.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

Allah Sevgisi Nedir?

Bir şeye karşı sevgi duymak, ona meyletmek ve ondan haz duymak anlamındadır. Bu ise ancak o şeyi tanıdıktan sonra gerçekleşebilir. Tanımak ve bilgi sahibi olmak ise kimi durumlarda duyularla ve kimi durumlarda kalp aracılığıyla gerçekleşir. İnsan, daha çok tanıdığı ve daha çok haz aldığı şeye karşı daha çok sevgi duyar.

Hiç kuşkusuz insanın kalp gözü, başındaki gözden çok daha keskindir ve kalp, gözden daha iyi görebilir. İnsanın, aklıyla görebileceği güzellikler, gözüyle görebileceği güzelliklerden çok daha güzeldir. Bu sebeple kalp gözü, baş gözünün göremediği değerli ilahi görüntülere bakıp çok daha büyük ve kusursuz bir haz yaşayabilir. Binen aleyh sağlıklı bir akıl, her zaman insanı bu tür hazlara doğru sevk eder. Bu gerçeklerin sonucunda, ancak öğrenim derecesini hayvani aşamada tutan birisinin kalkıp da ilahi sevgiyi yok sayabileceğini kolaylıkla söyleyebiliriz. Yani ancak vücudundaki duyuları bilgi kaynağı olarak kullanan biri böyle bir düşünceye sahip olabilir.

İnsan kendisini, kendi yüceliğini, hayatta kalmayı sevdiği gibi, aynı şekilde kimi durumlarda başka birisini, ona bir yarar sağladığı için değil de sadece o kişiyi kendi zatı için sevebilir. İşte bu, gerçek sevgidir ve ancak bu tür bir sevgiye güvenilebilir.

Bu tür bir sevgiye, içinde yaşadığımız dünyadan bir örnek gösterecek olursak sağlıklı bir kişilik sahibi insanların doğaya olan bakışlarını, güllere, çiçeklere, yeşil çayırlara ve güzel kuşlara olan bakışlarını örnek verebiliriz. Bu insanlar, bu gibi güzelliklere bakarken aynı zamanda taşıdıkları sıkıntılardan kurtulurlar; ancak bu sıkıntılardan kurtulmak için ve özellikle bu amaçla bu güzelliklere bakmazlar.

Hz. Peygamber (s.a.a), yeşillikler ve akarsulara bakmayı severdi. Yeşillik ve akarsu, insanın sevgi duyduğu şeyler olabilir ancak hiç kimse bu yeşillikleri güzel tadından ötürü veya bu akarsuları, susuzluğunu giderdiği için sevmez.

Ayrıca, güzellikler, sadece gözle görülen şeylerle veya bir şeyin parçaları arasındaki uyumla sınırlı değildir. Örneğin “ne güzel bir sesi var”, “çok güzel ahlaklı bir insandır”, “güzel bilgilere sahiptir” veya “bu güzel bir davranıştı” denilir oysa bunların hiçbiri gözle görülen şeyler değildir. Bunlar bir yana, güzellikler, duyularla hissedilen şeylerle de sınırlı değildir. Zira birçok güzellik, ancak kalp gözüyle görülebilir. Bu sebeple birçok insan, hayatı buyunca hiç peygamber Efendimizi (s.a.a) veya imamlarımızı (a.s) görmemesine rağmen bu insanlara sevgi duyar. Müminleri efendisi Hz. Ali (a.s), yiğitliği sebebiyle ve Hâtem Tâi cömertliği sebebiyle insanların sevgi duyduğu iki şahıstır. Oysa hiç kimse bu iki şahsı görmemiş ve hiç kimse örneğin Hatem’in cömertliğinden yararlanmamıştır.

Kalp gözü, fiziki duyularından daha iyi çalışan bir insan, gözle görülen olaylardan daha çok gözle görülmeyen kalbi güzelliklere meyleder.

Sabretmek
Sabretmek
İçeriği Görüntüle

Bütün seven insanlar, kendini seven ve kendi dışındaki bir varlığı seven insanlar olarak iki gruba ayrılır. Kendi dışındaki bir varlığa sevgi duyan şahıs, bu varlığı iyi bir varlık olarak gördüğü, onu güzel bulduğu, yüceliğine inandığı için veya kendisiyle onun arasında bir birliktelik ve bağ gördüğü için ona sevgi duyabilir. Ancak insanın kendisine duyduğu sevgi, en sıkı ve en güçlü sevgidir. Zira insanın sevgisi, sevgi duyduğu şeye olan bilgisiyle orantılıdır ve her kes kendisini her şeyden daha iyi tanır. Bu sebeple, insanın kendisini tanıması, rabbini tanımasının anahtarı olarak bildirilmiştir. Kuşkusuz kendisini tanıyan birisi, sahip olduğu bu varlığı ve var olma nimetini kendisini var eden bir yaratıcıdan aldığını bilecektir. Dolayısıyla insanın kendisine duyduğu sevgi, rabbine duyduğu sevgiden kaynaklanır. Ancak insan, bilinçli olarak bunun farkında olmayabilir.

