.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

İmam Muhammed Bakır (as.) şöyle buyurmuşlardır:

`Kul, bütün yaratıklardan kopmadıkça ibadetin hakikatine ulaşamaz. (Hatta yaratık olması hasebi ile kendisinden bile kopmalıdır). Kul böyle olursa Allah keremi, lütfu ile onu kabul eder.`

Duymuşsunuzdur, Peygamberimiz (s.a.a.) geldiğinde namaz kılın, oruç tutun, başkalarına infak edin diye buyurmadı. Öncelikle şöyle buyurdular:

`La ilahe illallah, deyin ve kurtulun.`

İnsan, bu âleme, en aşağılık yere geldiği için putperest oluyor. Bizim ruhumuz Allah’tan geldiği için muvahhit idi. Allah’ı müşahede etmişti. Orada Allah’tan, Onun ayetlerinden başka bir varlık yoktu. Onun için insan müşrik değildi. Yeryüzüne, maddi âleme geldiğinde (Allah’tan) başka şeyler görünce onlara bakıp müşrik oldu. Başka şeylerden kendisine bir Allah oluşturdu. Peygamberler de bu sebepten dolayı, insanlar muvahhit olsunlar diye öncelikle böyle buyurdular. Şuna dikkat ediniz, şirk iki türlüdür; birisi aşikâr şirktir. Aşikâr şirkin mensupları puta, altına, ineğe, taşa Allah diyorlar. Bu aşikâr şirktir. Gizli şirkin mensupları ise zahiren Allah var diyorlar, namaz da kılıyorlar ama bunlara kendilerinin ve diğer mahlûkatın etki ettiğini düşünüyorlar. Bu da gizli şirktir. Allah, bizim öncelikle muvahhit olmamız ve gizli şirkten kurtulmamız için peygamberleri gönderdi. Eğer insan bu gizli şirkten kurtulsa zulmetmez, kendini beğenmez, gururlanmaz, kibirlenmez, ibadet etmekten yorulmaz. Evet, buyurdu ki `La ialhe illellah` söyleyin.` Ama bu sadece sözde kalmasın. Böyle söyleyip hırsızlık edilmesin, hıyanet edilmesin, başkasının malına göz dikilmesin; böyle bir davranış alay etmektir, bu gerçek anlamda `La ilahe illellah.` demek değildir. Böyle yapmak günahtır.

Başta naklettiğimiz hadiste: `Kul, bütün yaratıklardan kopmadıkça ibadetin hakikatine ulaşamaz.` buyuruyor. Bir kişinin sabahtan akşama kadar namaz kılması, oruç tutması, Allah yolunda harcama yapması ama yaratıklardan kopmaması mümkündür. Kopmak yani kendisi de dâhil olmak üzere Allah’tan başka her şeyden ilişki kesmektir. Şabaniyye Münacatında `İlahi! Bana kâmil kopuşu nasip et.` cümlesi bunu açıklamaktadır.

Neden `Kim kendisini beğenirse helak olur.` buyrulmuştur? İnsanın ne kadar güzel ibadet ettim demesi kendini beğenmesidir (ucb’dur). Biz akşamın ilk vakitlerinden sabaha kadar ibadet etmekten, Allah yolunda harcama yapmaktan dolayı sevinirsek; eğer bu sevinç Allah’ın bu işleri yapma başarısını bize verdiğimden dolayı ise güzeldir; eğer nefsimizi okşuyorsa, bunu kendimizden biliyorsak bu kendini beğenmişliktir. İnsan kendini beğenme hissine kapılınca helak olur.

İmam Seccad (a.s.) şöyle buyurmuşlardır:

`İbadetimi kendini beğenmişlikle bozma; bana kulluk etme başarısı ver.`

Kendini beğenmişlik şirktir. Ben yaptım, ben başardım, ben iyi insanım, dediğinde ibadetin batıl olur. Bu söylem ile iman elden gider; tövbe edip en baştan yeniden başlamak gerekir. Bize tavsiye edilen, gece ve gündüz, hafta boyunca yapmamız ve unutmamamız gereken işlerden biriside üzerimizde etki etmesi için ucb ile ilgili rivayetleri düzenli olarak okumaktır. Ucb ile ilgili okuduğumuz hadisleri, duaları defterimize not edelim. Böyle yapmazsak işimiz biter.

