.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Şu hususa dikkat edilmelidir ki, takva türünden olan melekeler, zihinsel kurgular veya ilineksel nitelikler cinsinden değildirler. Bu hususun kanıtı, Allah Teâlâ’nın bazı müminler hakkındaki şu buyruğudur:

“Onların kendileri derece derecedirler.”[1]

Bu tabir Allah Teâlâ’nın şu buyruğuna göre daha dakiktir:

“Onların dereceleri vardır.”[2]

Zira birinci cümle, takva ehli içerisindeki seçkinlerle alakalıyken ikinci cümle orta düzeydeki takva sahipleri hakkındadır.

Bir diğer kanıt, ‘mukarreb’ sıfatına sahip bir insanın zatının ‘ferahlık’ canının ‘ıtırlı bir gül bahçesi’ ve kalbinin ‘bir nimetler cenneti’ olduğunu bildiren ayettir:

“Yakın kılınan (mukarreb olanlardan)kimse ise, işte odur esenlik, ıtırlı çiçekler ve bol nimetli cennet!”[3]

Allah Teâlâ’nın bu beyanı “Altından nehirler akan cennetler”[4] tabirine göre daha latif ve zariftir. Zira birinci zümre, ihlâslı kılınmış nadir insanlar iken ikinci zümre, orta düzeydeki ihlâs ehlidir.

Bu konu, diğer bazı ayetlerde de göze çarpmaktadır. Örneğin:

“Rabbine dönüver, sen razı, O da senden razı olarak. Artık kullarımın arasına gir. Gir, cennetime.”[5]

Diğer yandan “Oraya güven içinde, esenlikle girin!”[6] Ayetine rastlarız ki birinci ayet ikinciye göre çok daha latif ve zarif anlamlar içermektedir. Aynı şekilde “Allah elbette daha hayırlı ve O, daha daim ve bakidir”[7] ayeti ile “Allah’ın indinde olan daha hayırlı ve bakidir”[8] ayeti arasında da bu tarz bir münasebet vardır.[9]

Elbette bu terakki, tam anlamıyla soyutluk ve tenezzüh makamına erişme ve mukarreb meleklerle aynı mahiyete bürünme anlamında değildir. Zira insan tenezzüh ve teşebbüh vasıflarını bir arada bulunduran bir varoluşa sahiptir. Bu özelliğiyle, aynı anda şu ayetlerin kâmil bir mazharı olabilir:

“Takva sahipleri cennetlerde ve ırmaklardadırlar. Güç sahibi hükümdar ve Yüce Allah’ın huzurunda hak meclisindedirler.”[10]

Dolayısıyla, insanlardan çok az bir kesim, iki cennete sahiptirler: Biri “Cennetime gir” hitabına konu olan ‘Cennet-i Lika’, diğeri “altından ırmaklar akan cennetler” ayetinde sözü edilen cennet. Cennet, “Güçlü bir hükümdarın nezdinde” olan cennetlerden ibaret değildir. Zira Yüce Allah sarih bir dille şöyle buyurur:

“Takva sahipleri cennetlerde ve ırmaklardadırlar.”

Evet, orta düzeydeki müminler için yalnızca bir cennet vardır: Altından ırmaklar akan cennetler; ama ‘Cennet-i Lika’ onlar için değildir.

Cennet mertebeleri, Kur’an’daki ayetler adedincedir.[11] Her bir cennet arasında da nice mesafeler vardır.[12] Dolayısıyla ‘yüce bir ahlak’ ile donanmak isteyen herkes, ‘yüce bir ahlakın’ mücessem timsali olana; yani Resulullah’a (s.a.a) tabi olup onun izini sürmelidir. O, “Rabbim benim ilmimi ziyade eyle”[13] diye buyurmuşsa eğer, onu hakkıyla takip etmek isteyenlerde “Rabbim benim ilmimi ziyade eyle!” diye yakarmalıdırlar. Durmadan duraksamadan ilerlemeli hiçbir menzil ile yetinmemelidirler. “Oku, yüksel”[14] düsturu mucibince her daim hareket halinde olmalı, bütün engelleri aşmalı ve sadece dümdüz zeminde yürümekle kalmamalıdırlar. “Beni yâd edin; ben de sizi yâd edeyim”[15] hitabına muhatap olduğuna göre “Benim size bahşettiğim nimetimi yâd edin” düsturuna imtisal etmekle yetinmemelidirler. Gözlerinin önünde “Bu, Allah’ın has kullarının içip, istedikleri yere akıttıkları bir kaynaktır”[16] ayeti celilesi dururken sadece “İyi insanlar ise, kâfur suyu ile hazırlanmış içecek kâselerini yudumlarlar”[17] vaadine göz dikmemelidirler. Zira Allah’ın has kullarının içtikleri pınar, saf ve halis iken ‘ebrar’ (iyi insanların) içtikleri pınarlar o halis çeşmelerden taşan feyzin bir miktarına başka şeyler karışmış pınarlardır. O has pınarların kendisi değil! Demek ki ‘ebrar’ için ‘şarab-ı memzuc’ (içinde katkı bulunan içecekler) vaat edilmişken, ‘mukarreb’ kullar için ‘şarab-ı halis’ vaat edilmiştir. Bu nükteyi diğer bazı ayetlerden de anlamak mümkündür:

