.
.
Ehlader Araştırma Bölümü
Ali Rıza Akbulut
Yusuf (a.s.) Kıssasının Mısır Arka Planının Arkeolojik Bulgular Işığında Değerlendirilmesi
Giriş
Kur’an-ı Kerim’de “ahsenu’l-kasas” (kıssaların en güzeli) olarak adlandırılan Yusuf (a.s.) kıssası, yalnızca ahlâkî ve teolojik mesaj içerikli sembolik bir anlatı değil; aynı zamanda belirli bir tarihsel, coğrafi ve sosyo-politik zemine oturan gerçeğe dayalı bir olaydır. Kur’an anlatısı, Yusuf’un Mısır’a gelişi, devlet yönetiminde yüksek bir mevkie yükselişi ve kıtlık sürecini idare edişini ihtiva eder. Tevrat'ta geçen vefatı sonrasında bedeninin Mısır’dan çıkarılması gibi daha fazla detaylar hadislerde de belirtilir.
Son yıllarda özellikle Tell ed-Dab’a (Avaris) kazılarında elde edilen arkeolojik veriler, bu kıssanın Mısır bağlamının tarihsel gerçeklikle tam bir uyum içinde olduğunu açık biçimde göstermektedir. Bu keşifler Yusuf kıssasının sonradan üretilmiş bir mit değil, hakikate dayalı ilahî bir anlatı olduğunu teyit eden maddî göstergeler olarak görülmelidir.
* * *
Avaris’teki Yoğun Samî Varlığı ve Yusuf’un Kimliği
Mısır tarihindeki Hiksosların başkenti Avaris’te yapılan kazılar, MÖ II. binyılın ilk yarısında bölgede güçlü ve yerleşik bir Sami (Kenanî/Levant kökenli) nüfusun bulunduğunu kesin olarak göstermiştir. Bu topluluk yalnızca işçi ya da göçmen sınıfından ibaret olmayıp, idari, ekonomik ve siyasal yetkilerle donatılan bir elit tabakayı da içerir.
Bu tarihsel gerçeklik, Yusuf’un (a.s.) Kenan diyarından Mısır’a gelen bir yabancı olmasına rağmen kısa sürede devlet yönetiminde söz sahibi olmasını son derece anlaşılır ve tutarlı kılar. Dolayısıyla Kur’an’ın, rivayetlerin ve kendi yerinde Eski Ahid'in sunduğu anlatı, Mısır gerçekliğine aykırı değil; bilakis onunla tam bir uyum içindedir.
* * *
Suriye Üslubunda Saray ve Yabancı Kökenli Yönetici Gerçeği
Avaris’te ortaya çıkarılan bir saray yapısının klasik Mısır mimarisinden farklı olarak Suriye-Levant tarzında inşa edilmiş oluşu, sarayın sahibinin veya yöneticisinin Mısır dışı bir kökene sahip olduğunu açıkça göstermektedir. Bu durum, Mısır yönetiminde yabancı kökenli bir şahsın olağanüstü yetkilerle donatılabildiğini tartışmasız biçimde ortaya koymaktadır.
Kur’an’da Yusuf’un (a.s.) kral tarafından ülkenin hazinelerinden sorumlu kılınması (Yusuf 12/55), bu mimari ve idarî gerçeklik ile tamamen örtüşmektedir.
* * *
On İki Sütun ve On İki Mezar: İlahi Takdirin Tarihe Yansıması
Söz konusu saray kompleksinde bulunan on iki sütun ve çevresindeki on iki mezar yapısı, sıradan mimari tercihler olarak değerlendirilemez. Antik dünyada sayılar bilinçli ve anlam yüklü şekilde kullanılmıştır. “On iki” sayısı ise özellikle İsrailoğulları’nın soy, nesep ve kabile yapısını temsil eden temel bir semboldür.
İsrailoğulları’nın on iki kabileden oluştuğu gerçeği dikkate alınırsa, bu mimari düzenleme Yusuf kıssasında anlatılan aile ve nesep yapısıyla dikkat çekici ve anlamlı bir uyum arz etmektedir. Bu uyum, kıssanın tarihsel hafızasının Mısır coğrafyasında iz bıraktığını göstermektedir.
