.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Kurban Kesmek ve Esrarı İle İlgili Nükteler

1. Kurban kesmenin hikmeti, kurban kesen şahıs ve sahip olduğu takvanın Allah’a yakınlaşması ve ona doğru yücelmesidir.

“Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır.”[1]

Demek ki kurban, sadece takva ile kesildiği zaman ve bu amelin ruhu takva olduğu vakit makbul olur. Zira “Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder”[2] ayet-i şerifesi mucibince, hiçbir amel, takva olmaksızın kabul olunmaz. Ancak, sadece bir hususta takvaya riayet edip de diğer amellerde bunu gözetmeyen bir insanın o mahsus ameli kabul görse de hakkıyla ve müstahakkıyla Hakk’ın dergâhına yükselmez. Zira Yüce Allah, hayatının bütün boyutlarında; hem o mahsus amelde hem de bütün diğer işlerinde takvayı gözeten kimselerin amellerini hakkıyla kabul eder.

“Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulme sapan bir topluluğa hidayet vermez.”[3]

Allah’a ulaşan yegâne şey, amellerin iç yüzü ve ruhudur. Kurban kesmenin de bir hakikati vardır: Takva. Bir kurbanın Hakk’ın dergâhına varması, takva vesilesiyledir; kurbanlığın eti ve kanı ile değil. “O’na sadece sizin takvanız ulaşır.” Aynı şekilde hac menasikinin hiçbiri, özü ve ruhu yani haccın sahip olduğu sırlar olmaksızın Allah’ın katına yükselemez.

2. Allah’a yakınlaşmak kastıyla yapılan her amel, aslında kurbanlıktır. Bir hadiste varit olduğu üzere ‘zekât ve namaz, Müslümanların kurbanlıklarıdır: “Zekât, namazla birlikte her bir Müslüman için kurbanlık kılınmıştır.”[4] Bu demektir ki, Allah’a yakınlaşma kastı taşıyan her amel, kurbanlıktır. Zira Rabbimiz ilk evvela sadece takva ile yapılan bir ameli kabul eder:

“Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder”[5]

İkinci olarak, her amelin taşıdığı takva, sadece Allah’a doğru yücelmekle kalmaz, onun kendisine nâil olur: “O’na sadece sizin takvanız ulaşır.” Üçüncüsü, takva, bu sıfatı taşıyan bir insanın canı ve ruhundan ayrı olmayıp, takva sahiplerinin ruhanî bir melekesidir. Dolayısıyla, eğer takva Allah’a nâil olacak olursa, sülûk ehli olan insan da ölmeden önce ‘ilâhî lika’ya nâil olur.

3. Kurban kesmenin sırrı, İmam Seccad’ın (a.s) nûrânî beyanı mucibince şudur ki: Kurban kesmek isteyen bir hacı, takvanın hakikatine sığınarak, bu ameliyle hırs ve aç gözlülük şeytanını boğazlamalıdır.[6] Dolayısıyla, bir koyun, sığır yahut deveyi kesip kurban kesmenin sırrına vakıf olmaksızın onu bir kenara atmakla haccın vesilesi olduğu terakki elde edilemez. Bu itibarla makulün mahsusa teşbihi babından, bu ameli yerine getirirken, derûnî şeytanı öldürmek kast edilmelidir.

4. Rivayetlere göre ‘kurban kesmek’ çok önemli bir konuma sahiptir. Örneğin İmam Bakır (a.s) şöyle buyurur:

“Yüce Allah yemek ikramı ve kurban kesmeyi sever.”[7]

Bu amelin bir hikmeti de yoksullar ve açların kurban etlerinden faydalanmaları da olabilir. Elbette “Allah’ın ayetlerini esir almış olanlar”[8] tarih boyunca ne kendileri bu ilâhî geleneği yaşatmış ne de başkalarının, gerektiği veçhiyle ve doğru bir şekilde bu amelin faydalarının umumileşmesine müsaade etmişlerdir.

