.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Zahitlik

1- Züht ve Zahitliğin Önemi

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kârını istiyorsa ona da dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz.”[1]

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“Sakın, kendilerini denemek için onlardan bir kesimi faydalandırdığımız dünya hayatının çekiciliğine gözlerini dikme! Rabbinin nimeti hem daha hayırlı, hem de daha süreklidir.”[2]

Bir hadiste şöyle yazar: Yüce Allah dünyaya şöyle vahyetti: Bana hizmet edenlerin hizmetinde ol ve sana hizmet edenlerin hayatını karart.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Yüce Allah, dünya kaygısıyla yaşayıp sabahlayan kişinin işini dağıtacak, yaşantısını zorlaştıracak, fakirliği onun gözünün önüne koyacak ve ancak onun için önceden belirlemiş olduğu miktarda ona dünya malı verecektir. Yüce Allah, bütün kaygısı ahiret hayatı iken sabahlayan kişinin azmini toplayacak, işini koruyacak, zenginliği onun kalbine yerleştirecek ve dünyayı zorla bile olsa ona getirecektir.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Dünya hayatında kendisine züht ve sessizlik verilen birisini görürseniz ona yaklaşın. Zira onda hikmet bulacaksınız. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir.”[3]

Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Allah’ın sevdiği kul olmak için dünyaya ve insanların sevdiği kişi olmak için insanların elindekine karşı zahit ol.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Öğretmene gerek kalmaksızın Allah’ın ilim verdiği kişilerden biri ve Allah’ın doğruyu göstermiş olduğu kişilerden biri olmak isteyenler dünyaya karşı zahit olsunlar.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Yüce Allah, dünyaya karşı zahit olanın kalbine hikmet yerleştirir, dilini hikmetle donatır, dünya dertlerini ve dermanını ona gösterir ve onu hasar almadan sağlıklı bir şekilde ebedi yurduna ulaştırır.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Yüce Allah dünyayı ahirete tercih eden kişiye üç sıkıntı verir; kalbinden hiç ayrılmayan sıkıntı, zenginliğe uğramayan fakirlik ve hiç doymayan bir hırs ve tamah.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Mümin kulun imanı, gizli kalmayı şöhrete tercih etmediği sürece ve elindekilerin azlığını çokluğuna tercih etmediği sürece kemale ermez.

* * *

2- Züht ve Zahitlik Nedir?

Züht, dünyaya karşı isteksiz olmak ve dünya hayatı için gerekli olan miktar dışında dünya isteği taşımamaktır. Daha önce dünyanın ne demek olduğunu açıkladık. Dünyanın anlamıyla ilgili bölümde aktarmış olduğumuz bilgileri göz önünde bulundurarak zahitliğin, varlıklı olmakla çakışmadığını kolaylıkla söyleyebiliriz. Ancak varlıklı bir insan, kalbini de parasına ve servetine bağlamışsa, bütün çabasını bu varlığı korumak ve çoğaltmak için harcıyor ve bu varlık onu Allah’tan alıkoyuyorsa bu durumda zahitlikle örtüşmediğini söyleyebiliriz.

Emirü’l-Müminin Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: Zahitliğin tamamı Kur’an’ın iki cümlesinde açıklanmıştır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye.”[4] Geçmişi için üzülmeyip de gelecek için sevince kapılmayan kişi, zahitliğin her iki yönünü yerine getirmiştir.

Hz Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: Dünyaya karşı zahit olmak, arzuları kısa tutmak, nimetlerin şükrünü yerine getirmek ve haramlardan uzak durmak anlamındadır.

İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

Dünyaya karşı zahit olmak, elindeki malları zayi etmek veya helallerden uzak durmak anlamında değildir; züht, sahip olduğun şeylere Allah’ın nezdindeki şeylerden daha çok güvenmemektir.

Evet! İnsanların geneli, servet sahibi olup da bu servetlere gönül kaptırmanın önüne geçemedikleri için onların dünyaya karşı zahit olabilmesi ancak, varlık ve servetten uzak durmalarıyla gerçekleşebilir.

İmam Cafer-i Sadık (a.s) zahitliğin ne olduğunu açıklarken, bu gerçeğe işaretle şöyle buyurmuştur: Zahit, kıyametteki hesabı endişesiyle dünyanın helalinden ve kıyametteki azabı endişesiyle dünyanın haramından uzak duran kişidir.

