.
.

Gazze savaşının start fişeği sayılan Aksa Tufanı Operasyonu Filistin’in işgalcilere karşı mücadele tarihinde bir milattır, bir başlangıçtır diyebiliriz. Bu savaşın günümüzde ve gelecekte birçok kazanımların temel sebebi olacağından kimsenin kuşkusu olmasın. Yaşananlar ileri süreçte büyük zaferlerin müjdecisi niteliğindedir.

Filistin’in 75 yıllık işgal tarihinde, onların haklılığı, gaspa uğraması ve mazlumiyeti hiç bu kadar geniş çapta, sansürsüz ve perdesiz dünya kamuoyuna açıklanma fırsatı bulmamıştı, aydınlatılmamıştı.

İsrail’in, Amerika’nın ve Avrupalı destekçilerinin zalimliği, vahşeti, korkusu, aciziyeti ve güçsüzlüğü hiç bu kadar dünyanın gözleri önüne serilmemişti. Tarihin hiçbir döneminde dünya genelinde özellikle Avrupa ülkelerinde İslam’a yönelik ilginin bu kadar arttığını, Yahudilere karşı da nefretin bu kadar yükseldiğine şahit olmamıştık.

Ateşkesin uygulandığı güne kadar dünya, İsrail’in sivil katliamını ve Hamas’ın Aksa Tufanını ve askeri dehasını konuştu durdu. Aksa Tufanı operasyonu ile İsrail’in gücünün abartılıp göklere çıkarıldığı bir dönemde zayıf ve kırılgan bir yapıya sahip olduğu kanıtlanmış oldu. 

ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya savaş gemileri ve donanmaları İsrail’e yardım için Gazze açıklarında bekletiliyorsa, Amerika ve NATO üslerinden İsrail’e eşi benzeri görülmemiş miktarda savaş mühimmatı sevkiyatı yapılıyorsa İsrail diye bir devlet yoktur demektir, karşımızda Batılıların vekâlet savaşını yürüten bir terör organizasyonu ve onun arkasındaki vahşi batının koalisyonu vardır.

Ayrıca bu savaşın ayrı bir kazanımı da, Hamas, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, İslami Cihat, Kudüs Seriyyeleri ve Al-Aksa Şehitleri Tugayları gibi örgütlerin bir arada hareket etmesiydi. Filistin’in silahlı kanatlarının işgale karşı mücadele tarihinde ilk kez Ortak Operasyon Masası etrafında koordineli çalıştığına hep birlikte şahit olduk. 

Bu savaşla, arada geçinenlerin, ortayı bulanların, ikiyüzlülük yapıp hayatta kalması için düşmana çalışanların nifak maskesi düştü, dünyanın artık “İşgalciler ve Direnişçiler” diye iki kutuplu hale geldiği herkesçe görüldü. Propaganda ile istikbar ve işgalcilerin oluşturduğu yalan imparatorluğu da çökmüş oldu.

Gazze savaşı, zalim işgalciler ile başlayan normalleşme furyasını yerle bir etmiş, müzakere ile sonuca gitmeye çalışan çıkarcıların, ahmakların ve korkakların kafasına balyoz gibi inmiştir. Böylece unutturulmaya çalışılan Filistin işgalini güçlü bir şekilde dünya gündeminin en baş sırasına oturtmuş,

Gazze savaşı, Batılı ülkelerin ve sahibi oldukları medeniyetin, insan hakları ve özgürlük yıldızı parlatıldığı bir dönemde maskesini düşürmüş, ne kadar vahşetten yana olduklarını ve insanlığın onların gözünde hayvandan daha aşağı olduğunu göstermiştir.

Vahşi Batı ve onların Ortadoğu vekilliğini yapan İsrail’in güçten başka bir dilden anlamadığını da gelinen ateşkes sürecinde gördük. İran’ın Filistin için savaşanlara destek vereceğini aleni şekilde deklere etmesi, Lübnan Hizbullah’ının İsrail’i kuzeyden kuşatarak İsrail güçlerinin yüzde 50’sini o bölgeye çekmesi, Irak ve Suriye’de Haşdi Direniş Birliklerinin Amerika askeri üslerine 200’den fazla saldırı düzenlemesi, Yemen Direniş Güçlerinin İsrail’in güvenliğini sarsan balistik füze saldırıları ve en son Yemenli yiğitlerin Kızıldenize inmeleri, işgalcilere ait gemilere el koyma operasyonları… Hepsi ve hepsi bize Direnişin ne kadar caydırıcı olduğunu göstermektedir.