Kurban Kesme’nin önemini açık bir ifadeyle beyan eden bir hadis-i şerifte İmam Sadık (a.s) şöyle buyurur:

“Resul-i Ekrem (s.a.a) Veda Haccı’nda beraberinde yüz deve götürmüştü. Bu develerin 30 adedini Emirülmüminin Ali’ye (a.s) bağışladı. O da bu develeri kurban kesti. Resul-i Ekrem (s.a.a) de geri kalanları kurban etti.”[9]

Başka bir rivayette ise o yıl Resulullah’ın (s.a.a) Medine’den 66 baş deve ve o sıralar Yemen’e gönderilmiş olan Ali (a.s) da Yemen’den 34 baş deve getirdiği nakledilir.[10]

5. “Gelsinler de çeşitli yararlarını gözleri ile görsünler ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları belirli günlerde kurban ederken O’nun adını ansınlar…” ayeti celilesi, İslam ümmetinin maddî çıkarlarını ve manevî nasiplerini kapsamakla birlikte, Allah’ın adının anılmasını nihâî gaye olarak yâd etmektedir. Bununla ‘kurban kesmekten’ muradın, ‘Allah’ı zikretmek’ olduğu ve sırf hayvan boğazlamak olmadığı anlatılmak istenmiştir. Ayette ‘kurban kessinler’ yerine ‘Allah’ı ansınlar ve onlara bahşettiği bu helal nimetlerin kadrini bilsinler’ anlamında bir ifade tercih edilmiştir. Bu itibarla, kurban kesme esnasında ilkin Allah’ın adı anılmalı ve insanoğlu ömrü boyunca kendisine nimet olarak sunulan bu hayvanları hep Allah’ın adını hatırlatan nimetler olarak görmelidir.

6. Şehitlerin Efendisi İmam Hüseyin (a.s) hicrî 60 yılında temettu haccına niyet etmedi ve Mina’ya gitmedi. Ancak buna mukabil Allah’ın dergâhına, paha biçilmez kurbanlar sundu. Tüm her şeyiyle birlikte o mübarek varlığını da feda etti. Tek gayesi Mekke ve Mina’nın baki kalmasıydı. Bu yüzden, İmam Seccad (a.s) Şam’da kendisini ‘Mekke ve Mina’nın oğlu’ diye tanıttı:

“Ben Mekke ve Mina’nın oğluyum! Ben Merve ve Safa’nın oğluyum!”[11]

Dolayısıyla, kendi canını Hakk uğruna feda eden bir insan, aynı zamanda Mina’nın, Arafat’ın ve… Mirasçısı olur. Zira hem yeryüzü Allah’ındır ve onu istediğine miras olarak verebilir ki “şüphesiz yeryüzü Allah’ındır ve istediğine miras olarak verebilir…”[12] Hem de kemal yurdu ona aittir ve istediğine bahşedebilir. Bu itibarla bütün şehitler ve İmam’ın yolunda yürüyen herkes, aynı zamanda Arafat, Meş’ar ve Mina’nın varisleridir. Zira bu yolda canını ortaya koymak ve evlatlarını kurban vermek, insanı Mina’daki sırların mirasçısı kılar; sırf fiziksel anlamda orada bulunmak ve koyun ve benzeri hayvanları kurban kesmek değil!

Takva Ehli Bir Hacının Allah’ın Dergâhına Nâil Olması
Takva Ehli Bir Hacının Allah’ın Dergâhına Nâil Olması
İçeriği Görüntüle

- - - - - - - - - - - - - - - - - -


[1] Hac: 37

[2] Maide: 27

[3] Tevbe: 109

[4] Nehcu’l Belağa, 199. Hutbe

[5] Maide: 27

[6] Bkz. Elinizdeki kitap, ‘Şiblî Hadisi’

[7] El Kâfi, c.4, s.51; Vesail, c.24, s.92; İmam Sadık’tan (a.s) aynı anlamda rivayetler vardır.

[8] Nehcu’l Belağa, 53. Mektup

[9] Vesail, c. 11, s.222-223, 231 ve 236

[10] Age. s.213-215 ve 235-236

[11] Bkz. El İhticac, s.310- 311, Bihar, c.45, s. 161. Birinci Bölüm, Beşinci Derste “Hac Ve Velayet Arasındaki Bağ” başlığı altında yukarıdaki hadisle alakalı nispeten geniş bir açıklamaya yer vermiştik.

[12] A’raf: 128