Misbâhu’ş-Şerîa kitabında İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Züht, ahiret kapısının, cehennemden kurtulmanın anahtarıdır. Züht, seni Allah’tan alıkoyan her şeyden üzüntüye kapılmaksızın, gururlanmaksızın, dönüşünü beklemeksizin, övgü veya karşılık beklemeksizin uzak durmandır. Uzak durduğun bu şeyi bir zarar kaynağı olarak görmeli ve bu uzak durmayı bir rahatlama olarak değerlendirmelisin. Her zaman için bu tür zarardan uzak durmayı kendine bir vazife bilmeli ve bu rahatlamalara kucak açmalısın. Zahit, ahireti dünyaya, tanınmamayı şöhrete, çalışmayı rahatlığa, açlığı tokluğa, ahiret güzelliğini dünya sevgisine, uyanık olmayı, gaflet uykusunda olmaya tercih eden; vücudu bu dünyada, ancak kalbi ahirette olan kişidir.

* * *

3- Zühdün Çeşitleri ve Aşamaları

Züht, üç farklı aşamaya sahiptir:

Birinci aşama: Aynı zamanda en düşük züht olan bu aşamada kişi, dünyaya ilgi duyduğu, kalben dünyaya meyilli olduğu halde dünyadan uzak durmaya çalışır ve nefsinin bu isteklerine karşı koyar. Bu, zahitliğin ilk aşamasıdır.

İkinci aşama: Kişinin, isteyerek ve dünyayı ahiret karşısında değersiz görerek, nefsiyle mücadele etmeksizin dünyadan uzak durması durumu. Aynen büyük bir para için cüzi bir paraya göz yuman kişi gibi. Bu, kişiye ağır gelmeyecektir. Zira değersiz bir şeye göz yumarak ne denli değerli bir şeye ulaştığını bilir.

Üçüncü aşama: Aynı zamanda en üst aşama olan bu aşamada, kişi, isteyerek dünyadan uzak durmasına rağmen zahitliğinde bile zahitçe bir tutuma sahiptir. Yani dünyadan uzak durduğunu bile görmez ve aslında bir şeyden uzak durduğuna bile inanmaz. Zira dünyanın hiç olduğu bilincine varmıştır. Aynen bir çekirdek tanesi verip de karşılığında değerli bir pırlanta alan kişi gibidir. Böyle bir alışveriş yapan kişi aslında almış olduğu şeyin karşılığında bir şey verdiğine inanmaz. Bu aşama, zahitliğin üst aşamasıdır.

Diğer bir benzetmeyle bu şahıs, sultanın yanına gitmek isteyip de kapıdaki köpeğin korkusuyla içeri giremeyen kişiye benzer. Bu şahıs, elindeki bir parça ekmeği, bu köpeği oyalamak için önüne atar ve içeri girip de bütün şehirlerde emri geçen birisi olarak dışarı çıkarsa, size soruyorum, acaba köpeğin önüne atmış olduğu bu ekmek parçası için sultanın üzerinde hak sahibi olduğunu düşünebilir mi?

Şeytan, insanların Allah’ın dergâhına gitmesini engelleyen bir köpek misalidir. Dünya ise bu köpeğin önüne atılan bir parça ekmek misalidir. Bütün hazzı, çiğnendiği vakitle sınırlıdır ve boğaza geldiğinde artık hiçbir hazzı kalmayacaktır. Bundan sonrası ise midedeki ağırlığı ve kötü kokulu bir dışkı şeklinde dışarı çıkmasıdır. Öyleyse sultanların sultanı olan Allah’ın yakınlığını kazanmak için bir araç olarak kullanılırsa nasıl hala değerli olarak görülebilir?

Züht, yeni bir bölümlendirmeyle züht gösteren kişinin niyetine göre üç yeni bölüme ayrılabilir;

Alt bölüm: Cehennem ateşi ve diğer olumsuzluklardan uzak durmak için örneğin kabir azabı, hesap kitabın ağırlığı, sırat köprüsünden geçememek ve benzeri olumsuzluklardan kurtulabilmek amacıyla gösterilen züht. Bu, korkakların zahitliğidir.

Orta bölüm: Yüce Allah’ın kıyamette vereceği güzel mükâfatlara ve cennete ulaşmak umuduyla gösterilen zühttür. Bu, ümitli insanların zahitliğidir.

Üst bölüm: Sadece Allah’a kavuşmak aşkıyla gösterilen züht. Bu aşamadaki insanlar dünyadaki sıkıntıları görmüyorlar bile. Dolayısıyla dünyevi sıkıntılardan kurtulmak gibi bir düşünceleri de yoktur. Dünyadaki hazlarla hiç ilgilenmiyorlar zira bu hazları görmüyorlar bile. Bu insanlar, tüm çabalarını Allah’a ulaşmak yönünde harcarlar ve bu yolda ilerlerken onun dışında hiçbir şeyle ilgilenmiyorlar. Zira onlara göre bu yolda iken başka bir şeyle ilgilenmek, ona tapmak gibidir. Bu, ariflerin ve muhiplerin zahitliğidir.

