.
.
Ehlader Araştırma Bölümü
Fıkhu’l-Hadisin Geçmişi (I. Bölüm)
Müslüman bilginlerin fıkhu’l-hadis alanındaki karnesini incelemek için onların fıkhu’l-hadisin en önemli konuları olan şerh ve tefsir, tenkit ve red, hadisler arasındaki ihtilaf ve çelişkiyi halletme zemininde gösterdiği çabayı değerlendirmemiz gerekir. Her ne kadar bağımsız bir kitapta çok az bir araya getirilmişse de hadis nakli hareketinin yanında ve onunla eşzamanla olarak mevcut olan, yine onunla birlikte yükselip düşüşe geçen çabalardır bunlar. Çünkü işin başından itibaren, beyan ve şerh edilmeye muhtaç ya da naklederken toleranslı davranılması çehrelerine müphemlik tozunun yerleşmesine yol açan ve hadis âlimlerini, onları anlamanın önünde engel oluşturan perdeleri kaldırmaya ve yorumlamaya mecbur bırakan derin anlamlı hadisler sâdır olmuştur. Yine, ravilerin kasten ve sehven yaptığı ilavelerin temizlenmesi, ihtilaflı ve çatışan haberlerin uzlaştırılması, çatışma vehmini ortadan kaldıracak sahih anlayışa yardım edilmesi de bu ilmin diğer boyutunu oluşturmaktadır.
Bu faaliyetlerin gruplandırılması için onları altı tarihsel döneme ayırıp her dönemin genel özelliklerini göstereceğiz.
Bu çabaların genel seyri, bir hadise basit şerhler yazılması veya onu tenkitten başlamakta ve son yüzyıllarda oldukça büyük ve ayrıntılı şerhlere, fıkhu’l-hadis sahasıyla ilgili bağımsız risalelerin kaleme alınmasına kadar gelmektedir.[1]
* * *
İlk Adımlar (Huzur Dönemi)
Bu dönemde Kur’an’dan sonra Peygamber’in (s.a.a) ve imamların (a.s) hadisleri dinin aslı kaynağı sayılmaktaydı. İmamların (a.s), kendi sözlerinin ve Allah Rasulü’nün hadislerinin sahih biçimde aktarılmasına gösterdikleri hassasiyet, ravilerin haberleri alma ve taşıma, tenkid ve red, uzlaştırma ve halletme için imkân oranında imamlara (a.s) başvurmasına yolaçtı. Bu nedenle hadisi tefsir eden güzel sünnetin başlatıcısı ve onu tenkit eden İmam Ali’dir (a.s). O Hazret, kendi konumunu Peygamber’in (s.a.a) mirasının muhafızı olarak açıklamakla kendi özel ashabına, hadisleri anlama ve tenkit için ona başvurmaları iznini vermiş oldu. Böylece hadislerin doğru ve yanlış olanlarını bilebilecek veya onlara ilişkin sahih ve makbul anlayışı elde edebileceklerdi. Burada el-Kafi’den uzun bir hadisin başlangıcından küçük bir kısmı nakledecek ve okuyuculardan, İmam Ali’nin (a.s) bu ilimdeki kurucu rolünü ve hadisi anlamanın şartlarını yerine getirme, ön hazırlıkları tamamlama ve rivayetlere doğru muamelenin gereklerine dair izahını anlamaları için rivayetin tam metnine bakmalarını isteyeceğiz.[2]
Süleym b. Kays, Müminlerin Emiri Ali’nin (a.s) huzuruna gelir ve şöyle der: Selman, Mikdad ve Ebuzer’den Kur’an tefsiri ve Peygamber’in (s.a.a) hadislerine dair insanların elinde olandan farklı bazı şeyler öğrendik. Şimdiyse siz, bu üç kişiden işittiklerimizi tasdik ediyorsunuz. Aynı şekilde, ahalinin elinde gördüğüm Kur’an’dan ve Allah Rasulü’nün hadislerinden pek çok şeye muhalefet ediyor ve onları bâtıl kabul ediyorsunuz. Acaba insanlar kasden mi Allah Rasulü’ne yalan isnat ediyor ve Kur’an’ı kendi reyleriyle tefsir ediyorlar?
