.
.
Ehlader Araştırma Bölümü
Ayetullah Behçet’ten (r.a.) Beş Derin Öğüt
Bazen insanın hayatını değiştiren şey, uzun nasihatler değil; doğru zamanda söylenmiş birkaç derin cümledir. Merhum Ayetullah Muhammed Taki Behçet’in (r.a.) öğütleri de insanın hem Allah ile ilişkisini hem de insanlarla olan bağını yeniden düşünmesine vesile olan, sade fakat derin mesajlar taşımaktadır.
Bu öğütlerin ortak noktası ise: “İnsanın iç dünyası düzeldiğinde, hayatla kurduğu ilişki de değişmeye başlar.”
1. Yalnızlığa teslim olma; salih insanlarla beraber ol!
İnsan kendi içine çekildiğinde, zihninde büyüttüğü korkular, kırgınlıklar ve endişeler zamanla olduğundan daha büyük hâle gelebilir. Bu nedenle insanın kendisini bütünüyle yalnızlığa bırakmaması; güzel ahlaklı, Allah'ı hatırlatan, iyi niyetli ve salih insanlarla beraber olması önemlidir.
Salih insanlarla beraberlik yalnızca sohbet etmek anlamına gelmez. Bazen bir insanın yanında sessizce oturmak, bazen onun güzel ahlakını görmek, bazen de zor zamanında birbirine destek olmak bile insanın ruhunu toparlar.
Çünkü insan çevresinden etkilenir. Kiminle oturduğumuz, kimleri dinlediğimiz, hangi düşünceleri tekrar tekrar zihnimizde tuttuğumuz zamanla karakterimize ve bakış açımıza yansır.
Bu nedenle insan kendisine şu soruyu sormalıdır:
“Benimle beraber olan insanlar beni Allah’a, iyiliğe ve huzura mı yaklaştırıyor; yoksa öfkeye, karamsarlığa ve dünyaya aşırı bağlanmaya mı sürüklüyor?”
Bazen insanın hayatındaki en büyük değişim, çevresindeki insanları değiştirmesiyle değil, kimlerin yanında daha fazla bulunması gerektiğini fark etmesiyle başlar.
* * *
2. Namazını vaktinde kıl!
Namaz sadece yerine getirilmesi gereken bir görev değildir. Aynı zamanda insanın gün içerisinde tekrar tekrar kendisini toparladığı bir duraktır.
Dünya insanı sürekli bir yerlere yetişmeye, bir şeyleri çözmeye ve bir şeyler kazanmaya zorlar. Namaz ise insana bütün bunların üzerinde daha büyük bir hakikatin bulunduğunu hatırlatır:
“Sen yalnız değilsin ve bütün yükü tek başına taşımak zorunda değilsin.”
Namazı sürekli ertelemek, zamanla insanın ibadet hayatında bir gevşemeye yol açabilir. Buna karşılık namazı vaktinde kılmaya gayret etmek, insanın hayatına bir düzen ve disiplin kazandırır.
Beş vakit namaz, günün farklı noktalarında insanı yeniden Allah’a yönelten manevi duraklar gibidir. Sabah namazı yeni bir başlangıcı, öğle namazı dünyanın yoğunluğu içerisinde bir duruşu, ikindi namazı günün muhasebesini, akşam namazı geçen zamanın farkına varmayı, yatsı ise günü Allah’a teslim ederek kapatmayı hatırlatır.
Bu bakımdan namazın vaktine riayet etmek, sadece bir zaman meselesi değil; Allah’ı hayatın merkezinde tutma iradesidir.
* * *
3. “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh”ı sıkça söyle!
لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ
“Güç ve kuvvet ancak Allah’ladır.”
Bu kısa ifade, insanın kendi sınırlılığını kabul etmesinin ve Allah’ın kudretine sığınmasının güçlü bir ifadesidir.
İnsan bazen hayatındaki her şeyi kendi gücüyle kontrol etmek ister. İnsanları, olayları, geleceği ve hatta başkalarının kendisi hakkındaki düşüncelerini kontrol etmeye çalışır. Fakat hayatın önemli bir kısmı bizim kontrolümüzün dışındadır.
İşte “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” insana bunu hatırlatır.
“Her şeyi ben çözmek zorunda değilim.”
“Her şeyi ben kontrol edemem.”
“Ben üzerime düşeni yaparım; sonucu Allah’a bırakırım.”
Bu anlayış, insanın omuzlarındaki gereksiz yükü hafifletebilir.
Bazen insanın ihtiyacı daha fazla düşünmek değil, Allah’a daha fazla teslim olmaktır.
Bu zikri söylerken insan, kendi acziyetini kabul ederken aynı zamanda Allah’ın sonsuz kudretine güvenmeyi de öğrenir.
* * *
4. Dua ve istiğfarı çoğalt!
Dua, insanın Allah ile kurduğu en samimi bağlardan biridir. İnsan dua ederken yalnızca bir şey istemez; aynı zamanda kendi ihtiyaçlarını, çaresizliğini ve Allah’a olan bağlılığını kabul eder.
İstiğfar ise sadece geçmişteki günahlardan dolayı af dilemek değildir. Aynı zamanda insanın kendisini sürekli olarak temizlemeye ve düzeltmeye yönelmesidir.
“Estağfirullah” demek, insanın kendisine:
“Ben kusursuz değilim.”
“Yanlışlarım olabilir.”
“Rabbimden bağışlanma ve yeniden başlama imkânı istiyorum.” diyebilmesidir.