İyi bir insan, güzel, Allah’a yakın biri olduğu için veya belirli meziyet ve üstünlüklere sahip olduğu için sevilen kişiye gelince, bu sevginin sebebi ve kaynağı Allah’ın, insanın yaratılışında ve fıtratında bırakmış olduğu güzelliğe meyil gösterme özelliğidir. İnsan, yaratılış itibariyle güzelliklere meyillidir. Bu güzelliğin gözle görülür olması veya olmaması bu ilgi ve sevginin oluşması için farksızdır. Aynı kural meziyet ve üstünlüklerde de geçerlidir. Yüce Allah, zatı itibariyle kâmil ve güzel olandır. Bütün güzellikler ve bütün üstünlükler onun cemal ve kemalinden kaynak bulur. Sevgiye bu açıdan bakarsak bütün sevenlerin aslında Allah’ı sevdiğini söyleyebiliriz. Ancak Yüce Allah, bu sevilen suretlerin arkasında saklıdır.

Aynı kural, iyiliksever insanlara duyulan sevgide de geçerlidir. İnsan, iyilik ister kendisine yapılsın veya başka birisine, yaratılış itibariyle iyiliği sever. Bütün iyiliklerin kaynağı ise Allah’tır ve Allah’tan başka ihsan sahibi bir varlık yoktur. Kuşkusuz o, ihsan ve iyiliği, ihsan ve iyilik yapanları ve ihsan ve iyilik araçlarını yaratandır. O, aynı zamanda iyilik azmini yaratandır. Bütün iyilik ve ihsan yapan insanlar ise ancak onun ihsan deryasının bir damlasını oluşturur.

Benzerlik sebebiyle duyulan yakınlık ve sevgiye gelince, bunun kaynağı, her şeyin, yaratılış itibariyle kendisine benzer varlıklara meyletmesidir. Bu benzerlik iki çocuğun birbirine olan meylinde olduğu gibi bazen açık ve gözle görünür bir benzerliktir. Bazen de makam, para ve benzeri farklılıkları hiçe sayarak birbirine aşırı ilgi duyan iki yetişkin insan örneğinde olduğu gibi gizli bir benzerliktir. Hadis kaynaklarımızda insan ruhlarının bir ordu misali olduğu ve bu ordu çerçevesinde birbiriyle tanışan ruhların bu dünyada da birbirilerine yakınlık duyduğu, tanışmayan insanların ise yakınlık hissetmediği açıkça ifade edilmiştir. Ancak bu sevgi ve yakınlık, aşama ve yoğunluk olarak nefis sevgisi ve kendini sevmekten sonradır. Dolayısıyla bu sevgi de Allah sevgisinden kaynaklanır.

Sonuç olarak bütün sevgilerin adresi Yüce Allah’tır. Ancak bu gerçeği sadece Allah’ın sevgili ve veli kulları anlayabilir.

İmam Hüseyin (a.s) Arefe duasında bu gerçeğe işaretle şöyle buyurmuştur: Yabancıları, kendisini seven insanların kalbinden çıkaran, sensin. Öyle ki senden başkasını sevmediler ve senden başkasına gitmediler. Münezzehtir âmâ insanların gözüne görünmeyen Allah. Münezzehtir celalini ve cemalini görmeği ancak hicap perdelerini aşan insanlara nasip eden Allah. O Allah ki hüsrana uğrayan insanları karanlık vadilerinde kendi başlarına bıraktı, hayvanlarla beraber yiyip içmeleri için onları yalnız bıraktı. “Onlar, dünya hayatının görünen yüzünü bilirler. Ahiretten ise, onlar tamamen gafildirler”[1].

Buraya kadar söylemiş olduklarımıza dikkatle bakarsanız, sadece iki hemcins arasında bir aşk ve sevgi bağı olabileceğini savunan insanların yanıldığını ve Allah’la insan arasında bu tür bir bağ olabileceğini görebilirsiniz.

* * *

2- İlahi Sevginin Değeri ve Önemi

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“Allah, sevdiği ve kendisini seven, müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir”.[2]

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise çok fazladır”.[3]

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesata uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Resulünden ve Allah yolunda cihat etmekten daha sevimli ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.[4]

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Allah’ı ve Resulünü her şeyden daha çok sevmediği sürece hiç kimse (gerçek anlamda) iman etmiş değildir.

