"Erkek olsun veya kadın, hür olsun veya köle, her müminin boynunda Kur’an'ı öğrenmek ilahi bir haktır."

.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Hacı Musa Aydın

Bismillahirrahmanirrahim

.

Kur’an’a inanan birisi olarak onu ne kadar tanıyoruz? Kur’an hakkında ne kadar bilgimiz var? Kur’an’ı ne kadar okuyoruz? Daha önemlisi Kur’an’ı ne kadar anlıyoruz? Bu sorularla ilgili cevabı herkesin kendisi daha iyi biliyor, ama genel tabloya bakılırsa, Müslümanlar olarak çok da iç açıcı bir durumda olmadığımızı söylemek mümkündür. Oysa biz Kur’an’ı okumaya, ondan önemlisi üzerinde düşünmeye, anlamaya ve mesajlarını algılamaya, direktiflerine amel etmeye davet edildik. Kur’an’ın bizzat kendisinde veya Resulullah’ın (s.a.a) ve Ehlibeyti’nin sözlerinde bu konuya dair onlarca ayet ve hadis gösterilebilir.

Ve böyle olmayıp Kur’an’dan gereği gibi yararlanmazsak ve onu hayatımızın dışına itersek bizzat Resulullah (s.a.a) hakkımızda şikayetçi olacaktır. Nitekim Furkan suresinin 30. ayetinde şöyle buyuruyor:

“(Mahşer gününde) Peygamber, "Ey Rabbim! Kuşkusuz, kavmim bu Kur'ân'ı yalnız bıraktılar." der.”

Şimdi müsaadenizle önce Kur’an hakkında kısa da olsa bazı bilgiler verelim.

Evet, Kur’an-ı Kerim semavi bir kitaptır. İnsanların saadeti için ve Allah’a giden yolu bulmaları, yaratılış felsefesine uygun nasıl yaşayacaklarını göstermek ve onları ebedi saadete kavuşturmak için Allah tarafından en son peygamberi olan Hz. Muhammed b. Abdullah’a (s.a.a) nazil olmuştur. Kur’an İslam Peygamberi’nin ebedi mucizesidir.  Bu kitap 23 sene boyunca vahiy yoluyla tedrici olarak Allah’ın resulüne nazil olmuştur. Allah Resulü (s.a.a) Kur’an’ın ayetlerini insanlara okuduğunda, ayetlerdeki inanılmaz cazibe ve güzellik onları kendine cezbediyordu.

Kur’an 114 sureden oluşmaktadır; bu surelerin toplamı en muteber nakile göre 6236 ayetten oluşmaktadır ve bu ayetler yaklaşık 77807 kelimeden oluşmaktadır. Bu kelimelerden 45653 tanesi Mekki ve 32154 kelimesi de Medenidir.

Kur’an-ı Kerim insanları hidayet etmek için gönderilen semavi kitapların en sonuncusudur. Bu nedenle insanları Allah’a doğru hidayet eden en kâmil kitaptır da aynı zamanda.

KUR’AN’DA KUR’AN

Kur’an’ı tanımak ve tanıtmak için her şeyden önce Kur’an’ın kendisine müracaat etmek gerekir. Kur’an’ın kendisi, kendisini tanıtmak için bir takım özellikleri ve nitelikleri saymaktadır. Bu niteliklerin her birisi Kur’an’ın hakikatinin bir bölümünü beyan eder. Söz konusu özelliklerden bir kısmı şöyledir:

1- İLAHİ KİTAP

Evet, bu özelliklerin başında bu kitabın İlahi vahiy olduğu ve Allah tarafından nazil oluşu gelmektedir. Bu hususa onlarca ayette değinilmiştir ki bazı örneklere aşağıda değineceğiz.

Bu açıklamayla Kur’an’ın Peygamber’in uydurması olduğu veya birileri tarafından ona öğretildiği ithamına da cevap verilmiştir. Zaten Kur’an’ın diğer özelliklerini, bilhassa mucize oluşunu dikkate aldığımızda bunun sonsuz ilim, hikmet ve kudret sahibi olan Allah’tan başkasına ait olmasının mümkün olmadığını anlarız. Örnek ayetler:

“O (Kur’an) ancak ( Allah tarafından) vahyedilen bir vahiydir.” (Necm, 4)

“Bu Kur'ân, Allah'tan başkası tarafından uydurulmuş değildir. Ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı ve (Levh­i Mahfuz'da olan) kitabın açıklamasıdır. Onda bir kuşku yoktur; âlemlerin Rabbi tarafından gelmiştir. * Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar?! De ki: "Eğer doğru söylüyorsanız, siz de onun gibi bir sûre getirin ve (bu iş için) Allah'tan başka gücünüz yettiği herkesi yardıma çağırın." (Yûnus, 37-38)

“Sana vahyedilen kitabı oku…” (Ankebut, 45)

“Şüphesiz bu (Kur'ân), âlemlerin Rabbinin indirdiğidir. * Ruhu'l­Emin onu senin kalbine indirdi, * uyarıcılardan olasın diye, * apaçık bir Arapça diliyle.” (Şuarâ, 192-195)

2- AZAMETLİ VE YÜCE KİTAP

Kur’an kendini azametli kitap olarak tanıtmaktadır. Zira Azim olanın sözü de ister istemez azim ve yüce olacaktır. Kur’an’ın bu özelliğine vurgu yapılmasının en önemli sebebi belki de okuyan insanın nasıl bir kitapla karşı karşıya olduğu ve nasıl azametli bir makamın mesajlarının muhatabı olduğunu fark etmesi ve ona göre davranmasıdır.

