.
.

Bismih-i Teâlâ!

Ahmed Muhtâr

Sizler, “Kâlû Bela’daki” ahdine sadık kalanlarsınız..

Âlemlerin Rabbi şöyle beyan ediyor:

“Hani senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini (almış) ve onları kendi nefislerinin üzerine şahitler tuttu: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (demişti). Onlar: “Evet (Rabbimizsin), biz şahit olduk” demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: “Şüphesiz biz bundan habersizdik” dememeniz içindir.”[1]

Allah Teâlâ, Ruhlar âleminden ilk olarak dünyaya ayak basan, şimdi dünyada yaşayan ve gelecekte de dünyaya intikal edecek olan bütün insanlardan bu ahdi aldı.

Daha sonra bütün insanlara şunu da beyan etti:

“Biz dedik ki: “Hepiniz oradan inin. O zaman benden size mutlaka bir hadi/yol gösterici gelecektir; kim benim hadime/hidayetime tâbî olursa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.”[2]

Allah Teâlâ, ardı ardına kendi uyarıcı rehberlerini ve onlarla beraber vahyini de gönderdi. Beyan etti ki:

“Dinde icbar/zorlama yoktur. Şüphesiz, rüşd/hidayet yolu gayy yolundan/sapıklık yolundan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu inkâr eder Allah’a iman ederse, o sağlam/kopmaz bir kulpa tutunmuştur; onun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.”[3]

Âlemlerin Rabbi, her insanı hür bir irade, donanımlı bir akıl, derin bir tefekkür ve düşünce ile bu imtihan dünyasına gönderir, ancak önüne iki seçenek koyar. Bu seçenekleri şöyle beyan ediyor:

“Biz ona hidayet yolunu gösterdik; (artık o,) ya şükreden olur ya da küfreden/inkâr eden.”[4]

Ey ezeli akdine sadık olan Şia, senin adını, kimliğini Allah verdi. Tıpkı “ey iman edenler!”[5], “ey müminler!”[6] ve ey “Hizbullah”[7] Senin dinin bu İslâm[8] olarak beyan ettiği gibi…

Şüphesiz ki, onlar kendi dinlerini parça parça edip kendileri de şialara/grup grup olanlar (var ya), sen hiçbir şeyde onlardan değilsin…”[9]

Sen, dinini parça parça eden şialardan değilsin; çünkü:

Sizin veliniz ancak Allah, O’nun Rasûlü ve namaz kılıp rükû halinde zekât (sadaka) veren müminlerdir.”[10]

“Yemin olsun, senden önce, evvelki şialara/topluluklara da (rasûlleri) Biz gönderdik.”[11]

“Âlemler içinde selâm olsun Nuh’a.”[12]

“Şüphesiz İbrahim de onun şiasındandı/onun dininden, onun yolu üzerindeydi.”[13]

Ayette de görüldüğü gibi, İbrahim (a.s.) Nûh’un (a.s.) şiasındandı; onun dini üzereydi, onun taraftarıydı. Her nebi, rasûl, onların varisleri ve onlara tâbî olan halkların tamamı, Allah’ın isimlendirdiği şiadandırlar.

İlâhî ve nebevî dini inhiraf edenler; dinde ihtilâf çıkaranlar, dini parçalayan, mezhep adı altında gruplaşanlar, dinin bir kenarından tutan tarikatlar, Yahudilik, Hristiyanlık adı altında fırkalara ayrılan ve diğerlerinin tamamı kendi içinde birer şia gruplardır. Ancak bunların tamamı, Allah’ın isimlendirdiği İbrahim ve Nûh’un şiasından ya da Hizbullah’tan ayrılmış tağutun şialarıdırlar.

Kur’an-ı Kerîm’den ve Rasulûllah’ın siyerinden haberdar olan her vicdanlı ve hain olmayan âlim, şiaların kim olduğunu çok iyi bilirler. Ancak tağutun sofrasından nemalanan her belam ise, tağut ve şiasının hak üzere olduğunu savunur; halk da böyle bilir. Hâlbuki âlemlerin Rabbi olan Allah şöyle beyan ediyor:

Onlar ki dinlerini fırkalara ayırmış ve kendileri de şia oldular/parça parça olmuşlardır ki her hizip/her grup kendilerinde olan şey ile sevinip ferahlamaktadır.”[14]

İran, Irak, Yemen, Lübnan, Filistin, yeryüzünde basireti açık olan/görebilenler ve gerçek mustazaf olanların tümü Âdem’in, Nuh’un, İbrahim’in, Musa’nın, İsa’nın, Muhammed’in, Ali’nin, Fatıma’nın, Hüseyin’in; diğer imamların, Humeyni’nin şialarıdır. Henüz hüccet tamamlamamış Batılı aktivistler; onları gönülde destekleyen; zalime ve zulme karşı kıyam edenlerin hepsi Allah’ın şialarıdırlar.

