.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Ayetullah Üstad Furuğî

İnsanın Yaratılış Gayesi ve Hakikate Ulaşma Yolu

Sayısız varlık arasından insanı ayırıp ona şuurlu bir varoluş bahşeden İlahi İrade, bu yaratılışı tesadüfe yahut anlamsız bir döngüye bırakmamıştır. İnsan, bu mülk alemine sadece yemek, içmek, geçim derdine düşmek ve beden kalıbının geçici lezzetlerini tatmin etmek için gelmemiştir. Kâinatın yaratılış sırrı insanın kalbinde gizlidir; insanın kendi varlığının sırrı ise Mutlak Varlık ile kurduğu bağda yatar.

Sohbetlerimde ve kaleme aldığım eserlerde ısrarla vurguladığım hakikat şudur: İnsan, kâinatın bir parçası değil, kâinat insanın bir tezahürüdür. Bizler sınırları olan bu bedene hapsedilmiş dar bir varlık değiliz; içimizde alemleri, sonsuzluğu ve İlahi Esma’nın tecellilerini barındıran bir "Âlem-i Sağîr" (küçük alem), hatta hakikatte "Âlem-i Kebîr"iz (büyük alem).

Peki, bizi biz yapan bu azametli yapının yaratılış gayesi nedir ve biz bu gayeyi unutturan dünya gaflletinden sıyrılıp aslımıza nasıl döneceğiz?

* * *

1. Yaratılışın Merkezindeki Sır: "Gaye-i Hilkat"

İnsanın niçin yaratıldığını anlamadan atılan her adım, karanlıkta yol yürümeye benzer. Kur’an-ı Kerim’in rehberliğinde ve Ehl-i Beyt’in irfani öğretilerinde insanın yaratılış gayesi üç temel merhalede tecelli eder:

a) Marifetullah: Kulluktan Hakikati Tanımaya

Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de, "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" (Zariyat, 56) buyurmaktadır. İrfan erleri ve büyük hikmet sahipleri buradaki "li-ya'budûn" (kulluk etsinler) ifadesini, "li-ya'rifûn" (tanısınlar, bilsinler) olarak şerhetmişlerdir.

Buradaki tanıma, zihinsel yahut kitabi bir bilgi toplama süreci değildir. Marifet; insanın kendi yokluğunu, acziyetini ve fakirliğini derk edip, Vücûd-u Mutlak olan Allah'ın azametini kalben şahitlikle idrak etmesidir. Kulluk (ubudiyyet), marifetin kapısıdır. İnsan kul olduğunu anladığı ölçüde Rabbini tanır; Rabbini tanıdığı ölçüde de varlık hiyerarşisinde kendi hakiki makamına yükselir.

b) Makam-ı Halifetullah: İlahi İsimlerin Aynası Olmak

Yaratıcı, insanı Ahsen-i Takvim (en güzel kıvam) üzere halk etmiş ve ona kendi ruhundan üflemiştir. İnsanın kâinattaki asıl misyonu, Allah’ın esma ve sıfatlarına en berrak ayna olmak, yani yeryüzünde "Halifetullah" sıfatını taşımaktır.

Bizler İlahi Rahim, Kerim, Alim, Basir gibi isimlerin tecelligahıyız. İnsanın gayesi, bünyesinde potansiyel olarak bulunan bu ilahi ahlakı kuvveden fiile çıkarmak; Yani İlahi ahlak ile ahlaklanarak tecellilerin taşıyıcısı haline gelmektir.

c) Sınırsızlığa Duyulan İştiyak

İnsanın fıtratında sınırsız bir bilgi, sınırsız bir güç, sınırsız bir sevgi ve sonsuz bir yaşama arzusu vardır. Dünyadaki hiç bir maddi lezzet, hiçbir makam veya mülk insanı doyurmaz. Çünkü insan ruhu sınırsızlık için yaratılmıştır; sınırlı ve geçici olan dünya ise bu arzuyu tatmin etmekten acizdir. İnsanın içindeki o dinmek bilmeyen huzursuzluk, aslında ruhun gurbette olmasından ve asıl vatanına duyduğu özlemden kaynaklanır. Yaratılışın gayesi, ruhu bu gurbetten kurtarıp Vuslat Alevi’ne ulaştırmaktır.

* * *

2. Hakikate ve Gaye-i Hilkate Ulaşmanın Yolları (Seyr-u Sülük)

Bu ulvi gayeye ulaşmak sadece niyet etmekle veya teorik olarak bilmekle mümkün olmaz. Manevi yolculuk (seyr-u sülük), ameli bir disiplin, ciddi bir gayret ve sarsılmaz bir kararlılık gerektirir. Derslerimde ve sohbetlerimde sıkça dile getirdiğim pratik esasları şöyle özetleyebiliriz:

1. Niyetin İhlası ve Kalbi Masivadan Arındırmak

Amellerin değeri, kalıbında değil ruhundadır. Amelin ruhu ise niyetin ihlasıdır. Kalp, Cenab-ı Hakk’ın tecelligahıdır, Onun özel evidir. Kalbe "masiva" yani Allah’tan başka sevgiler, dünya hırsları, kibir, gösteriş ve ego dolduğunda, oraya ilahi envar nüfuz edemez.

