.
.
Ehlader Araştırma Bölümü
İslam Ümmetinin Ruhbaniyeti
Resul-i Ekrem telbiye hakkında şöyle buyurur:
“Ruhbaniyete karşılık bize cihad ve tüm yüksekliklerde tekbir getirmek verildi.”
‘Yüksek yerlerde tekbir’ tabiri ile ‘telbiye’ kastedilmiştir. Zira Beytullah ziyaretçileri, yüksek bir yere her çıktıklarında yüksek sesle ‘lebbeyk’ derler. İşte bu, Allah’ın insanları davet etmiş olduğu makbul ve övgüye değer ruhbaniyettir:
“Beni, yalnız beni gözetin/ Benden sakının!”[1]
Gerçek bir ‘rahip’ sadece ve sadece Allah’tan sakınır. Onun Allah korkusu, aklî bir korkudur nefsanî değil. Dolayısıyla hep onu gözeterek yaşar.
Hep onu gözeterek yaşamaktan maksat, mekânsal ya da zamansal bir boyut taşımaz. Zira Allah, her durumda herkesle beraberdir ve hiçbir şeyde içkinleşmeksizin her şey ve her yerde bir huzur ve zuhuru vardır:
“Nerede olursanız olun o sizinle beraberdir.”[2]
İnsanlar kendi aralarında örneğin: “Üstadı gözetin; ona karşı saygılı olun” dediklerinde bu, ‘üstadın yanı başında ya da ondan daha yüksek bir yerde oturmayın’ anlamına gelir. Lakin bu tarz bir ‘gözetme’ ve ‘saygı ifadesi’ Yüce Rabbimiz için tasavvur dahi edilemez. Dolayısıyla “Beni, yalnız Beni gözetin/ Benden sakının!” ayetinde emrolunan ‘gözetme, sakınma ve korku duyma’ itikâdî anlamda onun harimini korumaktır. Yani insan, Hak Teâlâ’nın huzurunda öylesine bir teslimiyet içerisinde olmalıdır ki, ondan başkasını görmemeli, ondan gayrisine bel bağlamamalı ve ondan gayrisine gönül vermemeli ve her daim: “Ben senin fermanını işittim ve huzuruna vardım” demeli yani her daim ‘lebbeyk’ nidasını dillendirmelidir. İşte bu bilinçte bir hac ziyaretçisi, gerçek anlamda Allah’ın ‘rahib’ bir kuludur. Övgü ve methe şayan ruhbanlık da işte böylesi bir hac eda edebilmektir.
* * *
Tevhidin Telbiye İle Tecelli Bulması
İmam Sadık (a.s) telbiye zikriyle ilgili olarak şöyle buyurur:
“Lebbeyk Allahumme lebbeyke, lebbeyk senin yoktur bir şerikin lebbeyk, hamd ve nimet sana aittir, mülk de yoktur senin bir şerikin lebbeyk, lebbeyk miraçlar sahibi lebbeyk, lebbeyk ey selamet diyarının davetçisi lebbeyk, lebbeyk ey günahların bağışlayıcısı lebbeyk, lebbeyk ey telbiye ehli lebbeyk, lebbeyk ey celal ve ikram sahibi lebbeyk, lebbeyk ey sen ki yaratırsın ve dönüş yine sanadır lebbeyk, lebbeyk ey istiğna eden ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu lebbeyk, lebbeyk ey hem korkulan ve hem arzulanan lebbeyk, lebbeyk ey hak ilah lebbeyk, lebbeyk ey nimet ve tüm iyi ve güzel fazl sahibi lebbeyk, lebbeyk ey büyük sıkıntıları gideren lebbeyk, lebbeyk ben senin kulun ve iki kulunun evladıyım lebbeyk, lebbeyk ey kerim lebbeyk!