İnsanın kendi görüşünün doğru olduğunu söylemesi ucbdur. Böyle yaparsa, helak olur, bozulur. Beden yapısında, güzellikte ucb, malvarlığında ucb, eş hususunda ucb, bütün bunlar ile mücadele etmek gerekir. Mücadele edilmezse insan helak olur. Benim görüşüm doğrudur demek yanlıştır. Bununla da mücadele etmek gerekir. Bir hadiste, eğer birisi kendisini varlıklardan, mahlûkattan hatta hayvanlardan da üstün görürse Allah’ın, meleklerin ve mahlûkatın lanetinin onun üzerine olacağı buyurulmuştur.

Bir köpeği gördüğümde ben ondan üstün olduğumu söylüyorum; hâlbuki üstün olan Allah’tır. O köpek, Allah’ın yarattığı bir hayvandır, onu da Allah yaratmıştır. Günah etmiyor, bekçilik yapıyor, vazifesini yapıyor. Ama ben ucb edip insanların dinini tahrip ediyorum. Ben baştan ayağa ucb ile doluyum, herkesten çok kendim günahlara bulaşmışım. Hatta şöyle bir rivayet bile vardır. Benim elbisem, benim ayakkabım başkalarının elbise ve ayakkabısından üstündür söylesen Allah’ın ve meleklerin laneti senin üzerine olur. Bir hadiste de şöyle buyurulmuştur.

`Akıllı insan, herkesi kendisinden üstün gören kimsedir.`

Eğer yaşı fazla ise fazla ibadet etmiştir, saygı göstermem gerekir. Eğer yaşı küçükse benden az günah ettiği için benden daha üstündür söylemem gerekir. Hatta günah eden birisini gördüğümüzde onun günahı ortadadır, açıkta günah ediyor ama ben gizli günah etmişim. İnsanın açıktaki günahları gıybet etmesi, birisine iftira atması, hırsızlık etmesi, yalan konuşması, namahreme bakması zahiri günahlardır. Ama riya etmek şirktir.

Hadiste en küçük riyanın bile Allah’a ortak koşmak olduğu buyrulmuştur. Evet, itiraf etmem gerekir ki onun günahı ortadadır ama ben zavallının günahı gizlidir. Sende ucb var; inancında, yeteneğinde, idrakinde, şahsiyetinde kibir var, ucb var. O zaman sen ondan kötüsün, daha aşağılıksın. Şöyle söylememiz gerekir, o adam zahirde kötüdür, açıkta günahta ediyor. Ama bu söylemin onu günaha teşvik etmemesi için dikkat etmemiz gerekir. Saygı göster, günahı terk etmesi için destek ol, Allah’ın onu bu durumdan kurtarması için dua et, onu kucakla, hatta ettiğin günahların bağışlanması için ondan senin için dua etmesini iste.

Şehit Ayetullah Hamaneî'den Gençlere Nasihat
Şehit Ayetullah Hamaneî'den Gençlere Nasihat
İçeriği Görüntüle

Sözün kısası, kendini yetiştirmenin başlangıcı insanın kötülüklerini, kirli işlerini tespit etmesidir. Şöyle bir rivayet vardır:

`Birisi eksikliklerini bulmak ile meşgul olursa ve onu gidermeye karar verirse kendisinden uzaklaştırdığı her eksikliğin karşılığında (telafi etmesi için) Allah ona başka bir eksikliğini daha gösterir.`

Yani anlaşılan o ki iyiliklerimiz var, mükemmel yaratılmışız, aynı zamanda bütün kötülüklerde bizde var; bunlar ile dünyaya gelmişiz. Onun için mücadele edip ilahi sıfatları kendimizde zuhur ettirmeliyiz. Onun için buyuruyor ki insan giderdiği eksiklikten dolayı Allah’a şükrederse, eksikliklerini gidermek için mücadele etmek gerektiğini anlarsa, Allah ona bir başka eksikliğini daha gösterir.