Kur’an’ın birçok ayetinde buna vurgu yapılmıştır ki bunlardan birkaçı şöyledir: 

“Gerçekten, biz sana tekrarlanan yedi ayeti (Fâtiha Sûresi'ni) ve bu büyük Kur'ân'ı verdik.” (Hicr, 87)

“Eğer bu Kur'ân'ı bir dağa indirseydik, onun Allah korkusundan tevazu ederek dağıldığını görürdün. Bu örnekleri, belki düşünürler diye insanlara veriyoruz.” (Haşr, 21)

“Kuşkusuz bu kitap, değerli Kur'ân'dır. * Saklı bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da)dır. * Tertemiz kılınmış olanlardan başkası ona dokunamaz.” (Vâkıa, 77-79)

“Gerçekte o, yüce Kur'ân'dır. * Korunmuş bir levhadadır. (Levh­i Mah­ fuz'dadır.)” (Burûc, 21-22)

3- SAĞLAM, ÇELİŞKİSİZ, ŞÜPHE GÖTÜRMEZ, ŞAŞIRTICI VE CİDDİ KİTAP

Kur’an bir taraftan Kur’an’da şüphe ve tereddüdü gerektirecek veya çelişki sayılacak bir durumun olmadığını vurgularken, bunu ancak akledip düşünenlerin anlayabileceğini söylüyor. Evet, aklını kullanmakla birlikte Kur’an’ı ehil kişilerden öğrenen bir kimsenin bu ayetlerde beyan edilen öğretilerin ne kadar doğru, isabetli, sağlam, şaşırtıcı derecede güzel olduğunu ve ne kadar ciddi bir kitap olduğunu görür. Bu hususların beyan edildiği ayetlerden birkaç örnek şöyledir:

“İşte o kitap (Kur'ân); onda bir kuşku yoktur…” (Bakara, 2)

“Hamd, kuluna kitabı indiren ve onda bir eğrilik bırakmayan Allah'a aittir. * Kendi katından gelecek şiddetli bir azaba karşı (halkı) uyarması ve salih işler yapan müminlere kendileri için güzel bir mükâfat (cennet) olduğunu müjdelemesi için onu dosdoğru (bir kitap) olarak indirdi.” (Kehf, 1-2)

“Kur'ân'ı gereğince düşünmüyorlar mı?! Eğer Allah'tan başkası tarafından gönderilmiş olsaydı, onda birçok çelişki bulurlardı.” (Nisâ, 82)

“De ki: Cinlerden bir grubun (beni) dinleyip, sonra şöyle dedikleri bana vahyolundu: "Şüphesiz biz, olgunluğa ileten, hayrete düşüren bir Kur'ân duyduk da ona iman ettik. Biz, asla kimseyi Rabbimize ortak koşmayacağız." (Cin, 1)

“O (Kur'ân), (hak ile batılı) ayıran bir sözdür. * O, şaka değil (ciddi bir kitaptır).” (Târık, 13-14)

4- EN SAĞLAM VE EN DOĞRU YOLA İLETEN KİTAP

İçeriği, öğretileri ve mesajları sağlam şüphesiz ve çelişkisiz olan bir kitap, doğal olarak kendine uyanları en sağlam ve en doğru yola da iletmiş olacaktır. Bu yüzden İsrâ Suresi’nin 9. ayetinde şöyle buyurmaktadır:

“Kuşkusuz bu Kur’an, en doğru olan yola iletir…”

5- HAK KİTAP

Kur’an kendisini hak kitap olarak tanıtmaktadır. Hak, gerçeğe mutabık demektir. Dolayısıyla Kur’an’da gerçeğe aykırı, batıl veya hayal ürünü bir şeye rastlamak mümkün değildir. Kur’an birçok ayette ezcümle Sebe’ Suresi’nin 6. ayetinde buna şöyle vurgu yapmaktadır

“Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilenin (Kur’an’ın) hak olduğunu, üstün ve övgüye layık olan (Allah')ın yoluna hidayet ettiğini görürler.” (Sebe’, 6)

6- MUCİZE KİTAP

Her peygamberin hakkaniyetini ispat için mucize gereklidir. Nitekim bütün peygamberler kendi zamanlarının ortam ve şartlarına uygun mucizeler göstermişlerdir. Mucize aciz kılan demektir. İnsanların beşeri güçleriyle yapamayacakları şeye mucize denir. Zira hiçbir insanın onu yapamaması, onun beşeri değil İlahi bir güce dayandığını gösteriyor. Dolayısıyla bir peygamberin eliyle gerçekleştiğinde, onun sonsuz kudrete sahip olan Hak Teala ile irtibatta olduğunu ispatlar ve bu da onun peygamberliğinin ispatı sayılır. İslam Peygamberi’nin birçok mucizesi olmuştur, ama en önemli, kalıcı ve ebedi mucizesi Kur’an’dır. Şiir ve edebiyatın zirve yaptığı bir toplumda böyle bir kitabın ortaya konması ve meydan okumasına rağmen 14 asırdır kimsenin onun benzerini getirememesi, onun mucizeliğine, İlahi olduğuna ve dolayısıyla Resulullah’ın risaletinin hakkaniyetine açık bir delildir. Kur’an’ın mucizeliği ve meydan okumalarıyla ilgili ayetlerden örnekler:

“De ki: "İnsanlar ve cinler, bu Kur'ân'ın benzerini getirmek için bir araya gelseler, birbirlerine destek olsalar bile, onun benzerini getiremezler.” (İsrâ, 88)

Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar?! De ki: "Eğer doğru söylüyorsanız, siz de onun gibi bir sûre getirin ve (bu iş için) Allah'tan başka gücünüz yettiği herkesi yardıma çağırın." (Yûnus, 37)

“Yoksa "Onu (Kur'ân'ı) uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Doğru söylüyorsanız, siz de ona benzer on uydurulmuş sûre getirin ve Allah'tan başka gücünüz yettiği herkesi (yardıma) çağırın." (Hûd, 13)

7- AZİZ (NAMAĞLUP) VE KORUNMUŞ KİTAP

Kur’an azizdir-namağlup bir kitaptır. Yani kimse ona galip gelemez. Kimse onun ortaya koyduğu delilleri çürütemez; onun bir benzerini getiremez. Çünkü onun sahibi sonsuz kudret ve izzete sahip olan Allah’tır. Bu güç ve kudrete sahip olan Yüce Allah kitabında onu koruyacağına dair de söz vermiştir. Bu yüzden de kimse onda tasarrufta bulunamaz; onu tahrif edemez. Bunlarla ilgili ayetlerden örnekler şöyledir:

“Kuşkusuz, kendilerine Kur’an geldiğinde onu inkâr edenler (mutlaka bunun cezasını çekeceklerdir). Hâlbuki o aziz (namağlup) bir kitaptır ki, önünden de ardından da ona batıl gelmez. Hikmet sahibi ve övgüye layık olan (Allah) tarafından indirilmedir.” (Fussilet, 41-42)

“Kuşkusuz, Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik ve elbette onu biz koruyacağız.” (Hicr, 9)

“Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O'nun kelimelerini değiştirecek olmaz ve O'ndan başka bir sığınılacak da bulamazsın.” (Kehf, 27)

8- EN GÜZEL SÖZ

Kur’an sözlerin en güzelidir. Zira hem güzelliğin kaynağı ve yaratıcısı olan ve kendini CEMİL sıfatıyla tanıtan Rabbimizin kelamıdır. Hem de bu onun mucize oluşunun doğal bir sonucudur. En güzel olmayan bir kelamın mucize oluşunu beklemek anlamsız olurdu. Evet, Kur’an’ın en güzel oluşu, hem lafız ve kalıp açısındandır, hem de muhteva ve içeriği açısından. Kur’an bu konuda şöyle buyuruyor:

“Allah, sözün en güzelini, bir kısmı bir kısmına benzer, ayetleri tekrarlanan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların derileri ondan ürperir. Sonra derileri ve kalpleri Allah'ı anmakla yumuşar.” (Zümer, 23)

9- TAKVALILAR İÇİN HİDAYET KİTABI

Kur’an bir ayetinde indirilen Kur’an’ın HÜDEN LİN-NAS (insanların hidayeti için) indirildiğini söylerken (Bakara, 185), diğer bir ayette HÜDEN LİL-MUTTAKİN (takvalıların hidayeti için) olduğunu vurguluyor. (Bakara, 2) Görünüşte çelişkili gibi dursa da aslında öyle değildir. Zira birinci ayette kastedilen şudur: Kur’an evrensel bir kitaptır ve bütün insanlara hidayet mesajı sunmak için inmiştir. Ancak bu kitabın hidayetinden ancak takva sahibi olanlar yararlanabilir. Takvanın ilk aşaması ve temel taşı ise inat ehli olmamak ve hakkı kabullenmeye her zaman hazır ve müsait olmaktır. Elbette takva ne kadar artarsa, insanın Kur’an’ın hidayet ve nuraniyetinden istifadesi de o kadar artacaktır. İşte ikinci ayette kastedilen de budur.

10- BASİRET, HİDAYET, RAHMET, ÖĞÜT, NUR VE ŞİFA KİTABI

Evet, Kur’an öyle bir kitaptır ki içerdiği öğretiler ve İlahi mesajlarla kalben ve ruhen müsait bir zemine sahip olanlara, yani Kur’an’ın kendi tabiriyle takva ehli olanlara basiret ve bilinç kazandırır; onları doğrulara hidayet eder, Allah’ın rahmet ve lütuflarına mazhar kılar; onların öğüt almalarına, karanlıklardan çıkıp aydınlanmaları ve nura kavuşmalarına, manevi hastalıklardan kurtulup şifa bulmalarına vesile olur.

Bu gerçekleri birçok ayette Rabbimiz vurgulamıştır. Bunlardan birkaç örnek şöyledir:

 “… Bu, Rabbiniz tarafından gelen basiretlerdir (bilinçlendiren açıklamalardır); iman eden topluluk için hidayet ve rahmettir." (A’râf, 203)

“İşte bu (Kur'ân), insanlar için apaçık bilinçlerdir; yakin eden topluluk için de hidayet ve rahmettir.” (Câsiye, 20)

“… Allah'tan size bir nur ve açıklayıcı bir kitap gelmiştir. * Allah, rızasına uyan herkesi onunla esenlik yollarına hidayet eder. Kendi izniyle onları karanlıklardan çıkarıp nura doğru götürür ve onları doğru yola hidayet eder.” (Mâide, 15-16)

“Ey insanlar! Rabbinizden size apaçık bir delil gelmiştir ve size açık bir nur indirmişiz.” (Nisâ, 174)

“Ey insanlar! Rabbiniz tarafından size öğüt, yüreklerde olan hastalıklara şifa ve müminler için hidayet ve rahmet gelmiştir.” (Yûnus, 57)

“Kur'ân'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mu?” (Kamer, 17)

“Kur’an’dan müminlere şifa ve rahmet kaynağı olan ayetler indiririz. Zalimlerin ise sadece zararını artırır.” (İsrâ, 82)

“Ondan (Kur’an’dan) önce de Musa'nın kitabı önder ve rahmetti. Bu (Kur'an), zulmedenleri uyarmak için ve iyilere müjde olarak, Arapça dilinde indirilmiş (önceki kitapları) doğrulayan bir kitaptır.” (Ahkâf, 12)

11- MÜJDELEYİCİ VE UYARICI KİTAP

Kur’an bir taraftan getirdiği mesajlara ve İlahi direktiflere uyanları Allah’ın rızasıyla, ebedi saadet ve kurtuluşla, cennet ve nimetleriyle, Allah’ın sevgili kulları, peygamberler, sıddıklar, salihler ve şehitlerle beraber olmakla müjdeliyor. Diğer taraftan, bunun aksini yapanları ise, kendilerini bedbaht etmemeleri, ebedi azap ve cehennemi satın almamaları yönünde çeşitli şekillerde uyarıyor, korkutuyor. Kur’an’ın müjdeleyici ve uyarıcı bir kitap olduğunu vurgulayan ayetlerden birkaç örnek şöyledir:

“… İşte budur, Kur'ân'ın ve açıklayıcı kitabın ayetleri. * Müminler için hidayet ve müjdedir.” (Neml, 1-2)

“De ki: "Onu, iman edenleri sağlamlaştırmak için ve Müslümanlara bir hidayet ve bir müjde olsun diye Ruhu'l­Kudüs hak üzere Rabbinden indirdi.” (Nahl, 102)

“… De ki: "Allah benimle sizin aranızda şahittir. İşte bu Kur'ân sizi ve ulaştığı herkesi uyarayım diye bana vahyolundu.” (En’âm, 19)

“Biz ona şiir öğretmedik, zaten ona yaraşmazdı da. Bu, bir zikir (hatırlatma) ve apaçık Kur'ân'dan başka bir şey değildir. * Diri olanı uyarması ve kâfir olanlar hakkında azap sözünün gerçekleşmesi için.” (Yâsin, 69-70)

12- HİKMET KİTABI:

Kur’an hikmet kitabıdır veya hikmetli kitaptır vurgusu Kur’an’ın birçok ayetinde belirtilmiştir. Bunun birkaç sebebi olabilir

* Hikmet muhkem anlamında Kur’an ayetlerinin ve öğretilerinin sağlamlığı ve her türlü çelişki, hurafe ve bayağılıktan uzak oluşu açısından olabilir.

