Münazara Sanatı
Münazara Sanatı
İçeriği Görüntüle
.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Evrensel ve Ölümsüz Din

İslam, Allah tarafından nâzil olunmuş yegâne cihanşümul din ve bütün insanî erdemleri içeren en eşsiz mekteptir. İslam, bütün bâtıl dinleri gölgede bırakan ve bütün hepsine gâlip gelen tek dindir. Dolayısıyla dünyanın her yerinde ve yeryüzünün bütün coğrafyalarında hayata aktarılabilir ve uygulanabilir bir içeriğe sahiptir. Binaenaleyh bu içerik, tarihin bütün evrelerinde faydalanılabilecek ve insanî yücelik doğrultusunda işlev görebilecek şekilde ortaya konulabilmelidir.

İslam’ın en yüce ve en önemli özelliği şu iki nitelikle açıklanabilir: Biri, kuşatıcılık; ikincisi, süreklilik. Bunun anlamı şudur: İslam, siyah, beyaz, sarı ve sair bütün insanları tek tek kuşatır. Zira bütün insanlar; dolayısıyla bütün kabile, millet ve ırklar bu dine göre bir tarağın dişleri misali eşittirler. Hepsi tek bir dinin kuşatıcılığı altında ve onun şemsiyesinin gölgesindedirler. İslam’a göre hiçbir kavim, görmezlikten gelinemez. Aynı şekilde geçmişten geleceğe; kıyamet gününe kadar bütün zamanları kuşatır.

İslam’ın cihanşümul niteliğinin hikmeti, öncelikle onun insan fıtratını olgunlaştırmak için nâzil oluşunda yatar. Zira insan fıtratı hiçbir coğrafyaya hiçbir tarihsel evre ve zaman sürecine özgü olmayıp her tür ırksal faktör ve coğrafi olgunun etkisinden tamamen uzaktır. İşte bu itibarla değişmez bir eğitimsel altyapı ve sarsılmaz bir öğretim ve irşat zeminine sahiptir. İkicisi, İslam’a göre insanın asıl öğretmeni, eğitmeni ve yetiştiricisi, Allah’tır. Ki O’nun her şeyi kuşatan ilim deryasına ne herhangi bir cehalet yol bulur ne de sonsuz huzur ve şuhûd dergâhına bir an olsun yanılgı ve unutkanlık arız olur. Dolayısıyla O’nun razı olduğu bir dinin, bütün insan topluluklarının hidayeti doğrultusunda sarsılmaz bir zemin ve zeval bulmaz bir yapı üzere inşa olunduğunu kabul etmek gerekir.

Buradan alınacak sonuç şudur: İnsan fıtratı ve beşerin özgün yaratılışı, hidayet kabiliyetine sahip ve her tür değişim ve dönüşümden beri olduğuna göre ve bütün insanların hidayet edicisi olarak âlemlerin rabbi ‘ilim’, ‘cehalet’, ‘şuhûd’, ‘yanılgı’, ‘hatırlama’, ‘unutma’ gibi her tür değişimden münezzeh olduğuna göre, O’nun insanların hidayeti için vazedeceği bütün kanunlar kaçınılmaz olarak her tür zeval ve zaaftan uzak olacak, bütün zamanlar boyunca ve bütün yeryüzü sathında geçerli ve ebedi kalacaktır.

“Allah katında din, şüphesiz İslam’dır…”[1] “Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah’ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur…”[2] “Allah Nuh’a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Sana vahyettik; İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya da buyurduk ki: «Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin.» Ortak koşanları çağırdığın şey onların gözünde büyümektedir…”[3]

Yani, insanların kurtarıcısı olan yegâne din, Allah tarafından nâzil kılınmış tek din, insanın değişmez fıtratı ile uyumlu gerçek din ve aynı şekilde bütün büyük peygamberlere (a.s) gönderilmiş olan ve onların insanları davet ettikleri biricik din, İslam’dır. Dolayısıyla peygamberler arasında hiçbir ihtilaf ve getirdikleri din hakkında hiçbir farklılık söz konusu değildir. Bütün ihtilaf ve ayrılıklar çıkarcı zalimler ve din taciri âlimler tarafından ortaya çıkarılmıştır. Ancak eğer semavî dinler arasında özellikle bazı ayrıntılarla ilgili bir farklılık gözleniyorsa bu, önceki dinlerin bâtıl olduğu ya da aslında fâsit olduklarını göstermez. Zira bütün o söz konusu ayrıntılar dahi hak ile mutabık, kendi yer ve zamanında gerekli ve kaçınılmaz bir rol oynamışlardır. Ancak bugün için bu zorunluluk kalktığından ve geçerlilik süresi dolduğundan dolayı yürürlükten kaldırılmışlardır. Yoksa ‘bir programın iptali ve aslında fâsit olduğunun beyanı’ anlamında ‘nesih’ semavâ ahkâm için asla söz konusu edilemez. Zira bütün bu programları tanzim eden bizzat Rabbimiz olup o ise, haktan gayri bir söz söylemez.

“Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola o eriştirir.”[4]

Başka bir açıklamayla; İslam bütün milletleri çatısı altında bulundurur. Bütün zamanlarda ve zamanın hem aktığı yatak hem de varoluş sebebi yani gökler ve yerler dürülüp ortadan kaldırılıncaya kadar[5] İslam süreklilik arz eder ve bâki kalır. Bu demektir ki zamanın ve gece ve gündüzlerin akışı onu eskitemez; onu işlevsiz kılamaz. Aksine günbegün daha bir canlılık ve zindelik katar. Dolayısıyla İslam açısından geçmişin, gelecekle hiçbir farkı yoktur. Zira İslam, ilahî bir olgudur; zamanı aşkın, hareket ötesi ve madde üstü. Bu itibarla asla zeval bulmaz; zaman var oldukça bâkidir, bâki kalacaktır. Tarih boyunca, yani insanoğlu yeryüzüne ayak bastığı andan itibaren hep var olagelmiştir. Zira evvela her insan ilahî bir dine sahip olmak zorundadır ve dahi ilahî din olarak İslam’dan gayri hiçbir din yoktur. Çünkü ‘din’ Allah nezdinde sadece ve sadece İslam’dır.

“Allah katında din, şüphesiz İslam’dır…”[6]

İslam dışında hiçbir din kabul görmez.

“Kim İslam’dan başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecek­tir...”[7]

Zira İslam, insanların özgün yaratılışlarının kaynağı ilahî fıtrat üzeredir ve Allah’ın yaratışı için bir değişim ve dönüşüm düşünülemez. İşte budur kıvama erişmiş en sabit en metin din:

“…Allah’ın fıtratı ki O, insanları bu fıtrat üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratması değiştirilemez. İşte yegâne sabit din budur…”[8]

İslam’ın cihanşümul ve ebedi niteliğinin başlıca şahidi Kur’an-ı Kerim’dir. Zira o, âlemlerde yaşayan herkes için bir uyarıcıdır:

“Ne mübarektir, Furkan’ı (Hakla bâtılı ayıran Kur’an’ı) âlemler için uyarıcı-korkutucu olsun diye kuluna parça parça indiren!”[9]

O, bütün âlemler için bir öğüt bir hatırlatmadır:

“O, âlemler için yalnızca bir öğüt ve hatırlatmadır.”[10]

O, apaçık bir dille Allah’tan gayri bir hidayet kaynağının olamayacağını bildirir:

“Hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.”[11]

Senin Rabbin sana hidayet kaynağı olarak yeter vurgusuyla birlikte yine şöyle buyurur:

“De ki: Allah’ın hidayeti, asıl hidayetin kendisidir.”[12]

Yukarıdaki her iki ilkeye, yani kuşatıcılık ve süreklilik ilkelerine Kur’an’ın nüzulünün başlangıcında ve ilk surelerde dahi açıktan vurguda bulunulmuştur. Şöyle buyurur:

“Oysa o (Kur’an), âlemler için ancak bir öğüt/bir hatırlatmadır”[13]

Bu ayet Peygamber’in dâvetinin bütün ‘âlemler’ için bir ‘zikir/öğüt/hatırlatma’ ve ‘hidayet’ kaynağı olduğunu izah etmektedir.

- - - - - - - - - - - - - - -


[1] Al-i İmran: 19

[2] Rum: 30

[3] Şura: 13

[4] Ahzab: 4

[5] Bkz. Enbiya: 104 ve Zümer: 67

[6] Al-i İmran: 19

[7] Al-i İmran: 85

[8] Rum: 30

[9] Furkan: 1

[10] Yusuf: 104; Sad: 87; Tekvir: 27

[11] Furkan: 31

[12] En’am: 71

[13] Kalem: 52