Rivayette `mahlûkatın tamamından kopmak` tabiri buyrulmuştur. Bu gerçekleştiğinde ibadet, hakkı ile yerine getirilmiş olur. Neden? Şeytanın bu ibadeti sen yaptın diye vesvese vermesi mümkündür. İyi de bu `sen` kimdir? Bu beden kime aittir? Dünyaya ilk geldiğimde elbisem bile yoktu. Annemden dünyaya geldiğimde küçücük bir bebektim. Ondan önce ne idim? Bir damla nutfe, bir parça et idim. Ondan önce ne idim; bir hiçtim. Annem nerede idi, babam nerede idi? İlk yaratılışına geri döndün; ne talep ediyordun, ne oldu? Her şeyi Allah verdi. Beden verdi, ruh verdi, başarı verdi, akıl verdi, peygamber gönderdi, din gönderdi. Bu yalancı `ben` hala diyor ki her şeyi ben yaptım. Allah bütün bunları lütfetmeden önce sen bir şey değildin. Biz borçluyuz her zaman, mahcubuz.

Halkın tamamının şirkten kurtulması için Allah’ın, İmam-ı Zaman’a (a.f) mühlet verdiğine dair ayet vardır. Yüce Allah bu hususta Nur Suresi 55 inci ayette şöyle buyurmuştur:

`Bana kulluk etsinler ve hiçbir şeyi bana eş koşmasınlar.`

Yani İmam-ı Zaman’ın (a.f) gelip hükümet kurması için herkesin şirkten kurtulması gerekir. Nefis, şeytan, tağut bunların hepsine galip gelmenin, İslami bir hükümet kurmanın, Allah düşmanlarına galip gelmenin yolu nefsi terbiye etmekten geçmektedir. İslam ve iman zorla olmaz. Bazıları İmam-ı Zaman (a.f) geldiğinde insanlara ya Müslüman olun ya da kılıçla kafanızı koparacağım diyeceğini zannediyorlar. Hayır, İslam bu değildir. İmam-ı Zaman’ın (a.f) Allah’a kulluk etmede marifeti olan, Allah’a kulluk etmede takva sahibi olan, Allah’a kulluk etmede adaletli olan, Allah’a kulluk etmede iyi olan kimselerden beklentisi vardır. İmam-ı Zaman’ın (a.f) beklentileri bunlardır. Nudbe duasındaki şu cümle buna güzel bir örnektir:

`Nerededir, o şirk ve nifak binalarını (nizamını) yıkacak olan.`

Kimse fesat ve kötülük metodunu bahane etmesin. Kesinlikle insanın tam bir özgürlük ve rahatlık içinde iken özellikle de muhaliflerin olduğu bir ortamda kendi seçmiş olduğu iman işe yarayacaktır. Sadr-ı İslam’da Müslümanları kırbaçlıyor, işkence ediyorlardı. Buna rağmen Kelime-i Tevhidi haykırıyorlardı. Böyle bir iman sahibi ancak İmam-ı Zaman’ın (a.f) ashabı olabilir.

Bu hususta bir hadiste şöyle buyrulmuştur:

`Kendisini yetiştirenler, güzel ahlak peşinde olanlar İmam-ı Zaman’ın (a.f) zuhurunu gerçek anlamda bekleyenlerdir.`

Bunlara zuhuru gerçek anlamda bekleyenler denilir. Allah göstermesin, insan sabahtan akşama kadar günah etsin sonra da İmam-ı Zaman (a.f) geldiğinde işler düzelir desin; bu kitaba ve sünnete aykırıdır.

Kendimizin, ailemizin, çevremizin ve bütün insanların kurtuluşu, enbiyanın bizim yetişmemiz için çektiği zahmetlerin boşa gitmemesi için Allah bizleri takvalı, temiz ve dindar kılar inşallah.

`Müjdeci gelip de gömleği gözlerine sürünce Yakup''un gözleri açıldı, görmeye başladı.`

Bu ayet İmam-ı Zaman’ın (a.f) zuhuru hakkında bana çok müjdeleyici geliyor. İnşallah, Hz. Yakup’un on beş yıl aradan sonra Hz. Yusuf’un (a.s.) gömleğini gözüne sürüp şifa bulması gibi aziz Rehberimize itaat etmekle, takvamız ile en yakın zamanda aziz Rehberimizle birlikte, vazifelerimize amel etmenin nuru ve takvanın bereketi ile zuhur ortamının hazır olduğuna şahit oluruz. İnşallah İmam-ı Zaman’ın (a.f) ashabı oluruz.

