.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Şehit Ayetullah Seyyid Ali Hamaneî gençler için şöyle buyurmuştu:

"İslâm'a faydalı olmak, insanlara hem dünya, hem de ahiret saadetlerini kazandırmak ve daha önemlisi İslâm'a zarar vermemek için, her Müslüman'ın özellikle de her ıslahçının kendisinde bulundurması gereken üç özellik bulunmalıdır; bilgi, takva ve çağı okuya bilme."

Bu cümle, özellikle İslâm'a hizmet etmek, toplumu ıslah etmek ve gençlere rehberlik etmek isteyen kişinin yalnızca iyi niyetli olmasının yeterli olmadığı fikri üzerine kuruludur. Burada üç özellik bir bütün hâlinde ele alınıyor: bilgi, takva ve çağı okuyabilme. Bu üçünden biri eksik olduğunda, iyi niyetli bir hizmet dahi yanlış sonuçlar doğurabilir.

* * *

1. Bilgi: Doğruyu bilmeden doğru hizmet yapılamaz

Buradaki bilgi, yalnızca çok kitap okumak veya çok şey bilmek anlamına gelmez. İslâm'ı doğru kaynaklarından öğrenmek, Kur'an'ı, sünneti, İslâm tarihini, insanı ve toplumun gerçeklerini anlamaya çalışmak anlamına gelir.

Bir insanın niyeti çok iyi olabilir; fakat bilgisizse, doğru ile yanlışı birbirine karıştırabilir. Hatta İslâm'a hizmet ettiğini düşünürken İslâm'ın yanlış anlaşılmasına sebep olabilir.

Bu nedenle bilgi birkaç alanı birlikte kapsar:

  • Din bilgisi: Kur'an, sünnet, ahlâk, fıkıh ve İslâm düşüncesi.
  • Tarih bilgisi: Müslüman toplumların geçmişte yaşadığı başarı ve hataları bilmek.
  • İnsan bilgisi: İnsan psikolojisini, ihtiyaçlarını ve zaaflarını anlamak.
  • Toplum bilgisi: İçinde yaşanılan toplumun problemlerini tanımak.
  • Dünya bilgisi: Siyaset, ekonomi, bilim, teknoloji ve kültürel gelişmeleri takip etmek.

Dolayısıyla burada sözü edilen bilgi, hayattan kopuk teorik bilgi değil; hakikati tanıyıp onu doğru yerde kullanabilecek bir bilinçtir.

* * *

2. Takva: Bilginin nefsin hizmetine girmesini engellemek

İkinci unsur takvadır. Takva, yalnızca bazı günahlardan uzak durmak şeklinde anlaşılmamalıdır. Daha geniş anlamıyla insanın Allah'ın huzurunda bulunduğunun farkında olarak hareket etmesi, kendi nefsinin arzularını kontrol edebilmesi ve sahip olduğu imkânları kötüye kullanmamasıdır.

Çünkü bilgi tek başına yeterli değildir.

Bir insan çok bilgili olabilir fakat:

  • makam sevgisine kapılabilir,
  • şöhret peşinde koşabilir,
  • insanları kendi çıkarı için kullanabilir,
  • kendisini hakikatin ölçüsü zannedebilir,
  • eleştiriye tahammül edemeyebilir,
  • dini kendi kişisel çıkarlarının aracı hâline getirebilir.

Bu açıdan üçlü formülün çok önemli bir dengesi vardır:

Bilgi insana neyin doğru olduğunu gösterir; takva ise bildiği doğruya nefsini uydurmasını sağlar.

Örneğin bir insan toplumdaki büyük bir problemi fark etmiş olabilir. Fakat bunu çözmeye çalışırken insanları küçümsüyor, iftira ediyor, adaletsizlik yapıyor veya kendi çıkarını öne geçiriyorsa, yaptığı faaliyet görünüşte "ıslah" olsa bile ahlâkî bir probleme dönüşür.

* * *

3. Çağı okuyabilmek: Doğruyu yanlış zamanda ve yanlış yöntemle sunmamak

Üçüncü özellik ise belki de sözün en dikkat çekici bölümüdür:

"Çağı okuyabilmek." Bu, zamana teslim olmak veya her yeni düşünceyi doğru kabul etmek değildir. Tam tersine, değişen şartları anlayarak değişmeyen temel ilkeleri doğru biçimde hayata geçirebilmek demektir.

Mesela gençlerin iletişim biçimi değişmektedir. Bilgiye ulaşma biçimi değişmektedir. Sosyal medya, yapay zekâ, internet, küresel kültür ve yeni ekonomik şartlar insanların düşünme ve davranma biçimlerini etkilemektedir.

Bunları anlamayan bir insan, çok doğru bir mesajı bile insanlara ulaştıramayabilir.

Örneğin:

"Gençler artık kitap okumuyor." demek yerine, "Gençler bilgiyi hangi kanallardan alıyor, neden o kanalları tercih ediyor ve doğru bilgiyi onlara nasıl ulaştırabiliriz?" diye sormak çağı okumaya daha yakındır.

