.
.
Ehlader Araştırma Bölümü
Allame Tabatabai
Allah-u Teâla şöyle buyurmuştur:
“O kavuşma günü, onlar kabirlerinden çıkarlar, Allah’a karşı hiçbir şeyleri gizli kalmaz, o gün saltanat ve tedbir kimindir, bir ve her şeye üstün Allah’ın.”[1]
“O Gün, bir gündür ki arkanızı döndürüp kaçacaksınız, ama doğru cehenneme gideceksiniz ve Allah’ın azabından sizi bir kurtaran olmayacaktır.”[2]
“O gün, ne kaçıp sığınılacak bir yer var size.”[3]
“O gün, dostun dosta faydası olmaz ve onlar, bir yardım da görmezler.”[4]
“Ve Allah’tan hiçbir sözü gizleyemezler.”[5]
“Emir o gün Allah’ındır.”[6]
Bu ayetler, kıyamet gününü görünüşte kıyametle ilgili olmayan sıfatlarla vasıflandırmıştır. Çünkü “mülk”, “emr” ve “kudret” her zaman Allah katında aşikârdır, onun karşısında varlıklar için ne bir sığınak var ve ne de bir gizlenecek yer.
Fakat Allah-u Teâla buyuruyor:
“İnsanların bir kısmı Allah’tan başka o’na bir takım eşler edinirler de onları Allah’ı sever gibi severler, inananlarsa Allah’ı onlardan daha kuvvetli bir sevgiyle severler, zulmedenler bir görselerdi azaba düşecekleri vakit bütün kuvvet, ancak ve ancak Allah’ındır ve Allah, çok şiddetli azap eder, o vakit kendilerine uyulanlar, azabı görerek kendilerine uyanlardan kaçınır, uzaklaşırlar, aralarındaki vesile ve sebepler de tamamıyla kesilip gider.”[7]
Ayetten anlaşıldığı gibi kıyamet günü bütün nedenler ve ilişkiler kesilecek, varlıkların cisim ve cismaniyet âlemi ile ondan sonra gelecek olan âlemdeki düzen gereği sahip bulundukları ilişki, tesir ve etkileri yok olacak; neticede, artık ne bir şey başka bir şeyde etki uyandıracak, ne de bir şey başka bir şeyden etkilenecektir; ne bir şeyden yararlanılacak, ne de ondan zarar görülecektir. Eğer şartlar, aynı sebep ve ilişkilerin şartları ve kıyamet günü de böyle olsaydı, o zaman varlıkların hükümlerinden hiçbir hüküm şimdiki durumdan sapmazdı, varlıkların zatların batıl olmadığı, mahiyetlerinin değişmediği müddetçe ortadan kalkmazdı.
Allah-u Teâla’nın kelimeleri değişmez olduğundan bu mesele de muhal olurdu. Bu bakımdan, yok olan ve ortadan kalkan şey, bu varlıkların serap vücutlarıdır. Allah-u Teâla ile sabit ve kaim olan bu vücutlar, kendi zatlarında batıl ve hiçtirler, sonunda yalnız onların Allah ile olan irtibatları baki kalır; öbür nispetlerin hepsi batıl olur. Yani kendi nefislerinde batıl oluşları yüzünden, sadece batıl oldukları aşikâr olur, ortaya çıkar; yoksa var olup da daha sonra batıl olmazlar, sadece meselenin hakikati belirlenmiş olur. Yani şu mesele aydınlığa kavuşur ki Allah’tan başkası için ne bir vücut var, ne de bir tesir. O’ndan başka hiçbir kimse malik değil, mülke sahip değil. Allah (c. c. ) şöyle buyuruyor:
“Kıyamet gününün sahibidir.”[8]
“O kavuşma günü, onlar kabirlerinden çıkarlar, Allah’a karşı hiçbir şeyleri gizli kalmaz, o gün, saltanat ve tedbir kimindir, bir ve her şeye üstün olan Allah’ın”[9]
“Bir gündür ki hiç kimse, hiçbir kimseye yardım edemez o gün ve hüküm, o gün Allah’ındır.”[10]
Yine söylediğimiz sözlere Allah’ın şu kelamı delalet ediyor:
“Meleklerin, ellerini uzattıkları ve delillerine karşı ululuk satmak istediğinizden ve haksız olarak Allah hakkında söylediğiniz şeylerden dolayı horlukla cezalandırılacak, aşağılık bir azaba uğrayacaksınız, haydi, kurtarın bu gün canlarınızın dedikleri zaman o zalimlerin, ölümün şiddetiyle nasıl kıvrandıklarını bir görmelisin… aranızdaki bağlar tamamıyla kopmuş, boşuna umduklarınız elinizden çıkmış, kaybolup gitmiştir.”[11]
Zira belli bir şahsın ölümü zamanında, henüz sebep ve ilişkilerin dünyada var olmasına rağmen bu ayet, onları batıl saymıştır, bu yüzden sadece onların batıllığı açığa çıkar (gerçi baştan beri batıl idiler) .