İmam Ali (a.s), bu büyük yardımcısına cevap verirken hadisin doğru ve yalan olmasından, Kur’an ve hadisin nâsih-mensuhundan, âmm ve hâssından, muhkem ve müteşabihinden bahseder. Ravileri münafık, hayalperest, yanlış anlayan, ezberi zayıf, ezberi güçlü şeklinde dörde ayırarak hadis sahasında hatayı doğuran etkenler ile sahih nakil ve anlayış tarikini gösterir. Sonra Peygamber’den (s.a.a) sürekli yararlanmada, âmm ve hâs, tefsir ve tevil, muhkem ve müteşabihten nâsih ve mensuha kadar Kur’an ve sünnetin tüm boyutlarını tanımada kendisinin ayrıcalıklı konumunu ortaya koyar, Allah Rasulü’nün bunları anlama ve hıfzetme konusunda kendisi için yaptığı duayı nakleder.
Hadisi doğru anlama ve tenkitçi davranma; yalanların, anlayamamanın ve yanlış anlamaların yayılmasını önleme konusunda kararlılık ismet ve taharet sahibi Ehl-i Beyt’in her zamanki tarzı olmuştur. İmam Ali (a.s) bizzat kendisi bu aileyi vasfederken şöyle der:
عَقَلوا الدّینَ عَقْلَ وِعایَةٍ و رِعایَةٍ، لا عَقْلَ سَماعٍ و رِوایَةٍ فإنَّ رواةَ العلم کثیرٌ و رعاتهُ قلیلٌ[3]
Dini olması gerektiği gibi bildiler ve hayata geçirdiler, çok bilen ama az koruyan raviler gibi sadece işitip başkaları için nakletme biçiminde değil.
İmam Sâdık da (a.s) Ehl-i Beyt’in (a.s) ölümsüz mevkiini şöyle açıklar:
انّ العلماءَ وَرَثَةُ الأنبیاءِ وذاکَ أنّ الأنبیاءَ یُرِثوا دِرْهماً و لا دیناراً و إنّما أوْرثُوا أحادیثَ من أحادِیثِهم فمَنْ أخَذَ بِشیءٍ مِنها فقد آخَذَ حَظّاً وافِراً فانْظُروا عِلمَک هذا عمّنْ تأخُذُونهُ، فإنَّ فینا أهْلَ البیتِ فی کُلِّ خَلَفٍ عُدُولاً یَنفُونَ عَنْهُ تحریفَ الغالینَ و انتحالَ المُبطِلینَ و تأوِلَ الجاهلینَ[4]
Ulema peygamberlerin vârisleridir ve peygamberler gibi dirhem ve dinar miras bırakmazlar. Onlardan sadece hadislerinden birkaç hadis miras alınabilir. Öyleyse onlardan herhangi bir şey alan kimse çokça fayda sağlamış demektir. İlminizi kimden aldığınıza iyi bakın. Biz Ehl-i Beyt’ten, gulatın tahriflerini, bâtıl yanlılarının bidatlerini ve cahillerin yanlış tefsirlerini tardetmiş hep adiller çıkmıştır.
İmam Ali (a.s) bir rivayette şöyle demektedir:
لا تُحَدِّثِ النّاسِ بِکلِّ ما سَمِعْتَ به فَکَفی بِذالکَ کَذِباً[5]
İmamların, hadislerin tenkid edilmesi ve kendilerine arzedilmesiyle ilgili bu beyanları ve tabii ki defalarca tekrarlanan tavsiyeler, onların hadisi doğru anlama ve kritik etme konusundaki ısrarını sergilemektedir. Bu da Şia’nın, hadisin doğru anlaşılması ve yanlış anlayışların tenkid edilmesi mevzusunda sürekli araştırma halinde olmasına yolaçmıştır. Şii ravilerin, huzur devresinde imamların (a.s) huzuruna koştukları ve onlara ait rivayetlerin mana, muhteva, sıhhat ve südûru hakkında onlara sorular sorduklarını gösteren çok sayıda malumata sahibiz. İmamlarımız da o hadisleri tefsir etmiş veya onu söyleyenin hakiki maksadını ve hadisin asli manasını izah etmiş, birçok yerde de o hadisi tenkid veya red etmişlerdir.[6]
Aynı şekilde, güzel tenkid geleneği sınırlı kalmadı ve imamlardan (a.s) onların büyük ashabına da (Zürare, Muhammed b. Müslim ve Yunus b. Abdurrahman gibi) geçti.