Hz. Peygamber (s.a.a) dua ederken şöyle buyurmuştur:

Allah’ım bana kendi sevgini, seni sevenlerin sevgisini, beni senin sevgine ulaştıran şeylerin sevgisini ver ve seni sevmeği benim için soğuk sudan bile daha sevimli kıl.

Bir hadiste şöyle yazar: Ölüm meleği Hz. İbrahim’e (a.s) geldiğinde Hz. İbrahim (a.s) şöyle dedi: Acaba şimdiye kadar, dostunun canını almak isteyen birisini gördün mü? Bunun üzerine Yüce Allah ona şöyle vahyetti: Acaba şimdiye kadar, dostunun yanına gitmek istemeyen birisini gördün mü? Bu vahiy sonrasında Hz. İbrahim (a.s) şöyle buyurdu: Ey ölüm meleği şimdi al canımı.

Hz Musa (a.s) ve Allah arasında geçen konuşmanın bir bölümü şöyledir: Ey İmran’ın oğlu, beni sevdiğini iddia edip de gece olunca uykuya dalan kişi, yalan söylemiştir. Seven birisi sevdiğiyle baş başa olmak istemez mi? Ey İmran’ın oğlu hiç kuşkusuz ben, beni sevenlerin bu hallerini iyi bilirim. Gecenin karanlığı onların kalplerini bana döndürdüğü vakit, azabımı gözlerinde canlandırdıkları vakit, beni görüyormuşçasına bana seslenirler ve benim karşımdaymışçasına benimle konuşurlar. Ey İmran’ın oğlu! Gecenin karanlığında kalbinin huşusunu, vücudunun tevazuunu ve gözyaşlarını bana getir. Bunu yaparsan beni yanında bulursun.

Bir hadiste şöyle yazar: İsa (a.s) rengi kaçmış, zayıf düşmüş üç kişinin yanından geçerken onlara: “sizi bu hale getiren nedir?” diye sordu. “Cehennem korkusu” cevabını alan Hz. İsa (a.s) şöyle buyurdu: Allah’a yakışan şey, korkuya kapılan birisini emanda tutmaktır. Buradan geçtikten sonra ileride, durumu daha kötü olan üç farklı kişiyle karşılaşan Hz. İsa (a.s) onlara da “sizi bu hale getiren nedir?” sorusunu sordu ve “Cennet şevki” cevabını aldı. Hz. İsa (a.s) “Allah’a yakışan şey, size dilediğinizi vermektir” buyurduktan sonra oradan ayrıldı ve ileride durumu daha kötü olan üç farklı kişiyle karşılaştı. Hz. İsa (a.s) adeta yüzlerinden nur fışkıran bu insanlara da “sizi bu hale getiren nedir?” sorusunu sordu. Onlar, cevap olarak: “Allah’ın sevgisi” deyince Hz. İsa (a.s) şöyle buyurdu: Siz mukarreb kullarsınız, siz mukarreb kullarsınız.

Merhum Saduk, İlelü’ş-Şerâyi kitabında Peygamber Efendimizden (s.a.a) şöyle nakleder: Şuayb (a.s), gözleri kör oluncaya dek Allah aşkıyla ağladı. Yüce Allah gözlerini ona geri verdi. Hz. Şuayb yeniden gözleri kör oluncaya dek Allah aşkıyla ağladı ve Yüce Allah ikinci defa için gözlerini ona geri verdi. Hz. Şuayb yeniden gözleri kör oluncaya dek ağladı ve Yüce Allah üçüncü defa için gözlerini ona geri verdi. Dördüncü defada Yüce Allah, Hz. Şuayb’a şöyle vahyetti: Ey Şuayb ne zamana kadar buna devam edeceksin? Cennet için bunu yapıyorsan, cenneti sana verdim bile. Bunun üzerine Hz. Şuayb (a.s) şöyle dedi: Ey yüce mevlam, sen de cehennem korkusuyla veya cennet için ağlamadığımı biliyorsun, kalbimi senin sevgine bağladığım için ve seni görmek için sabırsızlandığımdan ağladığımı biliyorsun. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle vahyetti: Böyle olduğu için İmran’ın oğlu Musa’yı senin hizmetine veriyorum.

Emirü’l-Müminin Hz. Ali (a.s) “Kumeyl” duasında şöyle buyurmuştur: Allah’ım, yüce mevlam, senin azabına sabrettim diyelim, senin ayrılığına nasıl dayanayım.

Şehitlerin efendisi Hz. Hüseyin (a.s) “Arefe” duasında şöyle buyurmuştur: Sevdiğin insanların kalbinden kendi dışındaki her şeyi çıkaran, sensin. Öyle ki sadece seni sevdiler ve senden başkasına gitmediler.

İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: Ey sevdiklerine birlikte olmanın hazzını yaşatıp da kendi kapısına çağıran Allah.

