.
.
Ehlader Araştırma Bölümü
a) Ekonomik Sorunlar
Bir çok toplumda, kocalık rolünü kabul etmenin anlamı, yeni tesis edilmiş ailenin ihtiyaçlarını temin etmeyi kabul etmek demektir. Gerçekte, bu tür gereksinimler önceden örf, şeriat veya yasalarca tayin edilmiştir. Bir ailenin malî giderleri de çok çeşitli ve geniştir; konut ihtiyacı, yiyecek, giyecek, ilaç, aile üyelerinin eğlenmesi, çocukların eğitimi, gidiş geliş vb. gibi ihtiyaçlar. Açıktır ki böylesi ihtiyaçların tamamının temin edilmesi, bireylerin yeterli derecede geliri olan bir işle meşgul olmaları durumunda söz konusu olacaktır. Aksi takdirde, her ne kadar az da olsa bazı gençlerin evliliğe yönelmeleri ve yoksulca bir yaşam sürmeleri mümkündür. Ancak genellikle insanlar uygun bir iş bulmadıkça evliliği tercih etmemektedirler.
Amerika İstatistik Dairesine göre: 1956 yılında evlenme yaş ortalaması en düşük seviyeye gerilemiştir (Erkekler için 22/5 ve kadınlar için 20/5 yaş ortalaması). Bunun en önemli delili Amerika’nın savaş sonrası ekonomik büyümesi, erkeklerin ve özellikle gençlerin rahat bir şekilde iş bulmalarını sağlamış ve aileler için yeterli miktarda kazanç elde etmelerine neden olmuştur. 1960 sonrası evlilik yaş ortalaması artmaya başlamıştır. Bunun en önemli nedeni, gençlerin ve özellikle eğitim seviyesi düşük bireylerin maaşlarının gerilemesidir. Bu sonuçlar, Japonya ve Hindistan gibi ülkelerde yapılan araştırmalarla da teyit edilmiştir. (Mitchel, 1354: 146) Genel olarak söylenebilir ki her ne zaman toplumun ekonomik yapısı evlilik yaşındaki gençler için iş temin etmez ve yeterli gelir sağlamazsa, normal koşullarda evlilik yaşı artış kaydedecek ve buna mukabil iş ve maaşların iyileşmesi durumunda, evlilik yaşı düşecektir.
Çalışan kadınların genel olarak daha geç evlilik yaptıklarını göz önünde bulunduracak olursak, acaba mezkûr varsayım genç erkeklerin istihdamlarına mahsus olmayacak mıdır? Bazıları bu varsayımı kadınların istihdamı için de doğru kabul etmişlerdir. ‘Kadınlara istihdam sağlanması, evlilik yaşının artmasına neden olmaktadır’ görüşünün reddi konusunda bu iki olgunun da başka bir süreçten kaynaklandığı iddialarına neden olmuş ve o zorlukların daha çok yeni nesiller için beklenen yaşam biçimini elde etmek için olduğu ileri sürülmüştür. Ancak kadınların istihdamı ile evlilik yaşının artışını yalnızca ekonomiye bağlamak, yeterince ikna edici gözükmemektedir; bundan dolayı çok sayıda uzman, kültürel öğelerin rolüne vurgu yaparak görüş belirtmiştir. İstihdam ve iş, evlilik için kadınlara dönük başka bir alternatif ortaya koymaktadır. Kadınlar kariyerin ekonomik, kişisel memnuniyet ve güvenlik gibi nedenleri evliliğin kendilerine getirisi ile karşılaşmaktadırlar. Kariyerin onlar için daha çok yarar sağlaması dolayısıyla ona öncelik vermekte ve sonuçta evliliği geri plana iterek geciktirmektedirler. (Wilkie, 1991; 145)
b) Eğitim
Geleneksel toplumlarda, daha çok aile içinde teknik ve beceriler gayri resmi olarak yeni kuşaklara öğretilmektedir. Çocuklar genel olarak delikanlılık yaşına ulaştıklarında, mesleki becerilerini öğrenmiş olmakta ve ergenlik yaşından sonra yıllarca ihtiyaç duyulan teknik ve becerileri öğrenmek için vakit harcamalarına gerek kalmamaktadır. Ancak yeni toplumlar o kadar çok karmaşık olmuştur ki bu tür toplumlarda beklenti duyulan uygun ve kabul edilir bir yaşam biçimini elde etmek çoğunlukla uzun süreli eğitim dönemlerini gerektirmektedir. Akademik başarı elde etmek, bireylerin sosyal ve ekonomik prestijine neden olmakta ve idari merkezlerde, fabrikalarda vb. gibi yerlerde daha kolay iş bulmalarını sağlamaktadır. Dolayısıyla gençler ileride sosyal ve ekonomik statüden daha iyi yararlanmak için mecburen yaşamlarının üçüncü on yılını da eğitim için harcamak zorunda kalmaktadır. Eğitimle meşguliyet, bir çok gencin evlilik imkânını ortadan kaldırmaktadır. Zira malî açıdan iyi durumda olmayan gençler, eğitimin yanı sıra bir ailenin geçimini de üstlenememektedirler. Kadınlar için yüksek öğrenim sosyal statülerini arttırdığından daha çok bu yönden önem arz etmektedir. Yüksek öğrenimli kadınlar, çoğunlukla sosyal ve ekonomik statüsü yüksek olan erkeklerle evlenebilmektedirler.