Çatışan hadisler ve bu sorunu çözme metodları hakkında da imamların (a.s) bazı büyük ashabı tarafından yazılmış kitaplara işaret edilebilir. İmam Kazım ve İmam Rıza’nın (a.s) ashabından doksandan fazla telifi bulunan Muhammed b. Ebi Umeyr (vefatı hicri kameri 217)[7], yine onun emsali, otuzdan fazla telifiyle Yunus b. Abdurrahman (her iki ismin de İhtilafu’l-Hadis adında bir kitabı vardır) gibi külliyat yazarı muhaddisler bunlar arasındadır. Yunus, fıkhu’l-hadis kitapları zümresinde önemli yere sahip İlelu’l-Hadis[8] kitabının da yazarıdır.[9]
Özetle; masumların (a.s) huzuru döneminde fıkhu’l-hadis çalışmalarını aşağıdaki beş maddede resmedebiliriz:
1. Hadisin, doğru anlaşılması veya reddedilmesi veyahut muhtemel hata ve tahriflerin tespiti amacıyla tenkidi ve imamlara (a.s) arzedilmesi vuku bulmuş ve zirveye ulaşmıştır.
2. Hadisin kelime ve cümlelelerini sormak yaygınlaşmış ve imamlar da (a.s) Nebevi hadislerdeki kelimeleri izah etmek üzere gayret göstermişlerdir.[10]
3. İmamların (a.s) ashabından bazıları, ihtilaflı veya illetli hadisleri toplamış ve muhtemelen onlardaki sorunu çözmüş ve hadisleri tenkid etmişlerdir.
4. İmamlar (a.s) bazen hadisin sâdır olduğu zeminleri açıklayıp onların zaman ve mekân şartlarını göstererek anlaşılmaları ve kabul edilmelerine yardımcı olmuşlardır.[11]
5. Bu dönemde bir hadis koleksiyonuna ilişkin ayrıntılı ve bağımsız bir şerh bildirilmemiştir.
* * *
İlk Külliyatların Oluşması Dönemi
(Üçüncü Asırdan Beşinci Asra Kadar)
İmamların huzuru asrından sonra da Şii ulema ve hadis kitapları müellifleri, hemen asrın başından itibaren itibar ve hücceti korumak, ama aynı zamanda çatışan haberleri halletmek için iki alanda, manaları anlama ile onları tefsir ve şerh etme zemininde fıkhu’l-hadise hakettiği değeri verdiler. Biz de özetle bu faaliyetin büyüklerinden birkaç ismi zikretmekle yetineceğiz:
1. Berkî
Ebu Ca’fer Ahmed b. Muhammed b. Halid Berkî (vefatı hicri kameri 274 veya 280) mevsuk Şii müellif ve ravilerdendir. Büyük el-Mehasin kitabı, yüzden fazla faslıyla Şia’dan miras külliyatlar arasında ilk hadis külliyatıdır. Ne yazık ki bu kitap, bazı babları dışında elimize ulaşmamıştır.