İmam Zeynel Abidin’e isnat edilen İnciliye münacatında şöyle yazar: Senin onuruna yemin ederim ki seni bütün kalbimi kaplayan sevgiyle sevdim. Ruhum artık bu sevgiyle üns buldu. Kadılığını senin yaptığın bir adalet düzeninde senin sevgine inanan birisini rahmet kapısından uzaklaştırmak imkânsızdır.

İmam Zeynel Abidin (a.s) diğer bir münacatında şöyle buyurmuştur: Allah’ım bizi, kalbinde, senin sevgi ağaçlarının kök salmış olduğu kişilerden kıl. Allah’ım bizi, kalpleri senin aşk ateşinle kaplanış olan insanlardan kıl.

İmam Zeynel Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: Allah’ım, bizi, sana koşan kullarından, rahmet kapından hiç ayrılmayan kullarından, gece gündüz sana kulluk yapan kullarından, senin azametine kendini kaptıran kullarından, saf (hikmet) suyundan içirmiş olduğun kullarından ve istediklerine kavuşturmuş olduğun kullarından kıl.

İmam Zeynel Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: Onların her yerini kendi sevginle donattın, onları saf sevgi içeceğinle doyurdun, onlar ancak senin lütfunla seninle konuşmanın hazzına ve en büyük hedeflerine ulaşabildiler. Duanın devamında İmam Zeynel Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: Bütün azmim sana ulaşmak, bütün dileğim sana gelmektir. Ancak sensin, sen, arzuladığım şey! Bütün uykusuzluğum senin içindir, sana ulaşmak benim göz aydınlığımdır. Sana gelmek canıma can katıyor, seni arzuluyorum, aşkınla mest oluyorum. Bütün arzuladığım şey sensin, senin rızana koşuyorum. Seni görmek tek isteğimdir; son istediğim şey senin yanında olabilmektir. Seninle konuşmak ruhuma ruh katıyor. İlacım sendedir, ateşimi söndürecek su ve bütün sıkıntılarımın çözümü sendedir. Duanın devamında İmam Zeynel Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: Beni kendinden ayırma ay benim cennetim, ey benim dünya ve ahiretim.

İmam Zeynel Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: Allah’ım kim senin sevgini tadıp da başka birisini arzulayabilir? Kim sana yakın olmağı tadıp da senden uzak olmayı arzulayabilir? Allah’ım beni de kendi yakınlığın için seçmiş olduğun, kendi sevgin için temiz kıldığın, beni de sana gelmek için sabırsızlanan, senin uygun gördüklerine rıza gösteren, sana bakmakla mükâfatlandırdığın, rıza nimetine layık gördüğün, sana uzak olmak azabından korumuş olduğun kullarından biri kıl. İmam Zeynel Abidin (a.s) duanın devamında şöyle buyurmuştur: Onların kalbine sana gelmek aşkını verdin. Onları, senin cemalini görmeleri için seçtin, yüzlerini sana döndürdün ve kalplerini senin sevgine özgü kıldın. İmam Zeynel Abidin (a.s) duanın devamında şöyle buyurmuştur: Allah’ım beni, sana gelmek aşkı kalbinden hiç ayrılmayan, her dem seni arzulayan, senin firakınla ağlaması hiç kesilmeyen, senin azametin karşısında alnını secdeden ayırmayan, senin haşyetinle gözyaşları kesilmeyen, kalplerini senin sevgine bağlayan kullarından biri kıl. Ey Kudsi nurları hiç kesilmeyen Allah’ım! Ey ariflerin kalbini nuruyla heyecanlandıran Allah’ım! Ey aşk dolu kalplerin son arzusu! Senden, seni sevmeği istiyorum; seni sevenleri sevmeyi istiyorum; beni sana getiren bütün işlerin sevgisini istiyorum ve senin sevgini bütün diğer sevgilerden üstün tutma nimetini istiyorum.

İmam Zeynel Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: Allahım! Seni andığım anlar ne tatlıdır, sana gelen yollar ne güzeldir, senin sevgin ne hoştur, senin yakınlık şarabın ne tatlıdır. İmam Zeynel Abidin (a.s) duanın devamında şöyle buyurmuştur: Susuzluğumu ancak sana ulaşmak giderebilir, aşk ateşimi ancak sana ulaşmak dindirebilir, aşkımı ancak seni müşahede etmek iyileştirebilir, sabırsızlığımı ancak senin yanında olmak giderebilir, hüznümü ancak sen giderebilirsin, yaramı ancak sen iyileştirebilirsin, kalbimin yarasını ancak senin affın iyileştirebilir ve göğsümdeki heyecanı ancak sen dindirebilirsin.

- - - - - - - - - - - - - - -


[1] Rum, 7.

[2] Maide, 54.

[3] Bakara, 165.

[4] Tövbe, 24.