* * *
Piramit Şeklindeki Boş Mezar ve Yusuf’un Vasiyeti
Mezar yapılarından birinin piramit formunda olması, mezar sahibinin Mısır yönetiminde olağanüstü bir mevkie sahip olduğunu açıkça göstermektedir. Buna karşın mezarın boş bulunmuş olması, son derece dikkat çekici ve izaha muhtaç bir durumdur.
Kur’an ve Tevrat geleneğinde Yusuf’un (a.s.) Mısır’da vefat ettiği, ancak vasiyeti gereği kemiklerinin daha sonra Mısır’dan çıkarıldığı açıkça ifade edilmektedir. Bu anlatı ile Avaris’teki boş elit mezar vakıası arasında kurulan bağlantı, tesadüfle açıklanamayacak derecede güçlüdür ve kıssanın tarihsel doğruluğunu kuvvetle teyit etmektedir. On iki mezardan on birinin içinde naaş olması, iki şekilde açıklanabilir: Hz. Yusuf'un kardeşlerinin kabirleri orada olabilir. Eğer Hz. Yusuf'un kardeşlerinin gerçek kabirleri Filistin ve Levant'taysa, eski kabirleri orada olup Hz. Yusuf'un na’şından önce onların na’şı Mısır dışına nakledilince, Sami Hiksoslar oraya ölülerini defnedip Hz. Yusuf'a hürmeten piramit şeklindeki özel mezarı boş bırakmış olabilirler. Hz. Musa'nın (a.s) Hz. Yusuf'un (a.s) kabrini Nil nehrinin yatağından çıkarması da piramit mezarla çelişmez, zira Mısır'da piramitler hükümdarlar yönetmeye başladıktan hemen sonra inşa edilmeye başlanırdı. Hz. Yusuf'un kabrinin rivayete göre Nil yatağında defnedilmesi, Mısır halkının ondan bereketlenmek istemesiyle açıklanmıştır. Dolayısıyla kabir niyetiyle piramit mezar inşa edilmiş, halk kabul etmemiş ve böylece o mezar boş kalmıştır.
* * *
Çok Renkli Kaftan Giyen Samî Yetkili Heykeli
Avaris’teki saray kompleksindeki piramit mezarın yakınında bulunan ve Sami kimliği açıkça belli olan bir devlet görevlisine ait üç metre uzunluğundaki heykelin çok renkli bir kaftan giymiş olması, Yusuf (a.s.) kıssasındaki ayırt edici giysi anlatısını hatırlatmaktadır. Çok renkli giysi, Antik Yakın Doğu’da seçkinlik, itibar ve özel konumun simgesidir. Tevrat'ın Yaratılış kitabında da Hz. Yusuf'un çocuklukta babasının verdiği çok renkli bir kaftan giydiği ve kardeşlerinin bu sebeple onu kıskandığı belirtilir.
Bu heykel, Mısır’da yüksek mevkie ulaşmış, özel giysiyle tasvir edilen Sami bir yönetici tipinin tarihsel bir gerçeklik olduğunu kesin biçimde göstermektedir. Bu bilgiler sağlam olmuş olacak ki, British Museum'da 2004 yılındaki konferansında, Alman uzman Mısırbilimci Dorothea Arnold, bu heykelin sahibinin kim olabileceği ile ilgili: "bazıları bu heykeli Yaratılış kitabındaki firavunun İsrailoğulları’ndan olan veziri Yusuf'la özdeşleştirmiştir." diyerek herkesi şaşırtmıştır.
* * *
Kil Mühürler, Tahıl Yönetimi ve Kıtlık Gerçeği
Avaris’te ele geçen kil mühürler, özellikle tahıl depolama ve dağıtımına bağlı gelişmiş bir bürokratik sistemin varlığına işaret etmektedir. Yusuf kıssasının merkezinde yer alan yedi bolluk ve yedi kıtlık yılı anlatısı, bu idari altyapı olmaksızın düşünülemez. Söz konusu sarayda bulunan on iki sembol içerikli kil mühürdeki semboller, eski Ahit ve Musevi literatürdeki on iki kabile sembollerini içermekte, hattâ sembollerden sekiz tanesi İsrailoğullarının kabile damgalarıyla birebir uyum içindedir. Bu, Hz. Yakub'un soyundan olan on iki kabile anlatısını tarihsel olarak doğrulanabilir kılmakta, bu sembollerin Hz. Yakub'un oğulları ve torunları tarafından sahiplenildiğini göstermektedir.
