.
.

Ehlader Araştırma Bölümü


Şia’ya göre inançsal, ahlakî ve fıkhı her türlü İslamî konuyu derk etmek için, şu kaynaklara başvurulmalıdır. Kurân-ı Kerim, sünnet, akıl ve icmâ.

Kâinatı Şereflendiren Nûr – 2
Kâinatı Şereflendiren Nûr – 2
İçeriği Görüntüle


3- Akıl

Şiîler aklın vahiyle tamamen uyumlu ve İslam’ı öğrenmekte güvenilir kaynaklardan olduğuna inanmaktadırlar. Bazı hadislere göre, Allah’ın (c.c.) insanlar üzerinde iki tane delili ve hücceti vardır ki, onların vesilesiyle Allah’ın (c.c.) irade ve isteği anlaşılabilir. Batinî delil; akıl, zahirî delil ise ilahî peygamberlerdir. Bazen akıla “Batinî peygamber” ve peygamberlere de “Zahirî akıl” deyimi kullanılmaktadır.


Aynı şekilde Şiî fakihleri arasında “Mülazeme” (gereklilik) kuralı vardır. Bu kurala göre akıl neye hükmederse şeriat ta ona hükmeder ve aynı şekilde şeriat neye hükmederse akıl da ona hükmeder. Buna ilave olarak bütün Şia fakihleri aklı, ahlakî ve şer’i sorumlulukların şartlarından biri olarak saymaktadırlar. Deli olan birisi yaptığı hareketlerden dolayı sorumlu sayılamaz ve bu gibi şahıslardan, aklî ve zihnî kapasitesi kadar bir beklenti olmalıdır. Fazla bilgili ve zekâlı olan kimselerden, az bilgisi olan ve yeteneği olmayan kimselere göre daha takvalı ve ilahî emirlere uymaya çalışan insan tipi beklenmelidir.


Kurân-ı Kerim’de Allah (c.c.) bütün insanlardan akıllarını kullanarak âlemdeki ilahî ayetler ve nişaneler hakkında düşünmelerini istemektedir. Kurân-ı Kerim’in çeşitli ayetlerinde Allah (c.c.) akıllarını kullanmayanları ve aklî kurallara göre düşünmeyenleri yermektedir. Örnek olarak; kâfirler dinde atalarını körü körüne izledikleri için yerilmişler ve Kurân-ı Kerim’in çeşitli yerlerinde şu şekilde soruların muhatabı olmuşlardır:

“Hiç düşünmüyorlar mı?” (Yasîn, 68), “Onlar Kurân’ı düşünmüyorlar mı?” (Nisa, 82, Muhammed, 24), birçok ayette ise düşünmek ilahî ayetler ve nişanelerden istifade etmenin yolu olarak gösterilmiştir.

* * *


Akıl vesilesiyle üç önemli dini konuyu genel olarak anlayabiliriz:


Birincisi; Allah’ın (c.c.) varlığı ve dinin doğruluğu gibi âlemde ki hakikatleri anlamak.
İkincisi; Zulmün kötü ve adaletin iyi olması gibi ahlakî değerleri ve hukukî yolları tanımak.
Üçüncüsü; Mantikî delil ve sonuç çıkarma tarzı ve ölçülerini düzenlenmek.


Bu üç konunun hepsi İslam’da resmi olarak kabul görmüş ve önemle vurgulanmıştır.
Diğer taraftan, dini öğrenmede vahyin veya dini metinlerin rolünü şu şekilde özetleyebiliriz:


· Akıl yoluyla bulunan doğruların onaylanmasında.
· Meâd’ın (ölüm sonrası) ve Mead ile ilgili cüzi konuları, ahlakî ve hukukî düzenler gibi akıl yoluyla anlaşılamayan konuların öğrenilmesinde.
· Ahlakî ve hukukî hükümlerin uygulanmasını din çerçevesinde sevap ve azap yoluyla sağlamada.