* İçeriğinde hikmet, yani hakiki öğretiler yer aldığı için olabilir.

* Hikmet sahibi Allah tarafından nazil olduğu için olabilir.

Kur’an’ın hikmet kitabı olduğunu vurgulayan ayetlerden birkaçı şöyledir:

“Bunlar, sana okuduğumuz ayetlerden ve Hikmetli Öğüt'tendir (Kur'ân'dandır).” (Âl-i İmrân, 58)

“Hikmetli Kur'ân'a andolsun, * Kuşkusuz sen peygamberlerdensin.” (Yâsin 2)

Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar, hikmetli kitabın ayetleridir.” (Yunus 1)

“Elif, Lâm, Ra. Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından (indirilmiş,) ayetleri sağlamlaştırılmış ve sonra açıklanmış bir kitaptır.” (Hud 1)

13- HATIRLATMA KİTABI

Kur’an’ın kendisi hakkında vurguladığı özelliklerinden bir diğeri zikir kitabı oluşur. Zikir-tezekkür yer yer öğüt anlamında kullanılsa da asıl manası hatırlatmadır. Evet, Kur’an bir yönüyle de hatırlatma kitabıdır. Zira yaratılıştan insanın fıtratında olan gerçekleri ona hatırlatmaktadır. Veya unuttuğu, gaflet ettiği şeyleri okuyanlara hatırlatmaktadır. Bu anlamda Kur’an’ın zikir ve hatırlatma kitabı olduğunu vurgulayan ayetlerden birkaç örnek şöyledir:

“Oysa bu (Kur'ân), âlemler için bir öğütten başka bir şey değildir.” (Kalem, 52)

“Biz ona şiir öğretmedik, zaten ona yaraşmazdı da. Bu, bir (hatırlatma) ve apaçık Kur'ân'dan başka bir şey değildir.” (Yâsin, 69)

“Bu, (insanları) uyarman için ve müminlere bir hatırlatma ve öğüt olarak sana indirdiğimiz bir kitaptır. Öyleyse ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.” (A’raf, 2)

“Size, içinde sizin için öğüt bulunan bir kitap indirdik. Hâlâ düşünmüyor musunuz?!” (Enbiyâ, 10)

“Kuşkusuz, size apaçık ayetler, sizden öncekilere ait bir örnek ve takvalılar için bir öğüt indirdik.” (Nur, 34)

Nefis Tezkiyesinin En İyi Yolu Nefis Tezkiyesinin En İyi Yolu

14- MÜBAREK-BEREKETLİ KİTAP

Kur’an birçok ayette kendini mübarek bir kitap olarak tanıtıyor. Mübarek kutlu, kutsal anlamında kullanıldığı gibi, bereket kökünden bereketli anlamında da kullanılmaktadır. Evet, yüce ve kutlu bir makamın kitabı da doğal olarak kutlu ve mukaddes olacaktır. Bereketlidir; zira onu okumak, ayetleri üzerinde tefekkür ve tedebbür etmek ve onlara amel etmek, insan için sürekli ve akla hayale gelmeyecek kadar dünyevi ve uhrevi hayırlara, kazanımlara vesile olur ve bilahare insanı ebedi saadete ulaştırır. Hz. Emirü’l-Müminin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bu Kur’an'la oturan bir kimse, (her oturduğunda) mutlaka ya bir artışla kalkar veya bir eksiklikle; hidayeti artar, körlük ve cahilliği azalır." (Nehcü’l Belâğa, Hutbe: 176) Kur’an’ın mübarek bir kitap olduğu birçok ayette vurgulanmıştır; ezcümle şu ayetlerde:

“Bu da bizim indirdiğimiz mübarek-bereketli bir kitaptır; ona uyun ve takvalı olun ki, size merhamet edilsin.” (En’âm, 155)

“Ayetleri üzerinde iyice düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsın diye bu sana indirdiğimiz mübarek-bereketli bir kitaptır.” (Sâd, 29)

“Bu da, bizim indirdiğimiz mübarek bir zikirdir. Siz onu inkâr mı ediyorsunuz?” (Enbiyâ, 50)

15- FITRATA UYGUN KİTAP

Kur’an bizim hikmet sahibi yaratıcımız tarafından nazil olduğu için, yaratılış felsefemizle örtüşen, fıtrat ve yaratılışımıza uygun olan, yani bize faydalı veya zararlı olan her şeyi herkesten daha iyi bildiği için Kur’an’da nazil kıldığı veya Resulü’nün diliyle beyan ettiği öğretiler ve hükümler doğal olarak fıtrat ve yaratılış felsefemize uygun olacaktır. Bu, aklen ve mantıken böyle olduğu gibi Kur’an ayetlerinden de bunu anlamamız mümkündür. Örneğin şöyle buyurmaktadır:

“Gerçekten biz onlara (gerçek ve fıtri olan ihtiyaçlarını) bilerek açıkladığımız, iman eden topluluk için hidayet ve rahmet kaynağı olan bir kitap getirdik.” (A’râf, 52)

“Yüzünü hakka yönelmiş olarak dine çevir; Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu yaratışına. Allah'ın yaratışında bir değişiklik olmaz. İşte sağlam din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rûm, 30)

16- HAKKI BATILDAN AYIRAN KİTAP

Kur’an hem lafız ve kalıbıyla mucize olduğu için hak peygamberin risaletini ispat ederek batıl ve yalancı peygamberlerin ortaya çıkmasına vesile olmuştur, hem de içeriği, hak olan Allah’tan, hak peygambere nazil olduğu için hak ve hakikatin ta kendisidir ve batılın onda yeri yoktur. Dolayısıyla da her ayeti ve mesajıyla hak ile batılı birbirinden ayırmaktadır. Bu konudaki ayetlerden örnekler:

“O (Kur'ân), (hak ile batılı) ayıran bir sözdür.” (Târık, 13)

“Âlemlere uyarıcı olması için Furkan'ı (hak ile batılı ayırt eden bu kitabı) kuluna indiren (Allah) pek yücedir.” (Furkân, 1)

“O sana kitabı hak üzere ve önceki kitapları tasdik edici olarak indirdi. İnsanlara yol gösterici olsun diye önceden de Tevrat ve İncil'i indirdi. (Hakkı batıldan ayırt etme ölçüsü olan) Furkan'ı (yani Kur’an’ı) da indirdi….” (Âl-i İmrân, 3-4)

“Kuşkusuz, kendilerine Kur’an geldiğinde onu inkâr edenler (mutlaka bunun cezasını çekeceklerdir). Hâlbuki o aziz (namağlup) bir kitaptır ki, önünden de ardından da ona batıl gelmez. Hikmet sahibi ve övgüye layık olan (Allah) tarafından indirilmedir.” (Fussilet, 41-42)

.

