.
.
Ehlader Araştırma Bölümü
Tekrar Parlama
(Onuncu ve On Birinci Asır)
Bu dönemdeki fakihlerin fıkhî hadisleri izahta gösterdikleri derinlikli faaliyetlere ve fıkhî kitaplarında ve ilmî risalelelerindeki âlimane analizlerine ilaveten, içlerinden bazıları hadisleri bağımsız olarak tefsir ve tenkid etmiş veya çatışan hadisleri uzlaştırmıştır. Bunların arasında Şehid-i Sâni’nin ve Avâli’l-Leâli sahibi İbn Ebi Cumhur İhsâî’nin gayretleri sayılabilir. İbn Ebi Cumhur, kendi kitabına ayrıntılı bir haşiye yazdı, Usülü’l-Kafi ve Men La Yahduruhu’l-Fakih’e talikler düştü.[1]
Şehid-i Sâni de (vefatı hicri kameri 965) hicri onuncu asrın büyük fakih ve muhaddislerindendir. Dirayetu’l-hadis alanında bağımsız bir kitap yazdı. Dirayet ıstılahlarının şerhinde fıkhu’l-hadisin konularını ve kısa da olsa onunla ilgili mevzuları ortaya koydu.[2] Şehid’in, Allah Rasulü’nden rivayet edilmiş “el-dünya mezraatu’l-âhire” hadisinin şerhine dair bağımsız bir risalesi de vardır.
Şehid-i Sâni’nin oğlu Şeyh Cemaluddin Hasan da fıkıh usülü ilmine dair Mealimu’d-Din ve Melazu’l-Müctehidin’i yazmakla, aslında fıkhu’l-hadisle yakın irtibatı bulunan bu mevzuyu derinleştirmiş ve genişletmiş oldu. Daha sonra Munteka’l-Ciman fi’l-Ehadisi’s-Sıhah ve’l-Hisan’ı yazarak fıkhu’l-hadis ve nakdu’l-hadis alanındaki derinlikli bahisleri gösterdi.
Bu kitapta sened değerlendirme kriteriyle Kütübü Erbaa arasından makbul hadisleri seçmeye girişti, Ahmed b. Tavus ve Allame Hılli’nin hadisi dörde ayıran (sahih, hasen, mevsuk, zayıf) teorisini pratiğe uygulayarak Hılli’nin fıkıh-hadis okulunu güçlendirmeye çaba gösterdi. Kendi ifadesiyle, herkesten hadis kabul etme ve haber almada hoşgörüyü önledi. Ama bu yöntem onun hadisin metnine derinlemesine odaklanmasına engel olmadı. Hadis tefsirleri ve tevilleri, çatışan haberleri uzlaştırma metodları fıkıh ve hadisteki gibi ilgi görmektedir.[3]
Yine Şeyh Behâî’nin (hicri kameri 953-1030) erbain hadis şerhi üzerine çabalarını, Şerhu’s-Sahifeti’s-Seccadiyye’sini[4] ve Meşrıku’ş-Şemsin kitabını, ama bunun yanısıra büyük şahsiyet olan babası İzzeddin Hüseyin b. Abdussamed Âmuli’nin[5] el-Sahifetu’s-Seccadiyye’ye taliklerini gözden uzak tutmamak gerekir.
Bu faaliyetlerin yanısıra el-Kafi’nin tamamına veya bir kısmına yazılmış şerh ve haşiyelerin adı da zikredilebilir.[6] Bunların arasında Mealim sahibinin iki oğluna, yani Şeyh Muhammed (vefatı hicri kameri 1030) ve Şeyh Ali (vefatı 11. asır) nispet edilmiş Usülü’l-Kafi’yi iki şerh, meşhur Âlâu’r-Rahman tefsirinin sahibi Şeyh Muhammed Cevad Belâğî’nin büyük dedesi Şeyh Muhammed Ali b. Muhammed Belâğî’nin (vefatı hicri kameri 1000) Usülü’l-Kafi’ye şerhi, Molla Refiuddin Muhammed b. Mümin Gilanî’nin (Şeyh Behai’nin talebelerinden) tamamlanmamış şerhi, Fevaidu’l-Medeniyye’nin sahibi Muhammed Emin Esterâbâdi’nin (vefatı hicri kameri 1036) haşiyesi, Mir Damad’ın (vefatı hicri kameri 1041) Usülü’l-Kafi’ye talikası vardır. Bunların hiçbiri tamamlanmış değildir ve bazılarının nüshası da elimize ulaşmamıştır.[7] Mir Damad’ın hadis ilimleri alanında el-Revaşihu’s-Semaviyye adında bağımsız bir kitabı da vardır. Bu kitapta, hassaten ikinci (s. 43) ve yirmi beşinci (s. 83) reşhada, rical konularının yanısıra bazen kelimeleri şerh ve fıkhu’l-hadis mevzularına da girmiştir.
İlaveten, Molla Sadra adıyla meşhur Muhammed Sadruddin Şirazi’nin (vefatı hicri kameri 1050) Şerhu Usüli’l-Kafi[8] adındaki şerhine ve yine Molla Halil Kazvini’nin (vefatı hicri kameri 1001-1089) el-Kafi’ye Farsça ve Arapça iki şerhi olan el-Sâfi ve el-Şafi’ye de işaret edilebilir. El-Şafi’nin telifi 1057’den 1068’e kadar sürmüştür.[9]
Bu ikisinden daha meşhur olanı, Molla Hisamuddin Muhammed Salih b. Ahmed Mazenderani’nin (vefatı hicri kameri 1081) el-Kafi’ye şerhidir. Eser, son yıllarda Allame Ebulhasan Şa’rani’nin faydalı talikleriyle basılmıştır. Oğlu Molla Hadi Mazenderani’nin de “kitabu’t-taharet”ten “el-mezar”a kadar Füruu’l-Kafi’ye bir şerhi vardır. Yine İmran Sâbi’nin hadisini şerhe dair el-Tuhfetu’r-Radaviyye kitabının müellifi Mir Muhammed İsmail Hâtunâbâdi’nin (hicri kameri 1031-1116) geniş şerhine, yine Seyyid Nureddin Ali b. Ebi’l-Hasan Âmuli’nin (vefatı hicri kameri 1068) ve Mirza Refiuddin Nâini adıyla meşhur Mirza Muhammed b. Seyyid Haydar Hüseyni Tabatabai’nin (vefatı hicri kameri 1082) iki şerhine işaret edilebilir.