c) Askerlik Hizmeti
İran, Türkiye gibi bir çok ülkelerde, savunma gücünü temin etmek için bütün genç erkeklerin belli bir süreliğine ülke savunma güçlerine katılmaları ve vatani görevlerini yapmaları zorunludur. Bu tür ülkelerde genç erkekler genel olarak askerlik hizmetini bitirdikten sonra evlenmektedirler. Çünkü askerlik dönemi boyunca aile geçimini sağlayamadıkları gibi aynı zamanda genel olarak yaşadıkları yerlerden uzakta bulunan askeri birliklerde olduklarından evde huzur bulamamakta ve kocalık ve yerine göre babalık rolünü ifa edememektedirler. Elbette gençler on sekiz veya yirmi yaşında vatani görevlerini yapmaları için çağırılmakta ve bu süre iki yıl kadar sürmektedir. Ancak askerlik eğitim ve kariyer yapma fırsatını ellerinden almakta ve genel olarak kaybettikleri bu süreyi telafi etmek için de yine bir o kadarlık süreye ihtiyaç duymaktadırlar. Tüm bu sebeplerden dolayı, askerlik hizmeti fakat erkeklerin 18 ila 20 (veya 20 ile 22) yaşları arasındaki evlilik sayısının düşmesine neden olmaktadır.
d) Cinsel İlişki Özgürlüğü
Evliliğin en önemli amaçlarından birisi, yetişkin insanların karşı cinse olan cinsel ihtiyaçlarıdır. Bu gerçeklik ışığında, eğer bir toplum kendi üyelerine evlilik dışında ve evlilik yoluyla onlara yüklenen sorumlulukları kabul etmeden birbirleriyle cinsel ilişki kurmalarına izin veriyorsa, doğal olarak cinsel ortaklık elde edildiğinden artık evliliğin önceliği olmayacaktır. Sonuçta çok sayıda genç, evlilik yapmaktan imtina edecek ve cinsel ihtiyaçlarını daha düşük maliyetli yöntemlerle temin edecektir. Dolayısıyla Batı ülkelerinde, birlikte yaşam veya evli olmayan erkek ve kadınların müşterek yaşantısının artış kaydetmesi, evlilik yaşının yükselmesini beraberinde getirmiştir. (Spanier, 1991: 98–99) Amerika İstatistik Bürosu’nun raporuna göre, 1960 yılında 439 bin evli olmayan erkek ve kadın birlikte yaşamaktaydı. Bu sayı 1998 yılında 4 milyon 236 bin rakamına ulaşmıştır (Amerika İstatistik Bürosu). Buna ilave olarak daha sonraları birbirleriyle evelenecek olan aynı evde yaşayan eşlerin uyum ve bağdaşım denemeleri evlilik yaşının artmasına neden olan delillerden sayılmaktadır. (McRae, 1999: 184)
Bazı sosyologlara göre, olanakların artması ve doğum kontrol gereçlerinin yaygınlık kazanması da evlilik yaşının artmasına neden olmuştur. Zira bireylerin evlilik çerçevesi dışında cinsel ilişkilerine olanak tanıdığı gibi gayri meşru çocukların dünyaya gelişini de önlemektedir. Hâlbuki 1960 yılında Amerika’da çoğunlukla bu araç ve gereçlerin olmaması ve gayri meşru gebeliklerin engellenmesi için daha erken evlenilmekteydi. (Spanier, 1991: 99) Ancak bu varsayım doğru olsa bile, geçici bir yönünün olduğu ve genellenemeyeceği düşünülmektedir. Çünkü doğum kontrol gereçlerinin başka koşullar ve durumlarda evlilik yaşını düşürdüğünü ortaya koyan kanıtlar bulunmaktadır. Örnek olarak, on dokuzunca yüzyılda Fransa’da bu gereçler tedrici olarak tanınmaya başlandığında evlilik yaş ortalaması gözle görülür bir şekilde aşağı inmiştir. 