KUR’AN’A KARŞI GÖREVLERİMİZ

 .

Bizim Kur’an hakkındaki görevlerimizi, yine Kur’an ayetleri açısından şöyle sıralayabiliriz:

1-KUR’AN’A İMAN

Kur’an’a karşı ilk vazifemiz ona iman etmektir. Kur’an’ın İlahi bir kitap olduğuna, insanların hidayeti ve kurtuluşu için nazil olduğuna ve yukarıda saydığımız bütün özelliklere sahip olduğuna inanmaktır. Elbette bu imanın taklidî ve körü körüne bir iman değil, delillere dayalı basiretli bir iman olması kastedilmiştir. Ayrıca Kur’an’a iman bütüncül ve kâmil bir iman olmalıdır; bazısına inanıp bazısına inanmamak, hiç inanmamaktan farksızdır. Bu konudaki ayetlerden örnekler:

“Bunlar (takvalılar), ayetlerimize inanan ve (hakka) boyun eğen kimselerdirler.” (Zuhruf, 69)

“Ve onlar (takvalılar), sana indirilene, senden önce indirilene inanırlar ve ahirete de onlar yakin ederler (kesinkes inanırlar).” (Bakara, 4)

“Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onu hakkıyla okurlar. Onlar, ona (o kitaba) iman ederler-inanırlar. Onu inkâr edenlerse, işte ziyana uğrayanlar onlardır.” (Bakara, 121)

“… Onlar (ilimde sebata erişenler) derler ki: "Biz ona iman ettik; tümü Rabbimizin tarafından gelmiştir." Sadece akıl sahipleri hatırlar ve öğüt alır.” (Âl-i İmrân, 7)

“Şüphesiz, Allah ve peygamberleri- ni inkâr edenler, Allah ile peygamber- lerini ayırmak isteyenler, "Bir kısmına iman ediyoruz, bir kısmını inkâr ediyoruz." diyenler ve o ikisinin (iman ile küfrün) arasında bir (orta) yol izlemek isteyenler var ya; * İşte onlar, gerçek kâfirlerdir ve biz kâfirlere aşağılayıcı bir azap hazırladık.” (Nisâ, 150-151)

“Nitekim (Kur'ân'ı) bölenlere (bir kısmını benimseyip bir kısmını reddedenlere) (azap) indirdik. * Onlar Kur'ân'ı parça parça ettiler.” (Hicr, 90-91)

2- KUR’AN’I ÖĞRENMEK VE ÖĞRETMEK

Kur’an’dan yararlanabilmek, onun aydınlığıyla aydınlanabilmek ve hayat kitabımız olan bu İlahi eseri kendimize yol kılavuzu kılabilmek için onu öğrenmek ve öğretmek gerekir. Bunu yaparken de Rabbani olmak gerekir. Bu konuda Âl-i İmrân Suresi’nin 79. ayetinde şöyle buyurmaktadır:

"… Kitabı öğrettiğiniz ve okuduğunuza göre Rabbanî kişiler (Allah'ı tanıyan ve O'na yönelen din âlimleri) olun."

3- KUR’AN’I OKUMAK, HEM DE HAKKINI VEREREK

Kur’an’ı öğrendikten sonra, doğal olarak ona karşı bir sonraki vazifemiz sık sık onu okumaktır. Zira Kur’an hidayet, öğüt ve hatırlatma kitabı olduğu için, onu sık sık ve hakkını vererek okumalıyız ki verdiği mesajlarla daha iyi aşina olalım. Bu konuyu vurgulayan ayetlerden örnekler:

“Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onu hakkıyla okurlar. Onlar, ona (o kitaba) inanırlar. Onu inkâr edenlerse, işte ziyana uğrayanlar onlardır.” (Bakara, 121)

“Hiçbir durumda olmazsın, O'nun vahyettiği Kur'ân'dan hiçbir bölüm okumazsın ve hiçbir iş yapmazsınız, ki o işe giriştiğinizde biz sizi görmeyelim. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbine gizli kalmaz. Ondan (zerreden) daha küçük veya daha büyük hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın.” (Yunus, 61)

“… O hâlde, Kur'ân'dan (sizin için) müyesser olanı okuyun…” (Müzzemmil, 20)

“Kuşkusuz, Allah'ın kitabını okuyanlar ve namazı hakkıyla kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızklardan gizlide ve açıkta (Allah yolunda) harcayanlar, zevali olmayan bir ticareti umarlar.” (Fâtır, 29)

4- KUR’AN OKURKEN ALLAH’A SIĞINMAK

Şeytan birçok zaman niyetimizi bozmak ve yaptığımız amelleri boşa çıkarmak için uğraşmaktadır. Bu yüzden şeytanın şerrinden korunmak için ciddiyet, samimiyet ve ihlasla Allah’a sığınmamız gerekir. Kur’an okumak da bu amellerden birisidir. Dolayısıyla Kur’an hakkındaki vazifelerimizden birisi de okurken Allah’a sığınmaktır. Rabbimiz bu konuda Nahl Suresi’nin 98. ayetinde şöyle buyurmaktadır:

“Kur'ân okuduğun zaman kovulmuş Şeytan'dan Allah'a sığın.”