Hatırlatmak gerekir ki, onuncu ve on birinci asırdaki bu kabil şerh yazımı el-Kafi ile sınırlı olmamıştır. Bu âlimlerin çoğu ve başka âlimler, Kütübü Erbaa’nın diğerlerine de, özellikle Tehzibu’l-Ahkam’a şerh yazmaya el atmışlardır. Bunların bazılarını zikredeceğiz. Konu hakkında daha fazla bilgi edinmeye ilgi duyanlar bu kitapların musahhihlerinin mukaddimesine başvurabilirler.[10]
Bu bölümde, Allame Meclisi’nin babası Muhammed Taki Meclisi’nin (hicri kameri 1003-1070) çabalarından da bahsetmeliyiz. Meclisi, Kütübü Erbaa’nın iki kitabına üç şerh yazdı: Tehzibu’l-Ahkam’a muhtasar bir şerh olan İhyau’l-İhya ve Arapça olarak Men La Yahduruhu’l-Fakih’e faydalı, muhkem ve tam bir şerh olan Ravdatu’l-Muttakîn fi Şerhi Ahbari’l-Eimmeti’l-Ma’sumîn (a.s). Onun bu kitaba, Levami-i Kudsiyye veya Levami-i Sahibkarani adı verilmiş Farsça bir şerhi de vardır.
Ravdatu’l-Muttakin, müellifin kemal yaşlarındaki olgunlaşmış kaleminin ürünüdür.[11] Meclisi, kapalı kelimeleri ve hadisin ayrıntılı noktalarını izah etmekte ve bazen onun ıstılahi manasını da açıklamakta[12], rivayetin nakledildiği masum tarafından mecazi mananın kastedildiğine (hakiki mananın değil) dikkat çekmektedir. Bu güzergâhı izleyerek de hadiste muhtemel sorunların ortaya çıkmasını önlemektedir.[13] Metnin sıkıntısını senedin sıkıntısına benzer görmekte, hadisin manasını anlamak için muhtelif nüshaları ve hadisin tam metnini bulup ortaya koymakta[14] ve ravinin sözünü İmam’ın kelamından, Şeyh Saduk’un şerhini de hadisten ayırt etmektedir.[15]
Birinci Meclisi’nin tarzının esası, benzer, müfessir ve şârih hadisleri zikretmek ve makamiyye[16] ve ahbariyye[17] karinelerini bulmaya dayanmaktadır.[18] O bu yolda, Ehl-i Sünnet’ten rivayet edilmiş benzer hadislere de işaret etmiştir.[19]
Birinci Meclisi, hadis tenkidine de yönelmekte, rivayetlerin senedini incelemeye ilaveten içerik tenkidine de el atmaktadır. İcmaya ve fakihlerin meşhur fetvalarına aykırı haberler için makbul manayı bulma ve tevil etmede büyük çaba göstermektedir.[20] Çatışan rivayetleri ikaz etmekte ve onları halletmeye yoğunlaşmaktadır.[21]
Ravdatu’l-Muttakin’den birçok nüsha çıkarılması, onun âlimler nezdinde önemli, işlevsel ve makbul bulunduğunu göstermektedir.[22]
Birinci Meclisi, el-Sahifetu’s-Seccadiyye’yi de Farsça ve Arapça şerh etmiştir. Arapça şerhin adı Riyadu’l-Mü’minin ve Hadaiku’l-Muttakin’dir. Yine “Muttakin” hutbesini ve “Ziyaret-i Câmia-i Kebire”yi Farsça şerh etmiş, Ağabozorg Tehrani de “sun’u hadisi”ne kısa bir şerh yazdığını belirtmiştir.[23]
Özetle, bu devredeki fıkhu’l-hadis eserlerinin özellikleri şöyle sıralanabilir:
1. Hadise tekrar yönelim ve Şia hadis külliyatlarının tedvini, muhaddisleri, Kütübü Erbaa’ya ve el-Sahifetu’s-Seccadiyye’ye talik ve şerh yazımına yöneltti.
2. Hadis meseleleri babında iki bağımsız kitap, yani Şehid’in el-Diraye’si ve el-Revaşihu’s-Semaviyye, fıkhu’l-hadisin bazı mevzu ve kaidelerini ortaya attı.
3. Hadisin asli kitaplarına nispeten ayrıntılı şerhler yazıldı ve bu şerhlerde fıkhu’l-hadisin; benzer ve aynı aileden hadisleri bulma, makamiyye ve ahbariyye karinelerini tespit, lugat ve garibu’l-hadis kitaplarından istifade gibi kurallarından yararlanıldı.
4. Bu dönemde muhteva ve mana tenkidi, tevil ve mecaz manayı dikkate alma göze çarpmaktadır.
* * *
Müteahhir Rivayet Külliyatlarının Tedvin Devresi
(On Birinci ve On İkinci Asır)
Müteahhir rivayet külliyatlarının tedvin devresi, tarihsel açıdan önceki kesitin bir bölümüyle uyumludur. Bu dönem özel bir öneme sahiptir ve ilk külliyatlarının oluşma devresine benzetilebilir. Bu devreyi önceki dönemden ayıran ve ona bağımsız ortaya çıkma zemini kazandıran şey, bu iki asrın külliyat yazarlarının, fıkhu’l-hadis alanındaki iş hacimleri fetret dönemi ve daha önceki devrenin âlimlerinin çoğununkiyle karşılaştırılamayacak faaliyet kapsamıdır.
Burada bu çabanın tezahürlerinden bir kısmını tarihsel sırasına göre göstereceğiz. Her ne kadar muhtelif rivayetlerin bir tek babta toplanması nedeniyle onlardaki ihtilafın halledilme yolunu ve uzlaştırılmaları tarikini göstermek de bu muhaddislerin çabaları arasındaysa da bu gayretlerin en önemlisi, iki alanda, yani hadislerin büyük ve tafsilatlı külliyatlar içinde uygun ve yol açıcı biçimde tedvin ve tanzimi ile, haberlerin şerh ve tefsir edilmesi ve anlam müşküllerini çözümlenmesi olarak tebarüz etmiştir.
