.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Seyr u Sülûk İçin En Kapsamlı Program

Kemal yolunda ilerleyen sâliklerin az çok düşündüğü konulardan birisi gizemli ve sır nüshalardır. Yani sadece çok özel insanların bildiği gizli programlar. Bu düşünce, şeytanın, kemal yönünde ilerlemek isteyen insanların önüne koymuş olduğu en tehlikeli tuzaklardan birisi olabilir. İnsanları kendisine yönlendirmek için bunca peygamber göndermiş olan yüce Allah kendisine giden en büyük yolu, en güzel yolu, en kolay yolu tüm insanlardan gizli tutup da sadece belirli başlı birkaç kişiye göstermiş olabileceği ihtimali sizce ne kadar gerçekçi olabilir? Bütün bu çabalar insanların Allah’a gitmesi içinse Allah’a gitmenin yolu neden bir sır olarak insanlardan saklansın? Bu ihtimal kesinlikle dikkate alınacak bir ihtimal değildir ve aksine insanların yüce Allah’a gitmesinde payı büyük olan faktörler peygamberlerin getirmiş oldukları kitaplarda ve bu yüce zatların buyruklarında daha büyük bir tekitle vurgulanmıştır. Bu nedenle daha hızlı ilerlemek isteyen sâlikler bu öğretilere daha çok yoğunlaşmalıdır.

Bu düşünceyi esas alarak günümüzdeki tek muteber ilahî kitap olan Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda hiçbir ibadetin namaz kadar önemsenmediğini göreceğiz. Kur’an-ı Kerim’deki yaklaşık yüz ayet-i kerime namaz ve namazın hükümleriyle ilgilidir. Bu ayetlerde, İslam öncesi diğer ilahî din mensuplarına da namazın farz kılınmış olduğu ve bütün peygamberlerin bu farza oldukça önem verdiği yer alıyor. Burada örnek olarak bu ayetlerin bir bölümüne değinmek istiyorum.

Hadislerin anlatımıyla Peygamber efendimizden (s.a.a) sonra peygamberler içinde en yüce makama sahip olan peygamber, Hz. İbrahim’dir (a.s). Hz. İbrahim’in başlıca dualarından birisi ve özellikle üzerinde durduğu konulardan birisi namaz meselesidir. Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle Hz. İbrahim (a.s) şöyle buyuruyor:

 رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلاةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي 

“Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle.”[1]

Hac: Kalbe Yolculuk Hac: Kalbe Yolculuk

Diğer bir ayet-i kerimede Hz. İbrahim’in şöyle dua ettiği nakledilmiştir:

 رَبَّنا إِنِّي أَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّتِي بِواد غَيْرِ ذِي زَرْع عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ رَبَّنا لِيُقِيمُوا الصَّلاةَ 

“Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını senin Beyt-i Harem’inin (Kâbe’nin) yanında, ziraat yapılmayan bir vâdiye yerleştirdim.”[2]

Hz Musa’ya inen ilk vahiyde namaz konusunun yer alması namazın ayrıcalıklı konumunu anlatıyor.

 وَأَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِما يُوحى ! إِنَّنِي أَنَا اللّٰهُ لا إِلهَ إِلاّ أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلاةَ لِذِكْرِي 

“Ben seni seçtim. Şimdi vahyedilene kulak ver. Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah’ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl.”[3]

Yüce Allah’ın diğer büyük peygamberi Hz İsa’nın (a.s) dünyaya gözlerini açtığı ilk günlerde daha beşikteyken namaz konusuna değindiğini görüyoruz.

 إِنِّي عَبْدُ اللّٰهِ آتانِيَ الْكِتابَ وَجَعَلَنِي نَبِيًّا ! وَجَعَلَنِي مُبارَكاً أَيْنَ ما كُنْتُ وَأَوْصانِي بِالصَّلاةِ وَالزَّكاةِ ما دُمْتُ حَيًّا 

(Bebek) şöyle dedi: “Ben, Allah’ın kuluyum. O, bana Kitab’ı verdi ve beni peygamber kıldı.” “Nerede olursam olayım, O beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti.”[4]

Namaz konusu Hz Lokman’ın oğluna yapmış olduğu tavsiyelerin başında yer alıyor.