“Onlara karışımında zencefil bulunan kadehler ikram edilir. Bu içecekler, adı Selsebil olan pınardandır.”[18] Ve “Kendilerine rahik-i mahtum (ağzı mühürlü) saf şaraplardan ikram edilir. Hitamı misktir, içildiğinde sonu mis gibi kokar. İşte yarışacaklarsa insanlar, bu cennet devletine konmak için yarışsınlar! Karışımı tesnîmdendir. Bir çeşme ki mukarreb olanlar ondan içerler.”[19]

Bu ayetler, ‘ebrar’a ‘tesnim’in kendisi değil onunla karıştırılmış bir içecek ikram edileceğine işaret buyurmaktadır. Zira ‘şarab-ı halis’ yani ‘tesnim’ mukarreb kulların nasibidir. Mukarreb bir kul, ebrara göre bir üst mertebededirler ve hatta onların ‘kitaplarını’ (amel defterlerini) görür ve şahitlik ederler. Aynı şekilde Resulullah’ın (s.a.a) izinden yürüyen bir insan, “Rableri, onlara tertemiz kılınmış bir şarap ikram etti”[20] ayetini gördüğünde, ‘ebrar’ bir yana, artık ‘mukarreb kulların’ yetindikleri mertebe ile dahi yetinmemelidirler. Kur’an-ı Kerim’de sadece bir kez ifade olunan, bir benzeri daha bulunmayan ve Allah’ın ihlâs ehli kullarına lütfunun bir izahı niteliğindeki bu ayetle ilgili birkaç nükteye değinmeye çalışacağız:

1. Allah’ın saki (ikramda bulunan) konumunda olduğunu gösteren tek yer, bu ayettir: “Rableri onlara ikram eder!” Oysa diğer ayetlerde “İkram olunurlar” tabiri kullanılır.

2. Söz konusu içecek için ayette bir kadeh, piyale ya da herhangi bir kaptan söz edilmemiştir. Zira hiçbir kap onu içine sığdıramaz. Zira sakisinin Allah olduğu bir içecek için hiçbir sınır, miktar ve ölçü öngörülemez. Fakat diğer ayetlerde sözü edilen içecekler için aynı zamanda bir kaptan da bahsedilmiştir.

3. Bu içecek için, bir pınar ya da kaynak gösterilmemiştir. Fakat ebrar ve mukarreb kullar için vaat edilen diğer içecekler için bir pınar ve kaynaktan söz edilmiştir.

4. Bu içecek, diğer içeceklere isnat edilmeyen bir vasıfla nitelendirilmiştir; ‘tahur’ (tertemiz) sıfatı. Kendisi de bizzat bu içeceğin lezzetini tatmış olan İmam Sadık (a.s) bu tabirin tefsirinde şöyle buyurur:

“Yani bu içecek onları, Allah’ın dışındaki her şeyden arındırır!”[21]

- - - - - - - - - - - - - - - -


[1] Al-i İmran: 163

[2] Enfal: 4

[3] Vakıa: 88-89

[4] Bakara: 25

[5] Fecr: 29-30

[6] Hicr: 46

[7] Taha: 73

[8] Kasas: 60

[9] El Futuhatu’l Mekkiyye, c.10, s.194

[10] Kamer: 54-55

[11] El Kâfi, c.2, s. 606, 10. Hadis

[12] Vesail, c.6, s.460-461; c. 8, s. 288; Bihar, c. 8, s. 89 ve 170-179

[13] Taha: 114

Şems’in Kimyagerliği
Şems’in Kimyagerliği
İçeriği Görüntüle

[14] El Kâfi, c.2, s. 606

[15] Bakara: 152

[16] İnsan: 6

[17] İnsan: 5

[18] İnsan: 17-18

[19] Mutaffifin: 25-28

[20] İnsan: 21

[21] Mecma’ul Beyan, c.9-10, s.623