1. Feyz Kâşâni
Feyz Kâşâni adıyla tanınmış Muhammed Muhsin b. Şah Murtaza (hicri kameri 1007-1091), hicri on birinci asrın büyük hakim, kelamcı, fakih ve muhaddislerindendir. Şiir ve edebiyatta da maharetliydi. Çok sayıda kitap telif etmiştir.[24] En büyük hadis kitabı el-Vâfi’dir. Bu büyük âlim, kendi kitabının telifinde Şia’nın dört büyük külliyatından (el-Kafi, Men La Yahduruhu’l-Fakih, Tehzibu’l-Ahkam ve el-İstibsar) yararlanmıştır. Onları ayıklamaksızın sadece tekrar eden rivayetleri hazfederek müşkül rivayetleri beyan ve şerhetmeye girişmiştir. El-Vâfi’nin mukaddimesinden şöyle der:
Hadisleri toplayıp tedvin ettim, tanzim ve tehziplerini gerçekleştirdim ve sıraya koydum. Onlar için tafsilat ve izahat gösterdim. Rivayetlere ve manalarına ulaşma yolunu kolaylaştırdım. İmkan nispetinde ve gücüm yettiğince onu açıkladım. Şerhleri muhtasar (uzun değil) tuttum ve önemli hadislerin şerhini diğer kitaplardan aktarmaya çalıştım. Birbirini nefyedenleri birbirine yaklaştırmayı, kimisini kimisine göre tevil etmeyi başardım. Öyle ki bu tevil akla uzak ve acaip kaçmadı. Böylece ehl-i marifetin müracaatı için bir kanun ve fırka-i nâciye İmamiyye için bir hidayet oldu.[25]
Bu cümleler, rivayetleri tefsir, anlama ve zıtlaşmalarını çözüme kavuşturmada hadisin ailesi ve anlamdaş hadisleri hesaba katma metodunun kullanıldığını göstermektedir. Bu, Feyz Kâşâni’nin sözün devamında ayrıntısına girdiği metoddur:
Ona el-Vâfi adını verdim. Çünkü mühim olanlara ve müphemleri keşfetmeye odaklanmıştır. Onu kâmilen tamamladım. Lugat izahatlarını bir bab ve bir kitabın müteaddid cümlelerinde tekrar tekrar zikrettim. Sözü genişletmeye ihtiyaç duyuran manevi izahları tekrar etmedim. Arayanlar için zorlukları ve karışıklıkları açılsın ve rumuzlu noktaları herkes anlayabilsin diye bazı lafızları tefsir ettim.[26]
Bu açıklamadan sonra Feyz, haberleri şerh etme ve çözme metoduna girmiş ve hadisi anlamanın anahtarı olan noktayı beyan etmiştir. Şöyle der:
Bir rivayet şerhedilmeye ihtiyaç duyduğunda eğer şerhini diğer bir rivayette bulduysam, Kütübü Erbaa’da geçmese bile birinci rivayeti şerh ederken o rivayetten yardım aldım. Genellikle ikinci rivayeti birinci rivayetin yanına yazdım. Büyüklerden biri rivayetin şerhini anlattığında veya lugat kitaplarında geçtiğinde onları hatırlattım. Bunun dışında kendi kusurlu anlayışım ve aklım ölçüsünce Allah’ın yardımıyla onu beyan ettim.[27]
Feyz’in hadisleri açıklarkenki gayretleri dikkate değerdir. Onu bir hadis şerhi kitabı kabul etmek, en azından el-Kafi’yle ilgili olarak, mümkündür.
Feyz, diğer kitabı el-Nevâdir’de Şia’nın hadis kaynaklarında mevcut ama Kütübü Erbaa müelliflerinin zikretmediği nadir haber ve hadisleri bir araya getirmiş, şerh ve tefsire ihtiyaç duyan her birini izah etmiş ve onları “beyan” başlığı altında hadis metninden ayırmıştır.[28]
2. Şeyh Hürr Âmuli
Hürr Âmuli adıyla bilinen Muhammed b. Hasan b. Ali Âmuli (hicri kameri 1033-1104), Safeviler döneminde İran’a gelmiş Lübnan’ın Cebel Âmul âlimlerindendi. İsbatu’l-Hüdat, Hidayetu’l-Ümme ve Fevaidu’t-Tûsiyye gibi kitapların telifine ilaveten, en büyük fıkhi rivayetler külliyatını tedvin etmeyi başardı. Ömrünün on sekiz yılını bu kitabın tedvinine vakfetti. Onda mükerrer olmayan 35 bin hadise yer verdi ve kitabın adını Tafsilu Vesaili’ş-Şiati ila Tahsili Mesaili’ş-Şeriati koydu. Kendinden önceki hadis kitaplarının sorunlarını gidermek, müelliflerinin anlayışını tashih etmek ve bir konunun rivayetlerini bir araya getirmek maksadıyla Şia’nın hadis kitaplarını mütalaaya koyuldu.[29] Hadis ve fıkıhtaki engin birikiminden yararlanarak ve hadisi red ve kabulün kriterlerini kullanarak oldukça fonksiyonel bir mecmua tanzim etti, rivayetlerin dakik ve derinlikli biçimde anlaşılmasını pek çok fakih için kolaylaştırdı.
Şeyh Hürr Âmuli, fıkhi rivayetleri anlamayı kolaylaştırmaya ilaveten, onları bir mevzu çerçevesinde yanyana getirme; tahsis edenleri, takyid edenleri ve ihtilaflı olanları ulaşılabilir kılma yoluyla bazen diğer büyük muhaddislerin tefsir ve anlayışlarını da göstermiş oldu. Bunların arasında Şeyh Tusi’nin ihtilaflı ve çatışma halindeki haberlerin nasıl çözüme kavuşturulacağına ilişkin teorisinin kendine özgü bir yeri vardır. Şeyh Hürr, bazen nihai anlayışını ve hal yolunu göstermekte ve pek çok yerde rivayetlerin bütününe ilişkin anlayışını ve onların kırılganlığının neticesini, kitabın çok sayıdaki babları için tercih ettiği başlık formunda okuyucuya aktarmaktadır.
Diğer önemli işi, haberlerin çatışma ve ihtilaf durumunu halletme alanındadır. Hadislerin bir babı olan “kitabu’l-kuda”yı, çatışan ve ihtilaflı hadisleri uzlaştırmada çözüm yolunu imamlardan (a.s) nakille açıklayan rivayetlere tahsis etmiştir. Bu arada da bahsi geçen yolları ve bazen de çok kıymetli kuralları ortaya koymaktadır.
Şeyh Hürr Âmuli’nin fıkhu’l-hadis için sarfettiği gayretin üçüncü alanı, hadisin mana tenkididir. Hadisin muhtevasına büyük bir dikkatle odaklanarak, ahbari mesleğine eğilimli olmasına rağmen hadisin metnini dakik biçimde inceleyip manasını Kur’an, sünnet, meşhur hadisler, hatta bazen Şii fakihlerin icmaı kriterine göre değerlendirmeye koyulmuştur.[30]
3. Allame Meclisi
Muhammed Bâkır Meclisi (hicri kameri 1037-1111), Biharu’l-Envari’l-Câmii li-Düreri Ahbari’l-Eimmeti’l-Athar, Mir’âtu’l-Ukul ve Milazu’l-Ahyar olmak üzere fıkhu’l-hadis bahislerini kapsayan üç kitap telif etmiş Şia’nın en çalışkan muhaddisidir.
Meclisi de önceki iki külliyat yazarı Feyz ve Şeyh Hürr Âmuli gibi, Biharu’l-Envar’da, anlamdaş ve birbirine dönük rivayetleri bir araya getirerek, konuya göre kategorilendirip mantıksal derlemeyle yan yana koyarak ve Kur’an’ın uygun ayetlerine de yer vererek rivayetleri doğru anlamanın zemini ve mukaddimesini hazırlamaktadır. Hadislerin bilinmeyen kelimelerini şerh etmek için yirmiden fazla lugat ve garibu’l-hadis kitabına ve on altı hadis şerhi kitabına başvurmuştur.