 يا بُنَيَّ أَقِمِ الصَّلاةَ 

“Yavrucuğum! Namazı dosdoğru kıl...”[5]

Yüce Allah, Peygamber efendimize (s.a.a) hitaben şöyle buyuruyor:

 اتْلُ ما أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتابِ وَأَقِمِ الصَّلاةَ إِنَّ الصَّلاةَ تَنْهى عَنِ الْفَحْشاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَذِكْرُ اللّٰهِ أَكْبَرُ 

“(Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı dosdoğru kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür.”[6]

Namaz konusu hadis kaynaklarında önemle üzerinde durulan konulardan birisidir ve hadis kaynaklarımızda namazın önemi ve faydaları detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Hepimiz az çok bu hadisleri duymuşuzdur; ancak burada kısa da olsa bu hadislerin bir bölümünü naklederek kitabımıza şeref katmak istedim.

“اَلصَّلاةُ عَمُودُ الدّينِ / Namaz dinin direğidir”[7] hadisini hepimiz duymuşuzdur ve yeri geldikçe diğer insanlara da anlatmışızdır.

Hadisin aslında, yani Arapçasında ‘amud’ kelimesi kullanılmıştır. “Namaz dinin amududur” şeklinde. Amud kelimesi Arap dilinde çadırın ortasında yer alan ve çadırı ayakta tutan direk için kullanılıyor. Çadırın direği kaldırılırsa çadır ayakta duramaz ve yerle bir olur. Buradaki hadiste namaz ve din ilişkisi bu benzetmeyle açıklanmıştır. Yani namazı kaldıracak olursak din ayakta duramaz. Burada namazın dindeki hassas konumu çok güzel bir şekilde anlatılmıştır. Hadisin devamında ise bu gerçek daha açık bir şekilde ifade edilmiştir.Hadisin devamı şöyledir:

اَلصَّلاةُ عَمُودُ الدّينِ مَثَلُها كَمَثَلِ عَمُودِ الْفَسْطاطِ اِذا ثَبَتَ الْعَمُودُ ثَبَتَ الاَْوْتادُ وَالاَْطْنابُ وَاِذا مالَ الْعَمُودُ وَانْكَسَرَ لَمْ يَثْبُتْ وَتَدٌ وَ لا طَنَبٌ

“Namaz dinin direğidir. Çadırın direği misalidir, yerinde olduğu sürece çadırın çivileri ve ipleri de yerinde olur, direk eğilirse veya kırılırsa çiviler ve ipler de bir işe yaramaz.”

Çadırın kurulması için ve ayakta kalması için olmazsa olmaz şart, direğin dikilmesidir. Direk ayakta olduğu sürece çadır da ayaktadır; ancak direk kırılırsa çadırın ipleri ve çivileri çadırı ayakta tutamaz. Bu hadiste namazın dinin diğer parçalarıyla olan ilişkisi de anlatılmıştır. Namazın dindeki yeri o denli önemli ki dinin tüm diğer parçalarını eksiksiz bir şekilde yerine getiren bir insan sadece namaz konusunda sorun yaşıyorsa ve sadece bu konuda doğrudan uzaksa dinin diğer parçaları ona herhangi bir yarar sağlamayacaktır.

Daha önce aynı bölümde İmam Cafer Sadık’tan (a.s) nakletmiş olduğumuz hadiste yine namazın dindeki yüce ve değerli konumu anlatılmıştır. Hadis şöyleydi:

“Muaviye bin Vahab adlı râvi şöyle naklediyor: İmam Cafer Sadık’a (a.s) “insanları Allah’a yakınlaştıran en güçlü araç nedir?” diye sorduğumda İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurdu:

ما اَعْلَمُ شَيْئاً بَعْدَ الْمَعْرِفَةِ اَفْضَلَ مِنْ هذِهِ الصَّلاةِ

Marifetten sonra namazın üstüne bir şey tanımıyorum.”

Bu hadisin hemen ardından Resulullah’ın (s.a.a) şu hadisi kitabımızı süslüyor:

وَ سُئِلَ النَّبى (صلى اللّٰه عليه وآله) عَنْ اَفْضَلِ الاَْعْمالِ قالَ الصَّلاةُ لاَِوَّلِ وَقْتِها

Peygamber efendimize (s.a.a) amellerin en üstünü sorulduğunda şöyle buyurdular: “Vaktinde namaz kılmak.”[8]

Diğer bir hadis, imam Muhammed Bakır (a.s) ve İmam Cafer Sadık’tan (a.s) birbirine yakın tabirlerle nakledilen hadistir.İmam Cafer Sadık (a.s) bir nakle göre şöyle buyuruyor:

اَوَّلُ ما يُحاسُب عَلَيْهِ الْعَبْدُ الصَّلاةُ فَاِذا قُبِلَتْ قُبِلَ سائِرُ عَمَلِهِ وَاِذا ردّتْ عَلَيْهِ رُدَّ عَلَيْهِ سائِرُ عَمَلِهِ

Kula sorulan ilk amel, namazdır. Namazı kabul edilirse diğer amelleri de kabul edilir. Ancak namazı reddedilirse diğer amelleri de reddedilir.[9]

Hepimizin az çok duyduğu diğer bir hadis ise İmam Cafer Sadık’ın (a.s) son sözleridir. İmam Cafer Sadık (a.s) ölüm döşeğindeyken akraba ve yakın dostlarını çağırdı. Bütün herkes bir araya gelince İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurdu:

اِنَّ شَفاعَتَنا لَنْ تَنالَ مُسْتَخِفّاً بالصَّلاةِ

“Bizim şefaatimiz namazı hafife alanlara kesinlikle ulaşmayacaktır.”[10]

Kısaca birçok ayet ve hadis namazın olağanüstü ve benzersiz önemini anlatıyor. Bu delillere bakınca insanı Allah’a yakınlaştıran başlıca amelin namaz olduğunu kesin bir dille söyleyebiliriz. Ezan okurken “hayye ala hayri’l amel” yani “amellerin en iyisine koşun” diyerek bu gerçeği her gün kaç defa kendi dilimizle söylüyoruz. Belki şimdiye kadar bu cümlenin anlamını bilmeden yıllar boyunca aynı cümleyi her gün tekrarlamış da olabiliriz. Acaba amellerin en iyisinin namaz olduğuna gerçekten inanıyor muyuz? Her gün kaç defa “hayye alel-felah” derken acaba gerçekten namazın bizi varmak için sabırsızlandığımız kurtuluşa vardırabileceğine inanarak mı bunu söylüyoruz? Evet, aslında basite aldığımız bu namaz bir insanın yapabileceği en hayırlı ameldir, insanın kurtuluş anahtarıdır ve Allah’a varmak için en iyi araçtır. Muaviye bin Vahab İmam Cafer Sadık’a (a.s) amellerin en hayırlısı nedir diye sorduğunda İmam Cafer Sadık (a.s) “ما اَعْلَمُ شَيْئاً بَعْدَ الْمَعْرِفَةِ اَفْضَلَ مِنْ هذِهِ الصَّلاةِ / Marifetten sonra namazın üstüne bir şey tanımıyorum” buyurdular.

Hadislerde açıklandığı üzere ve her gün defalarca ezan okurken kendi dilimizle tekrarladığımız gibi kesinlikle namaz amellerin en iyisidir ve insanı kemale yani Allah’a yakınlaşmaya vardırmak yönüyle en güzel araçtır. Dolayısıyla Resulullah’ın (s.a.a) izinden gitmek istiyorsak namazımızın niteliğini ve miktarını yükseltmeliyiz. Kemiyet ve miktar yönüyle sadece farzlarla yetinmemeliyiz ve sünnet namazları da yerine getirmeliyiz. Nitelik yönüyle ise zâhiri huşu ile yetinmeyip namazımızı kalp huzuru ile kılmalıyız.

Evet, irfân vadisinde peşinde olduğumuz ve irfânın temelini oluşturan hakikat yani kalbî olarak Allah’a yönelmek, en mükemmel şekliyle namazda elde edilebilir. On iki İmamların (a.s) ruh hallerini anlatan hadisler bu gerçeği doğrular niteliktedir. Bu gerçek aynı zamanda güvenirliğinde kuşku duymadığımız büyük zatların bizzat yaşadığı ve bize aktardığı bir hakikattir.

Maalesef birçoğumuzun temel sorunu şeytanın kandırmalarına alet olmak ve irfânın zirvesine varmak için en güzel araçlardan birisi olan namazı yeterince ciddiye almamaktır. Birçoğumuzun bu hali namaza inanmayanların halini andırıyor. Bizler genellikle namazın dille söylenen ve fiziki olarak yapmamız gereken kısmıyla yetiniyoruz ve bu nedenle namazın o yüce etkisini hissetmiyoruz. Oysa namazın insan ruhu üzerindeki etkisi namazın ruhuna uyanlar içindir. Yani bizim gibi insanların namazlarında bulunmayan bölüm. Namazın ruhu, kalp huzuru ve Allah’a yönelmektir. Namazın ruh üzerindeki etkisi ise bu halin kuldaki derinliğine ve derecesine bağlıdır.