Beyrut’ta direnişin temsilcileri Hamas ve İslami Cihad yetkilileri ile görüştüğümüzde arkalarında gördükleri bunca önemli destekten dolayı moral ve motivasyonlarının yüksek, geleceğe yönelik umutlarının da oldukça fazla olduğuna şahit olduk.

Son olarak…

Direnişin başkomutanı Ayetullah Hamanei, sporcularla yaptığı bir görüşmede “İsrail bu son olayda tam anlamıyla tuş edilmiştir” ifadesini kullanarak Siyonistlerin bu savaştan eli boş çıktığına vurgu yapmış, hedeflerinin hiçbirine ulaşamadığını söylemiştir. Bir buçuk aydır hiçbir askeri hedef vuramayan, sivil katliamlar dışında gösterecek hiçbir başarısı olmayan İsrail kayıpları saymakla bitmez. Onlardan sadece bir kaçı:

·         Hamas’ı yok edemediler. Hamas’ın önemli bir üyesini dahi ele geçiremediler. Hamas’ın herhangi bir karargâhını bulup yok ettik diyemediler.

·         Tünellere giden yollar bulunamadı. Küçücük bir yerde 500 kilometrelik tünel ağından bir tanesine bile ulaşılamadı.

·         İsrail esirleri onca haşin ve sınırsız saldırılara rağmen kurtarılamadı.

·         Gazze boşaltılamadı, halkı göçe zorlayamadılar.

·         Ateşkes kabul edilmek zorunda kalındı.

·         Hamas’a Daiş ve terör örgütü dedikleri halde müzakerelere mecbur kalındı. Esirlerin değişimi konusunda ödünler verildi, devlet gibi tanındı masaya oturuldu, protokoller imzalandı.

·         300 tank, zırhlı araç ve onlarca buldozeri imha edildi.

·         Aksa Tufanı operasyonunda ve Gazze’ye kara harekâtı başlangıcında 2 binin üzerinde asker ve silahlı yerleşimci yok edildi.

·         Yaklaşık 50 milyar dolara yakın maddi kayba uğradı.

·         Güvenlik ve uyarı sistemi açısından İsrail miti çökmüş oldu saygınlıkları kayboldu.

·         Dünya şehirlerinin kahir ekseriyetinde İsrail’in aleyhine protesto gösterileri düzenlendi, Siyonistler lanetlendi, saldırılar kınandı.

·         Modern savunma sistemi ve silahları, özellikle Merkava tanklarının itibarı sorgulanmaya başlandı

·         İsrail Borsası'nın hisse değerleri çöküşe geçti, ticari ve iş dünyasından ülke dışına kaçışlar yaşandı, para birimi değer kaybetti, 300 binden fazla yeni işsiz oluştu, yabancı yatırımda ciddi azalma oluştu, turizm sektörü sıfırları gördü.

·         İsrail gaz sahası çalışmaları askıya alındı.

·         Havayolu uçuşları askıya alındı.

·         İşgalci İsrail’in Filistin topraklarına dışardan taşıdığı yerleşimcilerin kaçışı başladı.

Bazıları tarafından İsrail’e atfedilen zafer ve başarıyı aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

·         Yarısından çoğu kadın olan 15 bine yakın sivil halkın katledilmesi.

·         Savaş ve katliam tarihine rekor olarak geçen 5 binden fazla çocuğun öldürülmesi.

·         Gazze’nin kuzeyindeki yerleşim alanlarının tamamının yerle bir edilmesi.

·         Hastanelere saldırılması, 20’den fazla hastanenin hizmet dışı bırakılması.

·         Okulların yıkılması, camilerin, kiliselerin bombalanması.

·         Kızıl Haç, Kızılay ve mülteci kamplarının, hatta barınak olarak kullanılan hastane bahçelerinin vurulması.

·         Elektrik ve içme suyunun kesilmesi.

·         Gıda ve ilk yardım malzemelerinin girişinin yasaklanması.

·         Gazetecilere hedefli saldırılar ve 60’dan fazla gazeteci ve muhabirin öldürülmesi.

·         7 Ekim Aksa Tufanı operasyonunda savaştan kaçan kendi vatandaşlarını bile Filistinlilere esir düşmesinler diye göz kırpmadan öldürmesi.