Allame Meclisi’nin izahları sadece lugatla sınırlı değildir. Müşküllere getirdiği şerhi ve güçlükleri anlarken bulduklarını “أقول”, “شرح”, “تبیان”, “ایضاح”, “تنویر” gibi kalıplarda sunmaktadır. Birçok yerde şârihlerin tefsirini ve hakimlerin kelamını nakletmekte ve tenkit etmektedir.[31] Bu yolla, altı yüzden fazla masdarla dinamik küçük bir kütüphaneyi hadis ansiklopedisi formunda sunmuş olmaktadır. Kendisi de Biharu’l-Envar’ın mukaddimesinde şöyle yazar:
Manalarının keşfedilmesine ihtiyaç bulunan rivayetleri açıklayıcı bir beyanla izah ettim. Kitabın babları uzamasın, kitabın hacmini arttırmasın ve araştırmacılar kitaptan istifadede müşküle düşmesinler diye azami ölçüde özetledim.[32]
Hadislerin zeylinde geçen bu küçüklü büyüklü izahatlar ve şerhler, ayrıntılı elli şerhe ilavedir. Kimisi bir risale seviyesindedir ve kendi mevzusundan bağımsız makale sayılmaktadır.[33]
Allame Meclisi, izahlarında benzer diğer rivayetlere işaret etmekte ve muhtemel hataları göstermekte ve sahih metni ortaya koymaktadır.[34] Müphem ifadeleri, ıstılahları ve mecazları tefsir etmekte, bazı haberleri tevil veya onlardaki çatışmayı halletmek için edebi, fıkhi, tarihi, kelami ve hatta astronomik ve matematiksel bahisleri öne çıkarmakta, ilmî çabalarıyla hadisin derinlikli anlaşılmasına yardımcı olarak geçmiştekilerin hatasını ikaz etmekte, muhaliflerin şüphelerini ve öne sürdükleri delilleri reddetmektedir. Bütün bunlar, onu, anlaşılmasını kolaylaştırmak amacıyla hadisleri akıcı biçimde tefsir etmekten alıkoymamaktadır.[35]
Allame Meclisi’nin, fıkhu’l-hadisin devasa faaliyeti sayılması gereken bir diğer gayreti de hadisin ilk külliyatlarından iki büyük mecmuaya yazdığı şerhlerdir. İki ayrıntılı şerh olan Mir’âtu’l-Ukul ve Milazi’l-Ahyar’ı -sırasıyla el-Kafi’ye ve Tezhibu’l-Ahkam’a yazılmıştır- hadis tefsirinde en büyük adım kabul edilebilir. Hatta Muhammed Bâkır Hansari gibi, Mir’âtu’l-Ukul’daki kitabu’d-dua, kitabu’l-işre, kitabu’z-zekat ve kitabu’l-hums şerhinin yarısını ve kitabu’s-salatın bir bölümünü Allame Meclisi’nin talebesinin Mir Muhammed Hüseyin Hatunâbâdî’nin işi[36] saysak, yahut Milazu’l-Ahyar’ı sadece kitabu’s-savma kadar onun yazdığını düşünsek bile.[37]
Allame Meclisi Mir’âtu’l-Ukul’un mukaddimesinde şöyle yazmaktadır:
Kelimelerin güçlüklerini çözmek ve gizli manaları keşfetmek için zeki insanların anlayışı -ki işaretlerden zarif manalara ulaşabilirler- ölçüsüyle yetinmeye; Allah’ın yardımıyla, adını vermeksizin ve eleştiri getirmeden bazı haşiye yazarlarının sözünü ve nüktelerini ve üstadlarımdan nasibime düşenleri arz etmeye karar verdim.[38]
Meclisi bu şerhte, bütün bildiklerinden ve ilmi birikimininden, ayrıca geçmiştekilerin ve kendi çağdaşlarının yazdığı şerhlerden istifade etmiştir.[39] Hadisleri tenkit ederken sened ve muhtevanın her ikisini de hesaba katmış, bazen de hadisin metninde vuku bulmuş hataları göstererek farklı nüshalara da işaret etmiştir.[40]
Bazı büyükler, mesela Ayetullah Subhani, Mir’âtu’l-Ukul’un izahlarını Milazu’l-Ahyar ve hatta Biharu’l-Envar’ınkilerden de üstün ve muhkem görür.[41]
4. Meclisi’nin Çağdaşları
Baba oğul iki Meclisi’nin çabalarıyla eşzamanlı olarak diğer âlimler de haberlere tefsir ve şerh yazma işine yoğunlaştılar. Bu gayretler daha çok Kütübü Erbaa’ya şerh ve onlara haşiye yazımına ama aynı zamanda da el-Sahifetu’s-Seccadiyye’ye ve bazı karmaşık ve çetin hadislere haşiye yazmaya odaklandı. Dikkat çekici olan şu ki, bu âlimlerin çoğu Meclisi’nin ailesinden ve talebelerindendi. Bunlardan bazılarının adına ve kitaplarına değineceğiz. İlgililer, daha fazla bilgi için Yâdnâme-i Allame-i Meclisi’ye başvurabilirler.[42]
1. Azizullah Meclisi (vefatı hicri kameri 1074) (Allame Meclisi’nin ağabeyi). Tehzibu’l-Ahkam ve Men La Yahduruhu’l-Fakih’e haşiye yazmıştır.[43]
2. Abdullah Meclisi (vefatı hicri kameri 1084) (Allame Meclisi’nin ağabeyi). Babasının ve Ağa Hüseyin Hansari’nin yanında talebelik yaptı. Tehzibu’l-Ahkam’a tamamlanmamış bir şerhi vardır.[44]
3. Muhammed b. Hasan Şirvani (vefatı hicri kameri 1098) (Birinci Meclisi’nin damadı). Tehzibu’l-Ahkam’ı ve bazı hadisleri (mesela sun’u hadisi) şerhetmiştir.[45]
4. Muhammed Salih b. Abdulvasi’ Hüseyni Hatunâbâdî (hicri kameri 1058-1126). Mir’âtu’l-Ukul’a bir tekmile ve Men La Yahduruhu’l-Fakih kitabına şerhi vardır.[46]
5. Alauddin Gülistane (Allame Meclisi’nin kayınbiraderi, vefatı hicri kameri 1100). Nehcu’l-Belaga’ya yazdığı ve Hadaiku’l-Hadaik fi Şerhi Kelimati Kelamillahi’n-Nâtık adını verdiği büyük şerhe ilaveten, bazı hutbelere (mesela Şıkşıkiyye, Hemmam hutbesi gibi) şerh de kaleme aldı. Aynı zamanda “el-Risaletu’l-Ehvaziyye”yi (İmam Sâdık’ın -aleyhisselam- Ahvaz hâkimi Necaşi’ye mektubu) şerh etti.[47]
6. Mirek b. Musa b. İbrahim Hüseyni Tufi (vefatı hicri kameri 1098). Tabersi’nin İhticac’ına ve Uyunu Ahbari’r-Rıza’ya (a.s) talikatı vardır. Tefsiru’s-Safi’ye de çok sayıda haşiye yazmıştır.[48]
