.
.
Ehlader Araştırma Bölümü
Sadaka
Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için ihtiyaç sahiplerine yapılan gönüllü veya dinen zorunlu maddî yardımları, bu çerçevede verilen para ve eşyayı ifade eder. Kelime Türkçe’de daha çok dilencilere yapılan küçük para yardımını belirtmek üzere kullanılır. Sadaka vermeye tasadduk denilir. İnsanın doğasında bulunan yardımlaşma ve muhtaç olana yardım etme duygusu yanında dinlerin ve ahlâkî öğretilerin teşvikiyle, devlet tarafından zorunlu biçimde tahsil edilen vergilerden ayrı olarak başkalarına maddî destek sağlamak için özveride bulunma uygulamaları değişik şekiller altında gelişerek sosyal yaraların sarılmasına ve toplumsal barışın sağlanmasına önemli katkılar sağlamıştır.
İmam Zeynelâbidin (as) “Hukuk Risalesi”nin bir bölümünü “sadaka hakkına” tahsis etmiştir.
Bu konuda İmam Seccad (as) şöyle buyurmuştur:
“Sadakanın senin üzerinde olan hakkı şudur: Bilmelisin ki sadaka, Rabbinin katındaki azığın ve şahit gerektirmeyen emanetindir. Bunu bildiğinde, gizli verdiğin emanete, açıktan verdiğin emanetten daha emin olacaksın ve aşikâr etmekte olduğun şeyi gizlice Allah’a emanet vermeye daha fazla liyakat kazanacaksın. Her halükârda bu iş seninle O’nun arasında bir sır olmalıdır.
(Sakın) Allah’a emanet verdiğin şeyde, kulak ve gözleri şahit tutmayasın. Allah’a emanet vermede kulak ve gözlere daha çok itimat etmeyesin ve Allah’a güvenmeyen birisi gibi davranmayasın. Daha sonra sadakada hiç kimseye minnet etmemelisin. Çünkü o senin kendin içindir (kendin için biriktirdiğin bir maldır). Onunla bir kimseye minnet ettiğinde senin durumunun da karşı tarafın durumu gibi kötü olmayacağına güvenme. Zira minnet etmen, onu kendin için biriktirmediğine bir delildir. Eğer kendin için biriktirmiş olsaydın, (o zaman) onunla bir kimseye minnet etmez olurdun. Ve kuvvet ancak Allah’tandır.”
* * *
Sadaka, Kur’ân’da ve hadislerde önemle vurgu yapılan çok değerli İslâmî amellerden biridir. İslâm dini açısından sadaka, geniş kapsamlı bir kavramdır; insanlara malî yardımda bulunmak ve faydası insanlara dokunan bütün hayır işler “sadaka” kavramı dâhilindedir.
Yüce İslâm Peygamberi (s.a.a) bu bağlamda şöyle buyurmaktadır:
“Her Müslüman her gün sadaka vermelidir.”
Soruldu: “Buna kim güç yetirebilir?”
Peygamberimiz (s.a.a) buyurdu ki:
“Yol üstündeki zararlı maddeleri kaldırmak bile sadakadır; (soran) kimseye yolu göstermek sadakadır; hasta görüşüne gitmek sadakadır; iyiliği buyurmak sadakadır; kötülükten sakındırmak sadakadır ve selâmın cevabını vermek sadakadır.”
Peygamberimizin (s.a.a) buyruğunda sıralanan hususlar, sadakanın örnekleridir; düşkün ve muhtaç insanlara malî yardımda bulunmak ise, sadakanın en önemli ve belirgin örneğidir.
Hemen belirtmek gerekir ki İslâm dini, dilenme konusunu ortadan kaldırmak için bir mücadele süreci başlatmış ve çalışma gücü olan kimselere dilenme ve insanlardan yardım isteme izni vermemiştir. Çalışma gücü olduğu hâlde insanlara el açıp dilenen kimseler, günah işlemekle birlikte topladıkları paralar da haram para kategorisindedir. İmam Cafer Sadık (as) şöyle buyurmaktadır:
“Yüce Allah, ihtiyacı olmadığı hâlde dilencilik eden kimseyi muhtaç duruma düşürür ve yerini de cehennem ateşi kılar.”
Ancak her toplumda elden-ayaktan düşmüş, güçsüz, düşkün ve muhtaç ama onurlu insanların var olduğu da inkâr edilemez bir gerçektir ki, bu insanlar ne çalışabiliyor ve ne de yaşamlarını temin edebiliyorlar. Maddî gücü uygun olan herkes, bu insanlara yardım etmeli, bunların eksikliklerini gidermeli ve yaşam çarklarını döndürmelidirler.
Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmaktadır:
“Kendi malından fakirlere veren ve insaf üzere insanlara muamelede bulunan kimse, gerçek mümindir.”
Başkalarına infak etmek, malî yardımda bulunmak ve sadaka vermek hakkında din önderlerimizden o kadar çok hadis rivayet edilmiştir ki, zaman olarak çerçevesi belli bu makalede tümüne yer vermek olanaksızdır. Ancak Kur’ân-ı Kerim’den bir ayet ve sonra da İmam Zeynelâbidin’in (a.s) buyruğunun yorumunu sunacağım.