5- KURÂN’I DİNLEMEK

Kur’an’ı okumak bir görevimiz olduğu gibi, Kur’an okunurken onu dinlemek de ona karşı duyarlılığımız ve saygımızın bir ifadesidir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Kur'ân okunduğu zaman dinleyin ve susun; olur ki size merhamet edilir.” (A’râf, 204)

6- KUR’AN ÜZERİNDE DÜŞÜNMEK VE ÖĞÜT ALMAK

Kur’an’a karşı en önemli görevlerimizden birisi, Kur’an okurken onun mesajları ve öğretileri üzerinde tefekkür etmek, akıl yormaktır. Zira onun üzerinde tefekkür etmeyen hakikatlerini hakkıyla anlayamaz, delil ve mantığını kavrayamaz. Dolayısıyla ona karşı iman ve yakini de köklü bir iman olmaz. Bu yüzden birçok ayette Rabbimiz bizi Kur’an üzerinde tefekküre davet etmektedir. Örneğin şöyle buyurmaktadır:

“Ayetleri üzerinde iyice düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsın diye bu sana indirdiğimiz mübarek-bereketli bir kitaptır.” (Sâd, 29)

“Onlar, Kur'ân'ı hakkıyla düşünmezler mi? Yoksa kalplerinde kalplere ait kilitler mi var?” (Muhammed, 24)

7- KUR’AN’A SARILMAK VE UYMAK

Kur’an’ı öğrenmeden, okumadan, üzerinde düşünmeden ve okuduklarımıza amel etmeden ondan yararlanmamız, onun nuruyla nurlanmamız mümkün değildir. Bu yüzden Kur’an hakkındaki en önemli vazifemiz ona sarılmamız ve amel etmemizdir. Örnek olarak şu ayetlere dikkat edin:

“Kitaba sıkıca sarılanlar ve namazı hakkıyla yerine getirenler (bilsinler ki), biz kuşkusuz iyilerin (çabalarının) mükâfatını zayi etmeyiz.” (A’râf, 170)

“Bu da bizim indirdiğimiz kutlu bir kitaptır; ona uyun ve takvalı olun ki, size merhamet edilsin.” (En’âm, 155)

8- KUR’AN’I YALNIZ BIRAKMAMAK

“(Mahşer günü) Peygamber, "Ey Rabbim! Kuşkusuz, benim kavmim bu Kur'ân'ı kenara bıraktılar." der (ve onları şikâyet eder).” (Furkân, 30)

Kur’anî vazifelerimizden bir diğeri onu yalnız bırakmamaktır. Evet, Kur’an eğer daima hayatımızın orta yerinde olmaz, başucu kitabımız ve hayat kılavuzumuz olmazsa, onu yalnız bırakmış, hayatımızın dışına itmiş oluruz ve dünyevi ve uhrevi açıdan kaybederiz. İşte buna Kur’an’ı yalnız bırakmak denir ve böyle kimseleri Resulullah (s.a.a) kıyamet günü Allah’a şöyle şikayet edecektir:

“(Mahşer günü) Peygamber, "Ey Rabbim! Kuşkusuz, benim kavmim bu Kur'ân'ı kenara bıraktılar." der (ve onları şikâyet eder).” (Furkân, 30)

9- KUR’AN’IN GERÇEKLERİNİ AÇIKLAMAK VE SAKLAMAMAK

Allah-u Teala Kur’an’da geçen bazı ümmetleri, kendilerine inen kitapların gerçeklerini sakladıkları için kınamakta ve dolaylı olarak Müslümanlara onlar gibi olmamalarını öğütlemektedir. Demek ki Müslümanlar olarak kitabımıza karşı bir diğer önemli vazifemiz, onu okuma ve amel etmenin yanı sıra, elimizden geldiği kadar onun hakikatlerini ve mesajlarını başkalarına da ulaştırmaya çalışmaktır. Evet şöyle buyuruyor Rabbimiz:

“Hani Allah, kendilerine kitap verilen kimselerden: "Bu kitabı halka açıklayıp onu asla gizlemeyeceksiniz" diye söz aldı. Ama onlar, (itinasızlık ederek) onu arkalarına attılar ve ona karşılık az bir bedel aldılar. Aldıkları karşılık ne de kötüdür!” (Âl-i İmrân, 187)

10- KUR’AN AYETLERİNE KARŞI SAYGILI OLMAK VE HUŞU GÖSTERMEK

Kur’an’a yönelik bir görevimiz de ona karşı saygılı olmak, saygısız davrananlara karşı duyarsız kalmamaktır. Zira Allah’ın azametini idrak edip inanan bir kimse O’nun kitabının da azametine inanır ve onun önünde eğilir ve saygıda kusur göstermez.  Ona saygısızlık yapılmasına da tahammül etmez ve buna duyarsız kalmaz. Bu konuda örnek olarak şu ayetlere dikkat edin:

“De ki: "Siz, ister ona iman edin, ister iman etmeyin; bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere (bu kitap) okununca, yüzüstü secdeye kapanırlar. * Derler ki: "Rabbimiz her eksiklikten uzaktır. Kuşkusuz, Rabbimizin sözü kesinlikle gerçekleşir.” * Yüzüstü yere kapanıp ağlarlar ve bu onların huşularını artırır.” (İsrâ, 107-109)

“İman edenler için, Allah'ın anılması ve inen hak (Kur'ân) karşısında kalplerinin yumuşayıp titremesinin ve daha önce kendilerine kitap verilip de üzerlerinden uzun zaman geçmesiyle kalpleri katılaşan ve birçoğu fasık (yoldan çıkmış) olan kimseler gibi olmamalarının zamanı daha gelmedi mi?!” (Hadid, 16)

“(Allah) kitapta size şu hükmü indirmiştir: Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve alaya alındığını işittiğinizde, başka bir konuya dalmadıkça onlarla oturmayın; aksi takdirde siz de onlar gibi olursunuz. Allah, münafıkların ve kâfirlerin tümünü cehennemde bir araya toplayacaktır.” (Nisâ, 140)

.

HADİSLERDE KUR’AN

.

Buraya kadar Kur’an’ın özelliklerini ve Kur’an hakkındaki görevlerimizi Kur’an’ın diliyle tanımaya çalıştık. Şimdi de benzer hususları içeren birkaç hadis ilave ederek konuyu noktalamak istiyoruz.