Berkî, İlelu’l-Hadis, Meani’l-Hadis ve el-Tahrif ve’t-Tefsiru’l-Hadis adında üç kitap yazarak, ama aynı zamada kitabını mantıklı bablara ayırıp birbirine benzer ve birbirini tefsir eden hadisleri yanyana getirerek fıkhu’l-hadis ilminin temellerini sağlamlaştırmaya çalışmıştır.[12]
2. Şeyh Kuleynî
Ebu Ca’fer Muhammed b. Yakub b. İshak Kuleynî (vefatı hicri kameri 329), Şia’nın en ünlü muhaddislerindendir ve el-Kafi kitabı en muteber hadis külliyatlarındandır. Kuleynî bu kitabın mukaddimesinde hadis tenkidinin bazı kriterlerini, haberlerin çatışması durumunda çözüm yolunu ve sahih hadisi sahih olmayandan ayırt etme yöntemini (mesela Kur’an ve sünnete arzetme, umumun muhalefeti gibi) beyan etmiş; kitabın birinci cildinde “ihtilafu’l-hadis”, “el-reddu ile’l-kitab ve’s-sünne” ve “el-ahzu bi’s-sünne ve şevahidu’l-kitab” gibi bablar tanzim etmiştir. Kuleynî, akaid, ahlak ve ahkamın geniş yelpazesinde aynı anlama gelen ve birbirine benzer hadisleri bulup baştan sona kitabında onları yanyana yerleştirmiş ve maksada delalet eden başlıklar altında toplamıştır. Bu yolla hadisi anlamaya ve ahkamı istinbata takdire şayan yardımı dokunmuştur. Kuleynî birçok yerde mutlak ve âmm hadislerle başlamış, daha sonra da tefsir ve tahsis eden hadisleri onun ardından zikretmiştir. Birbiriyle uyuşmayan, anlamsız ve bazen de makbul bulunmayan hadisleri ise ayırmış ve onlara “el-nevâdir” adındaki bablarda yer vermiştir.
Muteber kaynaklardan ve şairlerin şiirlerinden yararlanarak müşkül kelimeleri tercümeye koyulmuş ve bazı konuları şerh ve tefsir etmiştir.[13] Yine hadisin manasını açıklamak için fakih ve büyük ravilerin (mesela Zürare, Muaviye b. Ammar, Muhammed b. Ebi Umeyr ve Yunus b. Abdurrahman gibi) sözlerinden yararlanmıştır.[14]
Her ne kadar Kuleynî’nin metodu, birbiriyle çatışan iki grup hadisten birini tercih etme ve diğerini zikretmeme biçimindeyse de nadir yerlerde birbiriyle çatışan hadisler için çözüm yolu gösterme ve onları izaha yönelmiştir. Denebilir ki: Bu gibi yerlerde, zâhiren uyuşmayan hadise ilişkin doğru anlayışı göstererek onu diğer hadislerle halletmiştir.[15]
Kuleynî, ömrünün çok kıymetli iki on yılını, rivayetlerin manasına derinlemesine bakışını ve pür dikkatini gösteren el-Kafi’nin rivayetlerini toplamaya vakfetti.
3. Şeyh Saduk
Şeyh Saduk adıyla meşhur Ebu Ca’fer Muhammed b. Ali b. Hüseyin İbn Babeveyh (vefatı hicri kameri 381), Şia havzasının çok çalışkan muhaddislerinden ve fevkalade usta fakihlerindendir. Meani’l-Ahbar kitabını telif etmekle fıkhu’l-hadisle ilgili bağımsız kitapların telifi yolunda ilk büyük adımı attı. Özel bir yenilikle, karmaşık hadisleri veya onların anahtar ve anlaşılmayan kavramları hakkında mevzular içeren hadisleri biraraya getirdi ve yüzlerce bab formunda sundu. Bu kitap, rivayetlerin manasını teşhis etmede hadis araştırmacılarının asli başvuru mercilerinden biridir. Saduk bu kitapta, müşkül kelimeleri şerhederken Ebu Ubeyd gibi garip yazarlarından yararlanmıştır.[16]
Saduk, Garibu Hadisi’n-Nebi ve Emirilmüminin adında, elimize ulaşmamış bağımsız bir kitap da yazmıştır.[17] Kitabından anlaşıldığı kadarıyla bu iki büyük masumun hadislerindeki müşkül kelimeleri şerh ve tefsir etmiştir.