Şanı yüce Allah, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
“Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık harcayanlar yok mu, onların mükâfatları Rableri katındadır ve onlara ne korku vardır, ne de mahzun olurlar onlar.”[1]
İslâm dininin infak, sadaka... bağlamındaki yüce öğretileriyle ilintili olarak araştırma yapmak isteyenler, öncelikle Kur’ân’dan ve özellikle de Bakara Suresi’nin 261 ilâ 274. ayetlerinden yararlanabilirler.
İmam Zeynelâbidin’in (a.s) “Hukuk Risalesi”ndeki buyruğuna gelince, İmam (a.s) sadakanın hakkını şöyle açıklamaktadır:
“Sadakanın senin üzerinde olan hakkı şudur: Bilmelisin ki sadaka, Rabbinin katındaki azığın ve şahit gerektirmeyen emanetindir.”
İmam Zeynelâbidin (a.s) buyruğunun bu diliminde, öncelikle sadakanın, malı zayi ve heder etmek olmadığına dikkat çekmekte ve Allah katında kalıcı bir azık ve emanet olduğuna ve de insanın hem bu dünyada, hem ahiret yurdunda sadakanın faydasından yararlanacağına vurgu yapmaktadır.
Şu da bir gerçektir ki, insan sadaka vermeye niyetlendiği zaman şeytan devreye girer ve bir yandan insanı yoksul duruma düşmekle korkutur, öte yandan da kötülüklere çağırır. Yüce Allah ise, başkalarına yardımda bulunan, infak ederek ve sadaka vererek muhtaç insanların yaşamına katkı sağlayan imanlı kullarını, nimetlerini artırmakla ve bağışlamakla müjdelemekte ve Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
“Şeytan, sizi yoksulluğa çağırır, size kötülüğü buyurur. Allah’sa yarlıgamasına, ihsanına davet eder ve Allah’ın ihsanı boldur, her şeyi o bilir.”[2]
İmam Zeynelâbidin (a.s) buyruğunun bir diğer diliminde, sadakanın hakkının gizli yapılması olduğunu şöyle buyurur:
“Bunu bildiğinde, gizli verdiğin emanete, açıktan verdiğin emanetten daha emin olacaksın ve aşikâr etmekte olduğun şeyi gizlice Allah’a emanet etmeye daha fazla liyakat kazanacaksın.”
Aslına bakılırsa İmam’ın (a.s) bu buyruğu, Kur’ân-ı Kerim’in şu ayetinden iktibas edilmiştir:
“Sadakalarınızı açık verirseniz ne hoş, fakat gizlice yoksullara verecek olursanız bu, size daha hayırlıdır ve bu, günahlarınızın keffareti olur. Allah ne yaparsanız, hepsinden haberdardır.”[3]
Şüphesiz ki açık veya gizli olarak verilen her sadakanın yararlı ve yapıcı sonuçları vardır. İnsan alenî olarak Allah yolunda sadaka vermekle, gerçekte amelî tebliğde bulunmuş olur ve diğer insanları da iyilikte bulunmaya, yoksulları korumaya ve sosyal iyilikleri gerçekleştirmeye teşvik eder. Gizli olarak yapılan infak ve insanların gözünden uzak olarak verilen sadaka ise, bir yandan kesinlikle riya ve gösteriş tehlikesinden korunmuş olur ve öte yandan ihlâs olarak daha yüce bir seviyede olur. Sadakanın gizli olarak verilmesiyle, yardım edilen yoksulların onur, kişilik ve haysiyetleri de daha iyi korunmuş olur.
İmam Cafer Sadık (a.s) bu bağlamda şöyle buyurmaktadır:
“Övülesin diye insanların gözü önünde sadaka vermeyesin! Çünkü eğer böyle yapacak olursan, (insanlar tarafından övülmekle) mükâfatını almış olursun. Oysaki sağ elinle sadaka verdiğinde, sol elin bundan haberdar olmamalıdır. Çünkü gizli sadaka vermekle rızasını gözettiğin, alenî olarak senin mükâfatını verecektir.”
İmam Zeynelâbidin (a.s) buyruğunun bir diğer bölümünde ise bir başka noktaya dikkat çekmekte ve sadakanın minnetten uzak olması gerektiğini şöyle vurgulamaktadır:
“Daha sonra sadakada hiç kimsenin başına kakmamalısın.”
İmam’ın (a.s) bu buyruğu ise şu ayetin tefsiri gibidir.
“Ey inananlar, malını insanlara gösteriş için harcayan ve Allah’a, ahiret gününe inanmayan kişi gibi sadakalarınızı, başa kakmak, minnet ve eziyetle hiç verilmemiş bir hâle getirmeyin.”[4]
Bu ayetten anlaşılmaktadır ki, bazı ameller, yapılan hayırlı ve iyi amelleri etkisiz hâle getirir. İslâmî literatürde buna “ihbat” denilmektedir.
Allah Resulü (s.a.a) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:
“Üç insan vardır ki, şanı yüce Allah onlarla konuşmaz: Minnet etmedikçe bir şey vermeyen... ”
Sadaka, İslâmî öğretilerde geniş bir şekilde yer almış ve önemli değerlerden biridir.
- - - - - - - - - - - -
[1] (Bakara / 274)
[2] (Bakara / 268)
[3] (Bakara / 271)
[4] (Bakara / 264)





