzî, c. 1, s. 241, 249, 278, 288; c. 2, s. 430, 685; c. 3, s. 922, 1119; Ze-hebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, c. 2, s. 223.