7. Kasım b. Muhammed Kazımi Necefi (vefatı hicri kameri 1100). El-İstibsar’ı şerhetmiştir.
8. Haşim b. Süleyman b. İsmail Musa Bahrani Tevbeli (vefatı hicri kameri 1107). El-Burhan tefsirinin sahibidir ve Tehzibu’l-Ahkam’a bir şerhi vardır.[49]
9. Seyyid Ni’metullah b. Abdillah Cezairi (hicri kameri 1050-1112). El-Envaru’n-Nu’maniyye kitabının sahibidir. Diğer kitabı Garaibu’l-Ahbar ve Nevadiru’l-Âsâr’da garip haberleri bir araya toplamış ve onları izah etmiştir. İzahatlarını “بیان” ve “ایضاح” formunda zikretmiştir. Kitabın tertibi, masumların (a.s) hayatının kronolojik sıralamasıdır. Tehzibu’l-Ahkam’a büyük bir şerh yazmış ve ona Gayetu’l-Meram adını vermiştir. Yine el-İstibsar’a Keşfu’l-Esrar adında bir şerhi vardır. El-Sahifetu’s-Seccadiyye’yi de şerhetmiştir.[50]
10. Seyyid Mirza Cezayiri adıyla bilinen Muhammed b. Şerefuddin Ali (hicri kameri 11. yüzyıl). Kütübü Erbaa ve başka bazı hadis kitaplarının muteber hadislerini bir araya topladı ve onlara kendi haşiye ve izahatlarını ekledi. Hadis ilminin dirayet ve kaideleri üzerine uzun ve önemli risalesini 24 “mesele”de tanzim etti ve kitabının mukaddimesinde zikretti.[51]
11. Abdullah b. Gulam Ali Hüseyni Talekani (hicri kameri 11. yüzyıl). Tehzibu’l-Ahkam’a yazdığı ayrıntılı haşiyeyi hicri kameri 1085 yılında tamamladı.[52]
Görüldüğü gibi, bu devredeki fıkhu’l-hadis faaliyetlerinin çoğu Kütübü Erbaa’ya şerh ve tefsire mahsustur. Ama bu, diğer hadis kitaplarının muhaddislerin gayretlerinin daire dışında kaldıkları anlamına gelmemektedir. Bilakis Kütübü Erbaa’ya şerh ve haşiye yazımına ilaveten bazı kitaplara yazılmış şerhlere de şahit olmaktayız. Mesela Muhammed Bâkır b. Abdurrezzak Lahici’nin hicri kameri 1083 yılında Hindistan’da gerçekleştirdiği Besâiru’d-Derecat şerhi[53], Ağa Cemal Hansari’nin Gureru’l-Hikem’e şerhi, yine Abdulkerim b. Muhammed Yahya Kazvini’nin (hicri kameri 12. yüzyıl) Nazdu’d-Durer ve Nazmu’l-Gurer adındaki Gureru’l-Hikem’e şerhi gibi.[54]
Bu arada garibu’l-hadis ve furuku’l-luga ilminde birtakım yazıları olan kişilerin faaliyetlerini de anabiliriz. Aynı şekilde, Kur’an ve hadisin garibini tefsir konusundaki Mecmeu’l-Bahreyn ve Matlau’n-Neyreyn’i meşhur olan Fahruddin Tarihi (vefatı hicri kameri 1085)[55] ve Seyyid Ni’metullah Cezayiri’den Furuku’l-Luga[56] kitabını da.
Hatırlatmak gerekir ki Hamide bint Muhammed Şerif b. Şemsuddin Muhammed Ruydeşti İsfehani (vefatı hicri kameri 1087) adında bir kadının da fıkhu’l-hadis faaliyetleri vardı. Abdullah Efendi’nin ifadesiyle, Şeyh Tusi’nin el-İstibsar’a yazdığı haşiye ve izahlar onun anlayış ve dirayetinin göstergesidir.[57]
Yine Kadı Said Kummi şerhi (hicri kameri 1099’da yazıldı)[58], Muhammed Şerif Hatunâbâdî’nin tıb konulu kırk hadise şerhi[59], Muhammed Şefi Esterâbâdî (hicri kameri 11. yüzyıl) ve Şeyh Süleyman b. Abdullah Bahrani’den (vefatı hicri kameri 1121) Müminlerin Emiri’nin faziletlerine dair Ehl-i Sünnet’in hadis kitapları arasından seçtikleri kırk hadise iki şerh gibi çok sayıdaki erbainlere şerhler de zikredilebilir.
Tümevarım yapmadığımızı belirtmekte yarar vardır. Bibliyografik eserlere (mesela el-Zeria) başvurarak Kütübü Erbaa’ya ve diğerlerine yazılmış onlarca şerh ve talikler rahatlıkla bulunabilir. Bunların hepsi de fıkhu’l-hadis tahkikatlarını içermektedir.
Aynı şekilde Nehcu’l-Belaga ve el-Sahifetu’s-Seccadiyye’ye yazılmış çok sayıda şerhlere de değinmedik. Çünkü Şeyh Ağabozorg Tehrani yüzden fazla Nehcu’l-Belaga[60] şerhi ve elli civarında Sahife şerhi saymıştır.[61] Bunların çoğu sıkıştırılmış yazılım diski olarak hazırlanmıştır.
Özetlersek, bu devrenin özellikleri şöyledir:
1. Şia’nın hadis alanında ikincil külliyat yazarları aynı mevzudaki rivayetleri uzlaştırmayı kullanıp bab ve fasılların mantıksal tedviniyle pek çok rivayeti anlamaya ve sorunlarını çözmeye yardımcı olabildiler.
2. Bu dönemde hadis büyüklerinin anlayış ve şerhlerini nakli, onları tamamlama ve onlardan yararlanma özel bir yer tutmaktadır.
3. Bir kitaptaki rivayetlerin zincirleme şerhi bu devrede sahneye çıktı. Bu sırada Kütübü Erbaa, Nehcu’l-Belaga ve Sahife-i Seccadiyye en çok şerhin tahsis edildiği eserler oldu.
4. Hadis metnini anlamada başta edebi ilimler olmak üzere diğer ilimlerden ve hadisin asli maksadını anlamak için de astronomi ve matematik ilimlerinden daha fazla istifade edilmesi bu devrenin bariz özellikleri arasında sayılmalıdır.
5. Biharu’l-Envar’ın ayrıntılı beyanları gibi fıkhu’l-hadisin müstakil risalelerinin tedvini sahasında gösterilen faaliyetler ve nadir, garip hadisleri anlamayı kolaylaştırma işi bu devrede göze çarpmaktadır.
6. Diğer fıkhu’l-hadis çabaları (haberlerdeki çatışmanın halledilmesi, dirayet ve hadis ilmi sahasında kitapların tedvini gibi) aynen devam etti.