Kur’an'ın Azameti, Fazileti ve Önemi:

Hz. Resulullah (s.a.a):

"Kur’an'ın diğer sözlere olan üstünlüğü, Allah'ın yarattıklarına olan üstünlüğü gibidir." (Bihârü’l-Envâr, c.92 s.19)

Hz. Resulullah (s.a.a):

"Kur’an, Allah'tan sonra her şeyin üstünüdür. O halde kim Kur’an'a saygı gösterirse, Allah'a saygı göstermiş olur ve kim Kur’an'a saygısızlık ederse, Allah'ın hürmetini küçümsemiş ve saygısızlık etmiştir." (Bihârü’l-Envâr, c.92, s.19)

 

İmam Zeynü’l-Abidin (a.s):

"Eğer doğu ile batı arasında (bütün dünyada) bulunan herkes ölürse, Kur’an benimle olduğu müddetçe hiçbir zaman korkmam ve dehşete kapılmam.” (Bihârü’l-Envâr, c.46, s.10)

    

Kur’an'ın Hedefleri ve İnsan Hayatındaki Rolü:

 

Hz. Resulullah (s.a.a):

"Kur’an'dan ayrılmayın; onu kendinize imam ve önder edinin." (Kenzü’l-Ummâl, Hadis: 4029)

Hz. Emirü’l-Mu'minin Ali (a.s):

"Şunu bilin ki bu Kur’an, aldatmayan bir nasihatçi, saptırmayan bir hidayetçi ve yalan söylemeyen bir konuşmacıdır; bu Kur’an'la oturan bir kimse, mutlaka ya bir artışla kalkar veya bir eksiklikle; hidayeti artar, körlük ve cahilliğinden eksilir." (Nehcü’l Belağa, Hutbe: 176)

Hz. Emirü’l-Mu'minin Ali (a.s):

"Allah Tebareke ve Teala'nın kitabını öğrenin; zira o, en güzel söz ve en açık öğüttür. Onda derin bilgi elde etmeye çalışın; zira Kur’an kalplerin baharıdır. Onun nurundan şifa arayın; zira o, göğüslerdeki (manevi) hastalıkların şifasıdır. Onu en güzel şekilde okumaya çalışın; zira Kur’an'daki öyküler, öykülerin en güzelidir." (Bihârü’l-Envâr, c.77, s.290)

Hz. Fatıma (a.s):

"Ey Allah'ın kulları!… Kur’an sizin aranızda hak olan ilahi bir rehberdir; o Allah'tan size gelen bir ahittir ve aranızda bıraktığı son hüccettir; Allah'ın doğru söyleyen ve konuşan kitabıdır. Kur’an'ın nuru aydınlatıcı, ışığı parlaktır; delilleri aşikar, sırları açık ve zahiri parlaktır; ona uyanlara gıpta edilir; ona uymak insanı Allah’ın rızasına kavuşturur; ona kulak vermek insanı kurtuluşa erdirir; onunla Allah’ın nurlu hüccetleri, açıklanmış farizaları, sakındırılmış haramları, parlak delilleri, yeterli burhanları, müstehap faziletleri, bağışlanmış ruhsatları ve farz kılınmış şeriatleri elde edilir." (Bihârü’l-Envâr, c.77, s.290)

  

Kur’an, Bütün İnsanların Ve Zamanların Kitabıdır:

 

İmam Ali Rıza (a.s):

"Kur'an, Allah'ın sağlam ipi, muhkem kulpu ve cennete götüren, ateşten kurtaran en güzel yoludur; zaman onu yıpratmaz; ağızlarda dolaşmak bayağılaştırmaz onu; çünkü o belli bir süre için gönderilmemiştir; o, açık delilleri gösteren ve her insana hüccet olan bir kitaptır; hiçbir taraftan batıl ona giremez; çünkü ögüye layık ve Hikmet sahibi Allah tarafından indirilmiştir." (Bihârü’l-Envâr, c.92, s.4)

İmam Muhammed Bâkır (a.s):

"Şüphesiz Allah ümmetin kıyamet gününe kadar muhtaç olduğu her şeyi kitabı Kur'an'da beyan etmiş ve resulüne açıklamıştır ve her şeye belli bir sınır ve onu açıklayan bir delil göstermiştir." (Bihârü’l Envâr, c.92, s.14)

Kur'an'ı Öğrenmek ve Öğretmek:

 

Hz. Resulullah (s.a.a):

"Erkek olsun veya kadın, hür olsun veya köle, her müminin boynunda Kur’an'ı öğrenmek ilahi bir haktır." (Müstedrekü’l-Vesâil, c.1, s.287)

Hz. Resulullah (s.a.a):

"Saadetli insanlar gibi yaşamayı, şehitler gibi ölmeyi, teessüf ve pişmanlık günü olan kıyamet gününde kurtulmayı, mahşer gününün sıcağında gölge altında bulunmayı, dalalet ve şaşkınlık gününde hidayet bulmayı istiyorsanız, Kur’an'ı ders alın ve onu her yönüyle öğrenmeye çalışın; şüphesiz o Rahman’ın kelamıdır ve şeytana karşı insanı koruyan bir kalkan ve amel terazisini ağırlaştırandır." (Bihârü’l-Envâr, c.92, s.29)

 

Hz. Resulullah (s.a.a):

"Sizin en iyiniz, Kur’an'ı öğrenip de başkalarına öğreten kimsedir." (Vesâilü’ş-Şia, c.4, s.825)

Hz. Resulullah (s.a.a):

"Şunu bilin ki kim Kur’an'ı öğrenir ve başkalarına öğretir ve ondaki buyruklara amel ederse, ben cennete sevk eden ve cenneti ona gösteren kılavuzu olacağım." (Kenzü’l-Ummâl, Hadis: 2375)

Hz. Emirü’l-Mu'minin Ali (a.s):

"Evladın baba boynundaki hakkı, onu güzel bir isimle isimlendirmesi, onu güzel edep ve ahlak üzere yetiştirmesi ve ona Kur’an öğretmesidir.” (Nehcü’l-Belağa, Kısa hikmetler: 399)

Hz. Resulullah (s.a.a):

"Kur’an öğretmenine her şey mağfiret eder, hatta denizdeki balık bile!" (Müstedrekü’l-Vesâil, c.1, s.288)

 

Kur’an'ı Okumak ve Dinlemek:

Hz. Resulullah (s.a.a):

"Sizlerden birisi Rabbiyle konuşmak isterse, Kur’an okusun." (Kenzü’l-Ummâl, Hadis: 2257)

Hz. Resulullah (s.a.a):

"Şüphesiz şu kalpler, demirin paslanması gibi paslanır. 'Ya Resulallah, bu kalplerin cilası nedir?' diye sorulunca: "Kur’an okumaktır" buyurdu." (Kenzü’l-Ummâl, Hadis: 2441)

Hz. Resulullah (s.a.a):