Saduk, büyük rivayet koleksiyonu olan Men La Yahduruhu’l-Fakih kitabında da bazen hadislerin izah ve şerhine yönelmiş ve bazı müşkül kelimeleri tefsir etmiştir.[18] Bazen de haberlerin arasındaki çelişkiyi gidermeye çalışmıştır.[19]
Hatırlatmak gerekir ki Saduk, hadis kitaplarının birçoğunu, hadisi dakik anlamak için en iyi metod olan konulu biçimde bablara ayırıp sunmuştur.[20] Bazıları Şeyh Saduk’u haberlerin tenkitçisi olarak da övmüştür.[21]
4. Şeyh Müfid ve Seyyid Murtaza
Her ne kadar Şeyh Müfid ve Seyyid Murtaza külliyat yazarı değilseler de bu ikisinin fıkhu’l-hadisin gelişmesindeki etkisi Kuleynî ve Saduk’tan az değildir. Şeyh Müfid olarak meşhur Muhammed b. Muhammed b. Nu’man, kelimelerin asli manalarını araştırmakla[22] bizi metnin asli manasına yönlendirmektedir. Rivayetlerdeki mecazi manaları göstererek de bizi, masumların (a.s) sözlerindeki böyle sanatsal güzellikleri inkar veya bütün yüksek ve hakiki manaları dinin mecazi ve sembolik haline hamletme tehlikesinden sakındırmaktadır. Kendisi de mecaz ve istiare karinesi bulunan her yerde bunu kabul etmektedir.[23] Bu edebi çabaların güzergâhından ilerleyerek inatçıların sapkın anlayışlarını ve seleften bazılarının kötü anlayışlarını tashih etmeyi ve hadislerin doğru anlayışını göstermeyi başardı. Aynı şekilde, kendi yeteneklerine dayanarak kelam ilminde itikadi hadislerden dikkat çekici bir mecmua oluşturabildi; Allah’ın sıfatları, cebr ve tefviz, meşiyet ve irade, kaza ve kader, fıtrat, beda, arş, ruh, ric’at, ölüm ve kabir hadisleri gibi güç ve müşkül rivayetleri izah edip onların iç çatışma ve ihtilaflarına çare bulabildi.[24]
Haberlerin ihtilafını halletmek için fıkıh usülü ilminden yardım almakta, fıkhî ve itikadî muhtelif haberleri bir araya toplayıp çözüme kavuşturmakta[25] ve çatışan haberlerin çeşitli durumlarında muhaddisin görevini açıklamaktadır.[26] Şeyh Müfid, “ademu sehvi’n-nebi” ve “nahnu muaşiru’l-enbiya la nuris” haberleri gibi bazı haberlerin şerh ve tenkidine dair bağımsız risaleler de yazdı.[27]
Şeyh Müfid’in önde gelen talebesi ve Seyyid Murtaza adıyla meşhur olan Ebu’l-Kasım Ali b. el-Hüseyin el-Musevi de üstadının peşinden gidip onun yolunda adım atarak ayetlerin ve hadislerin manası üzerinde etkili edebi bahisleri Emali kitabında zikretti ve tıpkı Şeyh Müfid gibi Eş’arilik, İtizal hattı, gulat ve diğer Şia dışı okulların aşırıları karşısında Şii itikadını savundu. Seyyid Murtaza, fıkıh usülü ilminde ilk kitaplardan birini, yani el-Zeria ilâ Usuli’ş-Şeria’yı telif ederek hadisi anlamanın esasını oluşturan temelleri attı ve ihtilaflı haberleri uzlaştırma metotlarının binasını inşa etti.[28] Çok sayıdaki teliflerinde hadislerin gerçek manasını ve asli maksadını gösterdi ve tespit etti. Bu yolla, anlaşılması ve inanılması güç hadisleri açıkladı.[29] Başta Emali olmak üzere kitaplarının incelenmesi, birçok hadisi anlamanın zeminini hazırlayacaktır. Bu nedenle ona başvurulması tavsiye edilmektedir. Bu açıdan, Nehcu’l-Belaga müellifi kardeşi Seyyid Radıyy’ın eseri olan el-Mecazatu’n-Nebeviyye de böyle bir etkiye sahiptir.