Bu mühür, Yusuf’un (a.s.) “ülkenin hazineleri”ne memur edilmesini (Yusuf 12/55) tarihsel ve idarî açıdan tamamen makul ve gerçekçi kılmaktadır.
* * *
Tell ed-Dabʿa Kil Mührü Üzerindeki On İki Sembolün İsrailoğulları Kabile Geleneğiyle Uyumu ve Tarihsellik Açısından Değeri
Tell ed-Dabʿa (Avaris) kazılarında söz konusu sarayda ortaya çıkarılan arkeolojik bulgular, özellikle on iki sembol taşıyan kil mühür, anlatının tarihsel gerçeklikle olan uyumunu açık biçimde ortaya koymaktadır.
Söz konusu mühür üzerinde yer alan on iki ayrı sembolün, Eski Ahit’te ve Yahudi literatüründe İsrailoğulları’nın on iki kabilesine atfedilen sembollerle büyük ölçüde örtüşmesi, bu bulgunun sıradan bir idari nesne olmanın ötesinde tarihsel ve kültürel bir anlam taşıdığını göstermektedir.
* * *
On İki Sayısının Bilinçli ve Anlamlı Kullanımı
Antik Yakın Doğu kültürlerinde sayıların rastgele değil, bilinçli ve sembolik biçimde kullanıldığı bilinmektedir. “On iki” sayısı ise özellikle İsrailoğulları’nın nesep, soy ve kabile düzenini temsil eden temel bir sayıdır. İsrailoğulları geleneğinde on iki kabile yapısı, Yakup’un (a.s.) on iki oğluna dayanan bir taksim olarak kabul edilmiştir.
Tell ed-Dabʿa’daki kil mühür üzerinde tam olarak on iki sembolün bulunması, bu bağlamda tesadüfî olarak açıklanması son derece güç bir durumdur. Bu durum, mühür sahibinin veya temsil ettiği yapının, on iki kollu bir soy veya kabile düzenini bilinçli biçimde sembolleştirdiğini göstermektedir.
* * *
Sembollerin Eski Ahit Metinleriyle Örtüşmesi
Eski Ahit’te özellikle Tekvin 49 ve Tesniye 33 bölümlerinde Yakup (a.s.) ve Musa (a.s.) tarafından kabilelere atfedilen betimlemeler, hayvanlar, tabiat unsurları ve güç sembolleri üzerinden yapılmaktadır. Aslan (Yahuda), yılan (Dan), su (Ruben), boğa (Yusuf), geyik (Naftali) gibi imgeler, kabile kimliğinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir.
Tell ed-Dabʿa mühründeki sembollerden en az sekiz tanesinin, bu metinlerde yer alan kabile tasvirleriyle birebir aynı olması, iki açıdan son derece önemlidir:
Bu sembollerin, sonradan uydurulmuş ya da gelişigüzel seçilmiş motifler olmadığını;
İsrailoğulları’nın erken dönemden itibaren yerleşik bir sembolik dile sahip olduğunu göstermektedir.
Bu derece yüksek bir uyum oranı, basit bir benzerlik veya rastlantı ile izah edilemeyecek kadar belirgindir.
* * *
Sekiz Sembolün Tam Uyumunun Tarihsellik Açısından Anlamı
Arkeolojik ve metinsel karşılaştırmalarda sekiz sembolün tam uyum göstermesi, metodolojik açıdan kritik bir eşiktir. Zira antik mühürlerde rastlanan figürlerin çoğu genel motiflerdir; ancak belirli bir sayı düzeni içinde, belirli metinsel karşılıklarla örtüşen bu denli yüksek bir uyum oranı, bilinçli bir temsilin varlığına işaret eder. On iki sütunu bulunan ve avlusunda on iki mezar yapıtının yer aldığı bir sarayda yine anlatıyla uyumlu içerikteki on iki sembol içeren bir kil mührün bulunması ve bunun İsrailoğulları’nın Mısır'da yerleştikleri Goşen bölgesinde yer alan Avaris'te olması hiç de tesadüfle açıklanacak bir durum değildir.