İyi ve güzel şeylerin her zaman afeti de çok olur. Mesela, altın değerli olduğu için sahtesini yapıyorlar; sahte altın. Ama sahte bir kâğıt veya sahte toprak yok, yapmıyorlar. Dinin, takvanın, İslam’ın, nizamın ve rehberin de sahtesini yapıyorlar. İngiliz taklit mercii, yalancı rehber, yalancı Şia, yalancı muntezir, yalancı İmam-ı Zaman yapıyorlar. Çok dikkatli olmalıyız. İmam-ı Zaman (a.f) zuhur etmeden önce on iki kişi kendilerinin imamı zaman olduklarını iddia edecekler. Bunların hepsi sahtekâr ve yalancıdırlar. Bu on iki kişi imamı zamanın kendisi olduklarını söyleyecekler. Altmış kişi de biz imamı zamanın temsilcisiyiz diyecekler. Ebu Muhammed Hasan şerii, Muhammed b. Nusayr Numeyri, Ahmed b. Hilal Abartai, Ebu Tahir Muhammed b. Ali b. Bilal gibi kimseler bu iddiada bulunmuş rezil bir şekilde bu dünyadan göçüp gitmişlerdir. Bunlar, her dönemde Yemani vb. farklı isimlerde ortaya çıkacaklardır. Halkın bunlara inandığını gördüğünüzde on iki kişinin imamet iddiasında, altmış kişinin de imamın temsilcisi oldukları iddiasında olacağını ilmi, akli ve mantıki delillerle anlatın.

Allah, takvalı olmamız durumunda şöyle vaat etmiştir:

`Bizim için mücadele edenleri yollarımıza sevk ederiz.`, `Ve kim, çekinirse Allah''tan, ona sıkıntıdan bir kurtuluş vesilesi yaratır.`

Kuran’daki bu ayetler, rivayetler, dualar Allah ile tanışmak, barışmak içindir. Bildiğin günahları Allah için terk edip, vacipleri güzel bir şekilde yerine getirip gerçek takva sahibi olursan, Allah, yaptığın hatalar ve imtihanlarda sapıtmaman için sana yardım eder. O zaman biz iyi hizmet etmeliyiz ki Allah’ta bizi korusun. Ravi diyor ki Hazretin huzuruna çıktım ve imanımı nasıl koruyacağımı ve engellere takılmayacağımı sordum. Arz etmiştim sadece dua yeterli değildir. Bununla birlikte ilim, takva, rabbani âlime itaat edilmelidir. Dua bunlarla birlikte olmalıdır. Bu hususta size bir adres vereyim. Mefatih-ul Cinan kitabında, Cevşen Kebir duasından önceki duayı inşallah sizler de ezberleyip namazlardan sonra bir defa okuyun. Evet, Hazretin huzuruna gelip imanını nasıl kemale erdireceğini ve dünyadan imansız gitmemek için ne yapacağını sormuştu. İmam (a.s.), Cevşen Kebir duasından önceki `Razitu billahi rabben` duasını okumasını buyurdu. Sizler de namazlardan sonra manasına dikkat ederek okuyun ve amel edin. İnşallah İmamlar (a.s.) da bu vesile ile bize şefaat ederler.

`Razitu billahi rabben.` Yani ey Rabbim ben senden razıyım; sen bana güzel İlahlık yapıyorsun. Seni Allah olarak seçtim ve senden razıyım. Seni seviyorum, bu sevgimi kabul et. `Ve bi Muhammedin (s.a.a.) nebiyyen.` Yani ben peygamber olarak Hz. Muhammed’den (s.a.a.) razıyım, Onu seviyorum. Son nefesine kadar fedakârlık etti ve bizleri düşündü. `Ve bil İslami dinen.` Yani din olarak İslam’a razıyım. `Ve bil Qurani Kitaben.` Yani kitap olarak Kuran’a razıyım. `Ve bi Ka’beti gıbleten.` Yani kıble olarak Kâbe’ye razıyım. `Ve bi Aliyyin emirel mu’minin veliyyen ve imamen.` Yani Mümünlerin Emiri Ali’den (a.s.) veli ve imam olarak razıyım. Ve diğer imamlardan (a.s.) imam olarak razıyım. Allah’ım, Onların da benden razı olmaları için bana başarı ver ki bir şeyler yapayım. `İnneke ela külli şeyin gadir.` Yani sen güç sahibisin, nefsime ve şeytana galip gelmem, Rehber’e itaat etmem ve benden razı olması için, güzel amel etmem için bana yardım et.