Kur’an’da da istiğfar ile ferahlık, nimet ve rızık arasında bağlantılar kurulmuştur. Bu nedenle mümin için istiğfar yalnızca dilde tekrarlanan bir söz değil, kalbin yeniden Allah’a yönelmesidir.
Bazen insanın önündeki kapının açılması için daha fazla mücadele etmesi değil, önce kalbindeki bazı ağırlıkları bırakması gerekir. Dua ise insanın ümidini canlı tutar. Çünkü dua eden insan, en zor durumda bile “Henüz her şey bitmedi” diyebilir.
5. İnsanlara güler yüz göster ve güzel konuş!
İnsanların kalbine ulaşmanın en kısa yollarından biri güzel ahlaktır. Bir tebessüm küçüktür; fakat karşıdaki insanın bütün gününü değiştirebilir.
Güzel konuşmak ise yalnızca nazik kelimeler kullanmak değildir. Karşımızdaki insanı küçümsememek, onun onurunu kırmamak, öfkeliyken bile ölçüyü kaybetmemek ve insanlara değerli olduklarını hissettirmektir.
İnsanlar çoğu zaman söylediklerimizin tamamını hatırlamazlar; fakat yanımızdayken kendilerini nasıl hissettiklerini uzun süre hatırlarlar. Bu yüzden insan, girdiği ortama huzur taşıyanlardan olmalıdır.
Öyle insanlar vardır ki yanlarından ayrıldığınızda onları yeniden görmek istersiniz. Çünkü onların yanında insan kendisini değersiz değil, anlaşılmış ve huzurlu hisseder.
Güzel ahlakın sırrı biraz da budur: “İnsanların hayatına yük olarak değil, ferahlık olarak dokunabilmek.”
* * *
Zihnimize ne ekersek, hayatımızda onu büyütürüz
Hafız’ın hikmetli dünyasını hatırlatan önemli bir düşünce vardır: İnsan zihnine ne ekerse, zamanla onun meyvelerini toplamaya başlar.
Sürekli korku düşünürsek korkularımız büyür. Sürekli öfkeyi beslersek öfkemiz karakterimizin bir parçasına dönüşebilir. Sürekli umutsuzluğu tekrar edersek geleceğe bakışımız kararabilir. Ama şükür, sabır, umut, dua ve iyiliği beslersek iç dünyamız da buna göre şekillenmeye başlar.
Bu, hayatın bütün sorunlarının yalnızca düşünceyle ortadan kalkacağı anlamına gelmez. İnsan gerçek sıkıntılarla karşılaşır, kayıplar yaşar, haksızlığa uğrar, hastalanır, ayrılır ve imtihanlardan geçer.
Fakat aynı olay karşısında insanın ona nasıl baktığı, yaşadığı yükün ruhundaki etkisini değiştirebilir. Bu nedenle insan yalnızca bedenini değil, zihnini ve kalbini de beslemelidir.
* * *
Mutluluk paylaşıldıkça büyür
İnsan mutluluğu yalnız başına sahip olunacak bir şey zannettiğinde, aslında onun önemli bir kısmını kaybedebilir. Bir iyiliği paylaşmak, bir insanı sevindirmek, birinin derdini dinlemek, ihtiyaç sahibine yardım etmek, bir dostun yüzünü güldürmek...
Bunların her biri insanın kendi ruhuna da dokunur. Çünkü insan sadece kendisi için yaşadığında dünyanın yükü ağırlaşır; başkalarının hayatına güzellik kattığında ise kendi hayatının anlamını da daha fazla hisseder.
Bu yüzden mutluluk sadece “Ben ne elde ettim?” sorusuyla ölçülmemelidir.
Bazen daha güzel soru şudur:
“Bugün kimin hayatına küçük de olsa bir güzellik kattım?”
* * *
Hiç kimse imtihansız değildir
Hayatın en önemli gerçeklerinden biri de şudur: Hiç kimse tüm sıkıntılardan muaf değildir.
Dışarıdan bakıldığında bazı insanların hayatı kusursuz görünebilir. Fakat herkesin görünmeyen bir imtihanı vardır.
Kimi insan yalnızlıkla, kimi maddi sıkıntıyla, kimi aile meseleleriyle, kimi geçmişinin yaralarıyla, kimi geleceğe dair kaygılarla, kimi de kendi nefsiyle mücadele eder.
Bu nedenle başkasının hayatına bakıp kendi hayatımızı eksik görmek doğru değildir.
İmtihanın varlığı, Allah’ın bizi terk ettiği anlamına gelmez. Bazen imtihan insanı kırmak için değil, olgunlaştırmak için gelir.
Sabır, kolay zamanlarda değil; insanın zorlandığı zamanlarda anlam kazanır.
Tevekkül, her şey yolundayken değil; insan sonucu göremediğinde gerçek anlamını bulur.
Dua, ihtiyaç yokken değil; insan çaresiz kaldığında kalbin en samimi dili hâline gelir.
* * *
Kalbi düzeltmek, hayatı yeniden kurmaktır
Ayetullah Behçet’in bu beş öğüdünü bir bütün olarak düşündüğümüzde aslında beş farklı tavsiye değil, birbirini tamamlayan bir hayat anlayışı görürüz:
Salih insanlarla beraber ol.
Namazını vaktinde kıl.
Allah’ın gücüne sığın.
Dua ve istiğfarı artır.
İnsanlara güzel ahlakla yaklaş.
Bunların hepsi insanı aynı noktaya götürür:
Kalbi Allah’a bağlamak ve insanlara karşı merhametli olmak.




