.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Konuşmak ve hayır işlere davet etmek, konuşanın sözlerini eylemle tasdik ettiği zaman etkili olur. Yani şahıs söylediği şeyi yapıyor olmalıdır, hatta söylemeden önce onu uyguluyor olması gerekir. Şehit Mutahharî bu konuda şöyle demektedir: “Halkın peygamberlere ve evliyalara pek fazla tâbi olduklarını ancak filozoflara ve ilim adamlarına pek de o kadar bağlı olmadıklarını görüyorsunuz. Niçin? Çünkü filozoflar yalnızca konuşurlar. Yalnızca öğretileri vardır, yalnızca teori üretirler. Odalarının bir köşesinde oturur durmadan kitap yazar ve halka dağıtırlar. Fakat peygamberler ve evliyalar, sadece teorilere sahip değiller, amele de sahiptirler. Söyledikleri şeye ilk önce kendileri amel ederler, hatta önce söyleyip sonra amel etmezler, önce amel edip sonra başkalarına söylerler. Bu durumda söylediklerinin etkisi kat kat fazla olur (ve bu yüzden tâbileri çoktur).[1]

Sözle birlikte eylem de olmazsa, etkisi olmaz. Allah Resulü eylemsiz söylemi, oku olmadan ok atmaya çalışan okçuya benzetmektedir:

“Ey Ebu Zer! Amelsiz dua eden, yaysız ok atana benzer.”[2]

Ok yaya yerleştirilip ipi gerilmedikçe ok atmaya çalışmak beyhudedir. Eylemsiz söylem de etkisizdir ve kalplere ulaşmaz. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Ne zaman bir âlim, ilmine amel etmezse, yağmurun düz kayaya etki etmediği gibi sözleri ve nasihatleri kalplere etki etmez.”[3]

Sadî’nin dediği gibi:

Sadece konuşsa ameli olmasa âlimin
Kimse almaz nasihat ne derse desin
[4]

Amelsiz âlimin sözünün etkisi yoktur derken kasıt, müspet etkisi olmadığıdır. Ama menfi etkisi oldukça fazladır. Şimdi bu davranışın yıkıcı etkilerine değineceğiz.

Sadaka Vermek
Sadaka Vermek
İçeriği Görüntüle

* * *

Öğrencide Nefret Uyandırması

Bu davranışın kötü sonuçlarından biri, öğrencinin ilme, âlime, eğitmene ve eğitim programına karşı rağbetini azaltmasıdır. Hatta bunlara yönelik nefret de oluşturabilir. Emirülmüminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Halk âlimlerin ilimlerine amel etmediğini çok fazla gördüklerinden dolayı ilim öğrenmeye de rağbet göstermezler.”[5]

Gazalî Mizanu’l-Amel adlı eserinde eğitmenin sekiz görevinden birinin ilmine amel etmek olduğu beyan etmekte ve devamında şöyle demektedir: “Eğitmen sözünü, eylemiyle yalanlamamalıdır. Yoksa insanlar gelişim talep etmekten ve gelişimden nefret ederler. Bu, davranışın gözle hissedilmesinden dolayıdır. Zira ilim (ve söylem), göz ile derk edilir ve birçok göz sahibi akil kimselerdir.”[6]

İnsanlar duyduklarından ziyade gördüklerine dikkat ederler. Psikolojide insanın en fazla görerek öğrendiği tespit edilmiştir. O halde ebeveynin ve eğitmenlerin konuşmaktan daha çok amel etmeleri ve söylemek istedikleri şeyleri eylemleriyle göstermeleri gerekmektedir. Gazalî sözüne bir örnekle devam etmektedir: “Bir doktor kendisi yiyip de insanlara “yemeyin, çünkü öldürücü zehri var” dese, onu aptallıkla ve bilgisizlikle suçlayıp yediği şeyi faydalı görürler. Doktor men ederek insanların onu yememesini ister, ancak yemesiyle de insanlar o yiyeceğe daha fazla yönelirler. Muhatabın nasihatçiyle nispeti, killi toprağın kalıpla ve gölgenin eğri çubukla nispeti gibidir. Deseni olmayan bir kalıp killi toprak hamuruna nasıl desen verebilir? Eğri çubuğun gölgesi nasıl düz görülebilir? Bundan dolayı şiirde şöyle denmiştir:

Nehyetme yaptığın halde bir (kötü) ahlâktan
Büyük ayıp sanadır eğer nehyettiğini yaparsan
[7]

O halde bu davranışın ilk sonucu, eğitim programına yönelik nefretin oluşmasıdır. Hatta öğrencilerin programın tersine yönlendirmektedir. Zira söylediklerine imanı olmayan ve söylediklerini yapmayan birisi, muhataplarının yanındaki itibarını kaybeder. Kendisi söylediklerine değer vermediğinden dolayı, muhatapları da onun söylediklerine dikkat etmez ve konuşmanın sonunda söylenenleri unutulmaya bırakır.

- - - - - - - - - - -


[1] Hamase-i Huseyni, c. 2, s. 106. Tercümesi: İmam Hüseyin ve Kerbela, Çeviri : Hasan Kanaatlı, Evrensel Değerler ve Kevser Yayınları, s. 91.

[2] el-Hayat, s. 287.

[3] el-Hayat, s. 287.

[4] Kulliyat-ı Sadî, Muhammed Ali Furuğî, s. 92.

[5] el-Hayat, c. 2, s. 287. Şerhu Gureri’l-Hikem ve Dureri’l-Kelim, Honsarî, c. 3, s. 86.

[6] Mizanu’l-Amel, Muhammed Gazalî, Ahmed Şemsuddin haşiyesiyle, s. 150.

[7] Mizanu’l-Amel, Gazalî, s. 150. İhyau Ulumi’d-Din, Gazalî, c. 1, s. 58. Muhaccetu’l-Beyza, Feyz Kaşanî, c. 1, s. 124.