1821’den 1945 yılına kadar, erkeklerde 28/7’den 25/2’ye, kadınlarda 26/1’den 22/8’e inmiştir. Muhtemelen bu değişikliğin nedeni on dokuzuncu yüzyıldan önce, yani doğum önleyici gereçlerin olmadığı dönemlerde, yukarı yaşlardaki evlilik, nüfusun artışında bilinçli veya bilinçsiz olarak tepki olarak algılanmaktaydı. Ancak bu gereçlerin yaygınlaşması, evlilik yaşının düşmesi için uygun bir sosyal ortamı sağlamıştır. (Sgaln, 1375: 137–138)
e) Değerler, Gelenek ve Görenekler
Hiç kuşkusuz, bir toplumun kültürü evlilik yaşının o toplumdaki belirleyici en önemli faktörüdür. Mevzuu bahis faktörler de kültür faktörü ile ilişkisiz değildir. Gerçekte, toplumda kabul edilmiş değerler, gelenek ve görenekler, evliliğin bir dizi gerekleri ve uygun yaşı belirleme aygıtıdır. Bu doğrultuda el ve ayak bağı olan gelenek ve görenek formalitelerine değinmek gerekir. Bunlar, bazen halk arasında yaygın olarak bulunmaktadır. Örneğin İran ve Türkiye gibi toplumlarda, ağır mehir (ve başlık parası) yüksek miktarda süt parası, görkemli çeyiz, pahalı düğün törenleri, damattan yüksek kariyer, ev ve araba beklentisi, vb. gibi sebepler, genç çiftlerin uygun bir zamanda evliliklerine mani olmaktadır. Zira ya kendileri ya da ebeveynleri bu tür masrafların altından kalkabilmek için uzun bir süre çalışmak zorunda kalmaktadırlar.
Batılı ülkelerde çok sayıda insan için nispi bir refah olmasına rağmen bu tür gelenek ve görenekler ya bulunmamakta ya da ehemmiyeti yoktur; ancak ağır düğün masrafları bir çok gencin evliliklerini geciktirmelerine neden olmaktadır. (McRae, 1999: 180) Bunun dışında, bireyci ve liberal düşüncelerden kaynaklı yeni kültürel değerler de gençler arasında evlilik motivasyonunun düşmesine neden olmuştur. Bir çok bireyin sonunda evliliğe yönelmesi, toplum düzeyinde evlilik geleneğinin bitmesiyle değil, evlilik yaşının artmasıyla kendisini göstermiştir.
Genel bir değerlendirme ile öyle anlaşılıyor ki aile konusunda uzman kişiler, evlilik yaşının artış kaydetmesini gelişmiş yahut gelişmekte olan toplumlardaki şehir hayatının zorunlu ihtiyaçlarından kaynaklandığını ve bunun kaçınılmaz olduğunu ifade etmektedirler. Çoğunlukla yeni yetişen gençlerin yüksek eğitimlerine devam etme istekleri, ekonomik zorluklar, nüfuz artış sorunları, askerlik hizmeti, kızların erken yaşta gebe kalma problemleri ve küçük yaştaki gençlerin zayıf psikolojik ve sosyal gelişimi, evlilik yaşının zorunlu olarak yükselmesine neden olan faktörlerden sayılmıştır. Doğal olarak dinî temellere dayalı İslamî değerler sistemi, bu tür pasif yaklaşımları benimsememekte ve evlilik yaşının gençler ve bütün toplum için düşmesinin olumsuz sonuçlarına binaen evlilik yaşının makul bir şekilde düşmesi yönünde çaba sarf etmektedir.