Nehcül Belağa’da Hz İmam Ali (a.s) bir hutbesinde şöyle buyuruyor:
“…Ve dünyanın fani olmasından sonra Allah yalnız olacak ve o’nunla birlikte hiç bir şey olmayacak. Allah (c.c) âlemi yaratmadan önce nasıl yalnız idiyse, âlemin fani oluşundan sonra da öylece yalnızdır; ne bir zaman vardır, ne bir mekân; eceller ve zamanlar yok olur, yıllar ve anlar kaybolur, kâhhar Allah’tan başka hiç bir şey kalmaz.”
“İhticac” adlı kitapta Hişam b. Hakem’den şöyle naklolunmuştur: İmam Cafer Sadık’a (a.s) “Acaba, ruh bedenden çıktıktan sonra dağılıyor mu, yoksa olduğu gibi kalıyor mu?” diye sorunca Hz. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Evet, Sur üfürülünceye kadar ruh baki kalacak ve o zaman her şey batıl olacak, ne bir his kalacak ne de bir hissedilen. Daha sonra her şey kendi vücuduna geri dönecek ve müdebbirlerinin olmayışından 400 yıl sonra vuku bulacak; yani iki nefha arasındaki süre 400 yıl olacak.”
Kummi Tefsirinde İmam Cafer Sadık’dan (a.s) şöyle rivayet edilmektedir: Allah-u Teâla soracak: Bu gün mülk kime aittir? Ve yine kendisi bu soruya cevap verecek: “Kahhar Allah’a aittir.”
Tevhid adlı kitapta ise İmam Ali (a.s) ‘ın şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir: “Allah-u Teâla soracak: Bu gün mülk kime aittir? Daha sonra enbiyanın ve elçilerin ve imamların ruhları dile gelerek: “Allah Tebarek ve Teâla’ya aittir” diyeceklerdir.”
Kummi tefsirinde İmam Seccad’dan (a.s) şöyle rivayet edilmektedir: “O zaman Allah-u Teâla, yer ve göğün her tarafında işitilecek bir sesle nida edecektir: Bu gün mülk kime aittir? Hiç kimseden bir cevap çıkmayacağı için tekrar kendisi cevap vererek nida edecek: “Bir ve kahhar olan Allah’’ aittir.”
İmamların (a.s) beyanlarının hepsi aynı şeyi açıklamaktadır. Dikkat ediniz, göklerin ve yeryüzünün fenası, varlığı, yılların ve anların zevali, sübutu, Allah-u Teâla’nın nidasını cevaplandıranın yokluğu ve varlığı arasında nasıl da bir ahenk, uyum sağlanmıştır. Daha sonra Allah’ın (c.c) cevabına dikkat ediniz: “Bir ve Kâhhar (her şeye üstün olan) Allah’ın”
Ayetteki “Vahid” ve “Kâhhar” isimlerinin her birine dikkat edilir ve meselenin çeşitli yönleri göz önünde bulundurulursa sözümüzün doğruluğu anlaşılacaktır.
- - - - - - - - - - - - - - - -
[1] (Mü’min Suresi: 16)
[2] (Mü’min Suresi: 33)
[3] (Şura Suresi: 47)
[4] (Duhan Suresi: 41)
[5] (Nisa Suresi: 42)
[6] (İnfitar Suresi: 19)
[7] (Bakara Suresi: 165-166)
[8] (Fatiha Suresi: 3)
[9] (Mü’min Suresi: 16)
[10] (İnfitar Suresi: 19)
[11] (En’am Suresi: 94)