Dolayısıyla çağı okumak, temel değerlerden vazgeçmek değil; o değerleri çağın insanının anlayabileceği dil, yöntem ve araçlarla anlatabilmektir.

Savaşlar ve Silahlar
Savaşlar ve Silahlar
İçeriği Görüntüle

Bilgiyle hakikati tanımak, takvayla o hakikate sadık kalmak, çağı okuyarak da onu doğru yöntemle insanlara ulaştırmaktır.

* * *

"Peki, İslâm'a zarar vermemek" neden özellikle vurgulanıyor?

Ayetullah Seyyid Ali Hamaneî’nin bu cümlesinin belki de en önemli kısmı budur.

Çünkü insan bazen İslâm'a hizmet etmek isterken İslâm'a zarar verebilir. Bunun sebebi kötü niyet olmak zorunda değildir. Yanlış bilgi, aşırılık, bilgisizlik, öfke, taassup, çağın şartlarını anlayamamak veya insanların psikolojisini dikkate almamak da buna yol açabilir.

Örneğin bir genç İslâm'ı anlatmak isterken sürekli insanları suçluyor, aşağılıyor ve dışlıyorsa, kendi açısından "mücadele ettiğini" düşünebilir. Fakat muhatabında İslâm hakkında olumsuz bir algı oluşabilir.

Bu noktada "İslâm'a faydalı olmak" ile "İslâm adına hareket etmek" arasında önemli bir fark vardır.

Bir kişinin kendisini İslâm adına konuşuyor görmesi, yaptığı her davranışın İslâm'a hizmet ettiği anlamına gelmez. Bu yüzden "daha önemlisi İslâm'a zarar vermemek" ifadesi bir tür ahlâkî özdenetim çağrısı olarak okunabilir:

"Ben bunu yaparsam gerçekten İslâm'a hizmet mi ediyorum, yoksa kendi öfkemi, egomu veya bilgisizliğimi mi İslâm adına ortaya koyuyorum?"

Bu soru, ıslah faaliyetinin en önemli muhasebelerinden biridir.

* * *

"Islahçı" neden özellikle vurgulanıyor?

Buradaki ıslahçı, yalnızca siyasî anlamda reform yapan kişi olarak değil, toplumda iyileşme ve dönüşüm isteyen kişi şeklinde geniş okunabilir.

Bir toplumun yanlışlarını düzeltmek isteyen kişinin sorumluluğu sıradan bir insandan daha ağırdır. Çünkü söylediği sözler başkalarını etkileyebilir.

Bu nedenle ıslah iddiasındaki kişinin: Bilgisi kadar ahlâkı, ahlâkı kadar basireti, basireti kadar da zaman ve şart bilgisi olmalıdır. Aksi hâlde ıslah etmek istediği şeyi daha da karmaşık hâle getirebilir.

* * *

Şehit Rehber’in Gençlere mesajı

Bu tavsiyeyi özellikle gençlere uyguladığımızda şöyle bir yol haritası ortaya çıkar:

1. Önce öğren:
Her duyduğuna inanma. Kaynak araştır. Tarihi, dini ve dünyayı öğren.

2. Sonra kendini eğit:
Bilginin seni kibirli değil, daha mütevazı hâle getirip getirmediğine bak.

3. Niyetini kontrol et:
"Ben bunu Allah için mi yapıyorum, yoksa görünmek, övülmek veya üstün gelmek için mi?"

4. Çağı takip et:
Bilimden teknolojiye, ekonomiden kültüre kadar dünyada ne olduğunu anlamaya çalış.

5. İnsanları tanı:
İnsanların sadece ne söylediğine değil, neden söylediğine ve hangi şartlarda yaşadığına da bak.

6. Üsluba dikkat et:
Haklı olmak, her yöntemin kullanılabileceği anlamına gelmez.

7. Sonucu düşün:
"Benim sözüm veya davranışım insanları hakikate yaklaştırıyor mu, uzaklaştırıyor mu?"

* * *

Merhum İmam Humeynî ilâhî aşk yolunda ilerlemek isteyen ve rabbanî insan olmak isteyen Müslüman gençliğe şu nasihatlerde bulunmuştur:



"Güne başladığınızda muşarete (insanın kendisiyle neler yapacağına dair ahitleşmesi) yapın; gün boyunca günah işlemeyeceğinize dair Allah'a ve kendinize söz verin ve her an bu sözünüzü hatırlayarak murakabe (kontrol) haleti içerisinde olun. Akşam olunca da bir günü nasıl geçirdiğinizin muhasebesini yapın, kendinizi hesaba çekin. Eğer Allah korusun günah işlemişseniz, hemen tövbe edin; iyi bir amel yapmışsanız da, Allah'a şükredin. Aktüalite ile ilgilenin, güncel haberleri özellikle de Müslümanları ilgilendiren haberleri takip edin. Maddî yönden yoksullara, manevî yönden de rabbani âlimlere bakın ve âlimlerle arkadaşlığı asla kesmeyin, sürekli onların sohbetinde bulunun."