Bu durum şu sonuçları doğurmaktadır:
İsrailoğulları kabile geleneğinin, sanıldığının aksine geç dönem bir inşa değil, erken tarihsel köklere sahip olduğu,
Yusuf (a.s.) döneminde İsrailoğulları’nın Mısır idari yapısı içinde tanınabilir ve sembolize edilebilir bir kolektif kimliğe sahip bulunduğu, Yusuf kıssasının, sonradan yazılmış soyut bir anlatı değil, yaşanmış tarihsel bir sürecin hafızasını yansıttığı açıkça anlaşılmaktadır.
* * *
Kenan Kültürüne Ait Maddî Unsurların Saray Ortamında Bulunması
Avaris’te ortaya çıkarılan sarayda bulunan çanak-çömlek, depolama kapları, süs eşyaları ve günlük kullanım malzemelerinin önemli bir kısmı Kenan (Levant) tipine aittir. Bu tür buluntular, sarayın kullanıcılarının veya yönetici çevresinin yalnızca Mısır kültürüne ait olmadığını; Kenan kökenli bir kimliği koruduğunu göstermektedir.
Bu durum, Yusuf (a.s.) kıssasında anlatılan Kenan’dan gelen bir şahsın, Mısır’da yüksek bir mevkie ulaşmasına rağmen kültürel kökenini tamamen kaybetmediği gerçeğiyle uyumludur.
* * *
Kenan Tipi Silahların Varlığı ve Etnik Kimlik
Saray içinde ele geçirilen hançer, mızrak ucu ve bazı savaş araçlarının form ve üretim tekniği, Mısır geleneğinden ziyade Kenan-Asyatik savaş kültürüne aittir. Antik dünyada silahların tipi, çoğu zaman etnik ve kültürel kimliğin güçlü bir göstergesidir.
Bu bulgular, saray çevresinde yaşayan elitin yalnızca ticari veya geçici bir yabancı unsur değil; köklü ve yerleşik bir Kenan kökenli topluluk olduğunu göstermektedir. Bu gerçeklik, Yusuf (a.s.) kıssasında anlatılan Kenanlı aile bağlamının tarihsel zemine sahip olduğunu teyit etmektedir.
* * *
Yusuf (a.s.) Kıssasıyla Doğrudan Bağlantı
Kur’an’da Yusuf’un (a.s.) Mısır’da yalnız bir fert olarak değil, ailesi ve nesliyle bağlantılı bir konumda ele alındığı görülür. Kıtlık sürecinde kardeşleriyle kurulan ilişki, İsrailoğulları’nın Mısır’daki varlığının geçici değil, kurumsal bir nitelik kazandığını göstermektedir.
Bu bağlamda, on iki kabileyi temsil eden sembollerin bir idari mühür üzerinde yer alması, Yusuf’un (a.s.) yalnızca kişisel bir yükseliş yaşamadığını; aynı zamanda İsrailoğulları soyunun Mısır’da tanınan ve temsil edilen bir yapı hâline geldiğini teyit etmektedir.
* * *
Sonuç
Tell ed-Dabʿa (Avaris) kazılarında ortaya çıkan arkeolojik veriler, Yusuf (a.s.) kıssasının Mısır’daki Sami varlığı,
Yabancı kökenli bir yöneticinin devletin en üst kademesine yükselmesi, kıtlık döneminde merkezi tahıl yönetimi,
Özel statüye sahip bir şahsın ayırt edici giysiyle temsil edilmesi,
Vefat sonrası bedenin Mısır’dan çıkarılması,
gibi temel unsurlarının tarihsel gerçeklikle tam bir uyum içinde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bu veriler ışığında Yusuf (a.s.) kıssası, sembolik veya edebî bir anlatı olarak değil; ilahî vahyin bildirdiği tarihsel bir hakikat olarak değerlendirilmelidir. Arkeoloji, bu noktada vahyin karşısında değil; onu teyit eden bir şahit konumundadır.
- - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Kaynaklar:
"The seal of Joseph in his palace at Tell ed-Dabaa" makalesi
The statue of an Asiatic man from Tell ed-Dabaa Egypt
helpmewithmybiblestudy.org
Biblical Archaeology, Did We Discover Joseph's Seal? hidabroot.com