Suskunlar, münafıklar, Büyük Şeytan ABD, İblis İngiltere, her ikisinin beyni olan ırkçı Siyonist tağutlar ve işbirlikçiler ise, birbirinden türeyen şialar/hizb-i şeytanlardır. Yeryüzünü fesada veren Allah, vahyi, enbiya düşmanları bunlardır. Onları iyice tanımak, bu zalimlere karşı kıyam etmek, şialar üzerine düşen ilahi bir farzdır! Bu kıyam, İlâhî ve nebevî dinin gerçek birleştirici varisleri olan Ehlibeyt mektebidir. Bu vahdet, Humeyni gibi birleştirici bir rehberin rehberliğinde, yeryüzünde adaleti şiar edinen Hristiyan ve diğer basireti açık insanlar tarafından gerçekleştirilecektir. Kendi içinde kavgalı olan ve adı Sünni bir coğrafyanın insanıyla değil. Gazze, bunun en güzel örneğidir. Âlemlerin Rabbi olan Allah, açık bir şekilde insanlığa şu müjdeyle şöyle beyan ediyor:

“Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkâr edenlerin velileri ise tağuttur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda ebedi kalacaklardır.”[15]

Yaratmada, genelde Allah Teâlâ, her insanın velisidir. Velev ki kâfirler kabul etmeseler de. Özelde ise, Allah, sadece müminlerin velisidir. Bu sebeple Allah, Âdem’in, Nuh’un, İbrahim’in, Musa’nın, İsa’nın, en son Nebi Ahmed’in (s.a.a.), Ali’nin, Fatıma’nın, Hüseyin’in bütün Ehl-i Beyti’nin; diğer enbiyanın, rasullerin, onların varislerinin ve onlara hakkıyla tâbî olan şiilerin velisidir; onları karanlıklardan nura/aydınlığa çıkarır. Bu imtihan dünyasında ise tağutlar, yani vahyi tahrif edenler, insanları grup grup ayıranlar, topluluklar arasında ihtilâf çıkaran zalimler ise, kendi şialarının/taraftarlarının velisidirler. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar.

O halde Humeyni’nin rehberliğinde gerek İran’da, gerekse onun vesilesiyle dünyanın her tarafında başlayan aydınlanma kıyamıyla derin uykularından uyanan insanların İlâhî ve nebevî emanetin ağır yükünü omuzlarında taşıyorlar. Bu aydınlanma döneminde farklı coğrafyalarda yaşayan fedakâr kahraman şialar olarak, Ehl-i Beyt Mektebi’nin “Bu İslâm”ını öğrenerek ve yaşayarak; kendi tağutlarına ve evrensel istikbara karşı kıyam etmekle mükellefler. Aydınlık günler pek yakındır. Mutlaka Salihler yeryüzünün varisleri olacak ve mazlumlar rahat bir nefes alarak, arz adaletle yönetilecektir. İlâhî irade budur! Bu inkılap, insanlığın rüştüne erme inkılabıdır![16]

İran’ın kör münafıkları, şeytanın şu sözlerinden ibret almalarını tavsiye ediyorum: Çünkü sizi aldatan üç şey var: Nefs-i emmareniz, dünyaya olan meyliniz ve şeytanın yeryüzündeki temsilcilerinden, Büyük Şeytan ABD, AB, ve Siyonistler!

Kur’an’da Emniyet ve Güvenlik (II)
Kur’an’da Emniyet ve Güvenlik (II)
İçeriği Görüntüle

“Emir yerine getirilice/iş hükme bağlanıp bitince, şeytan der ki: “Şüphesiz, Allah, size gerçek vaadini vaadetti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, sadece sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtaracak değilim, siz de beni kurtaracak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni (Allah’a) ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azab vardır.”[17]

Ve siz, ey fedakâr İran Milleti!

“Kim Allah’a ve Rasûl’e itaat ederse, İşte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği nebiler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne güzel arkadaştır onlar!”[18]

“Kim Rasûl’e itaat ederse, şüphesiz Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse. Biz seni onların üzerine muhafız kılmadık.”[19]

“Tağut’a kulluk etmekten kaçının ve Allah’a içten yönelenler ise; onlar için bir müjde vardır, öyleyse kullarıma müjde ver.”[20]

Sizler Allah’a, Rasûl’e ve Ulu’l Emr Ali’ye (a.s.)[21], diğer imamlara ve Bakiyettullah’a (a.f) iman etmiş, Nebi (s.a.a) sonrası binlerce şehidin neslindesiniz. Korkmayanların zürriyetinden gelen İran Milletindesiniz. Zalimlerin yaygaralarından korkmayan ve hürriyet için pak kan verenlerin varislerisiniz. Velâyet-i Fakih makamı etrafında kilitlenerek, İlâhî Vahdet ve adalet bayrağını asıl sahibine teslim edecek olanlar, sizlersiniz. Ne mutlu, ilâhî davet için her şeyini Allah’a rehin verenlere!

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Nebi Ahmed’in (s.a.a.) mübarek Bi’set’ine sevinenlerine tebriklerimi arz ediyorum.

16 Ocak 2026/ANKARA

- - - - - - - - - - - - - - -


[1] (A’râf 7: 172)

[2] (Bakara 2: 38)

[3] (Bakara 2: 256)

[4] (İnsan 76: 3)

[5] (Bakara 2: 104)

[6] (Nur 24: 31)

[7] (Mâide 5: 56)

[8] (Mâide 5: 3)

[9] (En’âm 6: 159, Rûm 30: 32)

[10] (Mâide 5: 55)

[11] (Hicr 15: 10)

[12] (Sâffât 37: 79)

[13] (Sâffât 37: 83)

[14] (Rûm 30: 32)

[15] (Bakara 2: 257)

[16] (Enbiya 21: 105)

[17] (İbrâhîm 14: 22)

[18] (Nisâ 4: 69)

[19] (Nisâ 4: 80)

[20] (Zumer 39: 17)

[21] (Nisâ 4: 83)