Bu zikirleri farz ve nafile tüm namazlardan sonra, bir bineğe bineceğin esnada, hareket edeceğin zaman, yüksek bir yere her çıktığında ya da bir düzlük ve ovaya indiğinde, bineğine binmiş birini gördüğünde, uykudan uyandığında ve seher vakitlerinde okuyabildiğin kadar oku! Bu zikirleri yüksek sesle dile getir! …
Şunu bilmelisin ki zikirlerin ilk kısmındaki dört lebbeyk farzdır. Bu cümleler, tevhidin beyanıdır. Bütün peygamberler bu cümlelerle lebbeyk demişlerdir. Ey miraçlar sahibi (Lebbeyk ey miraçlar sahibi lebbeyk) nidasını çokça dile getir. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.a) bu zikri daha çok dile getirirdi. İlk kez lebbeyk diyen kişi, Hz. İbrahim (a.s) idi…”[1]
İmam Bakır’a (a.s): “Telbiye niçin ‘telbiye’ diye isimlendirilmiştir?” diye sorulduğunda şöyle buyurur:
“Bu, Hz. Musa’nın (a.s) Rabbinin nidasına verdiği cevaptır.[2] Musa b. İmran beraberinde Benî İsrail’den yetmiş peygamber olduğu halde hac eda etmişti… Onlar ‘lebbeyk’ derken, dağlar onlara karşılık veriyorlardı. Musa Kelim (a.s) şöyle diyordu: “Lebbeyk, ben senin kulunum ve kulunun (iki kulunun) evladıyım!”[3]
İmam Sadık (a.s) haccın bazı kısımlarında ‘telbiye’ yerine geçen ‘İş’ar-ı Budn’[4] hakkında bir soru üzerine şöyle buyurur:
“… Sonra de ki: Bismillah, Allahım, her şey sendendir ve yine senin içindir. Allah’ım, ibadetimi kabul eyle…” Bu hadis-i şerif, şu ihram duası ile birlikte, daha önce de izah ettiğimiz üzere tevhidin hacda tecessüm bulduğuna delalet eder: “Allah’ım, benim senden dileğim, beni sana icabet edenlerden, vaadine iman edenlerden, emrine boyun eğenlerden kılmandır! Şüphesiz ben senin kulunum ve sana teslimim! Senin koruman dışında bir korunağım yoktur ve ben senin ita buyurduğundan başkasını alamam!”[5]
Demek ki hacda yegâne maksat, Allah’ın didarına nâil olmak ve ondan başka her şeyden teberri etmektir.
‘Telbiye’ ihlâslı bir şekilde Allah’a icabet etmektir. Dolayısıyla bu amel, bütün çirkinlikleri izale eder ve tüm habis ve asi şeytanları kovar. Bu anlamda İmam Sadık (a.s) Resulullah’ın (s.a.a) ‘telbiye’ getirdiği ‘Beyda’[6] mevkii ile ilgili şöyle buyurur:
“İşte burada tüm habislikler, Karun ve hazineleri nasıl yere gömülmüşse aynı şekilde gömülür!”
Nükte:
Meşhur Şair Ebu Nuvas, Hasan b. Hani Ahvazî, ‘telbiye’ ile ilgili şöyle der:
İlahım, ne adilsin sen!
Meliklerin melikisin
Lebbeyk, icabet ederim sana
Lebbeyk, hamd ancak sanadır
Mülk de senindir, yoktur şerikin
Senden dileyen kul, asla ümitsiz olmaz
Senden ne dilerse icabet edersin
Sen olmazsan ya Rab, o helak olur
Lebbeyk, hamd ancak sanadır
Mülk de senindir, yoktur şerikin
Gece karanlığa büründüğünde
Gezegenler feleklerde yüzerken
Kendilerine tayin olunan yörüngelerde
Her bir nebi her bir melek
Ve sana lebbeyk diyen herkes
Tespih de etse lebbeyk de dese hep sanadır
Ey günahkâr kul, niçin böyle gâfilsin
Acele et, koş eceline
Amelini hayırla sonlandır
Lebbeyk, hamd ancak sanadır
Mülk de senindir, yoktur şerikin
Hamd ve nimet ancak sana aittir.[7]
- - - - - - - - - - -
[1] Tehzibu’l Ahkâm, c.5, s.91-92; Vesailu’ş Şia, c.12, s.282-283
[2] Men La Yahduruhu’l Fakih, c.2, s. 234-235; Vesailu’ş Şia, c.12,s.375
[3] El Kâfi, c.4, s.214; Vesailu’ş Şia, c.12, s.386
[4] Hac üç kısımdır: Temettü, ifrad ve kıran. Umre-i müfrede, temettü umresi, temettü’ haccı ve ifrad haccının ihramı, ‘telbiye’ olmaksızın bağlanamaz. Ancak ‘kıran haccı’nda, hacı adayı ‘lebbeyk’ demekle ‘iş’ar’ ya da ‘taklîd’ arasında muhayyerdir. ‘İş’ar’ kurbanlık develere mahsustur. ‘Taklîd’ ise deve ve diğer kurbanlık hayvanlar arasında müşterektir. ‘İş’ar’, kurbanlık devenin hörgücünün sağ tarafında bir kesik oluşturmak ve akan kanı devenin devenin bedenine sürmektir. ‘Taklîd’ ise kurbanlık hayvanın boynuna bir ayakkabı asmaktır. Daha geniş açıklama için hac menasiki ile ilgili kitaplara bakılabilir.
[5] El Kâfi, c.4, s.331; Vesailu’ş Şia, c.12, s.340-341
[6] Beyda’ Şecere Mescidi yakınlarında bir mevkidir. (bkz. El Kâfi, c.4, s.245, 248, 296, 321 ve 333-334) bazı rivayetlere göre, âhir zamanda Mekke’ye doğru hareket eden küfür orduları burada yere gömüleceklerdir. (bkz. El İhtisas, s.255-256; Bihar, c. 52, s. 119, 186 ve 203-204)
[7] Mir’atu’l Harameyn, c.1, s.46; Ayrıca bkz. Taruh-u Medinet-i Dımeşk, c.13, s.454-455
[1] Bakara: 40
[2] Hadid: 4