Öyle görünüyor ki bu konunun İslam’a uygun çözümü için ekonomik ve kültürel organizasyon etkenlerine vurgu yapmak gerekir. Başka ülkelerde şahit olduğumuz gibi, insanların geçim durumlarının iyileşmesiyle evlilik yaşının gözle görülür bir şekilde düşeceği öngörüsünde bulunabiliriz. Bu yönde, devlet ve diğer hükümet organlarının desteğine ek olarak, ebeveyn, akraba ve diğer yakınların yardımları gençler için oldukça belirleyici olacaktır. Bütün bunların yanı sıra, kültürel öğelerden gaflet etmemek gerekir. Hiç kuşkusuz her toplumun kültürü, ekonomik refah, yaşam düzeyi ve yoksulluk tanımında yüksek bir etkiye sahiptir. Genel mantalite ve düşüncelerin değişmesi ve sade yaşamın yaygınlaşması, toplum düzeyinde bu sözcüklerin yeni tanımlarının kabul görmesini sağlayacaktır. Dolayısıyla bu durum, evlilik yaşının düşmesinde etkili olacaktır. Aynı şekilde örneğin yüksek mehirlerin tayin edilmesi, ağır çeyiz -ve gayri meşru olmasına rağmen- süt parası talep etmek gibi sorun çıkarıcı örf ve geleneklerin değiştirilmesi, yahut düzeltilmesi yönünde bilinçli ve tutarlı kültürel çalışmalar yapmak önemli bir adımdır.
İslam’da evlilik için belirli bir yaş belirlenmemiştir, ancak Hz. Peygamber Ekrem (s.a.a) ve Masum İmamlardan (a.s) nakledilen hadisler ve onların pratik yaşamları, onların evlilik konusunda acele etmeye ihtimam gösterdiklerine açık bir kanıttır. Nakledilen bir rivayete göre bir gün Hz. Peygamber (s.a.a) mescitte şöyle buyurdu:
“Ey insanlar! Cebrail benim için şöyle bir mesaj getirdi: bakire kızlar, ağaçlardaki meyveler gibidir; eğer meyve hasat zamanı toplanmazsa, güneş onları bozar ve rüzgâr onları savurur. Bundan dolayı bakireler kadınlık özelliklerini elde ettiklerinde, evlilik ve koca edinmek dışında onlar için hiçbir ilaç yoktur. Aksi takdirde, beşer oldukları hasebiyle sapma ve inhirafa düşmeyeceklerine dair hiçbir güvenceleri yoktur.” (Vesâilu’ş-Şîa, c. 14: 39)
Başka bir hadiste ise şöyle okumaktayız:
“Çocuğun baba üzerindeki haklarından birisi ergenlik çağına erdikten sonra, onu evlendirmesidir.” (Vesâilu’ş-Şîa, c. 15: 200)
Dolayısıyla şöyle bir netice alınabilir: İslam kendi model algısında, evlilik yaşının düşük olmasını temel olarak bilmektedir. Buna rağmen, erken yaşta evliliklerden kaynaklı sorunlar görmezlikten gelinmemekte ve onların bertaraf edilmesi için gayret sarf edilmektedir. Açıktır ki eğitim, sağlık ve kültürel programların yaygınlaşması ve halkın ekonomik durumunun iyileşmesi ile bu sorunların bir çoğu ortadan kalkacaktır. Winch’in[1] Amerika toplumunda yaptığı deneysel araştırmaların sonucu da bu yönlendirmelerle belli bir noktaya kadar uyum içindedir. Onun dediğine göre:
Erken yaşta evlilik sorunları kişinin kendisinden kaynaklı değildir, bilakis evlilik ve ondan kaynaklı rollerden doğan sorumlulukları kabul etmeye hazırlıklı olunmamasındandır. Bundan dolayı, erken yaşta evlilikler iki durumda tam anlamıyla memnuniyet vericidir:
1. Genç bireylerin yetişkinlerin rolünü üstlenmeye hazırlıklı olduğu yerlerde. Örneğin Amerikan toplumunun alt katman üyelerinin vasıfsız veya yarı vasıflı işlerde çalışması;
2. Gençlerden bu tür rolleri üstlenmeleri beklenmeyen yerlerde; ancak gençlerden evliliklerinin başlarında ekonomik olarak bağımsız olmaları beklenmediğinden doğum kontrol malzemeleri iyi bir şekilde istifade edilmemektedir; uzun süreli eğitimler mütedavil ve geçerli olmaktadır. Erken yaştaki evlilikler olumsuz sonuçlar doğurabilir. (Winch, 1971: 602–603)
Tüm bunlara dayanarak, ı)mezkûr sorunların bertaraf edilmesini temel alanlarla (örnek olarak kadınların gebelik sürelerinin ve onunla paralel olarak nüfus artışının evlilik yaşının düşmesinde etkili olduğundan) evliliğin geciktirilmesini tavsiye eden yahut ıı) en azından evlilik yaşının artmasına yönelik görüşü olup, ancak gençlerin cinsel sorunlarının çözümü için net bir öneride bulunmayanların görüşlerini benimsememiz söz konusu değildir.
- - - - - - - - - - - - -
[1] Robert F. Winch.