5. Şeyh Tusi
Ebu Ca’fer Muhammed b. Hasan b. Ali Tusi (vefatı hicri kameri 460), Şia’nın ilk dört hadis kitabından ikisini yazmakla hadis ilmine takdire şayan hizmetler vermiştir. Muhtelif ilimlerde üstattı. Şeyh Müfid ve Seyyid Murtaza gibi üstatların yanında hadis ilimlerinin çoğunu ve bununla bağlantılı ilimleri öğrendi.
Şeyh Tusi, bu iki âlimin huzurunda talebelik yaparak ve kendi çabasıyla büyük kitabı Tehzibu’l-Ahkam’da çetin pek çok hadisi izah etmeyi ve çatışan haberlere çözüm getirmeyi başardı.[30]
Yine büyük ve müstakil kitabı el-İstibsar fi ma İhtelefe mine’l-Ahbar’ın mukaddimesinde bir rivayeti diğer bir rivayete tercih etmenin prensiplerini açıklamakta, daha sonra da fıkhu’l-hadisin nükteleriyle dolu kitabın metninde ihtilaflı ve çatışan haberleri halletme metodları hakkındaki tahkikatını göstermektedir.
Şeyh Tusi, usül kitabı İddetu’l-Usül’de de fıkhu’l-hadisin bazı kaidelerini (mesela âmm ve hâs, nâsih ve mensuh, mutlak ve mukayyed, mücmel ve mübeyyen gibi) ele almış, hakikat ve mecaz gibi hadisi anlamayla ilgili edebi bahislere işaret etmiştir.[31] Zikredilen üç kitap, özellikle el-İstibsar, güç veya çatışan hadisler ve onların çözüm metodlarıyla birlikte bir hazinedir. Şeyh Tusi’nin haberleri hamletme ve uzlaştırma tarzı daima fakihlerin ve hadis araştırmacılarının önem verdiği konu olmuştur. O kadar ki Feyz Kaşanî ve Şeyh Hürr Âmulî, hadiste geçen emir ve nehyin müstehap veya kerahet olduğuna ilişkin Şeyh’in anlayışını veya sözünü kendi rivayet külliyatları olan el-Vâfi ve Vesailu’ş-Şia’da zikretmişlerdir.
Sözün sonunda, Şeyh Tusi’nin, gizli manaları anlamada ve hadisleri halletmede izlediği metodun, büyük oranda, birbirine benzer, birbirini teyit eden, aynı aileden hadisleri biraraya getirmeye dayandığını eklemek gerekmektedir.
Bu devrenin genel özellikleri şöyle sıralanabilir:
1. İlelu’l-hadis alanında telifler ve hadis tefsiri devam etmektedir.
2. Külliyat sahipleri, hadisleri tanzim edip konularına göre (hadislerin mesnediyle değil) bir araya getirmekle hadisleri doğru ve daha iyi anlamak için ilk ve esaslı adımı attılar. Onlar devasa ve çok güzel külliyatlar oluşturarak birbirine benzer ve birbirine dönük hadisleri aynı yerde kullanımımıza sundular.
3. Meani’l-Ahbar adındaki ilk fıkhu’l-hadis kitabı bu devrede yazıldı.
4. Çatışan ve ihtilaflı hadisler alanındaki el-İstibsar fi ma İhtelefe mine’l-Ahbar isimli ilk bağımsız kitap bu devrede telif edildi.
5. Şeyh Müfid ve Seyyid Murtaza bazı hutbe ve hadisleri şerh, tefsir ve tenkide dair bağımsız risaleler yazdılar. Bu iki isim aynı zamanda hadis metinlerini anlamada edebi bahislere bakma tarzını etkilediler.
6. Divanlardan ve garibu’l-hadis kitaplarından istifade adeta patladı; çetin ve karmaşık haberlerin şerhinde müelliflerin istifade ve istişhad konusu oldu.
7. Harici karinelerin (hadisi red veya teyit için Kur’an ve sünnete muvafakat ve muhalefet, Ehl-i Sünnet cemaatinin görüşü gibi) dikkate alınması el-Kafi’nin ilk bablarında görülmektedir. Aynı şekilde bu devrenin usül kitaplarında da (İddetu’l-Usül gibi) göze çarpmaktadır.
