.
.

Kirli Pencereler

“Sular hep aktı geçti, Kurudu vakti geçti, Nice han nice sultan, Tahtı bıraktı geçti, Dünya bir penceredir, Her gelen baktı geçti” der Yunus Emre. Sanki hiç ölmeyecekmiş ve hiç sorgu suale tabi tutulmayacakmış gibi yaşar gider insanoğlu. Hep bir pencereden o da kendi penceresinden bakar olaylara insan denilen mahlûk. Oysa bize “oku!” denilirken eksik okumuşuz okunması gerekeni, “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” idi gelen emir. Kendi nefsinin penceresinden değil de İlahi pencereden bak, okuydu.

Pencere bir iken kendimize birçok pencere yaptık. Kimisi bencillik penceresi, kimisi kibir, kimisi zulüm kimisi din adı altında bağnazlık kimisi de iktidar penceresi.

O bir pencereden bakabilseydi insanoğlu; güzellikleri, doğruları ve yanlışları görecek, kötülükleri ayırt edebilecek ve ona göre safını tutacaktı.

Doğru bakabilmek tanımaktır aynı zamanda. Doğru bakabilse, nefsi değil de kalbi ve akli idrak edebilse o zaman penceresinin pisliklerinden arındığın farkına varır ve hakikate giden yolculuğunda düşmanın kınaması bile onun için zahmetten rahmete dönüşürdü.

Hz. Ali (as): “Bizi arayan bulur, bulan tanır, tanıyan sever, seven âşık olur; âşık olana biz de âşık oluruz”

Doğru bakmanın, doğru okumanın en güzel yanı da bakıp gördüğü şeyi tanımasıdır. Bu bakış bazen kendi içine bazen de içinde bulunduğu dışınadır. Ancak kusurlu olan bir bakış güzel bakamaz ve güzel göremez. Güzel olana baktığında da öz içinde var olan kusurlar, onun gördüğü güzeli kusurlarla ona sunar.

Bir hadiste okumuştum şöyle buyruluyordu:

“Cahil, kusurunu bilmez ve kendisine yapılan nasihati kabul etmez.”

Cahillik ve bağnazlığa değinmeyeceğim o apayrı bir konudur. Kalemi satanlar ve kalemşörler başlı başına yanlış yolun yolculuğunu hikâyesidir zira.

Üniversite öğretmeni anlatıyordu: Sınav kâğıtlarını inceleyip öğrencilerime not veriyordum. Not verirken bir kâğıda denk geldim ne ismi ne soy ismi vardı. Kendi kendime dedim ‘olsun nasıl olsa sık olan bir şey değil bu. Diğer öğrencilerin sınav kâğıtlarını inceleyip not verdikten sonra geride kalan öğrenciyi listeden bakar hemen bulurum.’ İsmi olmayan kâğıdı inceledim ve 100 üzerinden 80 verdim. Ama bu notu verirken kendi kendime de düşündüm. Kimse benden bu kadar yüksek not alamamıştı çünkü. Tekrar okudum ve 60 verdim. Bütün sınav kâğıtlarını değerlendirip bitirdim ama tüm öğrencilerim isimlerini yazmıştı. Bu sınav kâğıdı başka kimin olabilirdi ki?! Sonunda bu kâğıdın benim kendimin cevap cetveli olarak hazırladığım aklıma geldi…

Evet, genelde biz insanlar başkalarına karşı çok farklı pencerelerden bakabiliyoruz.. Eğer arada gerçek pencereden kendimize bakabilsek, kendimizi değerlendirebilsek o kadar da iyi olmadığımızın farkına varırız.