* * *
Son Yüzyıllar
Son yüzyıllardan maksat, on ikinci yüzyılın sonlarıdır. Hicri on üçüncü ve on dördüncü yüzyıllar ve hâlihazırdaki yüzyılın ilk iki on yılı. Bu devrede hadis toplama ve tefsir faaliyetleri devam etti, önceki dönemdekine benzer faaliyetler gerçekleşti.
Müteahhir rivayet külliyatlarının tedvininden sonra bazı muhaddisler ve âlimler onları şerh etmeye koyuldu. Bunların arasında el-Vâfi en çok ilgiyi göreniydi. Ahbarilik karşısında usuli içtihad okulunun[62] müceddidi Seyyid İbrahim b. Muhammed Bâkır Rezevi Kummi (hicri kameri 1168’e kadar yaşadı) ve Muhammed Bâkır Vahid Bihbihani bu şerhin çok sayıda bölümünü yazdı. İki şerh de Miftahu’l-Kerame sahibi Muhammed Cevad Âmuli (vefatı hicri kameri 1226) ve Muhammed Taki b. Abdurrahim Tehrani (vefatı hicri kameri 1248) tarafından el-Taharet kitabına yazılmıştır.
Bu devrede bağımsız çalışmalar da yapılmıştır. Büyük Câmiu’l-Mearif ve’l-Ahkam[63] mecmuasının sahibi Seyyid Abdullah Şebber (vefatı hicri kameri 1241) bazı karmaşık ve güç haberleri Mesabihu’l-Envar fi Halli Müşkilati’l-Ahbar kitabında bir araya getirdi ve onları şerh etti. Müstedreku’l-Vesail ve Müstenbitu’l-Mesail sahibi Mirza Hüseyin Nuri de (vefatı hicri kameri 1320) Vesailu’ş-Şia’daki hadislerle anlamdaş tüm hadisleri bir araya topladı, aynı şekilde kategorilere ayırdı ve kitabının hatimesinde fıkhu’l-hadisle irtibatlı bahisleri ele aldı.
A’yanu’ş-Şia sahibi Seyyid Muhsin Emin Âmuli’den (vefatı hicri kameri 1371) Bahru’z-Zuhar fi Şerhi Ehadisi’l-Eimmeti’l-Athar kitabı da bu sahadaki diğer faaliyetlerdendir.
Çağdaş dönemde Ayetullah Seyyid Hüseyin Tabatabai Burucerdi’nin (kuddise sırrıhu) (vefatı hicri kameri 1380) gayretlerinden bahsedilebilir. Bu büyük âlim Kütübü Erbaa ve Vesailu’ş-Şia üzerinde yıllar süren araştırmalarından sonra hadisi doğru anlamada temel ihtiyaçları (mesela benzer hadisleri ve Kur’an ayetlerini bir araya getirmek, garip kelimeleri şerh etmek gibi) tespit etti ve Câmiu Ehadisi’ş-Şia adında yeni bir hadis külliyatının temelini attı. O aynı zamanda Seyyid Bahru’l-Ulum’un dokuz uydurma hadisle ilgili sorusuna cevap verirken tabakatu’r-rical ve fıkhu’l-hadis ilminden yardım alarak bu hadisleri tefsir ve tenkide girişti. Bu çalışma sonraları el-Ehadisu’l-Maklube adında küçük bir kitap halinde neşredildi.
Yine bu dönemde İmam Humeyni de (kuddise sırrıhu) (hicri şemsi 1368) hadis şerhine dair birkaç önemli ve derinlikli kitap yazdı. Bazıları şunlardır: Ahlaka dair kırk hadisin ayrıntılı şerhi olan Şerh-i Çehil Hadis, derin ve dolu içerikli bir tefsir olan Şerh-i Hadis-i Cunud-i Akl ve Cehl ve yine irfani bir şerh olan Şerh-i Dua-yi Seher. Bunların hepsi, kendisinin fıkıh ve usül alanındaki ayrıntılı ve çok sayıda kitapları ve ders notlarında geçen fıkhu’l-hadisle ilgili nükteler, dakik incelemeler, derinlemesine bakışlar, tenkitler ve tahlilleri ve derinlikli şerhlerinin dışındakilerdir.
Allame Emini de (hicri şemsi 1349) büyük el-Gadir kitabını garip hadislerin şerhi ve hadislerin delaletini açıklamayla doldurmuş, “Gadir hadisi”nin muhtelif karinelerini bir araya getirmiş ve tanzim etmiştir. O, tarihsel rivayetlerin ve uydurma nakillerin pek çoğunu tenkide de mesai harcamıştır.
Allame Seyyid Muhammed Hüseyin Tabatabai de (vefatı hicri şemsi 1361) kendinin büyük ve zengin birikiminden yararlanarak Biharu’l-Envar’ın hadislerine derinlikli ve sorun çözen çok sayıda talik yazmaya muvaffak olmuş sayılı kişilerdendir. Tefsiru’l-Mizan’da birçok rivayetin konularını hadis tenkidi ve anlamanın kurallarına göre değerlendirmiştir.
Yine çağdaş hadis araştırmacıları arasında Ali Ekber Gaffari’yi anmak gerekir. “Fıkhu’l-Hadis” adında müstakil bir risaleyi Mikbasu’l-Hidaye’ye yaptığı özetin sonunda yer vermiştir. Kütübü Erbaa’nın tamamına ve Şeyh Saduk’un bazı kitaplarına yazılmış faydalı talikleri vardır. Allame Meclisi ve Allame Tabatabai’nin kısa ve düğüm çözen şerhlerini de el-Kafi’nin dipnotalrında zikretmiştir.
Diğer çağdaşlar arasında, çok kıymetli el-Hadisu’n-Nebevi beyne’r-Rivayet ve’d-Diraye kitabının müellifi Ayetullah Subhani, geniş ve değerli bir kitap olan Terceme ve Şerh-i Nehcu’l-Belaga’nın müellifi Ayetullah Muhammed Taki Ca’feri, Biharu’l-Envar’ın çoğu cildinin musahhihi ve Ma’rifetu’l-Hadis ve İlelu’l-Hadis kitaplarının yazarı Üstad Muhammed Bâkır Behbudi zikredilebilir.
Huccetulislam ve’l-müslimin Muhammed Muhammedi Reyşehrî de hadisi anlama mecrasının araştırmacılarından biridir. Kendisi Mizanu’l-Hikme hadis külliyatının tamamlanması işinde ve Dâru’l-Hadis araştırmacılarının işbirliğiyle, aynı içerikteki hadisleri bir araya getirmeye ilaveten Kur’an ayetlerini, fonksiyonel tahlil ve izahları da beraberinde taşıyan çok kıymetli konulu monografiler sunmuştur. Araştırmaya konu edilmiş mevzular arasında el-Akl ve’l-Cehl[64], el-İlm ve’l-Hikme[65], el-Mehabbe fi’l-Kitab ve’s-Sünne[66], ama hepsinden de önemlisi, altı binden fazla sayfa asli metnin yanısıra beş yüz sayfa civarında hadislerin ve tarihsel rivayetlerin izah, tahlil ve tenkidini içeren Mevsûatu’l-İmami Ali b. Ebi Talib (a.s) fi’l-Kitab ve’s-Sünne ve’t-Tarih[67] vardır.