Son olarak, İslam’da akılla çelişen hiçbir şey yoktur, ama aklın kesin verdiği hükümler ile tahmin ve şahsî görüşler arasına fark bırakılması gerekmektedir. Eğer aklî ve dinî iki hüküm arasında çelişki olduğu zannedilirse, mutlaka en azından bir tarafta yanlışlık olduğu, veya aklî hüküm olduğu zannedilen şeyin, gerçekte aklî olmadığı bilinmelidir. Allah (c.c.) hiçbir zaman insanları yanlışlık ve şaşkınlığa duçar etmez. Bir taraftan peygamberler vesilesiyle insanlara bir şey bildirip, başka bir taraftan da kendisinin insanlara verdiği akılın tersini söylemesi mümkün değildir. Birçok kez insanlar bazı şeyleri aklın kesin hükmü veya açık ilmî gerçekler diye zannetmişler, ama sonraları, tam tersi ispat edilmiştir.

* * *



4- İcmâ

Geleneksel olarak İslamî hükümleri öğrenmedeki kaynaklardan birisi de icmâdır. Şia’ya göre icmâ, bütün Müslümanların veya âlimler gibi Müslümanlardan bir grubun, bir görüşte birleşmeleri, hem fikir olmaları, başlı başına delil ve kanıt olarak kabul edilmektedir. Çünkü bir kişinin yanlış yapması nasıl mümkünse, aynı şekilde birkaç kişinin veya binlerce kişinin hatta bütün insanların dahi yanlış yapmaları mümkündür. Ama Müslümanlar veya İslam âlimleri arasında görüş birliği Peygamber’in (s.a.a) sünnetini keşfedip ortaya bırakıyorsa, delil olarak kabul edilebilir ve ondan da Allah’ın (c.c.) hükmünün ne olduğu anlaşılabilir. Örnek olarak, araştırma ve incelemelerden sonra eğer bütün Müslümanların Peygamber (s.a.a) zamanında nasıl namaz kıldıklarını ortaya çıkarabilirsek, o namaz şeklinin doğru olduğunu anlayabiliriz. Çünkü onlar kesin olarak o namaz şeklini Peygamber’den (s.a.a) öğrenmişlerdir. Zira hepsinin aynı şekilde namaz kılmalarının başka bir delili olamaz. Müslümanların hepsinin İslam’ın gerçek hükmünün aksine, tesadüfen ve körü körüne aynı ameli yapmaları ve Peygamber’in (s.a.a) de onları uyarmaması düşünülemez. Eğer Peygamber (s.a.a) onları uyarmış olsaydı; mutlaka içlerinden en azından küçük bir grup Peygamber’in (s.a.a) sözünü dinler ve ötekilere muhalefet ederdi.


Bu yüzden Şia’ya göre icmâ, başlı başına bir delil değildir, ancak onun vesilesiyle Peygamber’in (s.a.a) sünneti keşfedilirse geçerli olur. Yani eğer bir konuda icmâ oluşur, fakat ondan Peygamber’in (s.a.a) sünneti keşfedilemezse, örnek olarak zamanımızdaki bütün Müslümanlar bir konu üzerinde birleşir, fakat kitap ve sünnetten hiçbir delilleri olmazsa, fetva merciinde olan fakih “Diğerleri böyle dediği için bende böyle diyorum” diyerek bu icmâya göre fetva veremez. Birçok defasında insanların dinî olmayan konularda hata ettikleri olmuştur. Sadece Kurân-ı Kerim ve sünnet kesin olarak doğru ve her türlü hatadan korunmuştur. Şia’nın icmâ konusundaki bu bakış açısı, Şia’ya araştırmacı bir özellik kazandırmıştır.


Bu yüzden Şia âlimlerinden her nesil veya her biri direkt olarak asıl kaynaklara (Kurân ve Sünnet’e) başvurarak akıl ve doğru içtihat kurallarını kullanarak fetva verebilir veya kendi ilmî araştırmalarını bağımsızca yapabilir. Bundan dolayı Şia aleminde hiçbir zaman içtihat (İslamî kaynaklara dayanarak fetva verme) kapısı kapatılarak yasaklanmamıştır. Şialar bir fakihin ilmî derecesi çok yüksek olsa bile, görüş ve fetvalarını tartışma konusu olmaktan çıkmayacağına inanmaktadırlar. Elbette her ilmî dalda olduğu gibi fıkıhta da bütün araştırmacıların sonuca varmadan önce asıl kaynaklara ilave olarak o bölümdeki görüş sahiplerinin eser ve düşüncelerine de saygı göstererek bakmaları gerekmektedir.