İhlas; yaptığın ibadeti, söylediğin sözü, tuttuğun orucu hatta aldığın nefesi bile sadece ve sadece O’nun rızası için kılmandır. Kalbi temizlemenin ilk adımı, içindeki sahte ilahları ve benlik (ego) putlarını kırmaktır.

2. Duyu Organlarının Muhafazası ve Mürakabe

Ruhun dünyaya açılan pencereleri göz, kulak ve dildir. İç aleminde ilahi huzuru yakalamak isteyen bir salik, bu üç kapıyı sıkı bir koruma altına almalıdır.

  • Gözün Muhafazası: Göz sadece harama bakmaktan değil, ruhu yoracak, kalbi dağınık kılacak lüzumsuz görüntülerden de korunmalıdır. Bakılan her şey kalbe bir tohum eker.
  • Kulağın ve Dilin Muhafazası: Gıybet, yalan, malayani (boş) sözler ruhun enerjisini emer, worship (ibadet) lezzetini siler götürür.
  • Helal Lokma: Lokma, insanın manevi yapısının çimentosudur. Harama veya şüpheli şeylere bulaşmış bir besinle beslenen bedenden, ilahi maarife ulaştıracak bir ruhaniyet beklenemez.

3. Gece İbadeti, Halvet ve Munacat

Gündüzün gürültüsü ve koşturmacası ruhu dağıtır. Manevi yolculukta sıçrama yaptıracak en kestirme yol, gecenin sessizliğinde Allah ile baş başa kalmaktır.

  • Gece Namazı: Her insan günün ve gecenin belirli bir diliminde "halvet" saati ayırmalıdır. Gece teheccüdü, nefsin belini kıran, kalbe sarsılmaz bir nur ve sebat zerk eden en büyük iksirdir.
  • Samimi Munacat: Allah ile kendi dilinizle, kalbinizden koptuğu gibi, acziyetinizi itiraf ederek konuşun. Yanmak, yakarmak ve gözyaşı; kalpteki pasları silen en güçlü temizleyicidir.

4. Zikr-i Daimi (Kesintisiz İlahi Farkındalık)

Bizim hedefimiz sadece seccade üzerinde zikredenlerden olmak değildir. Asıl hüner, ticaret yaparken, çalışırken, yürürken kalbin Hak ile kalmasıdır. Zikir; önce dilden başlar, sonra kalbe iner ve nihayetinde insanın tüm varlığını kuşatarak bir "farkındalık haline" dönüşür. Kalp Allah’ı unutmadığı sürece, eşyanın ve dünyanın esiri olmaz.

5. Velayet Kapısı ve Kâmil İnsana Tevessül

Kur'an İsrailoğullarına Ögüt Verip Allah'ı Hatırlatıyor
Kur'an İsrailoğullarına Ögüt Verip Allah'ı Hatırlatıyor
İçeriği Görüntüle

Kılavuzsuz bir seyr-u sülük, tehlikelerle dolu bir çöl yolculuğuna benzer. İnsan nefsi son derece hilekardır; insanı manevi makamlar elde ettiğini sandırarak kibirle helak edebilir. Bu yolda bize pusula olacak olan Velayet makamıdır.

Kâmil İnsan; Peygamber Efendimiz (s.a.a), Ehl-i Beyt-i Mustafa ve çağımızın velisi, zamanın kutbu olan Hz. Hüccet ibnil Hasan'dır (a.f). Onlar ilahi tecellilerin en kâmil aynalarıdır. Zamanın İmamı ile manevi bağ kurmak, O'nun velayetinin gölgesine sığınmak, saliki nefsin tuzaklarından korur. O’nun lütfu ve duası olmadan bu çetin yokuşları aşmak neredeyse imkansızdır.

* * *

Sonuç: Yola Koyulma Zamanı

Özetlemek gerekirse; yaratılış gayemiz, topraktan olan bu bedeni aşıp ilahi ruha ulamak, kalbi Allah’ın arşı kılmak ve dünyadan geçerken arkamızda ilahi bir ahlakın izini bırakmaktır.

İnsan bu dünyada bir yolcudur. Yolculuk ise nihayetinde son bulacaktır. Mesele, bu sefere "hazırlıklı" çıkmak ve Asıl Sahip'e yüzü ak, kalbi selim bir şekilde dönmektir. Kalbini ilahi aşka açan, ömrünü mürakabe ve ihlasla dokuyan her ruh, yaratılış gayesindeki o muazzam tecelliye erişecek; kâinatın niçin onun etrafında pervane kılındığını bizzat müşahede edecektir.

Rabbim bizleri kendi marifetinden, sevgisinden ve Ehl-i Beyt'in velayetinden bir an olsun ayırmasın.