8. Bu devrede usül kitapları, hadisle çalışmanın ilmî ve teknik desteği mesabesinde sahaya çıktı.
* * *
Nisbî Gerileme
(Altıncı Asırdan Dokuzuncu Asra Kadar)
Bu devre, hadisin nispeten gerilediği ve Şia fıkhının çiçek açtığı dönem olarak kabul edilebilir. Bu ara dönemin Ebulkasım Radıyuddin Ali b. Musa (İbn Tavus) ve kardeşi Cemaluddin Ahmed b. Tavus (yedinci yüzyıl âlimlerinden), Allame Hılli ve Şehid-i Evvel (sekizinci yüzyıl âlimlerinden) gibi öne çıkan isimleri, hadis nakletmeye (daha ziyade muhtevalarını değil, senedi tenkid ederek) ve hadisleri fıkıh ilminin bahisleri arasında şerh edip çözüme kavuşturmaya odaklandılar. Ama haberleri uzlaştırma hakkında bağımsız risaleleler ve bazı şerhler de yazdılar. Mesela İstiksau’l-İ’tibar fi Tahriri Meani’l-Ahbar[32], Muhtasaru Şerhi Nehci’l-Belaga[33], Şerhu Kelimati’l-Hums[34], yine Allame Hılli’den el-Cem’ beyne Kelami’n-Nebiyy ve’l-Vasiyy ve’l-Cem’ beyne Âyeteyn mine’l-Kitabi’l-Aziz[35], Nehcu’l-Belaga’ya şerh ve İbn Tavus’tan bazı dualar[36]; ayrıca İbn Meysem Bahrani’nin (vefatı hicri kameri 679) Nehcu’l-Belaga şerhi, Reşid ve Tuvat’ın, Câhız’ın eseri Mietu Kelam’a şerhi.
Sekizinci ve dokuzuncu asırda da sırasıyla, Ebu Said Hasan b. Hüseyin Sebzivârî’nin elli üç hadise Farsça yazdığı şerh olan Mesâbihu’l-Kulub, Kemaluddin Hüseyin Kâşifî Beyhakî Sebivârî’nin Allah Rasulü’nün kırk hadisine yazdığı şerh olan el-Risaletu’l-İlliyye fi’l-Ehadisi’n-Nebeviyye ve el-Sıratu’l-Müstakim ve’r-Risaletu’l-Yunusiyye müellifi Ali b. Muhammed Beyâdî Nebatî’nin bazı itikadi hadislere yazdığı şerh zikredilebilir.
Genel olarak bu dönemi hadis tarihinde fetret dönemi olarak adlandırmak mümkündür ve fıkhu’l-hadisteki genel özellikleri şöyle açıklanabilir:
1. Hadisi tenkid ve şerh daha ziyade kullanılma durumundaydı, fıkhî ve kelamî meseleleri halletmek amacıyla kullanılıyordu.
2. İhtilaflı haberleri uzlaştırma konusunda yazılmış bağımsız risaleler sayılıydı.
3. Muhteva tenkidi sened tenkidinden daha az göze çarpıyordu.
4. Hadislerin şerhi arasında, her ne kadar bazı hadislerin şerhi konulu biçimde mevcut idiyse de Müminlerin Emiri’nin (a.s) sözlerini şerh ve tefsir, özellikle Nehcu’l-Belaga dikkat çekiciydi.
- - - - - - - - - - - - - -
[1] Biz burada Şia hadis sahasının faaliyetlerini ele alacağız. Ehl-i Sünnet’in hadis sahasının faaliyetlerine ilgi duyan okuyucular Nehla Gerevi Nayinî’nin Fıkhu’l-Hadis ve Reveşhâ-yi Nakd-i Metn kitabına müracaat edebilirler.
[2] El-Kafi, c. 1, s. 62, hadis 1.
[3] Nehcu’l-Belaga, hutbe 239.
[4] El-Kafi, c. 1, s. 32; yine bkz: Mu’cemu’s-Sefer, s. 463, hadis 1585.
[5] Nehcu’l-Belaga: Mektup 69; Biharu’l-Envar, c. 2, s. 160.