Züht ve zahitlik, diğer bir bölümlendirmeyle farz, sünnet ve sağlık zahitliği olmak üzere farklı üç bölüme ayrılır. Farz züht, haramlara karşı gösterilen zahitliktir. Sünnet züht, helaller konusunda gösterilen zahitliktir. Sağlık zahitliği ise şüphelere karşı gösterilen zahitliktir.

Gerçek bir zahit, üç özelliğe sahip olmalıdır:

Birinci özellik kazandıklarıyla sevinmemesi ve kaybettikleriyle üzmemesidir. Müminleri efendisi Hz. Ali (a.s) “elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye”[5] ayetini açıklarken bu konuya açıklık getirmiştir. Bu özellik, kişinin dünya malı konusunda zahit olduğunu gösterir.

İkinci özellik, kendini öven veya yeren insanlara aynı gözle bakmasıdır. Bu özellik ise kişinin makam konusuna karşı zahit olduğunu gösterir.

Üçüncü özellik, sadece Allah ile üns bulması ve ona ibadet etmekten haz almasıdır.

* * *

4- Zahit Olmanın Yararları

Zahitliğin bir yararı, kişinin cömertleşmesidir. Dünyaya gönül bağlayan bir insan, cimrileşir ve buna mukabil dünyadan gönlünü koparan şahıs, cömertleşir. Dünya malı, insanın elinden çıkarsa burada insanın göstermesi gereken en uygun davranış, kanaat göstermek ve elindekiyle yetinip Allah’a şükretmektir. Dünya malı insana yönelirse ve kişinin elinde bol miktarda mal olursa burada yapılması gereken en uygun iş cömertçe davranmak ve bu malı gerekli yerlerde harcamaktır.

Cömertlik, peygamberlerin davranış tarzıdır, insanı kurtuluşa götüren ana yollardan biridir; cömert bir insan, Allah’ın sevdiği insandır.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Cömertlik, dalları yere kadar sarkan cennetteki bir ağaçtır. Kim, bu dalların birine tutunursa onu cennete kadar götürür.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Cebrail (a.s) şöyle dedi: Yüce Allah şöyle buyurmuştur: Bu din, benim beğendiğim bir dindir ve cömertlik ve iyi ahlaklı olmaktan başka hiçbir şey onunla örtüşmez. Öyleyse elinizden geldiği kadar bu iki özellikle ona saygı gösterin.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Yemek ikramında bulunmak, sesli selam söylemek ve güzel konuşmak, Allah’ın mağfiretine sebep olan etkenlerdir.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Cömert insanın günahını görmezden gelin. Yüce Allah onun elinden tutmuştur ve ayağı sürçünce onu korur.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Cömert insanın vermiş olduğu yemek şifadır ve cimri insanın vermiş olduğu yemek hastalıktır.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Cömert insan, Allah’a, insanlara, cennete yakındır ve cehenneme de uzaktır. Cimri insan ise Allah’a, insanlara, cennete uzaktır ve cehenneme de yakındır. Cömert cahil bir insan Allah nezdinde cimri bir âbid’den daha sevimlidir. Hastalıkların en büyüğü cimriliktir.

Cömertliğin en yüksek aşaması ise isâr’dır. İsâr ise kişinin, ihtiyaç duyduğu şeyi diğer bir ihtiyacı olan kişiye bağışlamasıdır.Yüce Allah isâr edenleri överken şöyle buyurmuştur:

“Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler.”[6]

Yüce Allah diğer bir ayeti kerimede şöyle buyurmuştur:

“Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.”[7]

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Canı bir şey isteyip de Allah’ı kendisine tercih ederek bu isteğine karşı koyan kişi affedilecektir.

Dar gelirli yoksul insanlar bile ihtiyaçlarının fazlasını vermek konusunda cimrilik yapmamalıdırlar. Bu insanlar da kendi paylarına düştüğü kadar bağışta bulunmalıdırlar. Bu insanların Allah yolunda harcamış olduğu az miktardaki mal, Allah katında, zengin bir insanın vermiş olduğu çok miktardaki maldan daha değerlidir.

- - - - - - - - - - - - -


[1] Şura, 20.

[2] Taha, 131.

[3] Bakara, 269.

[4] Hadid, 23.

[5] Hadid, 23.

[6] Haşr, 9.

Kâinatı Şereflendiren Nûr – 4
Kâinatı Şereflendiren Nûr – 4
İçeriği Görüntüle

[7] İnsan, 8.