Eyyami Fatimiyye, Hz. Zehra’nın (s.a.) şehadet günleridir. Temiz insan olma hususunda İslam’da kadın erkek farkı yoktur.

`Ey insanlar, şüphe yok ki biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve sizi, aşiretler ve kabileler haline getirdik tanışın diye; şüphe yok ki Allah katında sevabı en çok ve derecesi en yüce olanınız, en fazla çekineninizdir.`

Gördüğünüz gibi Allah Kuran’da buyuruyor ki, `kimin takvası çoksa, kim Allah’tan çok çekiniyorsa` zenci olsun beyaz olsun, Arap olsun Acem olsun, Türk olsun Fars olsun, kadın olsun erkek olsun hiç fark etmez; Allah, takva bakımından en üstün olanı sever. Hz. Zehra (s.a.) ki erkek değildi; bir kadındı. Allah bize Onu (s.a.) gösteriyor, işaret ediyor. Daha küçük bir kızdı; küçüklükten, çocukluktan beridir fakirlik, sıkıntı ve korku içinde yaşamış üstelik iki, üç yaşlarında annesini kaybetmiş, o kadar zahmet ve zorluk çekmiş, babasından da uzak kalmıştı. Bütün bu şartlarda babasına o kadar hizmet ediyor ve Onu o kadar seviyordu ki babası ona `Ummi Ebiha` (babasının annesi) diyordu. O küçük yaşına rağmen Peygamber’e (s.a.a.) annelik yapıyordu.

Bir gün Peygamber (s.a.a.) tek başına sokakta dolaşıyordu. Her zaman olduğu gibi yalnızdı. Yanında kimse yoktu; yapayalnızdı. Ama hiç kimseden korkmuyordu. İnsanlara Allah’ı anlatıyordu; çok çaba harcıyordu. `La ilahe illellah söyleyin, kurtulun.` diyordu. Dövüyorlardı, başına kül, toprak döküyorlardı, hakaret ediyorlardı ama vazgeçmiyordu. Eve geldiğinde üstü başı toz, toprak içindeydi. Hz. Zehra (s.a.) babasını böyle görünce ağlamaya başladı. Ağlama kızım, Allah beni yalnız bırakmaz diyordu. Bakınız, Peygamber (s.a.a.) ne kadar yalnızdı.

Dostlar, Hanım Debbah’ın belgeselini mutlaka izlesinler. Otuz kırk yıl boyunca o kadar işkence gördü, zindanda kaldı, Lübnan’da, Suriye’de, Filistin’de hepsinde mücahitlerin yanında savaştı. Hemedan Devrim Muhafızlarının komutanı idi. Şehit Hüseyin Hemedani onun yetiştirdiği komutanlardan birisi idi.

Evet, (Hz Zehra –s.a.-) yalnız bir kadındı ve dünyayı aç bir şekilde terk etti. Evet, Allah ona böyle bir ruh hali vermişti. Peygamber’in (s.a.a.) adını duyunca ağlardı ve canını da Onun (s.a.a.) yolunda verdi. Biz de şu an Allah’ın verdiği başarı ile Hz. Peygamber (s.a.a.) ve Hz. Zehra (s.a.) aşığıyız. Neden? Çünkü Peygamber (s.a.a.) Allah için kıyam etti, Allah Onun sevgisini bize verdi. Bizler de hanımlar da Hz. Zehra’dan (s.a.) ilham almamız gerekir. İnşallah tövbe edelim ve Hz. Zehra’dan (s.a.) bu yolda devam edebilmek için yardım isteyelim. Özellikle gerek erkek olsun gerek kız olsun gençler üzerinde çalışalım. Hz. Zehra’nın (s.a.) din için, takva için şehit olduğunu unutmayalım.

Hz. Zehra (s.a.) buyuruyor:

`Bir gün babam ile birlikte yalnızdık. Ömrünün sonları idi. Beni çağırdı ve buyurdu ki sana bir vasiyetim var. Buyurun dedim. Buyurdular ki, benden sonra halkın tamamı bir tarafa gitse, Ali (a.s.) bir tarafa gitse sen imamın ve rehberin Ali’nin (a.s.) gittiği tarafa git. Onu (a.s.) yalnız bırakma.`

https://www.kevserakademi.com