[6] Bunun örneklerini görmek için bkz: Mecelle-i Ulûm-i Hadis, sayı 6 ve 9: “Arze-i hadis ber imamân (aleyhimüsselam)”, bu kitabın yazarından. Orada, hadisin arzedilmesi ve tenkid edilmesinin her zaman ve bütün imamların dönemlerinde vuku bulduğunu, yalnızca çokluk ve yoğunluk arasında fark olduğunu gösterdik.
[7] Bkz: Ricalu’n-Necaşi, s. 326 (sayı 887).
[8] İlelu’l-hadis, hadisin sened ve metnindeki gizli hastalıklar manasına gelmektedir.
[9] Bkz: A.g.e., s. 446 (sayı 1208); el-Fihrist, Tusi, s. 266 (sayı 813).
[10] Mesela bkz: Meani’l-Ahbar, s. 84, 272 ve 316.
[11] Bkz: Ricalu’n-Necaşi, s. 319; el-Kafi, c. 6, s. 259.
[12] Bkz: Ricalu’n-Necaşi, s. 76 (sayı 182).
[13] Bkz: el-Kafi, c. 1, s. 85, 111, 124 ve 136 (tevhidî maarif bahislerinde).
[14] Bkz: A.g.e., c. 7, s. 109, c. 6, s. 105 ve 110 ve c. 4, s. 509.
[15] Bkz: A.g.e., c. 3, s. 280 ve c. 4, s. 91.
[16] Bkz: Meani’l-Ahbar, s. 242, 272, 273, 276, 278, 282 ve 291.
[17] El-Zeria, c. 16, s. 46; Ricalu’n-Necaşi, s. 391 (sayı 1049).
[18] Bkz: Men La Yahduruhu’l-Fakih, c. 1, s. 26, hadis 811, c. 2, s. 17, hadis 1600, s. 25, hadis 1605, s. 38, hadis 1640 vs.
[19] Mesela bkz: A.g.e., c. 1, s. 363 ve c. 2, s. 93, 139, 179 ve 376.
[20] Bkz: el-Tevhid, Musâdikatu’l-İhvan, Fedailu’l-Eşhuri’s-Selase ve diğer kitaplar.
[21] Mesela bkz: el-Fihrist, Tusi, s. 237 (sayı 710); Hulasatu’l-Akval, s. 248. Yine bkz: Meani’l-Ahbar,s. 9-13, (musahhihin mukaddimesi).
[22] “el-Mevla” kelimesinin mana ve kısımları hakkındaki iki risalesine bakılabilir.
[23] Bkz: Tashihu İ’tikadati’l-İmamiyye, tahkik: Hüseyin Dergahi, ikinci basım, 1414, Dâru’l-Müfid, Beyrut, s. 33-38: Babu hikmeti’l-kinaye ve’l-istiare.
[24] A.g.e.
[25] Bkz: Tashihu İ’tikadati’l-İmamiyye’de iki kitabını referans göstermesi: el-Temhid ve Mesabihu’n-Nur.
[26] A.g.e., s. 147’den kitabın sonuna kadar.
[27] Bkz: “ademu sehvi’n-nebi (s)” ve “nahnu muaşiru’l-enbiya la nuverris”.
[28] Misal olarak bkz: el-Zeria ila Usuli’ş-Şeria, babu’l-hitab ve aksâmuhu ve ahkâmuhu, babu’l-umum ve’l-husus, babu envai’t-tahsis, babu’l-mücmel ve’l-beyan vs.
[29] Bkz: el-Şafi fi’l-İmame, Tenzihu’l-Enbiya, el-Emali.
[30] Bkz: Tehzibu’l-Ahkam, c. 1, müellifin mukaddimesi.
[31] Bkz: İddetu’l-Usül, birinci, ikinci, beşinci ve altıncı bablar.
[32] Hulasatu’l-Akval, s. 110.
[33] A.g.e., s. 112.
[34] El-Zeria, c. 18, s. 118 (sayı 981).
[35] Mektebetu’l-Allemeti’l-Hılli, s. 112 (sayı 44).
[36] Kitabhâne-i İbn Tavus, s. 89 ve 96.




