.
.
Songül Can Ülbeği
İnsan, bir insanın varlığıyla kendi kalbinin sesini yeniden duyabilir miydi?
İnsan, bir insanın varlığıyla kendi kalbinin sesini yeniden duyabilir miydi?
Kimya Hatun, Şems’i gördüğü vakit içindeki bütün kuşların aynı anda kanatlanıyormuş gibi oluşunu nasıl açıklayabilirdi? İnsan bazen birine bakınca neden sebepsiz yere içini toparlamak isterdi?
Şems’in sesi nasıldı acaba… Bir nehir gibi mi akıyordu, yoksa gece vakti uzaktan gelen bir ney sesi gibi mi dokunuyordu insanın içine? Neden onun konuştuğu yerde zaman biraz yavaşlıyor gibiydi? Neden insanlar onu dinlerken yalnız kulaklarıyla değil, yaralarıyla da dinliyordu?
Nasıl bir dilnişin sesti bu? İnsan işittikçe yalnız kulağıyla değil, kalbinin en tenha yeriyle dinliyordu onu.
Ama ne gariptir… Bu çözülüş yalnızca hüzün getirmiyordu. İnce, utangaç bir sevinç de bırakıyordu insanın içine. Uzun zamandır unutulmuş bir çocukluk gibi… Sabah erken saatlerde açan bir gül gibi… Kimsenin bilmediği bir iç tebessümü gibi…
Şems kimdi ki, bir bakışıyla insanın içindeki yıllanmış hüznü inceltebiliyordu? Kimdi ki, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî gibi koskoca bir gönlü bile yeniden çiçeklendirebiliyordu? Nasıl bir sır taşıyordu ki kalbinde, yanında duran herkes kendi içine daha derin bakmaya başlıyordu?
Belki de çaydan yükselen buhar, taş avludan geçen serinlik, akşamüstü kandillerinin mahzun ışığı… onun yanında başka bir dile dönüşüyordu. Her şey daha şiirli, daha açık, daha görünür oluyordu.
Belki onların hikâyesi tam da bu yüzden bu kadar derindi. Birbirine kavuşmaktan çok, birbirinin ruhunda iz bırakmanın hikâyesiydi bu.
Şems biraz ateşti. Kimya biraz bahar. Ve ateş bazen baharı yakmaz; onu daha görünür kılar.
Şems kimdi ki, bir insanın içine aynı anda hem kıyamet hem bahar indirebiliyordu?
Ve Kimya Hatun… Ah Kimya… Sen kimdin ki, böylesine yakıcı bir hakikatin gölgesinde bile kalbin çiçek açabiliyordu?
Bu muhabbete insan hem yanıyor hem diriliyordu; hem eksiliyor hem çoğalıyordu.
Kim bilir... Çünkü insan bazen birinin varlığıyla bütün âlemi yeniden görmeye başlar. Şems kimdi gerçekten… Neden bir tek bakışı insanın ömrüne dönüşebiliyordu? Neden onun sesi sustuktan sonra bile insanın içinde yankılanmaya devam ediyordu? O ses ki, gecenin en tenha saatlerinde bile insanın içine umut bırakan bir dilnişinlikti.
Ve belki de bütün mesele buydu…
Kim bilir… Belki Kimya’nın içinde kanatlanan o kuşlar da Şems’e değil; ilk kez gerçekten hissedebildiği kendine uçuyordu. Sîmurg misali..
* * *
Bu metne sesiyle yoldaşlık eden "Arman Garshasbi - Benshin Tamashayat konam" ezgisine minnetle…




