.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Şeytan Taşlama

Bitkiler, hayvanlar, insanlar ve diğer bütün varlıklar doğal olarak kendileriyle uyumlu olmayan her şeyi def edip iterken kendileri için münasip buldukları her şeyi cezb eder ve çekerler. İtme ve çekme, doğal âlemde ve normal insanî hayatta bazen şehvet ve gazap, bazen düşmanlık ve sevgi ve bazı durumlarda da arzulamak ve nefret etmek ikilemleri arasında cereyan eder. Ancak müminler için bu ikilem, bütün bu ikilemlerin en saf hali; yani tevelli ve teberri şeklinde tecelli bulur. Mina’da gecelediği saatler daha ziyade cezb ve tevellinin zuhuruna şahit olurken, gündüz vaktine girildiğinde hac ibadetinin def ve teberri boyutu ön plana çıkar.

Direniş Kaybederse Tüm Ümmet Kaybeder!
Direniş Kaybederse Tüm Ümmet Kaybeder!
İçeriği Görüntüle

Tıpkı Yüce Rabbimizin kurbanlıklarla ilgili: “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat ona sadece sizin takvanız ulaşır”[1] buyruğunda da olduğu gibi teberrinin hacdaki mazharı; yani şeytan taşlamanın asıl mahiyeti çakıl taşları ile şeytanı kovup uzaklaştırmak değildir. Bilakis insanî ve cinnî şeytanları bizlerden uzaklaştıran, yüreğimizde beslediğimiz öfkedir. İşte bu duygu, bizleri bütün iç ve dış şeytanlıklardan muhafaza eder ve korur.

Şeytan taşlamakla ilgili şu hususa dikkat edilmelidir ki, ne o cemreler şeytandır ne de çakıl taşlarıyla onu hedef almak şeytanı taşlamaktır. Zira şeytan taşlamak, câhiliye döneminde de vardı. Hatta günümüzde dahi kendileri bizzat insanî şeytan olan bazıları da şeytan taşlamaktadırlar. Çok açık olsa gerektir ki, şeytan asla yedi adet taş atmakla kovulamaz. Onu kovmanın ve onun kötülüklerinden güvende kalmanın yegâne yolu, Allah’ın dergâhına istiaze etmek ve Allah’a sığınmaktır.

“Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah’a sığın.”[2]

Bu ayet mucibince, her daim iç, dış, insanî ve cinnî şeytanların saldırısına maruz kalan insanoğlu, bu saldırılar esnasında Allah’a sığınmak zorundadır. Tabi ki sırf “Euzu billahi mine’ş şeytani’r recim” demek yeterli değildir. Dil ile ifade olunan istiaze, her ne kadar bizzat ibadet sayılsa da, semere ve sonucu yine lafız ve söz düzeyinde kalır. Bu, tıpkı dış düşmanlar saldırıya geçtiklerinde, birisinin tehlike alarmını çalması ve bu alarmı duyanların meydanın ortasında “evet, biz sığınağa girmeliyiz!” diye durup kalmalarına benzer. Sırf bu cümleyi dile getirmiş olmak, güvenli bir sığınağa girildiği anlamına gelmez. Zira bu durumda yapılması gereken tek iş sığınağın içine girmektir. Günaha heveslenmek ve meyletmek, bir tehlike alarmıdır. Bu tehlikenin zararlarından korunmak için Allah’tan başka sığınacak hiçbir yeri bulunmayanlar ona koşup sığınmalıdırlar.

“Ondan gayri sığınak bulman da mümkün değildir.”[3]

İşin hakikati şu ki, insanoğlu melekleşmeden, şeytan onun yaşam alanından çıkıp gitmez ve o, onun şeytanlıklarından güvende kalamaz. Hac, melek ahlakına bürünebilmek için en uygun zemindir. Özellikle de şeytan taşlamak ki bütünüyle her tür şeytanlık ve kötülükten teberri ve uzak olmayı sembolize etmektedir.

Sözün özü, cemreleri taşlamak, hem içimizdeki şeytanı taşlamak hem de dışımızdaki insanî ve cinnî şeytanları kovma girişiminin temsili bir ifadesidir. Demek ki kendisi bizzat insanî şeytanlar zümresinden sayılan bir insan, asla gerçek anlamıyla teberri ve şeytan taşlama liyakatine erişecek bir güce erişemez. Aynı şekilde şeytan eğer bir insanın yol arkadaşı olmuşsa, bu insanın şeytanı yani her daim beraber olduğu yoldaşını kovması düşünülemez bile.

“Her kim Rahman’ın zikrinden körlük edip görmemezlikten gelirse biz ona bir şeytan musallat ederiz ve artık o ona arkadaş olur.”[4]

“Şeytan kimin arkadaşı olursa, artık o arkadaşların en kötüsüne düşmüş demektir.”[5]

Allah’ın yâdı ve zikrinden gâfil kalan bir kimsenin cezası, Allah’ın onu, şeytana arkadaş kılmasıdır. Şeytan ile arkadaş ve yoldaş olan biri ise, çok kötü bir arkadaşa müptela olmuş demektir. Böyle birinin aynı zamanda arkadaşını taşlayabileceği düşünülebilir mi? Şeytan taşlamanın esrarına vakıf olamamış birinin bu ameli abes ve yaptığı hac da nakıstır.

* * *

Şeytan Taşlamanın Tarihçesi

1. Şeytan taşlamak, İslam’dan önce de biliniyor, uygulanıyor ve Hz. İbrahim’in (a.s) miras bıraktığı menâsik kapsamında ele alınıyordu. Denildiğine göre, Hz. Mesih (a.s) bir gün bir incir yemek istedi ve incir ağacının yanına gitti. Ağacı meyvesiz bulunca da ona lanet etti. O günden sonra Hıristiyanlar, o lanetli ağacın bulunduğu mekânı taşlarlar. Matta İncilinin Ishah Babı 19. ayet bu konuya işaret eder.

2. Arap geleneğinde, bir insan özel bir suç dolayısıyla gazaba uğradığında diri ya da ölü recmedilirdi. Bu doğrultuda, Ebrehe’nin ordusuna komutanlık eden ve Mekke’ye varmadan önce ölen Ebu Regal’in kabrini taşlarlardı. Yine bu anlamda Farazdak’ın meşhur rakibi Cerir’den şu kıta nakledilir:

Farazdak ölürse eğer, onu recmedin
Tıpkı Ebu Regal’in kabrini taşladığınız gibi
[6]

- - - - - - - - - - - - - - - - -


[1] Hac: 37

[2] A’raf: 200

[3] Kehf: 27

[4] Zuhruf: 36

[5] Nisa: 38

[6] Bkz. Dairetu’l Maarif-i El Karni’l İşrin, c.9, s.464-465