Burada bu kadarıyla yetiniyoruz. Fıkhu’l-hadis çalışmalarının geniş yatağını oluşturan hadis tenkidi, uydurma hadislerin beyanı, hata ve tahriflerin gösterilmesi alanında yapılan çalışmalara (mesela Allame Abdulhüseyin Şerifuddin’in yazdığı Ahbaru Ebi Hureyre, Allame Muhammed Taki Tüsteri Şuşteri’den[68] el-Ahbaru’d-Dahile, Haşim Maruf Haseni’nin yazdığı el-Mevduât fi’l-Âsâr ve’l-Ahbar gibi) girmeyeceğiz.
* * *
Özet
1. Müslüman âlimlerin fıkhu’l-hadis alanında yaptığı çalışmalar üç alanda; hadis şerhi, hadis tenkidi ve haberler arasındaki ihtilafın halledilmesi sahalarında, ama bunun yanısıra bağımsız risalelerin tedvini alanlarında incenelebilir.
2. Bu ilim, Peygamber’in (s.a.a) sünnetini koruma çabasıyla başladı ve raviler, imamlara ve onların büyük ashabına başvurarak rivayetleri anlamaya ve sorunlarını çözmeye çalıştılar.
3. İmamların hazır bulunduğu dönemden sonra muhaddislerin çalışmaları, el-Mehasin, el-Kafi, Men La Yahduruhu’l-Fakih, Tehzibu’l-Ahkam, el-İstibsar gibi küçüklü büyüklü hadis külliyatları tedvini ile sahneye çıktı. Konusuna göre hadislerin biraraya getirilmesi, benzer ve ilişkili hadislerin derlenmesi bu dönemin büyük başarısıdır.
4. Ara çağlarda yaşanan nisbî duraklama dönemi geçtikten sonra ikincil rivayet külliyatlarının (mesela Biharu’l-Envar, Vesailu’ş-Şia, el-Vâfi gibi) tedvini fıkhu’l-hadis alanındaki en büyük adımlardandır. Çünkü bu külliyatlar, ilk mecmuaların özelliğine ilaveten, açıklamalar, şerhler ve haberlerdeki çelişkilerin halledilmesiyle de doluydu.
5. İkincil külliyatların tedvini döneminde ve sonrasında bazı haberlerin şerhi ve tefsiri için bağımsız risaleler de yazıldı. Fakihler ve muhaddisler, fıkıh, usül ve hadis konuları içinde fıkhu’l-hadisin birçok ayrıntısını ortaya koydular.
6. Muhaddisler, Meclisi’ye çağdaş yüzyıllarda, Şia hadis kitaplarının en önemlileri olan Kütübü Erbaa’ya çok sayıda şerhler yazdılar ve zor hadislerden birçoğunu açıklığa kavuşturdular. Bu sırada baba oğul Meclisi’lerin çalışmalarının çok sayıda tezahürü vardır. Talebeleri ve çağdaşları da bu alanda epey faaliyet gösterdi.
7. Son yüzyıllarda Seyyid Abdullah Şebber, Allame Tabatabai, Ayetullah Burucerdi, İmam Humeyni, Allame Emini, Allame Şuşteri, Üstad Gaffari, Ayetullah Subhani ve Huccetulislam ve’l-müslimin Muhammedi Reyşehri’nin hadisleri tefsir, bir araya toplama, konusuna göre kategorilendirme, haberlerdeki ihtilafları çözme, garip kelimeleri şerh etme, tenkit ve hadisleri inceleme üzerine yaptıkları çalışmalardan bahsedilebilir.
- - - - - - - - - - - - - - -
[1] Müstedrekâtu A’yani’ş-Şia, c. 2, s. 284.
[2] El-Diraye, s. 33, 41, 42 ve 405.
[3] Munteka’l-Ciman, c. 1, s. 1-47 (müellifin mukaddimesi).
[4] Sahife’ye şerhine dair daha fazla bilgi için bkz: Şinahtname-i Allame Meclisi, c. 2, s. 233.
[5] Peygamber’in kadınlar, koku ve namaza muhabbeti hakkında nakledilmiş hadise itiraz eden bir cevabı da vardır. (Bkz: A’yanu’ş-Şia, c. 6, s. 64; Riyadu’l-Ulema, c. 2, s. 116).
[6] Bkz: Kitabu’l-Kuleynî ve’l-Kafi, Abdurresul el-Gaffari, s. 223-252; el-Zeria, c. 6, s. 229.
[7] Bunların tamamını üstadımız Ayetullah Üstadi Ulumu’l-Hadis dergisinde (sayı 13, s. 16-18) zikretmiştir. Makalenin kaynaklarına müracaat edilebilir.
[8] Molla Sadra, el-Kafi’ye yazdığı kendi derinlikli şerhine ek olarak Kur’an tefsirinde de pek çok rivayeti şerh ve izah etmiştir. (Bkz: Tefsiru’l-Kur’ani’l-Kerim, c. 2, s. 163, c. 3, s. 384, c. 6, s. 210 ve 257).
[9] El-Zeria, c. 13, s. 60 (sayı 12).
[10] El-Kafi, c. 1, s. 30-33 (mukaddime); Tehzibu’l-Ahkam, c. 1, s. 47-48; Men La Yahduruhu’l-Fakih, c. 1, s. یح ve یط; el-Zeria, c. 14, s. 94.
[11] Bkz: Ravdatu’l-Muttakin, c. 1, s. 2 (müellifin mukaddimesi). Kitabın yazımı hicri kameri 1063 yılında sona ermiştir.
[12] Bkz: A.g.e., c. 1, s. 31, 139, 334 ve 351, c. 6, s. 441
(طهور، سواک، شدق، ذوائب، عارضین، السفاة kelimelerinin zeyli).
[13] A.g.e., c. 6, s. 506.
[14] A.g.e., c. 1, s. 365 (La Elfin ve La Elkin). Yine c. 6, s. 23, 413 ve 439.
[15] A.g.e., c. 6, s. 412 ve 470.
[16] Makamiyye karinesinden maksat, sözle birlikte ve aynı mecliste mevcut bulunan ama söz ve kelamın cinsinden olmayan karinelerdir.
[17] Ahbariyye karinesi, haberlerde yaygın olan karinelerdir.
[18] A.g.e., c. 1, s. 344 (کلمات الفرج), s. 365 (کرامة المیّت تعجیله) ve s. 220, c. 6, s. 445 vs.
[19] Bkz: A.g.e., c. 1, s. 149 (سواک’in ilk hadisi).
[20] Bkz: A.g.e., c. 6, s. 506.
[21] Bkz: A.g.e., c. 6, s. 243-245.