Kalp huzuruna varmanın yolu ise sessiz sedasız, kimsenin olmadığı bir köşeye çekilmek değildir. İnsanın Allah’a olan kalbi yönelişi ufak bir sesle bozulacaksa bu durumda ibadeti yalnızca insanlardan uzak ibadethanelere özgü kılmalıyız. Oysa bu, İslamî öğretilerle uyuşmuyor ve İslam dini bu şekilde insanları eğitmek istemiyor. Alıştırmalarla kendimize normal şartlarda namaz kılarken, özellikle cemaat namazı kılarken Allah’a yönelebilme kabiliyetini kazandırmalıyız ve kendimizi böyle bir insan olarak yetiştirmeliyiz. Kendimizi bu şekilde alıştırmaya çalışırsak zamanla Yüce Allah’ın yardımıyla tüm hallerimizde Allah’a yönelebiliriz ve hayatın koşuşturması bizi Yüce Allah’tan bir an için bile koparamaz. Kur’an-ı Kerim bu hakikati şu şekilde açıklıyor:

 رِجالٌ لا تُلْهِيهِمْ تِجارَةٌ وَلا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ 

“Onlar, ne ticaret ne de alışverişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır.”[11]

Allah’ın gerçek kulları ve gerçek arifler, insanların içinde onlarla iç içe yaşarken, diğer insanlar gibi herhangi bir mesleğin başında iken ve toplumun bir parçasını oluştururken tüm hallerinde kalpleriyle Allah’a yönelen ve bir an için bile Allah’ı göz ardı etmeyen insanlardır. Birileri sadece sessiz ortamlarda veya birtakım özel hallerde Allah’a yönelebiliyorsa ve toplumun içine girer girmez bu kalbi bağ kopuyorsa, bu, onların zafiyetini ve eksikliğini gösteriyor. Dolayısıyla insan bu yönde sağlam adımlar atmış olup da tüm hal ve hareketleri şeriata uygun olan değerli insanların yol göstermelerinden yararlanmalıdır ve aşamalı olarak önce namazda olmak üzere zamanla tüm hal ve hareketlerinde Allah’ı anıyor bir hale gelmelidir. Emin olun biz bu yönde bir adım atarsak yüce Allah’ın kendisi elimizden tutacaktır ve bize yardımcı olacaktır. Yeter ki Allah’a doğru bir adım atalım, yüce Allah bize doğru on adım ilerleyecektir. Bu gerçeği anlatan bir hadis şöyledir:

مَنْ تَقَرَّبَ اِلَىَّ شِبْراً تَقَرَّبْتُ اِلَيْهِ ذِراعاً وَمَنْ تْقَرَّبَ اِلَىَّ ذِراعاً تَقَرَّبْتُ اِلَيْهِ باعاً

“Bana bir karış yaklaşana bir arşın yaklaşırım, bana bir arşın yaklaşana bir bâ[12] yaklaşırım.”[13]

Sonuçta yüce Allah’ın mümin ve halis kullar üzerindeki lütfu geniştir ve türlü şekillerde bu insanların elinden tutuyor. Yüce Allah, hayatının temelini ona kul olabilmek üzerine kurup da ona yakın olabilmeyi hayatının hedefi edinen kula özel bir lütuf gözüyle bakıyor ve bu kişinin işlerini bizzat kendisi yönetiyor. Örneğin yararlanabileceği kâmil üstatlar onun önüne çıkarıyor, sâlih insanlarla arkadaşlık yapmasını sağlıyor, dünyevî işlerini düzene koyuyor ve kısaca kemal basamaklarını birbiri ardına çıkabilmesi için ona yardımcı olacak ne varsa hazırlıyor.


[1]     İbrahim, 40.

[2]     İbrahim, 37.

[3]     Taha, 13 ve 14.

[4]     Meryem, 30 ve 31.

[5]     Lokman, 17.

[6]     Ankebut, 45.

[7]     Biharu’l- Envar cilt: 82, sayfa: 218, 1’inci bab, 36’ıncı hadis.

[8]     Biharu’l- Envar cilt: 82, sayfa: 225, 1’inci bab, 50’inci hadis.

[9]     Biharu’l- Envar cilt: 82, sayfa: 236, 1’inci bab, 64’üncü hadis.

[10]    Biharu’l- Envar cilt: 82, sayfa: 236, 1’inci bab, 63’üncü hadis.

[11]    Nur, 37.

[12]    Yaklaşık 162 cm uzunluğunda ölçü birimi.

[13]    Biharu’l- Envar cilt: 87, sayfa: 189, 11’inci bab, 5’inci hadis.