"Kur’an okumakla evlerinizi nurlandırın ve Yahudiler ve Hıristiyanlar gibi evlerinizi mezara dönüştürmeyin! Zira onlar sadece kilise ve havralarında namaz kılıp evlerini tatil ettiler. Evet, evde ne kadar fazla Kur’an okunursa, o evin o kadar hayrı-bereketi artar ve ev halkının rızkı bollaşır. Böyle bir ev gök ehline yıldızlar yer ehline parladığı gibi parlar!" (El-Kâfi, c.2, s.610)

Hz. Emirü’l-Mu’minin Ali (a.s):

"Şunu bilin ki tedebbür ve tefekkürle birlikte olmayan Kur’an kıraatinde (okumasında) bir hayır yoktur; ilim ve bilgisizlik üzere yapılan ibadette hayır yoktur." (Bihârü’l-Envâr, c.92, s.211)

İmam Cafer Sâdık (a.s):

"Kim kendisi okumadan Kur’an'ın bir harfini dinlerse, onun için bir hasene yazılır, bir günahı silinir ve bir derece yükselir." (Uddetü’d-Dâi, s.270)

                                            

Hz. Resulullah (s.a.a):

"Nice Kur’an okuyan var ki Kur’an okuduğu halde Kur’an ona lanet eder." (Bihârü’l-Envâr, c.92, s.184)

İmam Cafer Sadık (a.s):

"Kim Kur'ân okur da Allah'a karşı tevazu etmez, kalbi yumuşamaz ve içinde hüzün ve korku oluşmazsa, Allah-u Teala'nın yüce azametini küçük saymış ve apaçık bir ziyan etmiştir. Kur'ân okuyan, şu üç şeye ihtiyaç duyar: Mütevazı bir kalbe, uğraşılardan uzaklaşmış bir bedene ve kimsenin bulunmadığı bir yere. Kalbi huşu içinde oldu mu şeytan ondan kaçar. Yüce Allah şöyle buyurur: "Kur'ân okuduğun zaman kovulmuş Şeytan'dan Allah'a sığın." Kendini sebeplere teveccüh etmekten uzaklaştırdı mı kalbi kıraat için hazırlanır ve onu Kur'ân'ın nurunun bereket ve faydalarından alıkoyacak bir şeyle karşılaşmaz. İki özelliği, yani kalbin tevazusu ve bedenin iştigallerden uzaklaşmasını yerine getirdikten sonra tenha bir yer seçerse, ruhu ve kalbinin derinliği Allah ile menus olur ve Allah'ın salih kullarına olan hitaplarının lezzetini anlar, Allah'ın onlara olan lütfunu bilir, onlara tahsis ettiği çeşitli kerametlerini ve özgün işaretlerini anlar. Bu içecekten bir bardak içen kimse, artık bu hâlini hiçbir halle değişmez ve hiçbir vaktini bu vakte tercih etmez. Bunu her itaat ve ibadette tercih eder. Çünkü bu işte Rab ile aracısız münacat etme gerçekleşir." (es-Sâfî Tefsiri, 11. Mukaddime; Misbâhu’ş-Şaria, s.29.)

Kur’an'ı Ezberlemek:

Hz. Emirü’l-Mu'minin Ali (a.s):

"Kim Kur’an'ı kendisine dayanak ve destek olarak seçer, onu ezberler, helalini helal ve haramını haram bilirse, Allah onu Kur’an vasıtasıyla cennete götürür ve ailesinden (cehennem) ateşini hak eden on kişi hakkında şefaatini kabul eder." (Câmiü’l-Ahbâr, s.41)

Kur’an'ın Tefsiri ve Açıklaması:

Hz. Resulullah (s.a.a):

"Kim Kur’an hakkında bilgisi olmadan bir şey söylerse cehennem ateşinde yerini hazırlasın!" (Bihârü’l-Envâr, c.92, s.111)

 

Hz. Emirü’l-Mu'minin Ali (a.s):

"Bilen alimlerden derinlemesine öğrenmeden, sakın kendi görüşüne dayanarak Kur’an'ı açıklamaya kalkışma… Allah’ın kelamını beşer kelamına benzetme; yoksa helak olur, saparsın!" (Bihârü’l-Envâr, c.92, s.107)

              

İmam Muhammet Bâkır (a.s):

Südeyr adlı birisi İmam Bakır'a (a.s) şöyle sordu: "Canım sana feda olsun! Siz Ehlibeyt imamları nesiniz?” İmam şöyle buyurdu: "Biz Allah'ın ilim hazineleri ve ilahi vahyin tercümanları-açıklayıcılarıyız." (El-Kâfi, c.1, s.192)

Kur'an’a Amel Etmek ve Buyruklarına Uymak:

Hz. Emirü’l-Mu'minin Ali (a.s):

"Allah tan korkun; Allah tan korkun Kur’an hakkında. Sakın Kur’an'a amel etmekte başkaları siz (Müslümanlardan) öne geçmesin!" (Nehcü’l-Belağa, Mektup: 47)

İmam Cafer Sâdık (a.s):

"Kur’an'dan hiçbir zaman ayrılmayın; başkalarının amel edipte kurtuldukları bir ayetle karşılaştığınızda ona amel edin ve başkalarının amel etmeyip de helak oldukları bir ayetle karşılaştığınızda ise siz (onlar gibi helak olmamak için) böyle bir şey yapmaktan kaçının.” (Tefsirü’l-Ayyâşi, c.1, s.5)

Hz. Resulullah (s.a.a)

"Allah-u Teala'nın Kur’an'da "Onlar gönderdiğimiz kitabı hakkıyla okurlar." diye buyurduğu ayeti şu şekilde tefsir etmiştir: "Ona hakkıyla uyarlar." (Tefsirü’l-Ayyâşi, c.1, s.5)

Hz. Resulullah (s.a.a):

"Fitneler, karanlık gece parçaları gibi etrafı sardığı zaman, Kur’an'a sarılın ve ondan ayrılmayın; çünkü Kur’an aracılığı kabul edilen bir şefaatçi ve şikayeti kabul olan bir davacıdır. Kim Kur’an'ı önüne geçirirse (onu kendine önder edinirse), Kur’an onu cennete götürür ve kim Kur’an'ı arkasına atarsa (ona amel ve itina etmezse), Kur’an onu cehenneme sürükler." (El-Kâfi, c.2, s.599)