[22] Bu kitap, hicri kameri 1393 (hicri şemsi 1352) yılında Seyyid Hüseyin Musevi Kirmani ve Şeyh Ali Penah İştihardi’nin tashihiyle ve Bunyad-i Kuşanpur aracılığıyla basılmıştır.
[23] El-Zeria, c. 4, s. 96.
[24] Mesela el-Beydau fi İhyai Kütübi’l-İhya, Aynu’l-Yakin, Envaru’l-Hikme, Mu’tasımu’ş-Şia fi Ahkami’ş-Şeria, el-Hakaik vs.
[25] El-Vâfi, c. 1, s. 7.
[26] Aynı yer.
[27] A.g.e., s. 15 ve 40.
[28] El-Zeria, c. 24, s. 348.
[29] Bkz: Vesailu’ş-Şia, c. 1, s. 5 (müellifin mukaddimesi).
[30] Bkz: A.g.e., c. 2, s. 93-95.
[31] Bkz: Biharu’l-Envar, c. 37, s. 199, c. 59, s. 229, c. 63, s. 295 ve diğerleri.
[32] Biharu’l-Envar, c. 1, s. 4-5 (müellifin mukaddimesi).
[33] Bkz: Yâdnâme-i Allame-i Meclisi, c. 2, s. 354.
[34] Bkz: Biharu’l-Envar, c. 20, s. 238 (hadis 3’ün zeyli), c. 23, s. 146 (hadis 107’nin zeyli), c. 4, s. 136 (hadis 3’ün zeyli) ve s. 137 (hadis 4’ün zeyli).
[35] Bkz: A.g.e., c. 11, s. 198-203, c. 25, s. 108, c. 69, s. 56, c. 80, s. 327, c. 85, s. 31, c. 86, s. 137 ve 144, c. 91, s. 285. Yine bkz: Yâdnâme-i Allame-i Meclisi, c. 3, s. 95: “Mülahazatu havle ta’likati’l-merhum el-Meclisi ale’l-ehadis”, Muhammed Ali Teshiri.
[36] Ravdatu’l-Cennat, c. 2, s. 80.
[37] Bkz: Taraifu’l-Makal, c. 2, s. 389.
[38] Mir’âtu’l-Ukul, c. 1, s. 3.
[39] “Beda” konusunda Eş’arilik ve Mutezile’nin sözünü tenkit etmesi gibi. (c. 2 s. 124).
[40] Bkz: Mir’âtu’l-Ukul, c. 1, s. 238-249, c. 2, s. 26-39, c. 3, s. 3 ve diğerleri.
[41] Yâdnâme-i Allame-i Meclisi, c. 3, s. 219. Bu kapsamlı şerh hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler Muhammed Ali Sultani’nin makalesine (Yâdnâme-i Allame-i Meclisi’nin ikinci cildi, s. 31-56, İntişarat-i Vezaret-i Ferheng ve İrşad-i İslami, hicri şemsi 1379) başvurabilir.
[42] Yâdnâme-i Allame-i Meclisi, c. 1, s. 113-188.
[43] El-Zeria, c. 6, s. 52 (sayı 258) ve s. 223 (sayı 1255).
[44] Bkz: A’yanu’ş-Şia, c. 8, s. 70.
[45] El-Zeria, c. 13, s. 199 (sayı 700), c. 13, s. 209 (sayı 738).
[46] Reyhanetu’l-Edeb, c. 1, s. 336.
[47] El-Zeria, c. 13, s. 225 ve c. 2, s. 485.
[48] Câmiu’r-Revat, Erdebili, c. 2, s. 284; A’yanu’ş-Şia c. 10, s. 172.
[49] A’yanu’ş-Şia c. 10, s. 249.
[50] Emelu’l-Âmil, c. 2, s. 336; el-Zeria, c. 16, s. 18 (sayı 72).
[51] El-Zeria, c. 5, s. 253; Yâdnâme-i Allame-i Meclisi, c. 1, s. 107.
[52] A’yanu’ş-Şia c. 8, s. 65.
[53] A.g.e., c. 9, s. 189.
[54] El-Zeria, c. 14, s. 133.
[55] A.g.e., c. 8, s. 394.
[56] A.g.e., c. 16, s. 187 (sayı 615 ve 616).
[57] Riyadu’l-Ulema, c. 5, s. 404.
[58] El-Zeria, c. 1, s. 417-419, c. 20, s. 238.
[59] A.g.e., c. 1, s. 417-419, c. 20, s. 238.
[60] A.g.e., c. 14, s. 121-160. Yine bazı hutbelerin şerhi hakkında bkz: A.g.e., s. 37, 40 ve 41. Nehcu’l-Belaga’ya şerh olarak yazılmış başka kitaplara da değinilmiştir. Çoğunun adı, Dânişnâme-i İmam Ali (a.s) kitabında “Şerhhâ-yi Nehcu’l-Belaga” makalesinde (c. 12, s. 144 ve 145) geçmiştir.
[61] El-Zeria, c. 13, s. 345-358.
[62] Usulîler ve ahbarîler, Şia’nın müçtehid ve fakihlerinin iki ana akımıdır. Şia’nın kitaplarında mevcut bulunan tüm haberlere itibar ve onlardan nasıl istifade edileceği konusunda ihtilaf etmişlerdir. Ahbarîler çok az haberin muteber olmadığını düşünür ve bunların çok azını tenkit ve rafine etme süzgecinden geçirirler. Usulîlerin de çok azı fıkıh usulü ilmini fıkhi istinbata müdahale ettirir.
[63] Bu büyük eser basılmamıştır. Fakat mikrofilm nüshası Dâru’l-Hadis Kütüphanesi’nde ve Bunyad-i Dairetu’l-Mearifi’l-İslami’de mevcuttur.
[64] Bu eser, el-Akl ve’l-Cehl fi’l-Kitab ve’s-Sünne adı altında hicri kameri 1241 senesinde Beyrut’ta basıldı. Farsça tercümesi ise Hıredgerâyî der Kur’an ve Hadis başlığı altında Huccetulislam Mehdi Mehrizi’nin çevirisiyle hicri şemsi 1378 yılında yayınlandı.
[65] Bu eser iki cilt halinde el-İlm ve’l-Hikme fi’l-Kur’an ve’s-Sünne adıyla hicri şemsi 1376 yılında Kum’da yayınlandı ve bu çalışmanın yazarının tercümesiyle İlm ve Hikmet der Kur’an ve Hadis adı altında hicri şemsi 1379 yılında Kum’da iki cilt halinde neşredildi.
[66] Bu eser hicri kameri 1421 yılında Beyrut’ta ve Hasan İslami’nin tercümesiyle hicri şemsi 1379 yılında da Kum’da basılmıştır.
[67] Bu eser, Dânişnâme-i Emirülmüminin ber Pâye-i Kur’an, Hadis ve Tarih adıyla tercüme edilmiştir.
[68] Nehcu’l-Belaga’ya Behcu’s-Sabaga adında, karineleri ve hadisin ailesini toplama esasına dayanan büyük bir konulu şerhi de vardır.





